Kategoriler
Duyurular Haberler

Diyarbakır’daki şiddet Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından kınandı (!)

TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ BASIN AÇIKLAMASI

HEKİMLER ALT YAPI EKSİKLİKLERİNİN SORUMLUSU DEĞİL, MAĞDURUDUR! 
VERDİKLERİ HİZMETİN KARŞILIĞI ŞİDDET DEĞİL, ÖVGÜ OLMALIDIR!

Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Nöroloji uzmanı olarak görev yapan Dr. Rodi Sarı Polat, 23.12.2011 tarihi sabah saatlerinde; çalıştığı hastanede tedavi ettiği bir hastasının yakınlarınca gerçekleştirilen bir saldırıya maruz kalmış, küfür ve hakaretlerle birlikte, büyük olasılıkla öldürme kastıyla kafası defalarca duvara vurulup, tekrar tekrar tekmelenerek darp edilmiştir.

Dr. Rodi Sarı Polat, başka bir merkeze nakledilmesi planlanan ancak kendisine yer bulunamayan hastanın, aynı hastanenin yoğun bakım servisinde tedavisini sürdürmüş, hasta yakınlarını eksiksiz bir şekilde süreç hakkında bilgilendirmiştir. Hasta yakınları birçok benzer olayda olduğu gibi, sağlık hizmetlerindeki alt yapı eksikliklerinden kaynaklanan kimi sorunları yanlış yorumlayıp hekimlere mal eden ya da sorunun ne olduğunu bildikleri halde anlaşılması güç bir kasıt ve niyetle hareket etmiş, meslektaşımızı haksız yere suçlanmış ve saldırıda bulunmuşlardır. Söz konusu bu kişiler, utanç verici bu eylemlerinden sonra “Yanlış doktoru dövdük” diye kendilerini savunmuş, sorunun ve sorularının muhatabının sağlık sistemi ve onun yöneticileri olduğunu görememişlerdir.

Değerli meslektaşımıza acil şifalar ve yakınları, hastaları ve tüm halkımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor; her geçen gün hekime yönelik şiddetin hızla artmasına göz yuman gerekli tedbirleri almayan sorumluluk ve görev sahiplerini kınıyoruz. 

Neredeyse hemen her gün ve her sağlık kurumunda, tüm sorumluluğu o anda sağlık hizmeti sunmak olan hekimlere yönelik şiddetin ve bu şiddet eğiliminin nereden kaynaklandığı ve nasıl meşrulaştırılıp, sıradanlaştırıldığı apaçık ortadadır; mevcut sağlık politikaları ve onun uygulayıcıları!

Son yılların, ülkemiz için kendisini bir olgu şeklinde duyurduğu en önemli alan şiddettir. Bunda şaşılacak bir şey olmaması gerekir. Çünkü ülkemizin içinde bulunduğu toplumsal süreçte siyasi iktidar, kendisini şiddet kavramı etrafında kurarak biçimlendirmektedir. Ergin ve kaderine hükmedecek eleştirel, sorgulayıcı bir özne olarak yurttaş; kurumsal tasarım, denetim ve kısıtlamalarla; çalışma hayatında özlük haklarının gasp edilmesinden, dinleme cihazları ile özel yaşamının mahremiyetine tacizde bulunulmasına kadar şiddetin çeşitli biçimlerine maruz bırakılmıştır. Bireyin bir yurttaş olarak sahip olduğu haklar unutturulurken, güçlü olanın kazandığı bir yaşam biçiminin kanıksatılmaya çalışıldığı görülmektedir. Tüm bunlar devleti baskıcı bir aygıta dönüştürürken, kamusal alanda şiddeti bir yaşam biçimi olarak benimseyen grup ve kişilerin çoğalmasına neden olmuştur.

Hekimleri hedef almış saldırıların artışında güvenlik tedbirlerinin eksikliğinin çok daha ötesinde sebepler olduğu açıkça ortadadır. Özellikle; aşırı hasta yükü, hasta başına ayrılan sürenin kısalığı ayrıca ekonomik kriz ve buna bağlı olarak yoksulluğun ve alkol-madde kullanım sıklığı ve yaygınlığının artması, son 30 yıldır sistematik olarak iktidarlar tarafından sağlık sistemindeki aksaklıkların suçlusu olarak hekimlerin ve sağlık çalışanlarının gösterilmesi, sağlıkta dönüşüm programları ile serbest piyasa ekonomisinin hiçbir sınırlama olmadan uygulanması sonucunda hekim-hasta ilişkisinin işletme-müşteri ilişkisine dönüştürülmesi gibi etkenlerin önemli ve belirleyici olduğunu düşünmekteyiz.

Sağlıkta Dönüşüm Programı kaliteli hizmet üretimi yerine, hekimlerin özlük haklarını ve saygınlıklarını azaltmış, adeta kişisel bir saldırıya dönüşmüştür. Sağlık yöneticileri, sağlık kurumlarının sayı ve alt yapı eksikliklerini gizlemek için hekimlerin ve hekim sayısının yetersizliğini öne süren açıklamalar yapmış ve dolaylıda olsa hekimleri halkımıza karşı hedef göstermişlerdir. Tarihsel olarak eşi görülmedik bu deneyim, kimi hasta ve hasta yakınlarının hizmete ulaşamayınca, haklarını arama adına, hekimleri hedef alan şiddet ve tehdide başvurmalarına neden olmuştur.

Olağanüstü ve gerçek anlamda eşi görülmedik bu baskı ve şiddet ile hekimlere yönelik bireysel saldırıların artışındaki ilişki tereddüte yer bırakmayacak denli açıktır. Aynı zamanda bu ilişki, sağlık yöneticilerinin sağlık kuruluşlarındaki şiddet olaylarını görmezden gelerek ciddiye almayıp, neden önlem almadıkları (?) sorusunun da yanıtıdır aslında.

Mesleğimizi, meslektaşlarımızı hedef alan saldırıların neredeyse sistematik bir şekilde arttığını gözlemlemekte ve üzüntü duymaktayız. Daha vahim olanı ise Sağlıkta Dönüşüm ile, sağlık sisteminin kurumsal ve yapısal bir yenilenmeye, gelişmeye evrilmesi yerine, kelimenin tam anlamıyla, kamusal alanda giderek yaygınlaşan şiddetin, sağlık sisteminde de özümsenmesi ve benimsenmesine hizmet etmiştir.

Yetkililer için hekimlere yönelen saldırıları, gerçek hale getirmenin, onu önemsemelerini ya da ona ilgi göstermelerini sağlamanın, ısrarla sürdürülmekte olan “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nı durdurmalarının yolu nedir?

Bu programla ne hedeflenmektedir ki halkımız ve sağlık çalışanları yoksullaşırken, işsiz kalırken, sağlık hizmetlerinden faydalanamazken, yaralanırken, ölümle tehdit edilirken ve hatta öldürülürken bu acımasız politikalara hergün yeni birisini eklemektedirler?

Tüm sağlık çalışanları gibi biz psikiyatri hekimleri de üstlendiğimiz sorumluluğun bilinciyle, cesaretle, vakarla, kararlılıkla, maruz kaldığımız her türden baskı ve şiddete rağmen imkanlar ölçüsünde, olabilecek en verimli şekilde sağlık hizmetlerine olan katkımızı sürdürmekteyiz. Bu, uysal bir ruh hali ya da teslimiyetçi bir dünya görüşünden değil, eğitimimiz boyunca aldığımız tıp terbiyesi, halkımıza karşı taşıdığımız sorumluluk bilinci ve yaptığımız işin ciddiyetinden kaynaklanmaktadır. Ancak bu tutumumuz, ciddiyetsiz politikalara uyum sağlayacağımız, sessiz kalacağımız anlamına da gelmemelidir.

Sonuç olarak: Siyasi iktidar ve destekçisi sağlık yöneticilerini yürüttükleri politikaların, hekimlere karşı benimsenen tutumun, sağlık çalışanlarının maruz bırakıldıkları şiddet olaylarının ve baskıların toplum sağlığını tehlikeye atan bir fiili durum yarattığını, kamuoyu önünde bir kez daha yineliyor, ilgilileri mevcut tutumlarından vazgeçmeleri ve şiddete karşı acil önlemler almaları için göreve çağırıyoruz.

Türkiye Psikiyatri Derneği olarak kamuoyuna, “sağlığımıza” yönelik gerçek bir saldırının olduğunu, gerçek saldırının gerçek tehlikeleri olduğunu hatırlatmaya ve mücadeleye devam edeceğimizi bildirir saygılarımızı sunarız.

Basına ve kamuoyuna saygı ile duyurulur…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.