Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları Şiddet

Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

Bundan iki ay önceydi, bir hekim arkadaşımızın boğazına bıçak dayanmış ve hepimiz sıranın canımıza geleceğini anlamıştık. Bir şeyler yapmaya karar vermiş ve sağlıkta şiddete karşı bir kampanya başlatmıştık. Birçok medya mensubuna, sivil toplum örgütüne ve milletvekiline ulaşmış ve “söz!” almıştık.

“Sakalımız yok ya dinlemediler”

Daha sonra da bu konuda neler yapılabileceğimize ilişkin görüşlerimizi bir haber altında toplamıştık. Bugün tekrar dönüp o haberi okudum. Neler demiştim bir kez daha hatırlamak istedim ve bir kez daha üzüldüm.

Ama yeri ve zamanı gelmişken bir daha hatırlatmak niyetindeyim. Bir kez daha keşke dememek, üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek için.

ŞUBAT 2012

“Temel sorun hekimleri hedef gösteren haber ve televizyon programları” 

İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uz. Dr. M. Özgür Niflioğlu, genç hekimlerin başlattığı sosyal medya tepkileri ve şiddet ile ilgili olarak şunları dile getirdi: “Hekimlere karşı şiddet olayları aslında sadece hekimlere ya da sağlık çalışanlarına karşı şiddet uygulanmıyor; kadınlara, çocuklara, yaşlılara kısacası herkese karşı şiddet olayları gündemimizden düşmüyor. Bu noktada sorulması gereken esas soru şu: “Neden böylesine gergin bir toplum haline geldik? Neden hiç kimseye tahammülümüz kalmadı?” Olayları “sağlıkta şiddet” özünde inceleyecek olursak; temel sorunun hekimi hedef gösteren haberler ve televizyon programları olduğunu düşünüyorum. Bu duruma verebileceğim en güzel örnek ise; yüksek izleyici oranına sahip bir televizyon dizisinde rol alan popüler bir karakterin, yoğun bakıma hiçbir tedbir gözetmeksizin girmesi ve hekimi dikkate almaksızın hastane içerisinde kafasına göre gezmesi! Bunu gören vatandaş ne yapıyor? Cevabı basit: örnek alıyor! İşi aksayınca da şiddete başvuruyor. Bu gibi senaryolara, bu tarz dizilerde kesinlikle yer verilmemeli.

 “Eli bıçaklı meczuplar size saldırabilir”

Hekimler ve sağlık çalışanları, özellikle acil servislerdeki mesaileri sırasında, kendilerini güvende hissetmiyor. Bunun sebebi, her an eli bıçaklı bir “meczup’un” ya da sopalı bir grubun içeri girip sizi tartaklama ihtimali olması. Fiziksel şiddete maruz kalmasınız bile, sözlü sataşmalar motivasyonunuzu düşürmekte yeterli oluyor. Bu gibi durumların yaşanmaması için, bazı önlemler kesinlikle alınmalı. Hastanelerde görev yapan özel güvenlikler, bu konuda “kendilerini yeterince koruyan kanunlar olmadığı için” işlevsiz kalıyor. Bu açıdan özel güvenlik personelinin “hastane içerisindeki olaylara müdahale sırasındaki” kanuni yetkileri genişletilebilir. Yardımcı sağlık personeli istihdamı arttırılabilir ve hasta yakınlarının özellikle acil servislerde bulunmasının önüne geçilebilir. O vatandaşlarımızın da mağdur olmaması için kamera sistemleri kurularak, hastalarını uzaktan takip etme şansı verilebilir. Mobil sistemlerin ve 3G teknolojisinin bu denli rağbet gördüğü ülkemizde hasta yakınları, hastalarını evden bile takip eder hale gelebilir. Hastanelere girişte havalimanlarında uygulanan güvenlik sistemleri uygulanarak kesici delici aletlerin kurum içerisine sokulmasının önüne geçilebilir. Hasta yakınları için “ortak paylaşım” alanları yaratılarak; bu alanlarda hasta yakınlarına “telkin amaçlı” profesyonel destek verilebilir. Sağlık çalışanlarının iletişim becerilerini geliştirici uygulamalı eğitimler verilmeye başlanabilir. Bu konudaki son önerim ise, hasta ve hasta yakınlarının bilgilendirmesiyle ilgili. Bir kişiyi bilgilendirmek de ayrı bir özen ve altyapı gerektiren bir olgu aslında. Bu açıdan düşünüldüğünde hasta bilgilendirme eylemi de, mevcut sistem çerçevesinde, poliklinikte hasta bakmak kadar değerli hale getirilmelidir.

Şiddet olaylarında önemli olan; uygulanan yaptırımların, sağlık camiasının vicdanını rahatlatması; ancak bunu gerçekleştirirken de şiddet uygulayanları ya da uygulama “güdüsünde” olanları topluma kazandırması. Bu bağlamda en hızlı sonuç; olayların basit darp kapsamından çıkarılması yönünde Meclis’ten kanunlar çıkarılması, şiddet uygulayanlara “özellikle” acil servislerde uygulamalı cezalar verilmesi ve bu cezaların başında geniş yer bulmasının sağlanması olabilir. Mantıklı zamanlarda, televizyonlarda yayınlanacak kamu spotları da; bu konuda toplumsal bilincin oluşması noktasında sonuç verebilir.

“14 Mart 2012 Saat 12 ve 22 Sloganıyla Yola Çıktık”

Sosyal medya günümüzün en dinamik ve şekillendirilebilir kamu hareketlerinden biri. İyi yönde ve doğru biçimde kullanıldığında, güzel sonuçlar yaratabiliyor. Biz de bir grup hekim arkadaşımızla, bu yönde insiyatif alarak web sitelerimizi, sosyal paylaşım gruplarımızı “şiddet” konusunda bir araya getirmeye çalıştık, çalışıyoruz. İlk aşamada; 14 Mart 2012 Saat 12 ve 22 sloganıyla yola çıktık. Amacımız 14 Mart Tıp Bayramı vesilesi ile yaşadığımız şiddete ve şiddet olaylarına, toplumun dikkatini çekmek ve önlem alınması noktasındaki isteklerimizi yetkili mercilere iletmek. Bu bağlamda birçok gazetecinin, yazarın, talk şov ve radyo programcısının desteğini aldık, almaya devam ediyoruz. İçinde yer aldığımız bu oluşumda; bireysel kimlikler sosyal medyanın ruhuna uygun olarak ön plana çıkıyor. Herkes kişisel hünerleri ile bu konuda farkındalık yaratmaya çalışıyor. Şu aşamada herhangi bir oda, sendika ya da dernekle bu süreci yürütmedik. Demokrasinin güzel bir tecellisi olan bu sivil oluşum, tamamen bağımsız bir ruhla ilerliyor ve büyüyor. Toplumdan gelen tepkilerin olumlu ve destekleyici olması, bizi mutlu eden başka bir nokta. Biz ülkemizi ve halkımızı seviyoruz, onların da bize anlayış göstermesini istiyoruz. Çünkü biz daha sağlıklı bir Türkiye için çalışıyoruz.”

Haberin yayınlandığı kaynağa ulaşmak için tıklayın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.