Kategoriler
Haberler Sizden Gelenler

Cerrahpaşa Tıp Birincisi’nin Konuşması “Kazanan ne hastalar, ne hekimler, ne de devlet”

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 2012 Dönem Birincisi Dr.Yunus Emre AKPINAR’ın Mezuniyet Konuşması:

Sn.Rektörüm, Sn Dekanım, SnHocalarımız, Sevgili Arkadaşlarım ve Değerli Aileler,

Altı yıl önce başlayan, fakat pek çoğumuz için yıllar, belki de ömür boyu sürecek olan tıp hayatına hekim ünvanıyla adım atma hakkını elde etmiş bulunmaktayız.Pek çok insanın göze alamadığı bu uzun ve meşakkatli öğrencilik dönemini geride bırakırken, bundan kat ve kat daha yorucu ve daha fazla sorumluluk gerektiren yeni bir zaman diliminin de habercisi olan bu günde sizlerle beraber olmanın onurunu ve gururunu yaşıyoruz.

Üniversiteye başladığım ilk günü hatırlıyorum da, üzerinde kocaman harflerle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi yazan ana kapıdan içeri doğru ilk adımlarımı attığımda gördüğüm karışıklık beni oldukça şaşırtmıştı. Cerrahpaşa, bir kimsenin aradığı yeri rahat bulamamasını amaçlayan plansız çarpık yapısı ve öğrenciler için kampüs ortamından çok hastalar için eskimiş bir hastane izlenimi vermesi nedeniyle sadece ismine bakınca fakülte olduğunu anlayabileceğiniz bir yer.

Buradaki öğrenimimiz boyunca hocalarımızdan meslek hayatımızda bizlere yardımcı olmasını ümit ettiğimiz pek çok bilgiler edindik ve onların yol göstericiliğiyle beceri ve deneyimlerimizi geliştirmeye çalıştık.Bu süreçte ileride onlar gibi olmak isteyeceğim, örnek alabileceğim hocalarım olduğu gibi, tutum ve davranışlarını asla tasvib etmediğim hocalarımız da oldu; fakat belki de farkında olmadan bizlere nasıl hekimler olmamamız gerektiğini göstererek büyük katkılar sağladılar.Bu yüzden onlara da kendi adıma minnet duymaktayım.

Altı yıl boyunca pek çok ders gördük pek çok sınava tabi tutulduk. Hocalarımız tarafından hazırlanan sınavlar ile imtihan edileceğimiz günler pek çoğumuz için geride kaldı.Artık hasta ile karşı karşıya kaldığımız zaman vereceğimiz kararlar ve bunların meydana getireceği sonuçlar ile tüm toplum nezlinde yargılanacağımız günler başlıyor.Bu süreç içerisinde elde ettiğimiz kazanımlar pek çoğumuz için ne yazık ki kendine güvenebilen, mesleki açıdan yeterli donanıma sahip birer hekim olabilmeyi sağlayacak nitelikte ve nicelikte olmamıştır.Hekimliğin küçük bir provası olması amacıyla tıp fakülteleri eğitim-öğretim programına konulan internlük dönemi boyunca hastanenin ara eleman ihtiyacını karşıyacak şekilde kullanılmamız burada bulunan arkadaşlarımın büyük çoğunluğunun da kabul edeceği bir gerçektir.Bu dönemdeki mesaimizin çoğu hastalar ile ilgilenmek yerine bilgisayar başında hastane otomasyonu ile uğraşmakla geçmektedir.İlaçları gir, hastaları kaydet, epikiriz yaz, tetkik iste zaman kalırsa vizite katıl ondan arta kalan zamanda da hasta görürsün anlayışı internleri tıbbi sekreter gibi görev yapmaya zorlamaktadır.Nöbetlerde hasta olmadığında uyuyacak boş bir koltuk arayan,bütün biyoritmi bozulmuş halde Tus’a hazırlanmaya çalışan, herhangi bir olumsuzluk olduğunda zincirin en zayıf halkası olarak suçun yıkıldığı, hekim- hasta- personel üçgeninde adeta kendilerine biçilen rol ile sahne almaya çalışan figüranlar olmak istemiyoruz. Bildiğiniz üzere biz Cerrahpaşa’nın yıkım başlamadan fakülteyi bitiren son mezunlarıyız. Yeni Cerrahpaşa’nın genç hekimleri umarım bu tarz konuşmalar yapmayacak ve her zamankinden daha kutsal hale gelen hekimlik mesleğine daha iyi şartlar altında adım atacaklardır.

Hekimlik var olduğundan beri hep kutsal bir uğraş alanı olarak görülmüş ve saygı duyulmuştur.Eski toplumlarda insanların değer verdiği, hatta bazı kabilelerin kutsadığı rahipler, kahinler, büyücü kişiler hekimlik yapmış ve dolayısıyla mesleğe mistik bir anlam yüklenmiştir.Günümüzde de kimse kabul etmese de bilinç altında gizlenmekte olan bu bakış açısı hekimleri insan üstü varlıklar olarak görmektedir,fakat bu çarpık düşünce nedeniyle de en fazla hekimler zarara uğramaktadır.Sanki hekimlerden insan değillermiş gibi hata yapmadan mesleklerini icra etmeleri beklenmektedir.Yapılan en küçük hata da çok bilmiş,hatasız insanlarımız tarafından acımasızca eleştrilmektedir.Hatta bazıları eleştirmekle de kalmayıp zihinlerinde kurdukları sanal mahkemelerde hekimleri yargılayıp cezalarını infaz eden birer hukuk makamı olarak kendilerini konumlandırmaktadırlar.Tabii bu söylediklerim bütün milletimizi kapsamamaktadır. Bu sözlerin muhattabı hekimlere uyguladıkları şiddetin dozajıyla övünen hatta kimi zaman hekimleri kalleşçe katleden insan bedeni içinde yaşayan vahşi, medeniyetten nasibini almamış mahlukatlardır.Yıllarını insanları iyi etmek amacıyla tıp ilmini öğrenmek için harcamış, gece demeden, hastalık bilmeden sürekli çabalayan, bir hastası hayatını kaybettiğinde hiçbir hatası olmasa da kendisini sorumlu hisseden biri için, hastasına bilerek zarar verdi suçlaması karşı karşıya kalınabilecek en ağır ithamdır.

Niçin milletimiz bu kadar tahammülsüzdür ve şiddet yanlısıdır.Bunun pek çok sebepleri bulunmaktadır.Eğitimsizlik, medyanın takınmış olduğu tutum, uygulanan sağlık politikalarının hekimi hedef göstermesi ve hekimlerin özlük haklarının hiçe sayılması, ağır iş yükü altında ezilen hekimlerin ister istemez hastalarıyla yeterince ilgilenecek ne vakitlerinin olması ne de bunun için ihtiyaç duydukları enerjiyi bulabilmeleri bu sebeplerden birkaç tanesini teşkil etmektedir. Ayrıca bunlar dışında özel olarak parantez açılması gereken başka bir durum da şiddete başvuran insanlara karşı uygulanan yetersiz cezai müeyyidelerdir.Yetişmesi için devletin binlerce lira yatırım yaptığı hekimler ne yazık ki yine aynı devlet tarafından yeterince korunamamaktadır. Ama şiddetin temel nedeni uygulanan yanlış sağlık politikalarıdır.

Ülkemizde koruyucu sağlık politikalarının rafa kaldırıldığı bir dönemdeyiz. Sağlık yerine hastalığın ön plana çıkarıldığı, hekimlere ne kadar hasta bakarsan o kadar para alırsın dayatması yapan, adeta hasta hekim ilişkisini parça başı ücret anlaşmasının geçerli olduğu ticari bir ilişkiye indirgeyen ve dolayısıyla hastanın hekime olan güvenini sarsan performans sistemi nedeniyle, kazanan ne hastalar ne hekimler ne de devlet olmuştur. Hekimler artan hasta yükü ve uygulanan performans sistemi nedeniyle en iyimser tahminle 10 dakikada bir hasta bakmak zorunda bırakılmaktadır.Dolayısıyla kısıtlı zamanda bakılan hastanın derdine derman olunamamaktadır.

En akılcı yol koruyucu sağlık hizmetleridir.Hastalıkarı erkenden tanımak tedavi maliyetini düşürür, işgücü kaybını azaltır ama insanların hasta olmasını asgari düzeye indirecek tedbirlerin alınması hem erken teşhisten daha fazla getiri sağlar hem de daha yaşanası bir çevre oluşturur.2500 yıllık eski bir Çin tıp kitabında durumu çok iyi özetleyen bir cümleyi aktarmak isterim:Süper doktorlar hastalıkları önler, vasat doktorlar erken teşhis ve tedavi eder, diğerleri ise hastalıklar ilerledikten sonra rant sağlarlar.Ne yazık ki sistem süper doktorlar yetiştirmiyor ama super olan başka bir şey yapıyor, hekimlerin yaşam enerjisini süper biçimde emiyor.
Hekimlerin de insan olduğu unutulmamalıdır.Zaman zaman yirmi dört saat mesainin ardından ara vermeden yine sabahtan akşama kadar hasta bakmak zorunda kalan hekimin, psikolojik ve bedensel açıdan sağlığı bozulmaktadır.Bildiğiniz üzere dünyanın en zor işi insanlarla uğraşmaktır.Bir de bu insanların hasta olduğunu düşünün, yetmezmiş gibi de bazı hastaların kendilerinden daha da sorunlu yakınlarını da ekleyin.Daha bitmedi kazancında herkesin gözünün olduğu bir meslek hayal edin.Bizler insanlar ölmesin diye didinen bir meslek grubuyuz.Dolayısyla her ölüm bizim emeklerimizin aksi istikametinde bir son ve bunun meydana getirdiği tahribat tabiki oldukça fazla. Sonuç tükenmişlik sendromu, depresyon ve hatta ne yazık ki intihar. Bütün bunlarla baş edebilmek kolay değil.Bu nedenle hekimlere normal devlet memuru muamelesi yapmak, bir de bunun üzerine senin maaşın benim vergilerimle ödeniyor diyerek hekimleri aşağılamak ancak böyle tutum sergileyenlerin cehaletini ortaya koymaktadır.En azından hekimin almış olduğu eğitime saygı duyulmalıdır.

İşte tüm bunlar neticesinde konuşmamın başlarında belittiğim gibi şimdilerde hekimlik mesleği eskiden de daha kutsal bir hale gelmiştir.Unutulmasın ki her karanlığın bir aydınlığı, her gecenin de bir gündüzü vardır.Hekimler adına yaşanan bu zorlu günlerin de elbet son bulacağını ümit etmek istiyorum.Her ne olursa olsun acı çeken ve sizi derdine çare olacak vesile olarak gören bir hastanın acısını dindirdiğinizde o insanın gözlerinde parlayan minnettar bakış, sesindeki teşekkür dolu tonlama, kalbinden geçen iyi dilekler ve dualar size tüm olumsuzlukları unutturacak, yaşama enerjisi pompalayacak, işe yaradığınızı hissettirecek ve sizi hep daha başarılı olmaya sevkedecek motivasyonu kazandırarak iyi ki de bu mesleği seçmişim dedirtecektir.

Hekimlik mesleğine adım attığımız şu günde yaşamım boyunca ve öğrencilik hayatımda desteklerini hiç eksik etmeyen aileme şükranlarımı sunuyorum.Eğitimim süresince yanımda olan tüm kişi ve kuruluşlara teşekkür ediyorum.Mezuniyet heyecanını bu ortamda yaşamamızda büyük katkıları olan albüm kurulunda görevli arkadaşlarım Dr.Özal Adıyeke, Dr.Çetin Genç, Dr.Seyide Köstek, Dr.Bilginar Kovancı,Dr.Arsida Bajrami,Dr.Nuseybe Akbal,Dr.Medya Namdar,Dr.Zeynep Selcan Koç,Dr.Ramazan Emre Yiğit,Dr.Burcu Ece Kök,Dr.Ö.Ekin Kayan,Dr.Emre Bozkurt,Dr.Selen Soylu,Dr.Mehmet Hoca ve onlara klavuzluk yapan Sn.Prof Dr Sema Umut, Prof Dr.Birsen Mutlu, Prof Dr. Nail Yılmaz ve Prof Dr Büge Öz hocalarımıza da teşekkürlerimi sunuyorum.Altı yıl boyunca eğitim gördüğümüz, bünyesinde Türkçe Tıp, İngilizce Tıp ve Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerini barındıran büyük Cerrahpaşa Ailesinin bir ferdi olma onurunu ömrüm boyunca yaşayacağım.Bu süreçte dostluklarını esirgemeyen tüm arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum.Son olarak da bu büyük kurumun yönetimini üstlenmiş başta Sayın Dekanımız Prof Dr Özgün Enver ile yönetim heyetine ve eğitimimizden sorumlu hocalarımıza teşekkür ediyorum. Saygılarımla…..

Dr.Yunus Emre AKPINAR

“Cerrahpaşa Tıp Birincisi’nin Konuşması “Kazanan ne hastalar, ne hekimler, ne de devlet”” için 3 yanıt

Ben de Cerrahpaşa 2012 mezunu olarak her cümlesine katılıyorum, gerçekten güzel ve etkileyici bir konuşmaydı.Burdan da kendisini bir kez daha tebrik etmek isterim.

GARP CEPHESİNDE DEGİŞEN BİR ŞEY YOK….

Yıl 1995 te şok yaşamıştım……………Yıl 2012 yine aynı şoku yaşadım.
Cerrahpaşa Tıp (CT) birincisini konuşmasını okuyunca anılarım tazelendi.Ben CT a 1995 girişli ve mezun olmuş şu an Ast. egitimi alan bir Hekim babasıyım.
İlk CT kaydını yaptırdıgında, fiziki yapının kötü ve karmaşası beni şok etmişti.
Koskoca İstanmbul gibi bir metropolde Egitimin iyi olacagını sanmıştım. Sonra anladım ki TIP Egitimi bir o kadar sorunlu imiş.
(Ben burada genel konuşma metnine katılıyorum,ama sadece TIP fak Egitimi açısından gözlemlerimi ve bakışımı yazacagım.)
1.nci Genç Dr.un ve yeni mezunların başarılarının devamını diler ve kutlarım.
Yıl 2012,yani 17 yıldır degişen bir şey yok.
Bu yıl 9 Eylül TIP mezuniyet törenine bir yakınım vesilesi ile katıldım,Genç Hekimlerin konuşmalrı aynı sorunları işaret ediyor.İnsanı üzen,feryat eden,çözüm isteyen konuşmalar.Ama dik duruşlu…
TIP fak. en iyi ve hayalleri olan ögencileri alacak,6 yılın sonunda kendine ve bilgisine güvenmeyen,heyacanı bitirilmiş bir şekilde mezun edilecek.Oysa onları biz veliler 6 yıl önce bilgi,beceri ve kendine güvenen kişiler olarak TIP fak. göndermiştik. Ne yaptınız onlara..? Bazıları sizin çocuklarınız belki..?
Bunun üstüne üslük mecburi hizmetin sorunları,TUS gibi insanı stres içinde bırakan bir maratonu koşacak bu gençler …
TIP fak. olan bir üniversitede tüm yönetim rektör,dekan TIP lı olacak,bu basit ama bir o kadar önemli talebenin(TIP, Uzmanlık,YD Uzmanlık) İyi Egitim Alma isteklerini yıllardır çözemeyecek.
Bazı Hekimler hemen şunu diyecekler,zaten TIP fak. üzerinde yeteri kadar siyasi baskı var,siz onlara yardım ediyorsunuz.İlk anda dogru gibi duruyor,ama bu sürdülemez durum devam ederse buna neşter vurulacaktır.O zaman daha büyük yaralar alınacaktır.Oysa bu iyileştirmeler şimdiye kadar yapılsa idi daha az yara ile işler düzeltilebilecekti.Daha az genç hekim magdur olacaktı.Bu konuşmalar “..bize verdiginiz en iyi egitim ile yola çıkıyoruz,başarılı olacagımızdan emin olabilrsiniz hocalarım..” olacaktı.
Egitim,ögretim ve araştırma yaparak bilim üretecek bir kurumda,Hastahanesini bile egitim ögretim araştırmaya uygun yönetimeyen bir Üniversite düşünülebilirmi?
Bu gün TIP fak. iyileştirme ve geliştirme için profesyonel desteklere ihtiyacları vardır.Bu destekler kendi Üniversitelerinde vardır,sadece bunları organize ederek bu işi kolayca başarabilirler.
Nedir bunlar? İktisat,İdari ve Yönetim bilimleri,IK bölümleri,Elektronık ve Bilgisayar bölümleri,vs..vs gibi bölümlerden destek alarak kurulacak “TIP takımı “, -Dünya örnekleri ve deneyimlerine ulaşmanın kolay oldugu bu zamanda….- bu işi kolayca kotarır.
Zaten Üniversite En İyi Egitimi veremiyorsa,ülkemize örnek olacak En İyi Sistemi kuramıyorsa onun bilim üretmesi düşünülemez bile.
TIP fak. Egitim ve Araştırma Hastanesi gibi bir yapıyı en iyi şekilde Egitimin emrine sunacak şekilde organize ederek yönetemiyorsa,Sayın Yöneticiler daha çok Dr.YUNUS lara,EMRE lere terar eden mezuniyet konuşmaları yaptırırlar.Benim gibileride şok etmeye devam ederler.
Sayın Hocalarımızda benim gibi yaşlı “hasta”larla ve 3.basamak hastalarla ugraşarak pratiklerini,bilgilerini,gayretlerini Dr.Yunus Emre Akpınar gibi genç hekimlerden sarfınazar ederek çalşmaya devam etsinler bakalım…..
Bu yazıyı ben bir veli olarak kaleme alabiliyorsam,degişimin ayak sesleri geliyor demektir…
Genç hekimlere duyurulur…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.