Kategoriler
Haberler Sizden Gelenler

Bir Yazı

Medimagazin’e gönderilen bir yazı

Aslında en başından beri sorunun cevabı belliydi; nedense uygulanamadı. Madem polisle askerle karşılaştırılıyoruz aynı onlar gibi herkes gitsin mecburi hizmete. Böylece gidilecek zaman kısalır; herkes planını ona göre yapar. Batıda hakimlerin maaşına zam yapılırken doktorların maaşına zam yapılmamasını sessizlikle karşılayan bir kesim var. Bunlar o dönem muayenehane açma hakkı elde edip susmuştu. Sadece uzmanlara ya da genel olarak sağlığın ticarileşmesine tepki göstermeyen bir kesim kazançlı çıkıyordu bu sistemden. Denetlenmedikçe de sınır tanımaz oldu. Bu gurup mecburi hizmete gitmiş miydi?

Nedense bu ülke olup biten 2003 ten sonra göreve başlayanlara oldu. Oysa muayenehane sisteminden kazançlı çıkanlar da şimdi yeni sisteme uyum sağlamayı istemeyenler de bu tarihten önce göreve başlayanlardan çıkıyor.  Ben o dönemde bu işe hiç anlam veremedim aslında. O zaman bir özel doktor furyasıdır gidiyordu. Bu kavram para verme karşılığı doktorun kıta sahanlığına girebilen ‘’ay doktorcuğum’’diye konuşabilen bir kesim yaratmıştı. Daha fazla para verilerek daha iyi sağlık hizmeti satın alınır mı sanıyorsunuz? Para karşılığı bazı hastalar hocalardan hizmet almayı hak ediyor lafına da anlam veremiyorum.  Profesör nerede  nasıl ve neden profesör olmuş ki? Bilgisini sadece kendisinin çıkarları için kullanabilsin diye mi? Bu topraklar olmasa, Pınarbaşı köyünde Ahmet efendi olmasa, kurtuluş savaşında Fadime ana olmasa olur muydu o profesör. Üzerine bastığı vatan toprağını para karşılığı satın alıp tüm borcunu ödeyebilir mi mesela? Havayı kullanmayacağını söylesek mesela.  Bir profesörü tek fronkülü tedavi etsin diye mi yetiştiriyor bu ülke ki parası var ve trilyonda bir riski bile kabil edemeyen birisi o profesör ün vaktini çalsın. Çünkü muayenehanede işte tam bunlar para kazandırıyor. Fronkülü aile hekimi, tüberkülozu göğüs hastalıkları uzmanı operasyonu riskli bir anevrizmayı profesör tedavi edecek ki ülke kaynakları anlamlı ve üretken bir şekilde kullanılsın. Çünkü bu koca bir yanılgı; bilgi ancak yeterli derecede ilgi varsa kibir yoksa işe yarıyor.   Böyle olursa proflar uzman doktor yetiştirmekten çekinmeyecek; öğrencisini rakip görmeyecek; böyle kötülemeyecek onları. Oysa bir süredir kimi zihinlere bu kaygının gölgesi düşüyor. Hatta ne  yazık üniversite kadroları bile entrikalarla baş etme becerisi temel alınarak seçiliyor.  Oysa iyi hekim iyi ve duyarlı insandan çıkıyor.

Sağlığın azı çoğu olmayacağı gibi ucuzu pahalısı da olmaz; gerisi kandırmaca dan ibaret bence.  Doktorun hastasına sıkıntılarını yeterince anlatabilecek rahatlığı sağlaması için hastanın daha fazla para ödemesi gerekiyorsa bu hakkı para karşılığı veren değil aldığı maaşa bu fırsatı vermeyen işini eksik yapıyor demektir.  Hastasına yeterince vakit ayırmayan aldığı maaşı hak etmiyor aslında. Ya da sırf müşteri memnun olsun diye kendini hasta sanan; hasta kalması daha yararlı hale gelmiş kişiyi tatmin etmekte de etik olmanın çok daha dışında bir yanlışlık var aslında. Biz hekimiz; her şeyden önce hastamızın sağlıklı olmasını toplumumuzun sağlıklı kalmasını amaçlarız. Her insana yaşama hakkı kadar eşit mesafede dururuz; ama para ölçülebilen bir şeydir ve işte tam bu mesafe ölçülemez derecede sabit kalmalıdır.  Kamu da çalışıyorsak işimizi devletin eliyle yaparız; yani devlet görevlisi olarak; halkın kendisini sağlık sorunlarını çözmek amacıyla devlet eliyle görevlendirdiği  sağlık görevlileri oluruz. Hizmetkâr değil; çünkü bu yaşam biçiminde bir hükümdar yoktur; olmamalıdır. Halkımızı yaşadığı tüm aydınlanma fırsatlarından sonra yine de bu yanılgıyı yaşaması konusunda ülkedeki diğer tüm aydınlar gibi doktorların da rolü yok mu ki bunu kullanan kendine yakıt olarak besleyen o kesime kızmakla yetiniyoruz. Toplumun okuyan olayları anlama ve çözümler üretme konusunda uzakları görebilen kesimi olarak toplumumuza uzak kaldığımız, onların tarhana kokusuna yabancı kaldığımız yetmezmiş gibi bu hallerinden de faydalanmadık mı? Türbeye ya da hacca gider gibi muayenehaneye en az yılda bir kez gelerek naftalin kokan paralarını aldığımızda;   bizi tanrılaştırdıklarında pozitif bilimlerin sırtımıza geçirdiği beyaz önlüğü unuttuk.  Hala neden bir türlü iyileşmediklerini sorgulayamayan çile ve hastalığı artık hayatın doğal bir parçası kabul eden bu arabesk zihniyetleri besledik. Çünkü onları bir adım sonraya geçirmek zor ve kazançsızdı. Çünkü ülkenin; vatandaşın sorunları ile ilgilenmek politikacıların işiydi ve politika tehlikeliydi. Ancak ne yazık böyle kalmadı. Türbelerimiz yıkıldı; giderek daha az hekim der olduk kendimize sonra onlar da daha az hekim daha çok doktor der oldular. Bu umursamazlık, umursamazlık  eğilimi uygun koşullar yaratılarak toplumu doktora karşı bir kötülük görme sanrısı içine sürükledi.   Hekim toplumsal bir kavramdı; toplumsal bir sorumluluktu; doktor ise devlet dairesinde bir çalışandı ve ya para verilip satın alınandı. Son darbeyi bakanımız vurdu; sınıfın en çalışkan ödevlerini aksatmayan çok konuşanlar listesine yazılmayan çocuğu artık tahtanın kenarında tek ayak üzerinde durmak zorunda kaldı. Ne yazık o dönem bu gidişatı fark edip uyarılar da bulunan; bu kirli tarafsızlığa-duyarsızlığa-kazanca bulaşmayanlar  gibi o dönem ilkokulda okuyup hiçbir şeyden haberi olmayanlar da en çok katlananlar bu olaya. Ötekiler yeni düzenlemelerle artık sadece daha fazla kazanamayacaklar; kazandıklarını yitirmediler ya. Sadece ülkesinin havasını solumayan; vatandaşlık bilincini yaşamayan bir nesil türedi ve buna biz de katıldık. Kazançlarımız onların gözünde büyürken biz toplumun önemli bir kesiminin  aslında ne kadar yokluk içerisinde olduğunu görmez umursamaz olduk. Çünkü  ülkede bizim yıllarca çalışarak kazandığımızı kılı kıpırdamadan kazananlara; bir gecede zengin olanlara hiç de az rastlanmıyor. Ülke kaynaklarını har vurup harman savuranlara böyle göz yumulmasa;  mesele bağcıyı kötü gösterip halka dövdürüp arada bağı götürmek olmasa; ülkenin kalkınması; fukaralığın tüm ülkeden silinmesi amaçlansa  bizi yetiştiren;  okulları, fakülteleri ve bizi var eden bu toplum için karın tokluğuna da çalışırdık.  Çünkü böyle çalışmak insanda para ile ölçülemez bir iç huzuru bırakır. Ancak bizden alınanlar halka dönmüyor ne yazık onlar daha fakirleşmeye gebeler ve  sadece  yeni zenginler doğuyor.

Kızmayın bu bir zincirle kendini yaralama töreni değil. İyi bakarsanız kırılma noktasının hekimden doktora dönüştüğümüz noktada oluştuğunu göreceksiniz. Filmi geri sarın ülkede tüm memur maaşlarına zam yapılırken bize yapılmayınca eş zamanlı olarak muayenehane açma furyası başlamıştı. İşte tam o zaman pratisyen hekimler cılız sesler çıkarabilmişti ancak.  Verilen bu kirli tavizleri elinizle itseydiniz;  o tarihte pratisyen hekimlere katılsaydınız ; maaşların makul seviyede tutulmasını talep etseydiniz o  gün ne yapabilirlerdi size? Bir de şimdi yapılabilenleri karşılaştırın. Kaybedilenleri görün. 

Bu arada vatansever olmak; ülkenin ve halkın kalkınmasını böyle içten dilemek; bu ülkenin topraklarından bu ülkenin ihtiyaçlarına yönelik bilimsel adımlar atmayı öyle hevesle istiyorum ki gerçek kimliğimle yazmayı tehlikeli buluyorum.

Uz.Dr.yy

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.