Olimpos: Hayatın başladığı rota -1

1 haftalık iznimizde hiçbir plan yapmamışken arabamıza atlayıp güneye doğru yol alalım dedik; yol nereye biz oraya. İlk durağımız aslında çok yakınımızda olan ama bir türlü gidemediğimiz Pamukkale oldu. Ardından rotayı güneye doğru kırdık, Antalya’ya ulaştık. Oradan da Olimpos ve derken kendimizi Likya Yolu’nu takip ederken bulduk.

Aslında Likya Yolu, 509 km’lik bir yürüyüş parkuru ama ağustos ayında yürünecek bir yer değil ki zaten tüm yolu yürümek yaklaşık 1 ay sürüyormuş. Likya Yolu, İngiliz asıllı Kate Clowtarafından 1999’da Türkiye’nin ilk uzun yürüyüş parkuru olarak ortaya çıkarılıp turizme kazandırılmış. 

İnsan haliyle merak ediyor kimdir bu kadın diye. 1996’da türk vatandaşlığına geçerek kardelen karlı ismini alan Kate Clow iyi derecede Türkçe konuşuyor, Antalya’da yaşamını sürdürüyor ve Türkiye’nin turistik bölgeleriyle ilgili kitap, makale yazıyor, rehberlik yapıyor, fotoğraf çekiyor, yeni yürüyüş parkurları ortaya çıkarmak için çalışıyormuş. Kısacası biz Türkiye vatandaşlarının yapamadığını tek başına yapmaya azmetmiş müthiş enerji dolu 57 yaşında bir kadın. Kate Clow, 2004’te ise St. Paul Yolu’nu yürüyüşe açmış. Diğer bir çalışması Kaçkarlar’daki yürüyüş rotalarıyla ilgili. Son olarak yeni rota çalışması Evliya Çelebi Yolu. Tüm bunları anlattığı bir internet sitesi var; 

http://www.trekkinginturkey.com/index.html

Likya veya Lisiya (Likçe: Trm̃misa) Teke Yarımadası’nı kapsayan antik bir bölgedir. Likya, aynı zamanda bu bölgedeki antik kentlerin oluşturduğu bir federasyon ve daha sonra da Roma İmparatorluğu’nun bir eyaletidir. Likya “Işık Ülkesi” anlamına gelmektedir. 

Tarihte bilinen ilk demokratik birliği kurmuş olmakla bilinen Likyalılar, farklı şehirlerden bir araya gelmiş olmalarına rağmen ortak bir kültür yaratmış ve var oldukları sürece bunu paylaşıp yaşatmışlardır. Bunu, arkalarında bırakmış oldukları, bugüne kadar ayakta kalabilen eserlerinin izlerinde rahatlıkla görebiliyoruz. Likya Birliği hakkında edinilen bilgilere göre birlik önemli–önemsiz toplam 23 şehirden oluşmuştur. Günümüze kadar da dayanabilmiş, en büyük altı şehir olan Arnna (Ksantos), Patara, Pinara, Tlos, Myra ve Olympos’un 3’er oy hakkı bulunurken, daha önemsiz ve küçük şehirlerin 1 ya da 2 oy hakkı vardır. 2 ya da daha fazla sayıda Likya kentinin bir araya gelerek oluşturduğu politik birliklere Sympoliteia adı verilir.

Likyalılar’ın kurmuş olduğu bu federasyon sistemi, aynı zamanda ABD Anayasası’na da ilham kaynağı olmuştur. Alexander Hamilton, James Madison ve John Jay tarafından kaleme alınan ve 85 makaleden oluşan Federalist Yazılar, ABD Anayasası’nın da temelini oluşturmaktadır. Alexander Hamilton’un yazdığı 9 ve 16 no.lu ve James Madison’un yazdığı 45.no.lu makalelerde ABD için en uygun yönetim sisteminin Likya Federasyonu’nda olduğu gibi federatif şehir birliği (eyaletler) olduğuna açıkça vurgu yapılmaktadır.

Likya Yolu’nun birinci bölümünde Faralya (Uzunyurt) Köyü, Dodurga Köyü, Sdyma, Pınara – Letoon – Xanthos kentleri ve incecik kumlarıyla eski bir liman bölgesi olan Patara yer alır. İkinci bölümünde Antiphellos, Apollonia, Simena, Myra, Limyra, Rhodiapolis, Gagai, Melanippe, Gelidonia, Edrassa Olympos, Chimaera ve Phaselis bulunur. Kate Clow, Likya yolunu 25 etapa bölmüştür. Tek seferde yürüyenler olsa da yol genelde etap etap yürünmektedir.

Ben de bir sonraki tatil planlarınıza ilham verebilecek bu rotadaki birkaç duraktan bahsedeceğim. Planım, Olimpos ve Çıralı’dan başlayıp, Lymra ve Demre, Kaş- Kekova, Patara- Letoon- Xanthos, ve Saklıkent- Fethiye şeklindeki başlıklarda ne gördük, ne yedik nerede kaldık ve ne yaptık konusunda üç beş laf etmek olacak. Son olarak da tam gezemesek de Pamukkale için bir şeyler söylemek istiyorum.

Olympos ve Çıralı (Yanartaş)

(Aslında pek çoğunuzun gittiği bir bölge olduğunu tahmin ediyorum, zira olimposta olduğumuzu söylediğimiz kimseler “…..’da benim için bir çay iç” vb şeklinde isteklerde bulundular. )

Biz Pamukkale’ye uğradığımız için Antalya Öğretmenevi’nde mola verdik. Antalya’da kalmak için önerilebilecek bir yer; Antalya Öğretmenevi. Kamu çalışanları için 2 kişi oda- kahvaltı fiyatı 90 tl. Biz sabah kahvaltı yerine uykuyu tercih ettik ve sonra Olimpos’a doğru yaklaşık 85 km olan yolumuza başladık. 

İyi ki kahvaltı yapmamışız 🙂 Yol üstünde Tekirova’yı geçtikten hemen 2-3 km sonra sol tarafta Yarıkpınar Meydan Restoran’ ı göreceksiniz, aç iseniz daha makbul ama en azından bir şeyler içmek için bile olsa durunuz, pişman olmayacaksınız. Önce yemyeşil ağaçları ardından pırıl pırıl akan dereyi gördük ve hemen dere kenarındaki masamıza yerleştik. 2 kişilik kahvaltımızı bitirmek mümkün olmadı; standart bir dikdörtgen masanın üzeri tamamen doluydu bir kuş sütü yoktu 🙂 İsterseniz balık, et vb yiyip içkinizi de içebilirsiniz. Biz ekmeğimizin bir kısmını yanımıza gelen ördeklerle paylaştık ve derenin serin sularında serinledik.Bol bol fotoğraf çekip yola devam ettik. 

Olimpos’a geldiğinizde kalacak pek çok yer olduğunu göreceksiniz. Yolun sonuna kadar gittiğinizde Olimpos Milli Parkı’na ulaşacaksınız, sahil buradan yaklaşık 250 metre ileride. Bu nedenle kalacağınız yerin milli park girişine yakın olmasına dikkat edin bence. Biz, Zeytin Pansiyon’da kaldık, çok da memnunduk. Zeytin Pansiyon’da 2 kişi sabah kahvaltı, akşam yemeği ve çay-kahve sınırsız fiyat 80 tl. Sabah kahvaltıda açık büfe menü 2 çeşit peynir, yeşil-siyah zeytin, domates-salatalık, yumurta, bal-reçel, tereyağ ve karpuzdan oluşuyor. Akşam yemeğinde ise yine açık büfe olarak menüde çorba, 2 çeşit ana yemek, makarna-pilav, zeytinyağlılar ve karpuz-kavun var. Yemekler çok lezzetliydi. Sadece içecekler ücretli ki onlarda normal fiyatlarda. 1,5 lt’lik suyun fiyatı 1 tl mesela. Odalar çok temiz ve klimalı. Oturma alanlarında ise hem piknik masaları hem de sedirler var, artık hangisinde rahat ederseniz. Ortamda sadece hafif bir müzik sesi var. Ben biraz da eğleneyim diyorsanız; geldiğiniz yol üzerinde pek çok cafe-bar var. Biz sakinliği ve sessizliği sevdiğimizden hiçbirini denemedik.

Gelelim Olympos’a; milli parkın girişi 3 tl. Bu nedenle “müze kart” almanızı öneririz; ayrıca bu gezi yazısı bitene kadar pek çok ören yerinden bahsedeceğiz 🙂 Olympos, Likya Birliği’inde 3 oy hakkına sahip önemli bir şehir olmasının yanı sıra Caretta Caretta kaplumbağalarının yavrulama alanı olduğundan da bir milli parktır. Doğudan Akdeniz’e açılan Olympos Antik Kenti, oratasından geçen Akçay (Olympos Çayı) ile ikiye bölünür. Bu konumuyla tarih boyunca liman kenti olma özelliği taşımaktadır. Kentin kesin kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte, Likya Birliği içinde bastığı sikkeler ilk kez MÖ 168-78 yıllarında görülür. Olympos bu birlik içerisinde 3 oy hakkına sahip ayrıcalıklı 6 kentten birisidir. Roma İmparatorluk döneminde de Olympos Likya Birliği’nin seçkin üyelerinden biridir. 2000-2005 yılları arasında yapılan yüzey araştırmalarında öncelikli amaç olan kent planının çıkarılması ve kent alanı içinde yer alan farklı yerleşim evrelerine ait yapıların tespiti tamamlanmıştır. 2006 yılından itibaren başlayan kazı çalışmalarıyla kent içinde saptanan ve kent planı üzerinde görülen yapılarda kazı, temizlik ve ölçüm çalışmalarına devam edilmektedir. Yürüdüğünüz yolun sağ tarafında, çayın diğer yakasında, hamam kalıntılarını göreceksiniz. Sol tarafta ise yol boyunca tapınak, kilise ve mezarların bulunduğu yerler işaretlenmiş durumda. Özellikle “kilise” tarafına girin ve çayın soğuk sularında serinlemeyi ihmal etmeyin. Plaja çıktığınız noktada sol tarafta 2 anıt mezar göreceksiniz, özellikle ilki yani Kaptan Eudemos’un lahti üzerindeki kabartmalar dikkat çekici. 

En sonunda sahile çıktık işte. Sağ tarafınızda tepede Ceneviz Kalesi’ni göreceksiniz, haliyle oraya da bir çıkıp manzarayı izlersiniz. 🙂 Deniz güzel, soğuk çayla da karıştığı için serinleyebiliyorsunuz. Sağ taraftaki kayalıklara çıkıp atlayanları çokça göreceksiniz. Biz denemedik ama o kayalıkları takip ederek sağdan denizde açılmaya devam ederseniz deniz süper oluyor, tavsiye ederiz. Ayrıca kano turları var; genellikle bir gün önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Zeytin Pansiyonun hemen sol tarafında Orange size bu konuda yardımcı olabilir. Milli Park saat 19.00’da kapanıyor. Gece normal şartlarda sahile iniş yok, kapıda jandarmalar oluyor ama karakolun arka tarafından filan sahile inmek mümkün deniyor. Eğer gidecekseniz yanınıza fener almayı unutmayın. 

Olympos’a hemen komşu Çıralı’daki Yanartaş’tan bahsetmek gerek bir de. Yanartaş diğer ismiyle Poseidon’un sönmeyen ateşi, Çıralı plajının kuzeyindeki kayalıklarda yer alan doğalgaz kaynağıdır, kayaların arasındaki alevler görülmeye değerdir. Arabayla gitmek için Olimpos’a döndüğünüz ana yola çıkıp Antalya tarafına doğru, yani sağa, döneceksiniz. Hemen solda Çıralı (yanartaş) tabelasını göreceksiniz, yaklaşık 7 km uzaklıkta. Gündüz de gidebilirsiniz ama dağı çıkmak için sıcak olabilir. Tavsiyemiz güneş battıktan hemen sonra gitmek, manzarayı da görmek açısından etraf biraz aydınlık olsa fena olmaz. Biz saat 21.00’de gittik. Giderken mümkünse terlik yerine ayakkabı-sandaletle gidin ve mutlaka yanınıza fener alın. Yol zifiri karanlık ve bayağı bir tepe çıkacaksınız. Şarap şişesiyle çıkanları da takdir ettik ama su taşırsanız fena olmaz. Yukarısı sıcak ve çıkıncaya kadar ağzınız kuruyor. Çıralı Milli Parkı’na giriş 3,5 tl ama karanlıkta tırmanışın değeri paha biçilemez. Tepeye ulaştığınızda kayaların arasından çıkan alevlere dalıp gideceksiniz ama mutlaka kafanızı kaldırıp gökyüzüne bakın; samanyolunu gerçekten göreceksiniz. Elbette bu ateşin ve dağın bir efsanesi var, Homeros’un anlattığına göre; Ephyra Kralı Glaukos’un oğlu Hipponoes, bir av partisinde kardeşi Belleros’u ölüdürür ve Belleros’u yiyen anlamında Bellerophontes adını alır. Ephyra’dan sürülen Bellerophontes, Argos Kralı’na sığınır. Kendisine sığınan bu genci öldürmeyi kendine yakıştıramayan Argos Kralı onu Likya Kralı’na gönderir. Likya Kralı acınacak haldeki bu genci öldürmek istemez ve onu Olimpos dağında yaşayan arslan başlı, keçi gövdeli, yılan kuyruklu ve ağzından alevler saçan canavar Chimera ile dövüşmeye gönderir. Bellerophontes, Pegassos adlı kanatlı atına binerek Chimera ile dövüşmeye gider. Chimera saldırdığında Pegassos havalanır ve Bellerophontes yere inerken mızrağı ile canavarı yerin yedi kat dibine gömer. Fakat Chimera yerin altından alevler saçmaya devam eder. Bellerophontes’in zaferini kutlamak amacıyla Olympos’da bir yarış düzenlenir. Atletler Chimera kutsal ateşiyle meşalelerini tutuşturarak Olympos kentine koşarlar. Günümüzde yakılan “Olimpiyat Meşalesi” Chimera’nın sönmeyen ateşinin sembolüdür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.