Kategoriler
Haberler Sizden Gelenler

Hekimden Çarpıcı Bir Yorum!

Geçen hafta yayınladığımız ve bir okurumuzdan gelen “Yeter Artık! Tüm Hekimlere ithafen” yazısı on binlerce ziyaretçimiz tarafından okundu. Birçok yorum yapıldı, yüzlerce email aldık. Ama içlerinde bir yorum var ki; yorumsuz olarak yayınlamaya karar verdik.

İşte O Yazı !

Üniversite ve devlet hastanesinde asistanlık yapmış 6 yıllık bir hekim olarak arkadaşımın söylediklerine sonuna kadar katılıyorum. Olayların hiç de münferit olmadığını gayet iyi biliyorum. 2 yıl asistanlık yaptığım 10 öğretim üyesi olan üniversite hastanesinin aciline hastalar hocaların selamı ile gelirlerdi.İşe 12′de gelip 14′de giden öğretim üyeleri halan var ve hiç de münferit olarak nitelendirilecek kadar az değil.

Bir hocayı dekan’a şikayet etmek de hiç kolay değil. Çünkü “kurt kurdu ısırmıyor” Şikayet ettiğinizde sadece üzerinizdeki baskı biraz daha artıyor. Adalet sistemi hem yavaş hem yanlış çalıştığından hakkımızı mahkemede de arayamayacağımızı biliyoruz. Ya sineye çekiyoruz ya da nadiren yetti gayri deyip istifa ediyoruz. Ve ikinci asistanlığını yapan biri olarak diyebilirim ki yağmurdan kaçarken doluya tutulmak da mümkün. Bu gün türkiyede uzman olmak isteyen bir hekim az ya da çok süt ısıtma tedrisatından geçer, bunu da herkes bilir. Ha ama ben de yaptım. 20 yıl önce şartlar daha kötüydü demek de mazeret değildir. Çünkü 20 yıl önce 20 yıl öncede kaldı. Herşey değişiyor. Dünya değişiyor. Avrupada sağlık çalışanının maksimum mesaisi 8 saat. 20 yıl önce bu kural orada da yoktu. Yakın zamana kadar almanyadaki doktorda fazla mesaiden şikayetçiydi ama şartlarını değiştirmeyi başardı. Asistanı kesintisiz 33 saat mesai yaparken biz de yaptık deyip susan, öğrencisi mecburi hizmete gönderilirken kılını kıpırdatmayan öğretim üyelerimizin o kadar sorun duruken tam gün yasası konusunda bu kadar hassas olmaları ilginç.

Hem asistanlığımız boyunca onurumuzu kırıyorlar hem de hastalara karşı aç gözlü tutumları yüzünden mesleki onurumuzu ayaklar altına alıyorlar.

Bu gün türkiyede herkesin doktorlar ve muayenehaneler ile ilgili anlatacak tuhaf hikayeleri var. Benim de hekim olmadan önce iki kere devlet hastanesine hasta olarak yolum düştü. İkisinde de kibarca muayenehane yolu gösterildi.Madem bu iş böyle yapılıyor yapılmaması herkes için daha iyi.Biz tam gün yasasının önünde duracağımıza özlük haklarımızı almaya çalışmalıyız. Daha makul ve mantıklı ücret ve emeklilik maaşı almaya, daha insani sürelerde çalışmaya, ailebirliğimizi kurmaya uğraşmalıyız. Ve bence asistanlar olarak CESUR olmalıyız.

“Hekimden Çarpıcı Bir Yorum!” için bir yanıt

Editör : Bize mail atılan ve eş zamanlı yorum olarak yazılan metinleri tarafsız bir şekilde yayınlıyoruz. Yayınlıyoruz ki olaylara tek bir açıdan değil, her açıdan bakılsın ve ufkumuz gelişsin. Sizin bizi eleştirdiğiniz yorumunuzu da aynı şekilde yayınlayacağız. Farklı fikirler ve sesler doğru yola giden adımlardır.

Överek mi yererek mi yayınladınız anlamadım. Ama şu yorumu, özel bir yer ayırarak yayınlamaya değer bulduğunuz için, öncelikle site yönetimini kınıyorum.
Sevgili asistan arkadaşlar.
Ben de kısa bir zaman öncesine kadar İstanbul’da en kötü acil servislerinden birinde, eldivenin bile bittiğinde 6 ay sonra geldiği, hazneli nebül bulunamadığı için hasta yakınlarının bir buçuk saat nöbetçi eczane ve depo aradığı günlerde nöbet tumuş, yeri geldiğinde gün aşırı nöbet tutup ertesi gün devam etmiş, sık sık hayata küsmüş, sık sık küfürler etmiş bir dahiliye asistanıydım. O günlerde en büyük dertlerin bunlar olduğunu düşünür, başhekimlikle il sağlıkla kavga eder, tabip odasını bakanlığı eleştirir dururdum. Hatta sitede ahkam kesip, günlük yaşamda sessiz sakin kalanların aksine, sorunlar konusunda baş hekimliğe, müdürlüğe,bakanlığa dilekçeler yazar, yanıt bile alamayınca daha da sinir olur, dayanamaz yeniden birşeyler yapmanın yolunu arardım. Sırf bu nedenlerle 3 sarı zarfım mevcut.
Şimdi ise sizleri gördükçe, sitenin o ilk günlerdeki muhalif, birleştirici, RUH SAHİBİ günlerini anıp, bir güzel girişimin daha bertaraf oluşuna üzülüyorum.
Katılmadığım noktaları sıralayım ;
1- Öncelikle, “tam gün yasasının önünde duracağımıza ÖZLÜK HAKLARIMIZI ARAMALIYIZ” derken, ne kadar saçma bir laf olduğunun farkında mısınız? Özlük hakkı, memurun kanunlarla tanınmış mesleki haklarını kapsar. Bunun içinde, yaptığı işe uygun ücretlendirme, yıpranma payı, emeklilik hakları, nöbet süreleri, çalışma ortamı düzenlemesi gibi bir sürü konu vardır. Diğer memurlardan farklı olarak DOKTORUN AYIRICI ÖZLÜK HAKKI muaynehane açabilmesidir. Bu siyahla beyaz kadar net bir şekilde ayrıdır. Eğer muaynehane açmaya karşıysanız, bu hakkınızdan feragat etmeniz anlamına gelir, ki bu da hakkınızdır. Yani ÖZLÜK HAKLARININ SAVUNULMASI TAM GÜNE KARŞI DURARAK BAŞLAR.
2- O ünlü süt ısıtma meselesine gelince; Önceki yazıyı okuyanlar, bir hocamızın, “sütün ısıtılmasını sağlamak nöbetçi asistanın görevidir” sözünü hatırlayacaklardır. Bu cümleyi ben şöyle anlayarak katılırım. “Hastanın nöbet saatindeki beslenmesinden haberdar olmak, nöbetçi asistanın görevidir.” Eğer diyabetik hastanız soğuk diye o ara öğünü almayacaksa bunu bilmelisiniz. Bunun benzeri olarak, o hastanın yakınının gece dışarıdan dürüm kebap getirip yedirip yedirmediğini bilmek de görevimizdir. Ve eğer siz, hastanın ne yediğinden haberdar değilseniz, tıbba bakışınız en baştan hatalı demektir. Anlatılan olayda hasta yakınını, soğuk sütü servis eden elemanı ve taşeron şirketin patronunu, telefonla arandığında servisi arayıp sütü ısıttırın diyen hocayı eleştirmek çok kolay. Peki siz kendinizi eleştirmediğinizde haksızlık olmayacak mı? Hocanın populist yaklaşımlı olduğunu, sırf muaynehaneden gelecek 100-200 lira para için sizi “sattığını” söylemek çok kolay. Ama hocanın savunma şansı olsa eminim “nöbette o kadar dert varken, bununla ne diye uğraşıp hem kendisinin hem benim başımı ağrıtıyor, ısıttırsın gitsin” diyecektir. Hocalar nöbet tutmaz, gece sizin ne işlerle uğraştığınızı bilmez, depo görevlisinden malzeme istemenin kaç saat sürdüğünü tahmin bile edemez, dışarı reçete çıkarılacağı zaman uğraşılacak kağıtları hiç görmemiştir, ameliyathanedeki kapı görevlisi ile ya da patoloji sekreteriyle hiç muhatap olmamıştır… ama bunlar hep istenir asistandan. Kıdemlenip tüm bu boş işleri tıkır tıkır yaptığınızda asıl olanı görürsünüz. İNSANLARLA İLŞKİ KURMAYI ÖĞRENMEKTİR asistanlık. Koca textbookları okuyan, ya da yanında taşıyan herkes hastalıklara tanı koyabilir, ama uzmanlık bu değildir. Tüm bu karmaşa içinde personelini, hemşiresini, servisini, polikliniğini, ameliyathanesini YÖNETEBİLMEYİ öğrenen UZMANLAŞIR. Zira uzmanlık belgenizde “tüm hastalıkları çözer, bitirir” yazmıyor. “… dalında bir kliniği/labaratuarı yönetecek yeterliliktedir” yazıyor. Evet tüm bunları düşününce, doğrudur, belki sütü ısıtmak değil, ama SÜTÜ SOĞK OLDUĞU İÇİN İÇEMEYEN HASTANIN DERDİNİ ÇÖZMEK doktorun görevidir.
3- İster pratisyen hekim olun, ister asistan, uzman ya da klinik şefi, profesör, Türkiye’de yaşadığınızı unutmamalısınız. Kısa bir süre sonra hepiniz, bulunduğunuz imkanlar cenneti üniversitelerinizden ve eğitim araştırma hastanelerinizden çıkıp, servisi olmayan dahiliyeciler, ameliyathanesiz anestezistler, patologsuz dermatologlar olacaksınız. Cerrahları konuşmuyorum bile. Ama emin olun, uzman olduğunuzda, hepiniz “perifer”de bunalacaksınız. (Konumuz olmadığı için burada perifer anıları anlatmayacağım, ama ne de olsa defalarca dinlemişsinizdir.) Hastalarla konuşmaya vakit ayırmayı bırakın, acilden konsültasyona çağırıldığınızda telefon orderı vermek zorunda kalacaksınız. Eğer gerçekten işinizi layıkıyla yapmak ister, her hastaya en azından 5 dakika ayırayım derseniz, ya poliklinik hasta sınırlaması yapacaksınız, ya da kapı önünde beklerken sizin “mıymıntı” doktor olduğunuzu, “bir girenin bir daha çıkmadığını” homurdananların lafını çekeceksiniz. Türkiye şartlarında keyifle hasta bakamazsınız!! Sevk zincirinin yok edilmesi, televizyon programlarının baskısı, özel hastanelerin paragözlüğü… Her biri sizin kapınızın önünü daha kalabalık etmeye devam edecek canavarlardır. İşte özlük hakkı savaşı, bu canavarla yapılmalıdır, hocalarla değil.
5- Tüm bu durum göz önüne alınınca, elinde imkanı olan kimsenin, insan gibi sağlık hizmeti alamadığı için “bir çıkar yol” araması doğaldır. İstediği yerde oturmak, istediği kıyafeti giymek ne kadar haksa, istediği gibi sağlık hizmeti almak da o kadar haktır. Kapısında 40 kişi bekleyen bir psikiatrist, öğle arasına 1 saat kaldığını gördüğünde sizi ne kadar dinler? Önünüzdeki kadıncağızın sırtını dinlemek için, üst üste giydiği altıncı kat elbiseyi açmaya çalışırken kaç dakika süreceğini hesap etmek zorunda kalırsanız, “sırf muayenem tam olsun diye” boğazı ağrıyanı “bir boğazına bakıp” gönderirsiniz. Ayrıntılı anamnezde özellik saptanmadı, sistemik fizik muayene doğal, tüm vücut lenf nodu muayenesinde patolojik LAP saptanmadı, ürogenital sistem muayenesi doğal… ha unutmadan eski bir gastroenterolog atasözü “muayene inspeksiyonla başlar, rektal tuşe ile biter”. Ünlü bir Türk düşünürünün sözleri ile cevap vermek istiyorum; “ Hadi oradan, hadi oradan…”
6- MUAYNEHANE İNSAN HAKKIDIR! Kimse bana kötü örneklerden bahsetmesin. Doktorların da bazıları en az rüşvet alan polis, siyasi baskıyla karar veren hakim, 10 liraya aldığı tşörte 400 TL etiket koyup 200 liraya %50 indirimle satan esnaf, deprem araştırması yapmadan imza atan mühendis kadar şerefsizdir. Ama hematoloji polikliniğinde “ben kansız mıyım acaba bir tahlil falan yapsanız, genetik inceletseniz” diyenler yüzünden sıra bulamayan lösemi hastası, eğer muaynehanede reçetesini yazdırabiliyor ve GERÇEKTEN MUAYENE OLABİLİYORsa, üstelik de bu hizmeti “A sınıfı ticarethane vasıflı” özel hastanelerin dörtte biri fiyatına alabiliyorsa, kimse bana kötü örnekleri sıralayamaz.
7- Günde 50-80 poliklinik yapan uzman ayda 20-25bin puan sahibi olur. Buna karşılık aynı ay, aynı mesaiyi yapan diş hekimi ortalama 50-60bin puanları bulacaktır. Ay sonu hesabı yapıldığında, hastane ortalaması denen saçmalığı yakalayamayan uzman hekim, 1800maaş + 1300fix + 1000 döner = 4100 TL alırken, sağlık ocağından devşirme aile hekimliği merkezlerinde pratisyen hekim 6-8bin TL, acilde 5 günde bir 24 saat nöbet tutan pratisyen hekim 5-7bin, diş hekimi 7-9bin kazanır. Yorumum tektir; TÜRKİYE’DE CAZASIZ KALMAYACAK TEK SUÇ OKUMAKTIR.
8- Bu kafayla gidip, kendi içimizde bölünmeye, kanun kural bilmeden her şey hakkında sokak ağzıyla atıp tutmaya devam edersek olacak olanları da söyleyeyim. Bir gün gelecek (öyle çok uzak da değil, maksimum 10 yıl içinde) Sağlık bakanlığı nasıl hastane temizliğini ve yer yer hemşirelik hizmetlerini taşeronlaştırdıysa, sağlık hizmetinin tümü için de bu gerçek olacaktır. Kapitalizmin doğasında paranın tek elde toplanması yatar. Bu sistem muayenehanesinde çalışıp hizmet üreten doktor fikrine karşı olmaya devam edecektir. (ütopik bulan arkadaşlarıma mahalle bakkallarının halini hatırlatırım) Sonuçta para sahipleri ihaleye girecek, ve mesela İstanbul Eğitim Araştırma hastanesinin dahiliye ve Üroloji polikliniklerini, Şişli Etfal’in yeni doğan yoğun bakımını ve Samatya dahiliye servisini ihale ile alan bir şirket, emrinde çalıştıracağı, muhtemelen de askeri ücretin 2.5-3 katı civarında sabit gelir vereceği doktorları, sahibi olduğu sağlık merkezlerinde çalıştıracaktır. Ne olacağını ben söyleyim size!!! Burada yine toplanıp konuşacağız o gün, servis paralarımızın ve nöbet saatleri için yemek ek ödemesi alamadığımızın kavgasını vereceğiz hep beraber.
Hepinize kolay gelsin…
UYANIN ARTIK!!!!!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.