Kategoriler
Haberler

Kolestreol tedavisine farklı bir bakış açısı

Biyolog Mevlüt Durmuş’ un yazısı:

Gerçekler daha ne kadar gizlenebilir?

Çünkü karaciğerde fazla kolesterol üretimi yoksa kandaki kolesterol yüksekliği üretimden kaynaklanmayan partikül birikimine bağlı göreceli bir yükseklikse, ilaç kullanmak ve karaciğerin kolesterol-steroid üretimini engellemek akla ve mantığa ihanettir.

Günümüz tıp bilimlerinde de kanda kolesterol yüksekliği bulgusu bize göre gerçekte asla anlaşılmamış, bu yüzden kolesterol konusuna yaklaşımda sürekli hatalar yapılmıştır. Çünkü yapılan akademik çalışmalar tek yönlü verilmekte, karşıt görüşler ortaya çıksa da çeşitli şekillerde insanlara duyurulmamakta, kapitalizm ve bireysel çıkarlar bilimin ışığını söndüremese de, geçici bir süre gerçekleri gizleyebilmektedir.

Sizlere söylenen şudur: Kolesterol sorunu kalp krizi yapar, bu bilimsel gerçektir. Kolesterol konusu tartışmaya açık değildir binlerce üniversite, on binlerce akademik yayın, yüz binlerce profesöre göre her şey apaçıktır. Kolesterol konusunda bütün sorunlar günümüzde statinlerle (kolesterol düşüren ilaçlarla) çözülmektedir.

Acaba söyledikleri gibi mi?

Kolesterol yüksekliği sorunu gerçekten çözüldü mü?

************************
Ciddi bir problemi çözmenin ilk gerçekçi yolu problemi ve sorunu bütün yönleri ile anlamaktan geçer. Çünkü anlaşılmayan bir problem, siz ne yaparsanız yapın –çözüldü, bitti deseniz de-, asla çözülmüş sayılmaz.

Bazıları ‘kolesterol yüksekliği ve hastalık ilişkisi bilimsel gerçek’ deyiminin arkasına saklansa da, anlatılan ve gösterilen kolesterol konusu günümüzdeki kolesterol gerçeğini tümüyle yansıtmaz ve eksiktir. Konu anlaşılmadığı içinde yanılgıya düşmek ve hata yapmak kaçınılmazdır. Kolesterol konusunda öncelikli olarak kolesterol kötüdür düşüncesini taşıyanlara bazı paradoksları verelim:

1. Ölüm oranları (mortalite), kolesterol yüksekliği ve yaş dikkate alındığında (1) kolesterolü yüksek olanlar daha şanslıdır, ölüm oranları-kolesterol düzeyleri konusunda hep yanılgıya düşersiniz(2). Yani kolesterol ilacı almakla, kan kolesterolü düşürmekle ömrünüz uzamaz… Yani ‘kolesterol ilacı kullandınız, kolesterolünüz düştü ömrünüz uzadı’ gibi bir yalana artık sizde kanmayın(3).

2. Sağda solda kolesterol yüksekliği ve kalp krizi yapar nutukları atıp kendinizi bireysel olarak nutuklarınızla tatmin ederken, en az %50 bazılarına göre % 75 olan normal kolesterol düzeylerindeki kalp krizi vakalarını görmezden, duymazdan ve hatta hiç söylemezden (?) gelirsiniz(4). Ve normal kolesterol düzeylerinde kalp krizi-kolesterol ilişkisini kuramaz, kendinizce başkaca ve daha zor anlaşılır ‘multi’ nedenler bulur, kendi kendinizi kolesterol konusunda sahtekâr durumuna düşürürsünüz. Kısaca yüksek değil, kolesterolü normal ya da düşük olanlar (daha fazla) kalp krizi geçirmektedir, (ben değil) istatistikler böyle söylüyor! İstenirse şeytanın avukatlığına soyunur, bu bulguyu farklı değerlendirebiliriz. Yani konu kalp krizi ve kardiyoloji ise, kolesterol yüksek olanlar değil,kolesterolü normal olanlar daha büyük risk altında da diyebiliriz! Sizi kolesterol ile korkutmaya çalışan bir doktara sorulacak en gıcık ve acımasız sorulardan biri şudur: “Yani kolesterolü normal olanlar daha çok kalp krizi geçirirmiş değil mi?” dediğinizde, kardiyoloji servisine gidip kalp krizi geçiren hastaların kolesterol değerlerine bakmaya utanacaktır…

3. Hayırlı, iyi, manken gibi, fıstık ve sizlerin 90–60–90 ölçülerinde değerlendirdiğiniz, yüksekliğinin kalp hastalıklarından koruyucu olduğunu söylediğiniz HDL kolesterol yüksekliğinin, aslında hiç de düşündüğünüz gibi olmadığını gösteren (ACCORD vb) araştırmalar ortaya çıkmaya başlayınca neden bu araştırmaların birdenbire durdurulduğu üzerine kafa hiç yormazsınız(5). Ve böylece iyi dediğimiz HDL kolesterol yüksekliğinin şeker hastalığı ve statin ilaçlarıyla ilişkili bağlantıyı küçümsemek zorunda kalır (6), bu durumu ‘ama’ ve ‘fakat’larınızın yanı sıra ‘göreceli risk, mutlak risk’ gibi insanlarca zor anlaşılan kavramlar ve laf cambazlığı ile geçiştirmeye çalışırsınız.

4. Kolesterol molekülünün iyisi kötüsü olmaz, kolesterol molekülü tek bir moleküldür ve evrensel yapısı uzun zamandan bu yana bellidir. İyi veya kötü deyimleri kolesterol molekülüne göre değil, kolesterolün bağlandığı diğer bileşenlerle (apolipoproteinler, yağ asitleri vs) ve kolesterolün yapıldığı organlarla ilgili bir kavramdır. Doktor dostlarımıza bir biyolog olarak anlatamadığımız şudur: Kolesterol molekülüne başka bir molekül ya da moleküller bağlandığında artık o çok farklı bir bileşen olur, ve ortaya çıkan bileşen sadece kolesterol ile değerlendirilemez. Yani suyun içinde, su molekülünün yapısında hidrojen ve oksijen olarak iki farklı bileşen vardır. Suyu sadece hidrojen ya da oksijen moleküllerinden biriyle tanımlayamazsınız! Kandaki iyi ve kötü dedikleri kolesterolün durumu da suyu hidrojen ya da oksijen molekülü ile tanımlamaya benzer, bazı farklı partiküllere bağlı kolesterol molekülleri vardır, fakat bu partikülleri sadece kolesterol üzerinden değerlendirmek tümüyle yanlıştır. Ancak mecbursanız kanda iyi yada kötü partikül tanımlaması yapabilirsiniz, kolesterol tanımlaması değil çünkü kanda partiküller üzerindeki kolesterol miktarı ölçülmektedir! Tek başına, partiküllerden (LDL, HDL vs) bağımsız bir tek kolesterol molekülü dahi kanda dolaşamaz, kanda kolesterol molekülleri tek başına dolaşır diyebilen konuyu hiç bilmiyordur.

5. Bir yandan insanlara sürekli ‘yüksek kolesterol damarları tıkar’ nutukları atarken, aslında damarlarda kolesterolden çok daha fazla kalsiyum birikimi olduğunu (7), damarlarda kalsiyum birikiminin evrensel bir risk olduğunu fakat bunun kandaki kalsiyum veya kalsiyum içeren besinlerle ilişkili olmadığını söylemeyi hep unutmak zorunda kalarak kendi zekânızı kendiniz küçümsemek durumunda kalırsınız (8). Kısaca damarlarınızı tıkayan bir aterom plağının yapısı büyükten küçüğe şu şekildedir: % 50 kalsiyum, % 45 makrofaj ve hücre kalıntıları, % 3 kolesterol, % 2 diğerfarklı bileşenlerdir. Bu tabloya göre kolesterolün damarlarınızı tıkaması imkânsızdır, bu tabloya göre ilk sırada kalsiyum olmalıdır…

6. Karaciğerdeki bir hata veya hatalar nedeniyle (LDLreseptör bozukluğu, apo B bozukluğu vs) ve kanda artan LDL partikülleri nedeniyle yükselen kolesterol değerini düşürmek için, genetik kolesterol yüksekliğinin tek çözümünün ilaç kullanmak (statin) olduğunu düşünmek zorunda kalır ve karaciğer nakli ile de bu hastaların bir daha geri dönmemek üzere iyileştiğini görmezden gelirsiniz. Çünkü genetik kolesterol başta olmak üzere, bütün genetik hastalıklar en az bir hücre, doku ve organla ilişkili olmak durumundadır. Şayet hastalığın ilişkili olduğu organ biliniyorsa, organ değişimiyle genetik hastalıkta son bulur! Yani genetik, ailesel kolesterol yüksekliğinden kurtulmanın yolu, ilaç kullanımından değil karaciğer naklinden geçer, özellikle bebek ve çocuklarda mutlaka denenmeli ve karaciğer nakli yapılmalıdır. Karaciğer nakli ile sağlıklı karaciğer ile kanda kolesterol ve partikül birikimi olmayacağı için kolesterol değerleri de düşer… Genetik kolesterol yüksekliği aşırı kolesterol üretimi değil, kanda aşırı partikül birikimi olayıdır. Aşırı partikül birikimi nedeniyle rastlantısal zorunluluk gereği kolesterol de kanda yüksek çıkar, fakat bu yükseklik hücresel üretimle ilişkili değildir. Genetik kolesterol yüksekliği, sonradan ortaya çıkan kolesterol yüksekliğinin nedenini de açıklamaktadır fakat sadece anlayana ve aklını kullanmasını bilenlere (9)…

7. Kötü dediğimiz LDL kolesterol ile ilgili paradokslarortaya çıkınca, small LDL, small LDL ile paradokslar ortaya çıkınca ultra small LDL üzerinde kafa yorarsınız (10). Fakat İngilizce “small LDL cholesterol’ kelimelerinden ‘small’ kelimesini profluk unvanı gibi kendi kişiliğinizle bir bütün gibi algıladığınız, small kelimesinin üzerinde durmadığınız için, ‘küçük’ düşünmeye başlarsınız ve LDL partiküllerinin neden gittikçe ‘küçükleştiğini’, partikülde hangi moleküllerin eksik olduğunu değil, partikülde eksiklik olabileceğini bile kavrayamazsınız. Dahası bu LDL partiküllerindeki söz konusu küçülmelerin neye yol açtığını biliyor görünseniz de aslında sonuçta sizin mantıksal olarak bağladığınız noktada hiçbir şey bilmiyorsunuzdur! ‘Karmaşık bir cümle oldu’ dediğinizi duyar gibiyim. Açıklamama izin verin: Küçülen partiküller karaciğere geri dönemez, kanda birikir ve zorunlu bir partikül (LDL) yoğunluğu oluşur; kandaki söz konusu partiküllerdeki kolesterol ölçüldüğünde ise ‘siz kolesterolü çok yüksek’ bulursunuz. Kanda biriken partiküller (LDL) nedeniyle kolesterolün yüksek çıkması aslında mantıksal olarak beklenen sonuçlar arasındadır ve bu sonuç partikül artışına göre normaldir fakat nihai sonuçta siz ‘karaciğer fazla kolesterol yapıyor, üretiyor’ gibi kendi uydurduğunuz bir sonuca ulaşmak mantıksızlığın en üst zirvesidir, gerçekliği sıfır olan bir yalana gönül bağlamak bütün var olan mantıksal kurguyu berbat eder. Sapla- saman karmıştırılmıştır. Çünkü bu tabloda yani kanda biriken partiküller nedeniyle kanda kolesterolün yüksek olmasıyla, karaciğer hücrelerin fazla kolesterol üretimi aynı şey değildir! İşte konusunda uzman olduğunu düşünen birçok akademisyenin yanılgısı budur. Anlaşılmayan (özellikle genetik kolesterol yüksekliğinde) kandaki kolesterolün üretim fazlalığı nedeniyle değil, birikim nedeniyle yükseldiğidir. Yani anlayacağınız kolesterol yüksekliğinin gerekçesi kandaki partikül çokluğuna bağlı kolesterol birikimidir, karaciğerin fazla kolesterol yapması söz konusu bile değildir. Burada araştırmacılar tarafından bir kapitalizm saçmalığına da imza atılır: Karaciğer hücreleri fazla kolesterol üretmesin, kanda kolesterol yükselmesin diye insanlara tonlarca statin adı verilen ilaç yutturulur, ilaç hücre içinde kolesterol yapımını engeller çeşitli yan etkiler ortaya çıkar (11) ve karaciğer yetmezliği, katarak, böbrek yetmezliği, cinsel fonksiyon bozukluğu gibi onlarca yan etkileri görmezden gelirsiniz. Çünkü söz konusu statinler fungi adını verdiğimiz mikotik canlıların (mantarların), diğer canlılar için geliştirdiği bir savunma molekülüdür, çabuk ve hızlı hücre öldürür. Söz konusu statin adı verilen moleküller bakterilerde (12) dahil her türlü hücreyi öldürme özelliğine sahiptir, canlılardaki kolesterol dahil bütün steroid sistemi yok ederek yapar bu işi. Memeli canlılarda görülen, kandaki gördüğünüz ‘yüksek kolesterol’ üretim kaynaklı değidir yani kandaki yükseklik hücresel molekül üretimiyle ilişkili bir kolesterol yüksekliği değildir ve statin ilaçları bu nedenle göründüğünden çok daha fazla zararlıdır ve hücre için öldürücüdür. Kısaca karaciğer hücrelerinde üretim kaynaklı bir kolesterol yüksekliği olsaydı, bizim ilaçları (statinleri) eleştirmemiz elbette biraz daha insaflı olabilirdi… Fakat kandaki kolesterol yüksekliği, hücresel üretimle değil kandaki partikül birikimiyle ilişkili; bu nedenle eleştirilerimiz kızgın, acımasız ve keskin olmak zorunda, bunun aksini düşünenler lütfen kendi mantıklarını yeniden gözden geçirsinler ve genetik kolesterol yüksekliği adını verdikleri olguyu yeniden incelesinler: Kolesterol fazla üretim nedeniyle mi artıyor, yoksa partikül birikimleri nedeniyle mi yüksek görünüyor? Bu soruya vereceğiniz cevap konuya bakışınızı etkilemelidir…

İlaç şirketleri ve statinseverler…

Ve hala kendilerine göre çok ciddi, gerçekçi ve hüzünlü bulduğu ‘bir kolesterol türküsü’ söyleyerek yolunuza devam etmeye çalışıyorlar…

Oysa söyledikleri ‘kolesterol türküsü’ ciddiyetten ve bilimsel mantıktan çok ama çok uzak…

Kolesterol konusunda şu andaki mantık tek kelimeyle açıklanabilir: Mantıksızlık….

Sizi imkansız ama eğlenceli bir türkünün gerçekliğine inandırmaya çalışır gibi çırpınır dururlar:

“—Manda yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu sinek kapmış, gördün mü?”

— !!!!…

“Kolestreol tedavisine farklı bir bakış açısı” için 10 yanıt

Memlekette sağlık haberciliği çok vahim durumda, tüm tv kanallarında otçular, taşçılar, büyücüler vatandaşlara sağlık önerilerinde bulunuyor. Habercilerin de halkın da bilimsel yaklaşım vizyonu taş devri insanı seviyesinde olunca ortaya trajikomik durumlar çıkıyor. Mesela birkaç ay önce tüm yayın organlarında E.coli O157:H7 virus olarak haber edildi, hiçbir uzmana danışmadan kopyala yapıştır habercilik ile bu hata tüm kanallara yayıldı. Aynı haber BBC, New York Times gibi kanallarda kusursuz bir profesyonellikle verilmişti.

Gelelim bu yazıya.. Yukarıdaki yazı nedir? Bir hipotezin bilimsel yöntemlerle analiz edilip aksinin ispatlandığı bir makale değildir. Kahvehane diliyle yazılmış, insanları kandırılmış, doktorları ilaç endüstrisi tarafından kontrol edilen kişiler ilan eden, zihinleri bulandıran ve sonu türküyle biten bir propaganda yazısıdır. Madem iddian da bu kadar eminsin, düzgün bir şekilde makale haline getir, kayda değer bir şey ortaya koyarsan elbet bir dergide yayınlanır, ama bakıyorum Pubmed’e sayın biyologun hiçbir yazısı yok. Yaz bakalım bir dergiye, aterom plağında fazla kalsiyum var az kolesterol var, demek ki damarı tıkayan kalsiyumdur diye, onlar da yanıt alarak ldl kolesterolun bizzat damarı tıkamadığını, yaklaşık 30 yıldır bilindiği üzere inflamatuar özelliği ile bir süreci başlattığını, yüksek ldl kolesterolün kv mortaliteyi arttırdığına, sekonder korumada mortaliteyi azalltığına, primer korumada kv olay sıklığını azalttığına dair geniş hasta serilerine ve uzun takiplere dayanan veriler olduğuna, sayın yazar aksini daha güçlü çalışmalarla açıkça ispatlarsa iddilarını seve seve kabul edeceklerini, ama mevcut durumda yazarın iddialarını kabul etmek için bir neden olmadığını sanırım kendisine bildirirler.

Daha garibi ise bir çok sitede yer alan saçma sapan yüzlerce yazıdan biri olan bu yazının asistan hekim sitesinde nasıl yer bulduğudur. Site editörleri, yazının saçmalığını farkedip bununla dalga geçmek mi istemiştir, yoksa bilim ile bilim dışını ayıramayıp iddiaları ilginç bularak paylaşmak mı istemiştir? Gerçekten anlamadım, bildirirseniz sevinirim.

Editör : Memlekette neler oluyor, biz bazı tedavileri düzenlerken “bir kısım” bunlara nasıl bir savunma mekanizması ile yaklaşıyor “malumatınız” olsun; vatandaş yarın gelir böyle bir iddia ortaya atarsa “google taramayı seviyoruz biliyorsunuz” nereden çıktı bu dememeniz için paylaştık.

Gökhans beye önerim, iddialara ait kaynakları incelemesi, eleştirisini ona göre yapmasıdır. Kaynaklar yazarın sitesinde var, bir çok uzman da yazarı takip ediyor…bilim lafta ve sözde değil, gerçekte ilginizi çekiyorsa, bu tip iddiaları hiç bir dergide yayınlatamayacağınızı da bilmeniz gerekiyor… (site: http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com )

🙂 Ben de bundan bahsediyorum işte sayın editör.

Nezahat hanım işim gereği referanslardan tıpla ilgili olanları bir kısmını zaten okumuştum. Yazar referansları vermiş ama o referansta neyi refere ettiğini belirtmemiş, örneğin 2 numaralı kaynakta primer korunmada statinlerin genel mortaliteyi azaltmadığı fakat ölümcül olmayan kardiyovasküler mortaliteyi azalttığı sonucu çıkmıştı, bu çalışmanın editorial’ı olan 3 numaralı kaynakta da bunun statinlerin etkisiz olduğu anlamına gelmeyeceği, primer korumada anlamlı mortalite azaltımının görülebilmesi için daha uzun takip süresine ihtiyaç olduğundan bahsediliyordu. Ya da ACCORD çalışmasında sıkı kan şekeri kontrolü sağlanan hastalarda artmış bir mortalite söz konusuydu, genel kanı ve mantıklı açıklama farkedilmeyen hipoglisemilere bağlı mortalite artışı olduğuydu, statinle ilgili bir mortalite artışı iddiası kanıt veya mantıklı bir açıklama olmadıkça komiklikten öteye gidemez. Vb.. (zaman darlığından daha detaya giremiyorum) Ama anlatmak istediğim şey; bilimin kitap yazıp kamuoyundan taraftar toplayarak değil, bilimsel çevrelerde bilimin aklın yöntemleriyle yapılması gerektiği, yukarıda kabaca yaptığım gibi verilerle ispatlarla konuşulması gerektiğidir.

Bilimsel yönden tutar yanı olsaydı veya yazarın öyle bir derdi olsaydı onbinlerce dergi içerinde emin olun yayınlanacak bir yer bulunurdu, hatta kitap yazmak için yayınevi bulmaktan çok daha kolay bulurdu.

Ben bir felsefeci olarak sizin biraz ön yargılı olduğunuz hissine kapıldım. Yazarın bazı yazılarındaki kaynakları inceledim verdiği kaynaklar ve yazdıkları arasında tutarlılık var. Bazı kaynakları üşenmedim ve aldım inceleyeceğim…

aldığım kaynakların bazıları:

Ray KK, et al. (2010) Statins and all-causemortality in high-risk primary prevention: a meta-analysis of 11 randomizedcontrolled trials involving 65 229 participants. Arch Intern Med.2010;170(12):1024-1031

Chodick G, et al (2010)Statins and all-cause mortality in high-risk primary prevention: a second lookat the results. Arch Intern Med. 2010;170(22):2041-2

R.S. Spada et al (2007). Low total cholesterol predicts mortality in the nondemented oldest old. Archives of Gerontology and Geriatrics. Volume 44, Supplement 1, 2007, Pages 381-384

Naveed Sattar et al.(2010). Statins and risk of incident diabetes: a collaborative meta-analysis ofrandomised statin trials. The Lancet, Volume 375, Issue 9716, Pages 735 – 742,27 February 2010 (ABST)

Joanne Foody (2010).Cohort study: Statin use associated with increased risk of cataract, myopathy,liver dysfunction and acute renal failure with varying numbers needed to harm. EvidBased Med 2010;15:187-188 doi:10.1136/ebm1103. http://ebm.bmj.com/content/15/6/187.full

Nicola L. Harman1, Anthony R. Leeds2 and Bruce A. Griffin (2008). Increased dietary cholesterol does not increase plasma low density lipoprotein when accompanied by an energy-restricted diet and weight loss. European Journal of Nutrition. Volume 47, Number 6 / September, 2008. 1436-6207 (Print) 1436-6215 (Online). http://www.springerlink.com/content/c6287375m6767g80/

Alsheikh-Ali AA, Maddukuri, Han H, Karas RH. Effect of the Magnitude of Lipid Lowering on Risk of Elevated Liver Enzymes, Rhabdomyolysis and Cancer. J Am Coll Cardiol, 2007; 50:409-418, doi:10.1016/j.jacc.2007.02.073

Do, Catherine et al (2009). Statins and Erectile Dysfunction: Results of a Case/Non-Case Study using the French Pharmacovigilance System Database. Drug Safety: 1 July 2009 – Volume 32 – Issue 7 – pp 591-597
doi: 10.2165/00002018-200932070-00005. (Abst).

Birgit Agerholm-Larsen et al (2000). Elevated HDL Cholesterol Is a Risk Factor for Ischemic Heart Disease in White Women When Caused by a Common Mutation in the Cholesteryl Ester Transfer Protein Gene. Circulation; 101: 1907.

Benoit J. Arsenault et al (2007). Cholesterol levels in small LDL particles predict the risk of coronary heart disease in the EPIC-Norfolk prospective population study. European Heart Journal 2007 28(22):2770-2777.

Judith Hsia et al (2008). Lipoprotein Particle Concentrations May Explain the Absence of Coronary Protection in the Women’s Health Initiative Hormone Trials. Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology. 2008;28:1666.

Şöyle söyleyelim; sizin kabul ettiğiniz iddia, tıp alanındaki araştırmacıların objektif olmayıp insan sağlığını tehlikeye attığı, bilimsel verilerin güvenilir olmadığı fakat bir kişinin bilimsel yönden geçersiz iddialarının doğru olduğu;

benim kabul ettiğim ise, ilaç sektörü baskı ve yönlendirmelerine rağmen bilim insanlarının insan sağlığını en üst düzeyde gözettiğidir.

Bu tabloda, ön yargılı olan ben değilim gibi geliyor.

Birçok ilacın güvenilirliğine dair bilimsel tartışmalar sürekli olur, bunların çoğu kamuoyuna yansımaz, bir ilacın güvenilirliğine dair yeterli veri toplanırsa, hatta bazen toplanmadan kuvvetli şüphelere dayanılarak -hatta bazen üretici firma tarafından- ilaçlar piyasadan çekilir. Bilim çevrelerinde düşündüğünüzden çok daha fazla ilaç güvenliğine dair hassasiyet vardır. Kamuoyu sadece ilaçların piyasadan çekilme haberlerini duyar, bu tartışmalardan doğal olarak habersizdir. İlerde statinlerle veya başka bir ilaçla ilgili olumsuz veriler toplanırsa emin olun tıp çevreleri biyolog arkadaştan çok daha duyarlı davranır.

Ve aslında gereksiz yere konu dağılmış oldu, aslında o ya da bu şekilde yazar sadece bir soru soruyor ve bence siz bu soruya cevap vermek istemiyorsunuz ve nedenini ben de merak ediyorum, size literatür kaynak vs sorulmuyor bir tek soru soruluyor ve düşünceniz isteniyor:

‘Kolesterol yüksekliği karaciğerde aşırı üretimden değil, partikül birikiminden kaynaklanır’ diyor ve genetik kolesterol yüksekliğini gösteriyor… ‘Üretim kaynaklı olmayan bir kolesterol yüksekliğine ilaç kullanamazsınız’ diyor..

Bana da doktorum ‘karaciğer fazla kolesterol üretiyor’ demişti. Buradan öğrendiğim tek gerçek, karaciğerin fazla kolesterol üretmediği, bu nedenle ilaç kullanımının bazı sakıncalarının göründüğünden fazla olabileceği….

Bence gereğinden çok fazla mantıklı ve kolesterol paradigması gerçekten değişebilir, literatürlerde………….

“Buradan öğrendiğim tek gerçek, karaciğerin fazla kolesterol üretmediği, bu nedenle ilaç kullanımının bazı sakıncalarının göründüğünden fazla olabileceği….” demişsiniz ama yazıda söylenen şey bu değil.

Şu paragrafı tekrar okumanızı öneririm,
“Çünkü karaciğerde fazla kolesterol üretimi yoksa kandaki kolesterol yüksekliği üretimden kaynaklanmayan partikül birikimine bağlı göreceli bir yükseklikse, ilaç kullanmak ve karaciğerin kolesterol-steroid üretimini engellemek akla ve mantığa ihanettir.”

Burada eğer karaciğerde üretim fazla değilse ve kolesterol yüksekliği sadece partikül birikiminden kaynaklanıyorsa tedavi gereksizdir şeklinde bir sav ortaya atılıyor. Yani sizin anladığınızdan farklı bir şey söyleniyor. İsterseniz tekrar bir göz atın.

Ardından da aksini iddia etmenin ihanet olduğundan bahsediliyor. Bu beni rahatsız ediyor, bilim felsefesi ve epistemoloji hakkında bilgisi olan bir felsefecinin dahi bilimsel bir tezin gayri bilimsel yöntemlerle savunulmasından rahatsız olmaması, beni rahatsız ediyor. Bu başlıktaki son yazımdı, saygılar.

Verimli yazışma için teşekkür ediyorum. Yazarın ‘sivri dilli’ olması konusunda sanıyorum haklısınız. Ama benim bu tartışmadan da anladığım kadarıyla sanıyorum ‘başka seçeneği kalmadığı için’ böyle sivri dil kullanmış olabilir. konu dikkatimizi başka türlü çekemezdi. Olmasaydı daha iyi olurdu, fakat mantık ve akıl yürütme doğru, uslubun sert olması ayrı bir tartışma…

Her şey için teşekkür ederim, (admine de sabrından dolayı)

Konu kapanmış olsa da, doktor bey yine kendi fikrini söylememiş, yazara ve yazarı savunanlara kızmış: Yani hücresel üretimle kandaki kolesterol yüksekliğinin ilgisi yok görünüyor. Buna ragmen hücre içinde kolesterol üretimini ilaçla engellemenin neresi tedavi oluyor? Gerçekten ilginiç bir durum!…..Bunu bilmiyordum ve şaşırdım, hem de çok şaşırdım….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.