Kategoriler
Haberler

Yabancı Doktor Yabancı Hoca

Mehmet Altan (Cuma) “CHP’ye de yabancı doktor lazım” başlıklı çok güzel bir yazı yayınladı.

Malum, Türkiye’de her türlü yabancı tüketim malı bulunur (iyi ki de bulunur), askeriyenin en belirleyici kodları yabancıların kontrolündedir, yabancı sermaye çekmek için haklı olarak didinip dururuz, milli takımların, üç büyüklerin teknik direktörleri yabancıdır ama sıra tıp sektörüne geldiğinde nedense yabancı doktor konusunda çok ulusalcıyızdır.

Yabancı doktorların Türkiye’de, mesleki denklikleri olduğu sürece, çalışmalarında, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı doktorlarla rekabet etmesinde ne sakınca olabilir, hiç anlamamışımdır ama Tabipler Odası bu işi senelerdir engellemeyi bir biçimde başarmıştır.

Sağlık Bakanlığı yeni bir olumlu girişimde bulunmaktadır, bakalım sonu nereye varacaktır?

Yabancı doktorların Türkiye’de çalışmasının önündeki en büyük engel de Atatürk’ün söylediği iddia edilen “Beni türk doktorlarına emanet ediniz” sözüdür; itirazın düzeyi de budur.

Sağlık gibi evrensel bir alanda, Türkiye’de çalışmayı yurttaşlık bazında sınırlamak, biraz düşünürseniz, gerçekten çok saçmadır, çok komiktir.

Mesele sadece yabancı doktorlarla da sınırlı değildir.

Üniversitelerimizde de yabancı öğretim üyesi çalıştırmak çok zordur, Ankara tarafından hoş karşılanmaz, vakıf üniversiteleri bile, mesela bir amerikalı öğretim üyesi ile sözleşme yapsalar, YÖK, “bu hocanın dersini verebilecek türk hoca yok mudur” gibi çok komik, çok anlamsız sorular sorabilmektedir.

Düşünebiliyor musunuz, adı “üniversite” olan bir kurumda yabancı uyruklu öğretim üyesi istihdamı tuhaf karşılanmakta, üniversitelere anlamsız sorular yöneltilebilmektedir.

Yabancı uyruklu öğretim üyelerinin üniversitelerde idari görev üstlenmesi ise tamamen yasaktır.

Kimse bana yasalarda yazan kimi çağdışı maddeleri göstermesin, istenirse hemen değiştirilir, parantezler açılabilir.

Bir anabilim dalı ya da bir bölüm başkanının, bir dekanın yabancı uyruklu olmasında ne gibi bir sakınca olabilir, kafanızda paranoyak saplantılar yoksa, anlaşılabilir bir şey değildir.

Dünyada üniversitelerin her anlamda en iyi yönetildiği ülke hiç kuşkusuz ABD’dir.

Harvard’da, Princeton’da rektörlük yapmış bir amerikalı öğretim üyesinin bizde de rektörlük yapmasında ne gibi sakıncalar olabilir?

Yabancı rektörlere, dekanlara, bölüm başkanlarına karşı olmanın, yabancı öğretim üyesi ile sözleşme yapılmasında gerekçe istemenin aklıma gelen tek nedeni devletin birileri, sözde rektörler üzerinden üniversiteleri bilim dışı amaçlar doğrultusunda kontrol etmek istemesidir, başka bir gerekçesi olamaz.

Üniversitelerde yabancı öğretim üyesi çalıştırmayı zorlaştıran, yabancıların idari görev yapmasını yasaklayan zihniyet türban yasağını da koyan zihniyettir ve kendi içinde de tutarlıdır.

2010-2011 akademik senesinde üniversitelerde türban fiili olarak serbestleşmiştir ama yabancı öğretim üyelerine yönelik sınırlamalar aynen devam etmektedir.

YÖK’ün yeni yönetiminin görmesi, bilmesi gereken şey, saçma yasak koymanın bir zihniyet olduğu ve bu zihniyetin her an başka alanlara taşma potansiyelini de içinde barındırdığıdır.

Yeni YÖK Başkanı’nın yabancı öğretim üyesi ve idareci istihdamına karşı olduğunu zannetmiyorum ama bu sınırlamalar olduğu gibi, tüm anlamsızlıklarıyla durduğuna göre belki de işin içine başka kişiler, kurumlar, “iyi sıhhatte olsunlar” karışmaktadır.

Ama, dönem artık “iyi sıhhatte olsunların” saçmalıklarına göre kurumları yönetme devri değildir.  

Hele üniversiteleri asla.

KAYNAK

STAR GAZETESİ

Eser KARAKAŞ

ekarakas@stargazete.com


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.