Kategoriler
Haberler

Kızılay Genel Müdürü Taşlı: Halkın kanla ilgili güvenlik sorunu kalmadı

Türk Kızılayı Genel Müdürü Ömer Taşlı, ülkede son 5 yılda kan konusunda ciddi bir mesafe alındığını söyledi. Kızılay’ın yerel ve bölgesel kurumsal yapılanmasını tamamladığını belirten Taşlı, “250 bin kanla başladık. 6 yılda 1.5 milyon adet kana ulaştık. Hedefimiz 2 milyon 200 bin kan. Şu an 700 bin ünite kan üniversiteler ve birkaç büyük devlet hastanesinde üretiliyor. Türk halkının kanla ilgili güvenlik sorunu kalmadı.” dedi.

 

“Kızılayı anlamak ve anlatmak” konulu bölgesel seminere katılan Taşlı, program sonrası basın mensuplarının sorularını cevapladı. Türk Kızılayı’nın yönettiği kan programının hedefleriyle başa baş gittiğini dile getiren Taşlı, şu an dünya standartlarında kan üretecek kapasiteye ulaştıklarına dikkat çekti.

 

Artık kan konusunda ihtiyaç anonslarını duymamaya başlandığını anlatan Taşlı, “Son günlerde yaşanan çeşitli olaylarda halkımız kan merkezlerine başvuruyor. Teşekkür ediyoruz. Halkımız ülkesi uğruna can verenlere bir şey bağışlamak istiyor. Biz bu acil durumlarda da kanı ilk dakikadan itibaren yaralılara sağlıyoruz. Zaten aldığımız bir kanı hemen yaralılara verme şansımız yok. Bunların bir işlenme, test edilme ve hazırlık döneminden geçmesi gerekiyor. Bu süre 24-48 saat arası değişiyor. Ama halkımızın teveccühü bizi çok duygulandırıyor.” diye konuştu.

 

KAPASİTEMİZ EN ZOR ANLARI BİLE KARŞILAYACAK DURUMDA

 

En büyük zor anlarda bile kapasitelerinin ihtiyaçları karşılayabilecek noktaya geldiğini vurgulayan Taşlı, “Türkiye’nin kan sorununu aştı” diyebileceklerini aktardı. Türkiye’de yılda 2 milyon 200 bin civarında kana ihtiyaç duyulduğunu ve bunun tamamının karşılandığına işaret eden Taşlı, bu kanın 1.5 milyonunun Kızılay tarafından üretildiğini hatırlattı. Süreç içinde bu fonksiyonları Kızılay’ın devir alacağını açıklayan Taşlı, bulaşıcı olabilecek üç ana testi takip ettiklerinin altını çizdi.

 

HIV VAKALARINDA BİR ARTIŞ OLDUĞU EĞİLİMİ VAR

 

Bu virüslerin HIV (AIDS), hepatit C ve sifilis olduğunu anlatan Taşlı, şöyle devam etti: “Türkiye zenginleştikçe, kişi başına milli gelir arttıkça toplumun tamamı sağlık imkânlarına erişmeye başladı. Özellikle hepatit ve sifiliste minimize olmaya başladı. Yurt dışına çok fazla seyahat etme, başka toplumlarla aynı oranda teması getiriyor. Başka ülkelerden sağlık hizmeti almayı zorunlu kılıyor. Güney Asya, Kafkaslara, Balkanlara işadamlarımız veya çalışanlarımız gidiyor. Bu seyahatlerde kan veya kan ürünlerini alabiliyor. Türk toplumu dünya ile daha fazla temas edince, sağlık anlamında daha fazla etkilenir hale geliyor. Bu nedenle HIV vakalarında bir artış eğilimi olduğu izlenimi var. Net bir şey söylemek çok zor. Ama HIV virüsüne karşı toplumun daha fazla bilinçlenmesine ihtiyaç var. Bunun bir sonuç doğurabileceğini öngörüyoruz.”

 

Eskiden yurt dışına çıkana –her halde Türkiye’nin bir takım belgelerini verecek diye– ‘hain’ diye muamele gördüğünü ve pasaport isteyenin ‘şüpheli’ şahıs olarak görüldüğünü söyleyen Ömer Taşlı, döviz taşıyanların ise cezaevine atıldığını belirtti.

 

Türkiye’nin yurt dışına 10 milyon turist gönderdiğini hatırlatan Taşlı, “Biz eskiden turist olarak ülkemize geleni bilirdik. Ama artık öyle değil, çünkü Türkiye zenginleşti. Böyle olunca dünya ile temas artıyor. Bazı ülkeler bütün tedbirlere rağmen AIDS gibi yaygın hastalıklarla mücadele ediyor. Bazı ülkelerde bu alanda bir istatistik yok. Bu nedenle risklerin arttığını belirtmeye çalışıyorum.” şeklinde konuştu.

 

SURİYE’DEN GELECEK SIĞINMACILARA GÖRE HAZIRLANIYORUZ

 

Kızılay’ın sadece Türkiye’nin değil bu coğrafyanın olduğunu vurgulayan Taşlı, yeni Türkiye’nin vizyonuna göre dünyaya baktığını bildirdi. Ülkenin büyük hedeflerinin bulunduğunu ifade eden Taşlı, şunları söyledi: “Bu hedeflere göre kendimizi yapılandırıyoruz. Suriye’den yeni göçler gelebilir. Kızılay bu periyodik artışa göre hazırlamaya çalışıyoruz. Şu ana kadar bir açık vermedik. Misafirlerin sayısı 85 bini aştı. Hiç kimse aç ve açıkta kalmadı. Bundan sonra da gelenlerle baş edebileceğimizi düşünüyorum. Dünya toplumu ile birlikte hareket ediyoruz. Az da olsa onların destekleri de gelmeye başladı. Birileri bir zamanlar bir sınır çizmiş. Biz bu tarafta onlar orada kalmış. Aradaki tek fark bu. Bir zamanlar berabermişiz. Ayrı da olabiliriz. Ama bu insanlar bizim bölgemizin insanları. 70–80 yıl önce bizimle beraber üzülüyorlardı; zaferlerimiz onlarındı. Şimdi farklı değil. 1999 depreminde Suriye halkı bize yardım etti. Şimdi biz onlara el uzatıyoruz. Bir bütünün parçalarıyız.”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.