Kategoriler
Haberler

Bir Hekimin Medyaya Serzenişi…

 
Sayın Uğur Dündar, Sayın Yılmaz Özdil,

Ben ve bu e-mektubun kopya kısmında adresi bulunan eşim Önder Güner tıp doktoruyuz. Eşim, yıllarca devlet hizmetinde çalıştı, hatta ilk görevinde, Van’da mecburi hizmette iken kendisi ile röportaj yapıp genç bir sağlık çalışanının ne koşullarda çalıştığını O’nun dilinden dinlettiniz halkımıza, Sayın Dündar. Yıl 1987 idi. Aradan 24 yıl geçti, hiç bir şey değişmedi, çok şey daha kötüye gitti sağlık politikaları, sağlık çalışanları hakları açısından.

Biz de 13 Mart 2011 mitingine katılan hekimlerdendik. Biz bu mitingde kendimiz için yürümedik; eşim çok severek yaptığı hekimliği, sizin de 1987’de programınızda gösterdiğiniz, ilk günlerinden itibaren yaşadığı zorluklara rağmen, farklı yönetimler, kararlar ve koşullara rağmen direnerek yapmış ama son gelişmelerle artık keyif alamadan yapmak yerine farklı bir yol çizmek üzere emekli olmak için günleri saymakta olan bir emektar hekim. Ben ise tıp fakültesine tesadüfen girmiş, ama ilaç bilimine gönül vermiş, bilim insanı olma yolunda emek vermiş, yurtdışında yaşama ve tıp bilimine hizmet etme şanslarımı ülkeme hizmet etmek amacıyla geri tepip, memleketime geri döndüğümde ise “kadrosuzluk” nedeni ile akademi dışında kalmış ve araştırma hevesini özel bir kurumun araştırma merkezinde çalışarak gidermeye çalışan bir farmakolog doktorum. Biz, kendimiz için birşeyin değişmesini beklediğimizden veya mevcut sağlık politikalarından doğrudan etkilenen hekimler olarak değil ama öncelikle bu sağlık politikalarının halkımızın sağlığı için çok tehlikeli olduğunu düşündüğümüzden, genç sağlık çalışanlarının, meslektaşlarımızın gelecekleri için duyduğumuz endişe nedeniyle katıldık bu yürüyüşe. Kimine göre 20, kimine göre 30 bin sağlık çalışanı ile birlikte tek yürek olmuştuk. Türkiyedeki hekim sayısının 120.000 olduğu düşünülürse bir meslek grubunun 4 veya 6’da 1’inin katıldığı büyük bir mitingdi bu. Politika acemisi, miting, yürüyüş, slogan acemisi hekimler tek yürek olmuş, mağrur bir topluluk olarak “efendice” eylemlerini yapmış ve kendilerinden önce her zaman başkalarını düşünen bu meslek grubu aslında tüm halkın belki henüz farkında olmadığı sağlık derdi ile birlikte hekimlik sanatının artık bir sanat olarak icra edilemeyeceğini dile getirmişti.

Star TV haberleri ve Sayın Yılmaz Özdil’in yazılarını sürekli ve keyifle takip etmekteyiz. Tüm baskılara direnen, özgün, büyük oranda düşünce ve duygularımıza paralel haber ve köşe yazısı tadını sizin işlerinizde bulduğumuz için, bizim sesimizi duyurma çabamızın da sizin ekran ve sütunlarınızda yer bulacağı umudu ile 13 Mart, 14, 15 ve 16 Mart’ta heyecanla bekledim. 13 Mart akşamı kısacık bir haber olduk. Hürriyet gazetesinde orta sayfalarda ancak yer bulabildi eylemimiz. Kendi adıma büyük hayal kırıklığı yaşadım. 70 küsur milyonun sağlığını, refahını, insan gibi yaşama hakkını tehdit eden hükümet kararlarına karşı bir meslek grubu hareketi o kadar da dikkatinizi çekmemişti. Sonra Sayın Tatlıses’in vurulması gündemin ortasına oturdu. Hiç bir insanın, hiç bir canlılın hayatını tehdit eden bir durum yaşamaması dileği olan bir hekim, bir birey olarak elbette her insan için duyacağım acımayı ve şifa dileğini kendileri için de hissettim. Ama o da ne 70 milyonun sağlığı dikkatinizi çekmez iken 2-3 gündür, sabah-akşam, dakikalarca, bakan ziyaretleri, başbakan açıklamaları ile saniye saniye, Sayın Tatlıses’in sağlık durumunu takip etmeye başladık. Dün, ilaç almak üzere girdiğim bir eczanedeki ekranda bize tamamen ilgisiz ve duyarsız kalan Tayyip Bey’in de konu ile ilgili açıklama yaptığını duyunca kendime hakim olamayarak “30 bin kişi bir türkücü kadar olamadık” deyiverdim, 70 milyonun sağlığı bir yana en büyük türkücümüz bir yana idi. Eczanedeki diğer “hastalar” bana kötü kötü bakarken eczacı hanım “siz de mi oradaydınız, maalesef haklısınız” dedi, başka birşey diyemedi.

Gazete köşenizi hangi konuya ayıracağınız, haber akışınızı nasıl planlayacağınız elbette ve umarım yalnızca sizin tasarrufunuzdur. Fakat ne olursunuz en azından kendinize dürüst olun ve bari bu milletin ne kadar “cahil” olduğunu “Japonya nerede?” gibi sorular sorduğunuz garibanları televizyona çıkararak veya yazılarınızda Aziz Nesin’in aslında oranı az söylediğinden dem vurarak yayınlar yapmayın, yazılar yazmayın. Çünkü siz ilkokul mezunu bir türkücünün sağlık durumunu saniye saniye aktararak, Seda Sayan’ın en son kimle evlendiği, Sibel Can’ın en son kimi boşadığı, x arabeskçinin kiminle tatil yaptığı, y mankenin hangi iş adamıyla beraber olduğu, z popçusunun en son neresini gerdirdiği haberlerini ana haber bültenlerinizle ekranlarınızdan tekrar tekrar göstererek bu milletin böyle olmasının en büyük nedenisiniz. Televizyonlarından başka eğlencesi olmayan gariban yurdum insanı sizin etki alanınızda, bunu popüler haberlerle, halk bunu istiyor diye dayatmalarla doldurmaz iseniz, belki insanlar Japonya’nın yerini, 12 Eylül’de ne olduğunu, Hüsnü Mübarek’in arabeskçi olmadığını bilir ve kaktüsün radyasyonu giderdiğine inanan saf halkımız size malzeme olmaz. Sonra da seçimlerde kendisini fakirleştirdikçe fakirleştiren, dini ve mili duygularını sömüren politikacılara mazoşistçe gidip oy vermez, bu kısır döngü bu toprakların kaderi olmaz…

Yayın ve yazılarınızda sağ duyunuzun, vicdanınızın ve Türkiye için beslediğiniz yüce duyguların her zaman sizi yönlendiren tek unsur olması dileği ile, saygılar,

Dr. M. Devrim Güner

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.