Kategoriler
Haberler

Genç bir uzman hekimin gözünden tıp ve uzmanlık eğitimi – Ayça ÖZGÜL

Kaynak : Ayça ÖZGÜL / Sağlık Dergisi

 

Türkiye’de geçtiğimiz yıl yaşanan asistan hekim hareketinin öncü isimlerinden biri olan İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Özgür Niflioğlu, genç hekimlerin sorunlarını dile getirmeye devam ediyor.

 

Tıp Fakültelerindeki eğitim müfredatına, Tıpta Uzmanlık Sınavına (TUS), nöbet ve ücretlendirme sorunlarına dikkat çeken Uzman Dr. M. Özgür Niflioğlu tıp fakültelerinin eğitim müfredatlarının, periferdeki çalışma şartlarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.

 

Son Sınıfta Pratik Eğitim Yerine TUS’a Ağırlık Veriliyor

 

Tıp Fakültelerinde uygulanan eğitim müfredatı ile görev yapılan yerlerde karşılaşılan sorunların aynı olmadığını belirten İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Niflioğlu sözlerine şöyle devam etti; ‘’Tıp eğitimi, dünyanın en zor eğitim süreçlerinden biridir. Tıpta, mezuniyet sonrası eğitim de çok önemlidir. Tıp Fakültelerinde verilen eğitimler çoğunlukla akademik düzeyde kalmaktadır, uygulamalı derslere yeterinceyer verilmemektedir. Temel sorun teorik derslerin fazla, pratik derslerin ise az olmasıdır. Bir diğer problem, hekim adaylarının altıncı sınıfta TUS’a hazırlanmak zorundakalmalarıdır. Tıpta Uzmanlık Sınavına hazırlanma süreci, pratik eğitim ile geçirilmesi gereken altın değerinde bir yılı oldukça olumsuz etkilemektedir. Bu ciddi bir sorundur.Türkiye’de bazı tıp fakülteleri pratik eğitimden ödün vermezken, kimi tıp fakültelerinin TUS sınav sonucunu bir başarı kriteri gibi görmeleri, yurt çapında eğitim standardizasyonu anlamında tutarsızlık yaratmaktadır.TUSdünya’daki en zor üç sınavdan biridir ve kazanılması için ciddi bir teorik alt yapı gerekmektedir. Bu sorunların çözülmesi ancak ülke şartlarının değerlendirilmesi ve çağın gereklerine uygun bir tıp eğitimi ile mümkün olabilir.’’

 

Asistan Hekimlerin Nöbet Sorunu, Mobbing ve Ücretlendirme

 

Tıpta uzmanlık öğrencilerinin en önemli sorunlarından biri de nöbet saatleridir. Asistan hekimler çoğu zaman ara vermeden 33 saat çalışmaktadırlar. Uzman Dr. M. Özgür Niflioğlu, nöbet sorunu ve mobbing ile ilgili düşüncelerini şu şekilde dile getirdi: ‘’Asistan hekimlere yönelik yayınlanan son bakanlık genelgesinden sonra bakanlık hastanelerinde gün aşırı nöbet tutulması ile ilgili çeşitli önlemler alınmış, önlem alınmayan yerlerde ise asistan hekimlerin geri bildirimleri çerçevesinde gerekli çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Çoğu üniversite hastanesindeise aynı adımların henüz yeterince atılmadığı bize ulaşan bilgiler arasındadır. Günde 33 saat çalışmak, insan hayatını, çalışmasını olumsuz etkileyen ciddi bir sorundur. Artan ve sınırı belli olmayan çalışma saatleri asistan hekimler nezdinde ciddi bir strese yol açmaktadır. Özellikle cerrahi bölümlerde çalışan asistan hekim arkadaşlarımızın çoğunun hastane dışında “özel hayatları” yoktur. Bu durum hastalar açısından ciddi bir risk teşkil etmektedir. A.B.D’de asistan hekimlerin çalışma saatlerini kısıtlanmasıyla sonuçlanan Libby Zion davası bu noktada oldukça manidardır.

 

Tıpta uzmanlık sınavını başarıyla geçen asistan hekimlerin tek amacı kaliteli bir uzmanlık eğitimi almaktır. Hekimlik bir usta- çırak ilişkisidir. Bu ilişkide zaman zaman hoca ile asistan hekimler arasında gerilimler olabilmektedir. Sözü edilen bu gerilimler bazı yerlerde neredeyse hiç olmazken, bazı yerlerde isegenç hekimleri istifayagötürebilmektedir. Bu türden bir baskıyı mobbing olarak tanımlamak da mümkündür. Karşılıklı anlayış ve meslektaş olmafelsefesinin geliştirilmesi, uzmanlık eğitimi başarısının merkezi sınavlarla değerlendirilmesi ve standardizasyonu yönünde atılacak adımlar bu noktada oldukça önemlidir. Bununla beraber az önce sözünü ettiğimiz yoğunlukta çalışan asistan hekim, günlük “pratik” iş gücüne yetişmekteçoğu zaman zorlanmaktadır. Yardımcı sağlık personelleri ise, bazı yerlerdeiş paylaşımı anlamında yeterince katkı sağlamamaktadır. Bu durum zaman zaman bölüm içi iş barışında bozulma ile sonuçlanmaktadır. Asistan hekimlerin tuttukları nöbetin ücret anlamında bir üst limitinin olması ancak benzer üst limitin çalışma saati sürelerinde olmaması bir diğer önemli sorundur. Bu yönde “anlamlı” çalışmalar yapılması, genç hekimler tarafından umut edilmektedir.

 

GENÇ HEKİMLER VE GELECEK

 

Genç hekimlerin motivasyonlarının gelecek kaygıları sebebiyle bozulduğunu, “Garanti Meslek” kabul edilen hekimlikte bu durumun görülmesinin gerçekten düşündürücü olduğunu ve genç hekimlerin bu endişelerinin giderilmesi gerektiğini söyleyen Niflioğlu, ‘’Toplumun sağlığı ileride genç hekimlerden sorulacak. Bu bağlamda genç hekimlerin sorunları ciddi anlamda göz önünde bulundurulmalıdır. Sorunların çözümü anlamında atılacak adımlar ortak aklı ve kamu vicdanını hedeflemelidir. Herkesin görüşünü dinleyen, akademik ve akılcı çözümler üretebilen dinamik bir paydada buluşulması göz ardı edilmemesi gereken bir gerekliliktir. Bu sebeple tıp eğitimi ve uzmanlık eğitimi, ülke gerçeklerine göre yeniden düzenlenmelidir.’’

“Genç bir uzman hekimin gözünden tıp ve uzmanlık eğitimi – Ayça ÖZGÜL” için 2 yanıt

Asistan eğitimi çok önemli,bu konuda hem fikiriz. Benim gibi genel cerrahi branşındaki hekim arkadaşlar ise hem fazla iş yükü altında ezilip, hem de okuyarak öğrenilemeyen pratik eğitim almaya çalışmaktadırlar. Bu pratik eğitimi veren şahısların iş yükünü de mecburen çekmek zorunda kalmaktadırlar tabii ki. Bununla birlikte her gün kendini geliştiren, yenileyen ve endikasyonlarında farklılıklar gelişen genel cerrahi branşında gündemi de takip etmek zorundadırlar. Bütün bunların neticesinde, sağlık bakanlığının AMELİYATHANE OLMAYAN bir yere GENEL CERRAHİ UZMANI atamasının mantığını kavrayabilmiş değilim. Ben 5 yıl boyunca sosyal hayatımı hiçe sayarak, kendi cerrahi becerilerimi geliştirme adına asistanlık eğitimi almışken, ameliyathanesi olmayan bir hastaneye “mecburi hizmet” adı altında atanmamın mantığını kavrayamamış durumdayım. Ya sağlık bakanlığı bir CERRAHIN ameliyat yaptığını bilmiyor, ya da bilmek istemiyor. Bu konuda bir çıkar yol varsa bilgilendiirlmek isterim.
Dr.Bahri Yılmaz – Genel Cerrahi Uzmanı

Sn.Dr Yılmaz
Yazdıklarına katılıyorum,fakat Cerrahi bölümü olmayan yere mecburi hizmete gönderilmesi komik ama ,sistemin yanlışlığını tam olarak vurgulamıyor.Asıl ters olan zorunlu hizmete 3 defa gidilme ihtimali,müracaatı/oluru yokken atanmak ve gitmezsen-ders çalışmak,dinlenmek,çalışmama hakkını kullanmak istesen bile- cezalandırılmak çalışma ve kişi hakları ile ne kadar uyuşuyor.
Sn Dr. M. Özgür Niflioğlunun
Zorunlu hizmet ile bir değerlendirme yapmaması bir eksiklik.Zorunlu hizmet liberal bir ekonomide savunulacak bir konu değildir. Sermeye,mal ve hizmet,emek nasıl serbest dolaşıyorsa zorla çalıştırmak mantıklı degil. Bunun için daha insani,gönüllülük tabanına oturtulmalı.Buna bu ülkenin ekonomik gücü yeter.
Ayrıca,
“Usta-çırak” ilişkisine itirazım olacak.Bu ilişki ilkel üretim yapılan atölyedeki mantıktır.Aslında küçük yaşta alınan çocuğun (egitimidir) büyütülmesidir..Yıllarca Bakırcıda temizlik,çay kahve söyler bakar,izler ve yaşı belli noktaya gelinceye kadar saç bile kes(e)mez,zaten patronda zaiyatı artırır diye ona bu işi vermez. Aslında büyümesi beklenir.Öğrenmesi ikinci plandadır,zamanı boldur nasılsa bu basit işi büyüyünce yapacaktır.Bilmsel bilgi ile desteklenmiş,hızlı gelişen ve değişen bir disiplinin eğitimini bununla açıklayamayız.Yani Tıp eğitimini “usta çırak” ilişkisi ile açıklamak yanlıştır
Çünkü TIP disiplini hızla gelişen bir döneme girmiştir.Artık uzaktan cerrahi müdahale bile yapılır hale gelen dönemde bu metodun yerini,planlı,görsel olarak desteklenmiş bir eğitime yönelmiştir.
Bu “hasta” odaklı çalışan Hocaların mantığının ürünüdür.
Oysa “Ögrenci” odaklı düşünen,“hasta” yı araç –egitim ve araştırma hastanesinin amacı hastaya en iyi tedavi yanında, en yeni tedaviyi uygulama alanlarıdır-olarak gören Hocalar izlenimci eğitimin yerine tecrübelerin hızlı aktarımı yaparak,daha çok yeni gelişmelere, girişimlere zaman ayırsa daha iyi doktor yetiştirmiş olacaklardır.
5 ögrenciye 1 hoca düşen bir ülkede yaşıyoruz. Hocanızla hasta teşhisi ve tedavisinde birlikte çalıştığınız süreyi bir düşünün. 10 ögrenciye 1 hoca düşen ABD de asistanlar her hastayı hocayla birlikte teşhis ve tedavi ediyorlarmış.Ve önemli bir konumdaki hasta üzerine tartışmalar ve planlama 1 saatlik yemek sırasında yapılıyormuş.Eğer hasta sunumu yoksa yinede bu yemek arasında tıptaki gelişmeler ve araştırma konuları tartışılıyorlarmış.Ve mesai asistanlar için 6 da başlıyormuş,Hocalar 7.30 da.Sizin böyle hocalarınız oldu mu.Yoksa “hasta”sına ilgi göstermediğiniz için fırça atan hocanız mı.Evet diyorsanız “usta çırak” ilşkisi yaşamışsınız demektir. Doktorluğu büyüyünce öğreneceksiniz demektir.Aile üyelerinizin tedavisini dönem arkadaşlarınıza yaptıramazsınız demektir.Bunu sebebi Onlarda çıraklık eğitiminden geçtikleri içindir.
Tabi Tıbbın değişimini ve gelişimini durdurabilirseniz, bakırcı,semerci,kalaycı “usta çırak”ları gibi bu egitime devam edebiliriz.
Eskiden makinaları ustalar tamir eder ve onlar çalıştırırlardı.Şimdi elektronikciler,mekanikciler kulanıyor ve tamir ediyor.Eskiden Usta hekimler ameliyat yaparlardı,şimdi lazer aletleri-milyonda bir hata ile-,robotik cerrahi aparatları ile iyi yetişmiş uzman doktorlar…
Bilgi ve beceri,tecrübe aktarımı ve edinimi klasik hocaların tekelinden çıkmış ve artık uluslar arası network a girerek herkese ulaşmaya başlamıştır.Buna cerrahide dahildir.
Şu lafları yakında duyabileceğiz umuyorum “Hakkari TIP ta yapılan ………tedavisinde başarı oranı %99 oldu.Eski yöntemde bu %53 tü…” harika değimli….
Bu ise eğitimin reorganize edilmesi ile olacaktır.Buna da sizler öncülük edeceksiniz.
İkinize de başarılar dilerim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.