Kategoriler
Haberler

Akıl Tutulması: Bir Molekülü Çarmıha Germek

Biyolog Mevlüt Durmuş’un köşe yazısı

Sorun gerçekte kolesterol yüksekliği değildir. Kanda birim alanda çeşitli nedenlerle artan partikül sorunudur. Bizim gerekçelerimize göre, birim alanda partikülsayısı arttığında kolesterol tek parametrede mutlaka yüksek olmak zorundadır.Kolesterol yüksekliği adıyla bize yıllardır yutturulan masal, Jacques Monod’nun deyimiyle, hücresel yapımla ilgili bir tercih değil; tamamıyla kanda partikül birikimine bağlı rastlantısal bir zorunluluktur! 

Kolesterol ve Akıl Oyunları’ndan

Akıl Tutulması: Bir Molekülü Çarmıha Germek
(Kolesterol yüksekliğini anlama kılavuzu 5.Bölüm)

Hücre içinde kolesterol sentezini ilaçlarla (statinlerle) durdurmak bilimin ve sözde modern tıbbın akıl tutulmasının en iyi örneği olarak tıp tarihine geçecektir. Canlı bir organizmaya, bir molekülü yok etmek üzere bu şekilde dışarıdan müdahale edenlerin ‘kar-zarar hesabı iyi yapılmalı, ondan sonra statin ilacı verilmeli’ söylemleri sadece kendilerini kandırmaktan, şişirilmiş egolarını tatmin etmekten başka hiçbir işe yaramaz. 

Kolesterol tartışmaları sırasında (beni boş verin) kendi meslektaşlarını Canan Efendigil Karatay’ı, Ahmet Aydın ve Ahmet Rasim Küçükusta’yı doğrudan ‘bilim dışı’olmakla suçlayan zihniyetin kendilerinin ne kadar ‘bilim içi’ olduğu, son iki-üç aydaki gelişmeler karşısında bütün insanlar tarafından anlaşılmış oldu.

Özellikle FDA kurumunun kolesterol düşürücü statin ilaçları için diyabet (şeker) ve hafıza kaybıyla ilgili uyarı yapma kararıyla birlikte, aslında statinseverlerin paçalarının tutuşması normaldi[1]. Fakat bu yan etkilerin (diyabet, hafıza kaybı) artık gizlenemez oluşunu hala savunmaya çalışanlar, bu durumu küçümseyip önemsizleştirmeye çalışanlar gerçekten komiktiler. Nasıl mı? Söz konusu diyabetle ilgili yan etkiler ‘göreceli’ olarak değerlendirilmişmiş (!), ‘mutlak risk’değerlendirmelerinde diyabet (şeker) bu kadar olmaz mışmış! Bilim insanlarında bence biraz da ‘erdem’ olmalı…

Ahmet Rasim hocamın da haklı olarak ‘ Ben bu numaraları yemem arkadaş, hadi siz de kolesterol ilaçların (statinlerin) mutlak faydasını söyleyin, siz statinlerin faydalı olduğunu hangi hesapla söylüyorsunuz’ mealindeki yazılarına [2], TKD dahil statinlere toz kondurmayan akademik dünyadan hiç kimsenin ‘gıkı’ çıkmadı tabii ki! Çünkü onlarda kolesterol ilacının (sözde) faydalarını anlatırken aynı istatistiksel terminolojiyi kullanıyorlardı, kendileri kullanırken iyi, başkaları kullanınca kötü…

Bitmedi…Sonra bir şey daha oldu, bir ilaç şirketi kolesterol düşürmek için, kolesterol sentezini hücre içinde durdurmak yerine, farklı ve oldukça etkili bir yöntem geliştirdiğini açıkladı: Kod adı REGN727 olan ilaç, kısaca PCSK9 (proprotein convertase subtilisin/kexin 9) adıyla bilinen bir maddeyi etkisiz hâle getiren bir monoklonal antikor ürettiğini açıkladı.

PCSK9, partikülleri kandan uzaklaştırması gereken LDL reseptörlerine (LDL-R) bağlanarak LDL reseptörlerinin çalışmasını engelliyordu. Yani üretilen bu ilaç özetle LDL reseptörlerinin çalışmasını engelleyen PCSK9’u etkisiz hale getirmekle görevli. Yok, yok isimlerin ve numaraların karışık görünmesine aldırmayın, ilköğretim çocuklarının bile çok rahat anlayabileceği konu bu. PCSK9, karaciğerde LDL reseptörlerinin çalışmasını bozduğu için özellikle genetik kolesterol yüksekliğinden sorumlu tutuluyor. İlacın yaptığı iş ise söylediğimiz gibi çok basit: LDL reseptörlerinin doğru düzgün çalışmasını engelleyen PCSK9’u etkisiz kılarak, reseptörlerin yeniden çalışmasını sağlıyor!

Hadi konuyu geldiğimiz noktayı daha iyi anlamak için soru-cevap oyunu şeklinde PCSK9 inhibitörünü biraz tanıyalım!

Soru 1: Karaciğerdeki LDL reseptörleri yani alıcılar çalışmayınca ne oluyor? Cevap: LDL partikülleri kanda mecburen birikiyor!

Soru 2: LDL partikülleri kanda birikince ne oluyor? Cevap yine basit: Kanda partikül birikimine bağlı göreceli bir kolesterol yüksekliği oluyor!

Soru 3: Göreceli kolesterol yüksekliği de ne demek? Cevap şu: Karaciğerde, hücresel kolesterol üretimine dayanmayan, kanda LDL partiküllerinin birikimiyle ortaya çıkan yükseklik demek. Olmadı siz yalancı yükseklik diye de düşünebilirsiniz, yani kolesterol yüksekliği gerçekte hücresel üretimle ilgili değil.

Soru 4: PCSK9 inhibisyonu prensibe dayanan bu yeni ilaç, LDL reseptörlerinin çalışmasını düzenleyince, kandaki kolesterol yüksekliği düşüyor mu? Cevap: Evet, kandaki kolesterolü LDL partikülleriyle de taşınabildiği için, LDL partikülleri karaciğer geri dönünce kandaki kolesterol düzeyi de düşüyor…

Soru 5: Bu PCSK9 inhibitörü (REGN727), yeni bir statin ilacı gibi mi, statinlerden ne farkı var, statinler gibi çalışmıyor mu, kolesterol düşüyor nesi önemli? Cevap: Düşünülen yeni ilacın kan kolesterolünü düşürme mantığı statinlerden çok farklı, yeni ilaç statinler gibi hücre içinde çalışmıyor, hücre içinde kolesterol yapımını engellemiyor (3)yani farklı bir deyimle hücreleri öldürmüyor. Çünkü zaten kandaki kolesterol yüksekliği mutlak ve gerçek bir yükselme değildi, hücreler fazla kolesterol yapmıyordu, üretilen kolesterol (ve LDL partikülleri) karaciğere geri dönemeyip mecburen kanda birikiyordu.

Soru 6: Statinseverler yeni ilacın mekanizmasının statinlerin mekanizmasından çok farklı olduğunu biliyorlar mı? Cevap: Elbette biliyorlar, fakat statinseverler bu çok önemli farkı anlamak ve anlatmak istemezler. Çünkü bu farkı anlattıklarında kendi yaptıkları statin tedavisinin ne kadar aptalca ve mantık dışı olduğunu da kabul etmeleri gerekecek. Defalarca söylediğimiz gibi masum bir molekül olan kolesterolü yıllarca boşu boşuna yok ettiler, kolesterol ve steroidlerin organizma için önemi fark edemeyecek kadar akıl tutulmasına uğradılar ve bunun hesabını bilim dünyasına ve kendi çocuklarına veremezler[4].Soru 7: Yeni ilaç olacak bu yöntemle adamlar büyük bir keşif yapmış değil mi? Cevap: Başkaları, özellikle FDA ve bizim TKD üyelerinin bazıları (hepsini suçlamak doğru değil) şaşırmış olabilir, ama ben ve bazı dostlarım (Prof.Dr Ahmet Aydın, Prof. Dr Canan Karatay ve Prof. Dr Ahmet Rasim Küçükusta) için bu büyük bir keşif sayılmaz.

Soru 8: Neden? Cevap:Çünkü bu Türkiye’de yıllar önce söylenmişti, bazı bilim adamları ya bizim gibi düşünmüşler ya da bizim düşüncelerimizi bir laboratuar bulup uygulamışlar o kadar! Yeni yapılacak ilaçta da ilerde mutlaka eleştirdiğim, eleştireceğim, deneylerinde eksik bulduğum noktalarda de olacak ama şimdilik tebrik etmek lazım, en azından benzer düşüncelere sahip olduğum insanlar var demek ki…

Soru 9: Yani bu durumu Türkiye biliyor muydu, kolesterolün kandaki yüksekliğinin üretime bağlı olmadığını, nasıl yani? Cevap: Bilmeyenler utansın, ama biz biliyorduk! Durun anlamayanlar için bir kez daha anlatalım!

Bu kadar kolesterol üzerine atıp tutan varken, üç seneden beri piyasada olmasına rağmen hala birinci baskısı hala bitmeyen (!) Türkçe yazılmış kitaptan biraz alıntı yaparak, PCSK9 etkisiyle LDL reseptörlerinin çalışmaması konusunu yeniden anlatalım.Unutmayın bu okuyacaklarınız üç yıl (3 yıl) önce yazılmış. Yani ilaç şirketinin yeni yaptığı araştırmadan aşırma yapmama imkân yok!

Genetik kolesterol yüksekliği için diyor ki: ‘Hücresel işlev hataları çok erken bir zaman diliminde, hücresel bölünmeler (karaciğer hücreleri) aşamasında ortaya çıkmıştır. Kolesterol açısından bakıldığında, karaciğer hücrelerindeki LDL reseptörlerinin (veya apo B mutasyonlarının) hepsi birden embriyolojik aşamalarda genetik bazı nedenlerle bozuk olarak üretilmek zorunda kalmıştır! Elbette karaciğer hücrelerinin birçok farklı alanlarda fonksiyonları vardır, burada hücre fonksiyonlarından sadece biri ya da birkaçı genetik olarak etkilenmiştir. Karaciğer bir şekilde partikül üretir ve kana verir fakat üretmiş olduğu partikülleri kandan tekrar geriye alamaz; partikülleri de organizmada kullanamaz! Dikkat edin, sorun partiküllerin veya kolesterolün fazla üretilmesi değil, üretilmiş olan partiküllerin tüketilmemesidir. İşte sayısız uzmanın kolesterol yüksekliği sorunu adını verdikleri saçmalık temelde budur. Gerçekte olaya nereden bakarsanız bakın kolesterol tek başına suçlanamaz; kolesterol sonuna kadar masumdur!’(sayfa 148)

İlerleyen yaşlarda ortaya çıkma ihtimali olan, sonradan çıkabilen kolesterol yüksekliğini için de kitapla şu bilgiler var: ‘Genetik nedenli olmayan ve ilerleyen yaşlarda yavaş yavaş ortaya çıkan kolesterol yüksekliğinde durum çok farklıdır. Hücresel fonksiyon kayıpları tek tek başladığı için uzun süreçlerde ortaya çıkar. Doku ve organlara ait hücrelerde tek tek başlayan partiküllerle ilgili fonksiyon kayıpları genellikle 30’lu yaşlardan sonra zamana yayılmış olarak yavaş yavaş hızlanır. Karaciğeri oluşturan hücrelerdeki partiküllerle ilgili işlev bozuklukları normal şartlarda rastlantısal olarak yavaş yavaş gelişir. Önce karaciğere ait birkaç hücrede fonksiyon (anabolik ya da katabolik) bozukluğu başlar. Sonra fonksiyon kaybına uğrayan hücre sayıları sürekli olarak artar. Bir de bakmışsınız ki hücresel fonksiyon kayıpları nedeniyle kanda birim alanda kullanılmayan partikülleriniz de artmış, kolesterolünüz almış başını gidiyor!’(sayfa 149)

Kısaca kolesterolünüz yüksekse, karaciğerinizde, karaciğer hücrelerinde bir hata vardır[5] diyoruz, kolesterol yüksekliğinin kendisi bir hastalık değildir! Yani herhangi bir şekilde (Taş Devri Diyeti, Karatay Diyeti, Omega 3, Enginar vs.) karaciğere faydalı bir şey yapabiliyorsanız, kolesterolünüz düşebilir!

Yani kitap, hücre içinde kolesterol sentezini (yapımını), statinlerle durdurmayın bu büyük bir hatadır çünkü kandaki kolesterol yüksekliğinin hücresel kolesterol üretimiyle ilgisi yok, karaciğerde LDL reseptörlerinin çalışmamasıyla ilgisi var diyor.

Bütün eleştirileri göze alıp, kolesterol ilacının yasaklanması gerektiğini yıllardır söylüyorum ama asıl dinlemesi gerekenler (TKD, Sağlık Bakanlığı, akademisyenler vs) dinlemiyor[6] ve hala statinler peşinde koşuyorlar.

Elimden geldiğince, gücümün yettiğince bu konuyu her platformda anlatmaya çalışıyorum. Hatta hiç unutmam, TV’de bir programda beni ezeceklerini, hakarete uğrayacağımı, beni aşağılayacaklarını bile bile TV programına çıkıp bu durumu çok önceden, basit bir deneyle (belki milyonların içinden üç-beş doktor veya araştırmacı anlar diye) kameralar karşısında basitçe toplarla yaptığım örnekle de gösterdim[7] ama nafile…

Kısaca üç-beş dostum hariç, kendine ‘bilimci-akademisyen’ diyen çoğu kimse beni anlamamış. İlaç şirketlerinin kendilerini tırnağım kadar sevmem ama sanırım yurt dışından bazıları ne söylemek istediğimi çok iyi anlamışlar, onlara da beni anlayabildikleri veya benzer düşünceler taşıdığımız için teşekkür ediyorum.

Ama tanıdığım değil, tanımadığım insanların anlaması biraz zoruma gitmiyor değil hani!

Ben sadece, beni anlamayan Türk profesörler, araştırmacılar adına utandım!…

Mevlüt Durmuş, Biyolog

10 Nisan 2012
http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/

Kaynak ve Dipnotlar
1) http://www.naturalnews.com/035147_cholesterol_drugs_warning_labels_memory_loss.html
2) http://www.haberturk.com/haber/haber/722644-murat-tuzcu-nun-sakladigi-bilimsel-gercekler

3) Robert A. Vogel (2012). PCSK9 Inhibition: The Next Statin? Journal of the American College of Cardiology, Vol. 59, No. 25, 2012, doi:10.1016/j.jacc.2012.03.011
4) http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/12/30/tabiban-i-cihan-icun/saglik-bakanligi-ve-kardiyoloji-dunyasinin-anlamak-istemedigi-yasamsal-sorun-steroidopenia/
5) http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/11/kolesterolunuz-yuksek-ckarsa.html
6) http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/19434529.asp
7) Kanal D, Prof. Dr Yağız Üresin’le kolesterol üzerine, Doktorum programı (http://tvarsivi.com/player.php?y=11&z=2011-10-06+09%3A30%3A00 )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.