Kategoriler
Haberler

Bu hekimlere karşı kamusal suç işleniyor

Tıp fakültelerinin 6. Sınıfında öğrenciler, hastanelerde bilfiil hekim olarak çalıştırılırlar. Buna stajyer hekimlik denmekle beraber bu sürece “intörn hekimlik” de denir.

Bu süreçte, özellikle yatak başına düşen hemşire ve yardımcı sağlık personeli eksiği, intörnler üzerinden telafi edilmekte, bizzat kadrolu hekimlerin yapması gereken birçok işlem de bu gençlerin sırtına yüklenmektedir.

Bu süreçte bu genç hekim adayları, süre, mesai sınırlaması olmadan nöbetler, acil nöbetleri, hasta hazırlama, tahlil ve yazışma hizmetleri, hasta iletişim hizmetleri, poliklinik hizmetleri, psikolojik destek, iş organizasyonu v.b. hizmetlerinde hoyratça çalıştırılmakta, aslında kullanılmaktadır. Yani hastanelerde ücret karşılığı yapılan işlerde bedava çalıştırılmaktadır. Üstelik bu gençler kadrolu personelin ücret karşılığında yapması gereken işleri bedava yaparken, bırakın bir ücret almayı, bir de üniversite harcı olarak üste para vermektedirler.

Bir işin, mesleğin öğrenilmesi için stajyerlik sürecinin gerekli olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Fakat bu stajyerlik süresi istismar süresi haline getiriliyor ise işte burada suiistimal, angarya ve insanlık suçu ortaya çıkmaktadır ve maalesef Türkiye’de intörnlük sürecinde olan budur.

Yasal haklar ve mevzuat incelendiğinde, intörn hekimler;

1- Öğrenci sayılarak çalıştırılıyorsa ya da eğitim faaliyeti olduğu iddia ediliyorsa haftada 36 saatten fazla çalıştırılamazlar. (YÖK mevzuatı)

2- Devlet memuru statüsünde çalıştırıldığı iddia edilirse; haftada 40 saatten fazla çalıştırılamazlar, fazla mesai çalışanın kabul etmesine bağlıdır, günlük 8 saatten fazla her çalışma süresi için bir gün sonra o süre kadar izin verilmesi zorunludur. (657 sayılı kanun ve ilgili mevzuat)

3- İşçi statüsünde çalıştırıldıkları iddia edilirse; haftalık 45 saat (Cumartesi dahil), günlük 7,5 saat ve fazla mesai olarak günlük 3 saatten, yine fazla mesai olarak yıllık 270 saatten fazla çalıştırılamazlar. Üstelik gece nöbetine kalan kimse (saat 20.00 – 06.00 arası) gece çalışmış sayılır ki bu süreler arasında fazla mesai uygulanamaz, yani 7,5 saatten fazla çalıştırılamazlar. (4857 sayılı iş kanunu ve ilgili mevzuat)

Bütün bunların yanında, hiç kimse, bir gün içinde en az 11 saat kesintisiz dinlendirilmeden yeniden çalıştırılamaz. (iş mevzuatı, uluslararası anlaşmalar)

İntörnlük sürecinin nasıl yapılması gerektiği konusunda, yasal hükümleri tam karşılamasa bile Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesine ait bir yönergede aşağıdaki kurallar belirtilmiştir.

“Madde 8- a- Eğitim-Çalışma Süreleri ve Yerleri: Dönem VI eğitim programında uygulama dilimleri 08.00’de başlar, 17.00’de sonlanır. Nöbet sistemi içinde çalışan birim ya da bölümlerde çalışma süresi sabah ve akşam dilimi devir sürelerine göre AD tarafından düzenlenir. İntörn doktorların uygulama dilimi programlarında belirtilen yerler haricinde görevlendirilmeleri Tıp Fakültesi Dekanlığının iznine bağlıdır.

b-Nöbetler: Dönem VI eğitim programı içinde nöbetler yer alır. Eğitim amaçlı olan bu nöbetler 3 günde birden daha sık olamaz. İntörnlerin nöbet sayıları ve süreleri hizmet açığının kapatılması için arttırılamaz.”

En azından bu kurallara bütün tıp fakültelerinin uyması gerekirken, birçok tıp fakültesinde maalesef, intörnler, hizmet açığının kapatılması için hak hukuk tanınmaksızın, mesai kavramı olmaksızın çalıştırılmaktadır.

İntörn hekimlere karşı, bu gençlerin üzerinde; mezun etmeme, sınıfta bırakma, başarısız sayma durumları baskı unsuru olarak kullanılıp, insanlık dışı şartlarda hoyratça çalıştırılmaktadır. Bu durum gerek insan haklarına, gerek Anayasamıza ve yasalara aykırıdır. Bu işi yapanlar insanlık suçu işlemektedirler. Hekim adayı gençler, daha mesleğe başlamadan hekimlikten nefret eder hale getirilmektedirler.

Sorunun çözümü YÖK ve üniversite rektörlüklerine düşmektedir. İntörnlük süreci için, insan hakları ve hukuk göz önüne alınarak, kimsenin bir tarafa çekip sündüremeyeceği, suiistimal edemeyeceği doğru dürüst bir mevzuat çıkartılmalıdır. Bu mevzuatta özellikle bulunması gerekenler ise;

1- İntörnlerin çalışma süreleri ve nöbet süreleri, evrensel hukuk kurallarına ve İLO sözleşmelerine uygun olarak belirlenmelidir.

2- Görev tanımları net yapılmalıdır ve bu tanımların dışında birilerinin özel hizmetkârı, kaprislerine katlanıcı eleman olmasını sağlayacak alan bırakılmamalıdır.

3- Hizmet açığını kapatıcı, bedava eleman olarak görülmelerinin önüne geçilmelidir.

4- İntörnlük sürecinde bu gençlerden üniversite harcı alınmamalıdır.

5- Hastanelerde verilen her hizmetin karşılığının devletten ve kişilerden maddi olarak alındığı, hastanede hizmet verenlere “döner sermaye” adı altında ekstra ücret dağıtıldığı bir ortamda, intörnlere de en azından cep harçlığı olabilecek ücret verilmesi, Anayasamızın 55. Maddesindeki “Ücret emeğin karşılığıdır. Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.” hükmüne uygun olacaktır.

6- Her türlü biyolojik, kimyasal vb. risklerle yüz yüze çalışan intörnler, sağlık sigortası kapsamına alınmalıdır.

Bütün bunların yanında intörn hekimler düşen görev ise; kendi haklarının bilincinde olabilmek, haklarını talep edebilmektir. Kısacası haklarını talep edebilecek kadar adam olmalı, insan olabilmelidir. En azından bu haklarını talep edebilmek için üniversitesinin rektörlüğüne taleplerini içeren bir dilekçe yazabilecek kadar da “adam” olabilmelidir. Bu şekilde “adam, insan, kadın” olamıyorsa bir intörn, hekim olsa ne yazar, doktor olsa ne yazar…

www.kamusitesi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.