Kategoriler
Duyurular Haberler

Sağlık Bakanı ile yapılan görüşmenin ayrıntıları

“Başka Hacettepe Yok” öğretim üyeleri girişiminin, sağlıkta dönüşüm programının yarattığı problemlerin tıp fakültelerindeki eğitim ve hizmet düzeyini etkilememesi amacıyla başlattığı çalışmalar sürüyor. Bu doğrultuda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakülteleri (Çapa ve Cerrahpaşa), Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi  ile Ege ve 9 Eylül Tıp Fakülteleri’ndeki benzer

girişimlerle ortak toplantılar yapıldı. Bu toplantılarda oluşturulan ortak görüş ve talepler, “Tıp Fakülteleri Öğretim Üyelerinin Nitelikli Tıp Eğitimi,  Mesleki Bağımsızlık, İyi Hekimlik, İş Güvencesi Gelir Güvencesi ve Can Güvencesi için Görüş ve Talepleri” başlığıyla, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın talebiyle 26 Aralık 2011 tarihinde öğretim üyeleri ile gerçekleştirilen toplantıda Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a sunuldu. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Haluk Özen, Prof. Dr. Okan Akhan, Prof. Dr. Hakan Örer ve Prof. Dr. Dicle Orhan’ın katıldığı görüşme yaklaşık 6 saat sürdü. 

Prof. Dr. Haluk Özen ve Prof. Dr. Okan Akhan’ın anlattıklarına göre, görüşmede aktarılanlar şöyle: 

Tıp Fakülteleri Öğretim Üyelerinin 

Nitelikli Tıp Eğitimi,  Mesleki Bağımsızlık, İyi Hekimlik, İş Güvencesi Gelir Güvencesi ve Can Güvencesi için

Görüş ve Talepleri

Üniversite hastanelerinin temel işlevleri eğitim vermek, araştırma yapmak ve nitelikli sağlık hizmeti üretmektir. Bu işlevler; öğretim üyeleri, uzmanlar, asistan hekimler, hemşireler, teknik elemanlar, tıbbi personel ve diğer çalışanlar aracılığıyla bir ekip çalışması içinde yürütülür. Sağlık Bakanlığı’nın tüm yetkileri elinde topladığı son yasal düzenlemeler, öğretim üyeleri de dâhil olmak üzere tüm sağlık çalışanlarını mutsuz edecek, hastalarımızın nitelikli sağlık hizmetine erişimini engelleyecek şekilde sağlık sisteminde ciddi sorunlar oluşturduğu kanısındayız. 

Tıp fakülteleri öğretim üyeleri olarak, sağlık sisteminin tüm çalışanlarını ve hastalarımızı memnun edecek bir işleyişe kavuşması için, aşağıda yer alan eğitim, araştırma ve hizmet alanındaki düzenlemelerin ivedilikle yapılmasını içtenlikle talep ediyoruz:

A) Eğitim alanı

a) Geleceğin hekimlerini yetiştiren ve mesleki başarıları ile örnek alınan tıp fakültesi öğretim üyeleri, günlük polemiklerle toplum önünde itibarsızlaştırılmamalı ve değersizleştirilmemelidir.

b) Tıp eğitiminin niteliği giderek gerilemektedir. Tıp fakülteleri, eğitim alt yapısına ait gereksinimler belirlenmeden, eğitim-öğretim programları ve araştırma faaliyetleri planlanmadan, öğrenci sayıları ve eğitim-hizmet dengesi üzerinden akademik kadrolar oluşturulmadan açılmaktadır. Yeni açılan birçok tıp fakültesi sadece birer tabeladan ibarettir. İnsan gücü, eğitim olanakları ve alt yapı açısından gereklilikleri karşılamayan tüm tıp fakültelerinin eğitim verme yetkileri, akademik kadroları tamamlanana kadar, kaldırılmalıdır. Öte yandan, kurumsallaşmış tıp fakültelerine, eğitim ve araştırmanın gelişimine katkı sağlayacak şekilde gerekli altyapı desteği sağlanmalıdır.

c) Tıp fakültelerinin öğrenci kontenjanlarının giderek artırılması, tıp öğrencilerinin dersliklere sığamamalarına, uygulamalı eğitiminin yeterli düzeyde yapılamamasına neden olmaktadır. Tıp fakültelerinin öğrenci kontenjanlarının eğitim altyapısını zorlayacak şekilde artırılmasına son verilmelidir.  

d) Tıp fakültelerinde klinikler arası ve klinik içi çalışma barışı bozulmuştur. Halen uygulandığı şekliyle niceliğe dayalı performans sistemi bu barışı bozan en önemli etkendir. Oysa tıp eğitiminin başarısı, preklinik ve klinik dallar arasındaki uyum ve ortak çalışmayla sağlanır. 

a. Performans sistemi, tedavi endikasyonlarında genişlemeye, poliklinik muayene, cerrahi işlem ve tetkik sayısında artışa neden olmasının yanı sıra öğretim üyelerini hastalara ve öğrencilere yeterli zaman ayıramayacakları hizmet ağırlıklı bir çalışmaya zorlamaktadır. 

b. Yeni düzenlemelerin en fazla etkilediği alanlar, doğrudan hasta bakımı ile ilgili olmayan temel tıp dallarıdır. Performans sistemi, tıp fakültesi mezunlarının bu alanlara ilgi göstermemesine neden olmuştur. Bu dallarda görev yapan öğretim üyeleri neredeyse sadece lisans dersleri vermektedir. Bu durum temel tıp dallarının gelişmesini engellemekte, geleceğini tehdit etmekte, yeni kurulan tıp fakültelerinde ise bu dallarda akademik kadronun hiç oluşturulamamasına neden olmaktadır. Üstelik, yeni mezunların mecburi hizmet yükümlülüğü, bütünleşik tıp-bilim doktoru (MD-PhD) gibi yenilikçi uygulamaları da zora sokmaktadır. 

e) Tıp fakülteleri öğretim üyelerinin üniversite kadrolarından çıkartılarak, güvencesiz ve sözleşmeli statüde çalıştırılmaları konusunda sürdürülen hazırlıklar ve girişimlerden vazgeçilmesini umuyoruz.

f)    Uzmanlık eğitiminden sonra mecburi hizmete giden hekimler, çoğu kez fazla sayıda uzmanın olduğu, yeterince muayene odası ya da ameliyat masası bulunmayan, düşük verimli ortamlarda çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Hekimler için adeta bir cezaya dönüşmüş olan mecburi hizmet kaldırılmalıdır.

g) Uzun ve zorlu bir eğitim ile ancak orta yaşlarda erişilen yan dal uzmanlığından sonraki mecburi hizmet, geleceğin akademik kadrolarını oluşturmaya aday bu hekimlerin zorlu bir süreç olan akademik hayatı tercih etmemelerine neden olmakta ve bu sonuç tıp fakültelerinin geleceğini tehdit etmektedir. Daha önce zorunlu hizmet yapmış olan hekimlerin yan dal uzmanlığından sonra zorunlu hizmet yapmaması akla uygun bir çözüm olarak görünmektedir.

Eğer mecburi hizmet kaldırılamıyorsa ilk adım olarak yan dal uzmanlarının uzmanlık dalına gerçekten gereksinim duyulan ve yan dal uzmanlığının verimli bir şekilde uygulanabilmesinin olanaklı olduğu kurumlarda bu hizmeti yapması sağlanmalıdır. 

h) Asistan hekimlerin çalışma koşulları, yasalara ve uluslararası normlara uygun bir şekilde düzenlenmelidir. Ülkemizde üniversite hastaneleri de dahil olmak üzere, uzmanlık eğitimi veren hastanelerdeki uygulamalara bakıldığında, asistan hekimlerin çalışma süreleri ve nöbet sayılarının, eğitim gereksinimlerine göre değil, hastanelerin iş yükü dikkate alınarak belirlendiği görülmektedir. Asistan hekimler, eğitim almak amacıyla bulundukları kurumlarında hizmet ihtiyacını karşılamanın bir aracı olmamalı, asistan hekimlerin nöbet sıklıkları çağdaş çalışma koşullarına uygun bir biçimde belirlenmeli ve nöbet ertesi izni bir hak olarak verilmelidir. Ayrıca “eşit işe eşit ücret” prensibi gereği Devlet Hastaneleri ve Üniversite Hastanelerin de çalışan asistanlar arasındaki ücret farklılıkları giderilmelidir.

i) Tıp Eğitiminden sorumlu öğretim üyesi hekimlerin  “rapor, reçete yazma ve hasta tedavi etme haklarının” ellerinden alınması usta öğretisini gerektiren tıp eğitiminde telafisi mümkün olmayan açıklar yaratacaktır.

B) Araştırma alanı

a) Tıp fakülteleri öğretim üyelerinin öğretme, araştırma ve yayın yapma gibi evrensel işlevleri, herhangi bir etki ve baskıya karşı güvence altında olmalıdır. 

b) Tıp fakültelerinde, evrensel ölçülerde ve ülkemizdeki önemli sağlık sorunlarını tespit edecek ve bu sorunları çözecek, yeni tanı ve tedavi yöntemlerini geliştirecek nitelikte bir araştırma ve eğitim ortamı oluşturulmalıdır. Hasta bakım hizmetini önceleyerek araştırma yapma işini sadece akademik yükseltmelerin bir aracı haline getiren idari uygulamalar, akademik ortamın oluşmasını engellemektedir. 

c) Öncelikle Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kurumları ile tıp fakültelerinin işlevlerinin birbirinden farklı olduğu kabul edilmelidir. Tıp fakültelerinin temel görevinin eğitim ve araştırma olduğu dikkate alınmadan ve üniversitelerin bilimsel ve idari özerkliği göz ardı edilerek yapılacak uygulamaları sakıncalı buluyoruz.

d) Ülkemizde eğitim ve araştırma konularında öne çıkan tıp kurumları hepimizin ortak değerleridir. Bu kurumların korunması ve desteklenmesini bekliyoruz.

C) Hizmet sunumu

a. Üniversitenin bilimsel ve idari özerkliği bağlamında üniversite hastanelerinin Sağlık Bakanlığı tarafından işletilmesine yönelik yasal düzenleme ve girişimleri dikkat ve üzüntü ile izliyoruz.

b. Üniversite hastaneleri, kâr amacı olmadan, tanı ve tedavisi güç, karmaşık ve ağır hastalara yönelen bir sağlık hizmetinin sunulduğu sağlık kurumlarıdır.  Üniversite hastaneleri, özellikle de son yıllarda genel bütçeden aldıkları desteğin kesilmesi sonucunda döner sermaye gelirlerine mahkûm edilmiş, SGK’dan sağlık hizmeti üretme maliyetlerinin çok altında geri ödeme alarak maddi açıdan zor duruma düşürülmüştür. Bu geri ödeme sistemi yataklı tedavi kurumları için adil olmayan bir sonuç vermektedir. Öte yandan SGK’nun ödeme planları çerçevesinde hekimlik yapmaya zorlanma klinik kararların hekim bağımsızlığı ile verilmesini engellemektedir. 

c. Türkiye’de tüm kamusal yataklı tedavi hizmetlerinde olduğu gibi, Üniversite hastaneleri için de çözüm, piyasa anlayışının hâkim olduğu ve tüm hastanelerin kâr amaçlı işletmeler haline getirildiği Kamu Hastane Birlikleri’ne katılmak ve düşük maliyetli, kâr getirici sağlık hizmeti üretimine yönelmek olmamalıdır. Üniversite hastaneleri, genel bütçeden yeterli destek sağlanarak kamusal hizmet anlayışıyla yönetilmelidir.

d. Hizmetlerin bir ekip çalışması içinde yürütüldüğü tıp fakültelerinde, performans sistemi uygulaması, öğretim üyeleri, asistan ve uzman hekimler, hemşire ve diğer çalışanların hak ettikleri ücreti alamamalarına, bir yandan da ücret eşitsizliği oluşturarak çalışma barışının bozulmasına neden olmaktadır.

e. Sağlık çalışanlarını güvencesiz, sözleşmelerin tek taraflı olarak iptal edilebildiği sözleşmeli çalışma sistemine geçirecek olan tüm düzenlemeler hepimizde derin bir kaygı uyandırmaktadır.

f. Eğitim alırken aynı zamanda hizmet de sunmakta olan son sınıf öğrencileri “İntern hekimler” den öğrenim harcı alınması uygulamasının terk edilmesini bekliyoruz. 

g. Meslek etiğine ve yasal kurallara uygun olmayan davranışlara karşı meslek örgütleri ve Sağlık Bakanlığı kararlı biçimde mücadele etmelidir. Ancak, gerek etik kuralların oluşturulması, gerekse mesleki kötü uygulamalara ilişkin meslekten men gibi ceza uygulamaları, kişi ve toplum yararına çalışan meslek örgütleri çatısı altında yetkin bilim insanlarından oluşturulan bağımsız kurullar tarafından gerçekleştirilmelidir.

h. Üniversite hastaneleri de dahil olmak üzere tüm sağlık kurum ve kuruluşlarında karşılaşılan hekime yönelik şiddet olayları, önemsiz ve sıradan gibi gösterilmeden sorumluluk ve ciddiyet içinde ele alınmalı ve Sağlık Bakanlığı tarafından meslek örgütleriyle işbirliği içinde şiddet olaylarını izleme ve önleme çalışmaları yapılmalıdır.

i. Sağlık politikaları, sadece Sağlık Bakanlığı’na bağlı kurullar tarafından değil,  sağlığın korunması ve geliştirilmesine emek veren ve bu konuda sorumluluğu olan tüm bileşenlerin görüşü ve mümkünse desteği ve onayı alınarak oluşturulmalıdır.

Sonuç olarak

Bizler (Tıp Fakülteleri öğretim üyeleri, uzman ve asistan hekimleri, öğrencileri ve sağlık çalışanları), eğitim ve bilimsel araştırmanın yapılabildiği, hasta bakım hizmetlerinin yeterli süre ayrılarak nitelikli düzeyde sunulabildiği,  özlük haklarımızın tanındığı ve emeğimizin karşılığının çalışma barışımızı bozmadan maaş olarak ödendiği, iş güvencesi ve akademik özgürlüğün olduğu, “tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesinin sağlandığı” bir ortamda çalışmak istiyoruz.

Üniversite hastaneleri ile ilgili sorunların çözümü, öğretim üyelerinin de içinde olduğu tüm sağlık çalışanları ve meslek örgütleri ile, YÖK ve Sağlık Bakanlığı’nın temsilcilerinin birlikte yapacakları çalışmalara bağlı olarak aranmalıdır.

kaynak : hekimedya.org

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.