Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Libya’nın ardından; Misurata : Yaşanmış Gerçek Bir Olay

Misurata

Kızıl çöl kumunda ilerlediğini düşün. Sırtını sahra çölüne çevirmiş, akdenizin berrak sularında hayallere dalmışsın, 20 yaşındasın; hayallerin, umutların ve henüz sahip olamadığın araban… Sağ avucunu açıyorsun, içerisinde sen de on, ben diyeyim on beş santimlik bir zeytin dalı…

Bir ses geliyor uzaktan neler oluyor diye bakıyorsun, anlamıyorsun, bir acı ve bir jet sesi…

Vuruldun…

Tuttuğun zeytin dalı büyüklüğünde bir uçaksavar mermisi, sağ yanından giriyor, sol yanından çıkıyor… Omuriliğin paramparça, belden aşağın tutmuyor…

Salim diyor biri kulağına, iyi olacaksın Türkiye’ye gidiyoruz…

***

Onu ilk gördüğümde kurşun yaraları iyileşen ama hayata karşı gönül yarası gelişen bir genci buldum karşımda…

Alt bezi ve sondaya mahkum kalan, bacakları tutmayan, sağdan sola dönemeyen, sırtında kocaman bası yarısı gelişen bir genç…

Suçu neydi? Hiç…

Hak etti mi? Hayır…

İçim acıyor, sessiz kalıyorum…

Şu aralar sırtındaki yarayı tedavi etmeye çalışıyorum. Ağabeyi, olmayan Türkçesi ile, ben ise olmayan Arapçam ile çok güzel anlaşıyoruz. Doktor diyor, iyi.

Bakıyorum da hekimliğin dili yok ve Libya halen daha bizden bir parça; Osmanlı’nın kayıp hayaleti geziyor oralarda bir yerlerde… Salim’in el bileğinde siyah zeminde ay ve yıldız dikkatimi çekiyor…

Dünya Libya’lıları bize emanet etti, o kadar güveniyor hekimliğimize, Salim’in yarası da gün geçtikçe iyileşiyor…

Belki yürüyemeyecek… ama o, hekim mehmedin onunla kardeşi gibi ilgilendiğini hep hatırlayacak…

Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları

“Libya’nın ardından; Misurata : Yaşanmış Gerçek Bir Olay” için bir yanıt

21 nisan günü saat 15:00 sıraları acil serviste bir hastaya bakmamı istedi,acil hekimi.Güneye, akdenize doğru bakan,kapısından hastane dışının görülebildiği tek gözlem odası olan dört yataklı gözlem odasının kapısından dışarı bakınca, bir hastayla empati kurarak,anlayabiliyordunuz ki,deniz dışarda,güneş ve bulut dışarda,dağ dışarda,sağlık dışarda,özgürlük dışarda…Ve siz, bu dört duvar arasında,melek mi zebani mi olduğu tartıştırılan hekimlerin arasında artık sadece bir hastaydınız…
Gözlem odasında sağdan ikinci yatakta(ki numarası da 2’ydi) yatan genç kızın yanına götürdü beni acil hekimi.Yatakta uzanmış,şaşkın bakışlarla etrafı süzen ondokuz yaşında olduğunu öğrendiğim,alabildiğine güzel,alabildiğine genç ve kırılgan,dokunmaya insanın kıyamayacağı,su damlası gibi özel ve temiz-narin bir genç kız…
Gördüğüm anda anlamıştım muayene etmeye kıyamayacağım bir hastayla karşı karşıya olduğumu ve bu durumda yapabileceğim tek şey kalıyordu; öyküsünü alacak,tanısını bu şekilde koyacak ve tedavisini planlayacaktım.Kendimi tanıttım ve başladım öykü almaya:
-Ne şikayetin var?
**Sırtım ağrıyor
-Bana karın ağrısı var dediler ama, neyse,ne zaman ve nerede başladı ağrın?
**Yarım saat önce,kampüste polis sırtıma jop vurdu.Tıp’tan arkadaşlarım da ağrıyı öğrenince tutup beni acile getirdiler,aslında iyiyim
-(ama ben artık iyi değildim)Neden vurduki polis,ne yapıyordunuz?
**Basın açıklaması yapacaktık,biz.Önce özel güvenlik geldi,izin vermeyeceklerini söylediler,biz de açıklama yapmakta direttik ve bir anda her tarafımızı çevik kuvvet polisi sardı,bize vurmaya başladılar.Hiç uyarmadılar,polisin nerden çıktığını hiç anlamadık,neye uğradığımızı şaşırdık
-Biz dediğin,sen ve kim?
**Akdeniz Üniversitesi öğrencileri
-Pekiyi basına neyi açıklayacaktınız?
**Hani şu polis kurşunuyla ölen bir çocuk vardı,O olayı protesto edecektik
……..
İsmi Ezgi’ydi.Ezgi polis kurşunuyla ölen çocuğun ismini ve tam olarak olayın nerede cereyan ettiğini bilmiyordu.Bildiği şey bir gencin polis kurşunuyla ölmemesi gerektiğiydi ve bu nüansla basın açıklamasına katılmak istemişti.Samsunluydu.Ezgi’yi muayene etmek durumunda kaldım ve benim muayene etmeye kıyamadığım bu meleğin sırtında 6 adet ”jop” izi vardı…
Gözlem odasının kapısından dışarı baktım.Dışarda ne deniz,ne bulut,ne dağ,ne akdeniz,ne sağlık,ne özgürlük vardı.Dışarda her tarafı yüksek duvarlarla çevrilmiş bir üniversite kampusü ve çocuklarını dövdürmek için kampüse polis davet eden bir rektörün gölgesi vardı.Ve ben melek-zebani tartışmalarının çok çok ötesinde,bu gözlem odasında, artık sadece bir ”hastaydım”.
-Ezgi ne gereği vardı,niye katıldın ki bu eyleme?
**Polis kurşunuyla bir daha çocuklar ölmesin,diye.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.