100.baskı

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

Bu akşam iş çıkışında, patoloji bölümünde kıdemli asistan olan bir arkadaşımla otoparkta karşılaştım. Açıkçası yolda yalpalıyordu.

Hayırdır neyin var diye sordum (!)

Sen misin soran.

Aldığım cevap gerçekten içler acısıydı.

Tüm gün formal, etanol ve benzeri uçucu maddeleri, işi gereği “çeken” (!) kıymetli arkadaşım, mesai sonunda kafayı bulmuştu (!)

Tamam, olayı dramatik hale getirdim, kabul ediyorum…

Ama en azından buna yakın bir durumu vardı.

***

Sonra da düşündüm ki çalışma şartlarımızı denetleyen bir mekanizma, çalışma ortamlarımızda yok.

Hepimiz hekimiz ya, bize bir şey olmaz düşüncesindeyiz(!)

Aslında öyle şeyler oluyor ki!

Ameliyat sırasında eline HIV (+) hastanın iğnesi batıyor, koşa koşa intaniyeye gidiyor…

Radyoloji ve kardiyolojide sabahtan akşama kadar radyasyon alınıyor, kimsenin umrunda olmuyor;

Bir aylık şua izinleri, yıllık izin içerisinde kaynayıp gidiyor (!)

Birileri(!) kanunlarla verilen hakları görmezden gelip şuayı kendi belirliyor.

33 saat nöbet,

Acil serviste hekimin uğradığı şiddet,

Klinik içerisinde kimi zaman hekimlerin başına gelen mobbing,

Başvurabileceğimiz hiçbir yer yok farkında mısınız?

***

Hastalar bile hatamız karşılığında bizden tazminat isteyebiliyorken,

Bizlerin hiç bir şeye hakkı yok (!)

Ama en azından “o şeye” (!) ihtiyacı var.

O şey ne mi?

İşyeri hekimi (!)

Hekimin de hekime ihtiyacı var.

Çalışma şartlarımızın da bir şekilde denetlenmeye (!).

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU
https://twitter.com/drozgurs

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.