Kategoriler
Haberler

Sezaryen ile doğandan topluma hayır gelir mi?

Selahattin Duman’ın Vatan’daki yazısı

Önümüzde duran ve acele cevap bekleyen mesele budur.. Anne rahminden gelmek veya anne karnından çıkmak arasındaki fark bu kadar önemli midir? Doğum sırasında acı bir deney yaşamış olan yazarınız bu soruları dert edindi..

Kürtaj tartışması çarşıyı karıştırdı..

Yeni bir Türkiye yaratmak derdinde olan “Seyrek Bıyıklı Asabi Şahsiyet” çok çocuk istiyordu..

Bunun için ahalinin önüne “ortalama üç çocuk” hedefi koymuştu..

Sayılar kafasını mı karıştırdı nedir bilmem, Kazakistan ziyaretinde bir de baktık ki onlara “Ortalama beş çocuk..” hedefini gösteriyor..

Gerekçesi de “Sizin arsanız çok boş..” sözleriyle dillendirilen bir hedef..

Benim kafa burada karıştı..

Bizim iskâna açılan hazine arazileri yeterli olsa, bizim ev ödevimiz de mi “ortalama beş çocuk” olacaktı?

Veya “Seyrek Bıyıklı Asabi Şahsiyet” bizim yiğitlerin performansına güvenemediği için mi hedefi “üç çocuk” sınırında tuttu?

***

Nedir bu Kazakistan erkeklerinin bizimkilere üstünlüğü?

Niye onlara beş çocuk da bizim “Kodu mu oturtan..” yiğitlerimize üç çocuk?

Hükümet adamlarından biri çıkıp da bu farkı açıklayamazsa “er kişi niyetine” bu konudaki hassasiyetim sürecek..

Önce ahalimize “Siz ortalama üçer çocuk yapın..” hedefini koyan, ardından kendine durumdan vazife çıkarıp “Ben de onları dindar nesil olarak yetiştireyim..” sorumluluğunu yükleyen “Seyrek Bıyıklı Asabi Şahsiyete..” ayak uydurmak kolay olmuyor..

Neden derseniz zırt pırt program değişiyor..

YENİ BİR MİLAT

İlk öğrenimi (dört artı dört) formülü ile beş buçuk yaşta başlatma tartışmasının daha içinden çıkamamıştık ki haydaaa yeni bir satır başı açıldı..

Kürtaj cinayet, sezaryen ise “cibiliyeti bozma suçu” ilan edildi..

Gündemin ortasına pattadak düşen Kürtaj meselesinin kıçına takılan Sezaryen sorunsalından da belli ki “dindar nesil yetiştirme” projesinin başlangıç tarihi, beş buçuk yaştan “sıfır yaşa” çekiliyor..

Bu “ileri demokrasinin” bireysel hak ve özgürlüklerine yeni bir bakış açısıdır.. Adamı durduk yerde Vatikan ile pişti yapar..

Şahsen işin orasında değilim..

Ben tartışmanın nasıl yapılacağına, müsademe-i efkârdan ne çıkacağına bakarım..

Yaşama hakkı, spermden başlatılıyorsa, benim aklıma da acaip sorular gelir..

Yiğit kısmı bir seferinde beş, altı milyon sperm salıyor.. O spermlerden biri gidip kadının yumurtasına olaşıyor ki bir haftalık süreçtir bu..

O yumurta döllenirse, dokuz ay sonra aramıza “birey” olarak katılacak canlının hayatı başlıyor..

Öte yandan her biri “potansiyel birer insan evladı” konumundaki milyonlarca sperm ile kadının boşta kalan yumurtaları ölüyor..

Cenaze namazları bile kılınmıyor..

***

Yumurtaya ulaşan tek sperm “birey” sayılıyor da “önemli olan yarışmaktı..” deyip kendini feda eden milyonlarca sperm neden “birey” sayılmıyor?

Kürtaj meselesi de öyle..

Kürtaj denen şey, istenmeyen gebeliklerin durdurulmasının teknik adıdır..

Tıbbı bir operasyonla veya kendine tıbbi süsü veren bir müdahale ile döllenen sperm ve yumurtanın yarattığı “fetüs” daha mercimek tanesi kadarken anne rahminden alınır.. Gebelik olayı biter..

Kimi hukuk sistemi “fetüs” halindeki canlıyı henüz “birey” saymıyor.. “Cenin..” olana kadar birey sayılmadığı için de alınması cinayet olarak görülmüyor..

ANASININ KARNI..

“Vatikan anlayışı” bir tek sperm tanesinin bile boşa gitmemesine kafayı taktığından “kürtaj” eylemini cinayet sayıyor..

“Döllenmiş yumurta kutsaldır..”

Her yumurta değil tabii.. Tavuğun, civciv çıkaracak döllenmiş yumurtasını kırarsan omlet olur.. İnsanın ki cinayet!

Yumurtadan çıksam ağzımı bozmuşum..

Sezaryen meselesinde ise hedef canlıyı yok etmek değil, annenin hayatını gözeten bir tıbbi önlem..

Adını Roma İmparatoru Sezar’dan alan bir teknik..

Diktatör Sezar anasının karnında bile rahat durmayıp ters dönmüş, bir türlü dışarı çıkamamış.. Devrin doktorları da hem anayı hem de bebeği kurtarmak için operasyon yapmış..

Ananın karnını kesip bebeği çıkarmışlar..

Bakmışlar ki bu tekniğin anneye ölümcül bir zararı yok, insanlık olarak da bugüne kadar uygulamışlar..

Tartışmaya zıplayan hükümet adamlarının ahaliye yüklemeye çalıştığı algıya bakarsan “Sezaryen ile doğan çocuktan” hayır bekleme..

Sezaryen bebelerine kem gözle bakma refleksi belki de bu doğum tekniğe adını veren Sezar denen şahsın hayırsızlığından geliyor..

Hayırsızlığı Jüpiter tapınağının sunağına saklı kehanette bile yazıyormuş..

“Herkesin kocası, herkesin karısı olacak.. Çift toynaklı bir atla gezecek.. Roma’ya kan getirecek..”

Belki de kafa kağıtlarına ileride bu sezaryen farkı da işlenecek..

Normal yoldan avdet edenlere misal “Beşir’den olma, annesi Pakize’nin rahminden doğma..” diyecekler..

Eğer sezaryen tekniği uygulanmışsa “Beşir’den olma, annesi Pakize’nin karnından çıkma..” kaydı düşecekler..

Aradaki farkı yaşayanlar görecek.. Temsil, işe adam mı alınacak?

“Anasının şeyinden çıkanlar bir adım öne..” diyecekler.. Gerisi dağılacak, kös kös evine dönecek..

***

Benim zamanımda bu fark olsaydı, çok işime yarardı.. Anam beni doğururken çektiği tüm zahmete rağmen sezaryeni düşünmemiş.. Üstelik babam da doktor..

Kafam biraz büyükmüş.. (Üç buçuk kilo doğmuşum, kafa ağırlığı net bir buçuk kilo..)

O yüzden doğumum hayli zahmetli olmuş.. Ebem Refika Hanım kafayı çekiştirirken biraz zorlatmış mı ne.. Doğum bitip de kundaklandığımda boynumun üzerinde oval biçimdeki beyzbol topu gibi bir kafa taşıyormuşum..

Sezaryen meselesindeki tartışmalara duygusal sebepten katılmıyorum..

“Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır..” diyen Bertrand Russell’e kulak vereceğim..

Önce ikincilerin lafının bitmesini bekleyeceğim..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.