Kategoriler
Haberler

Prof. Dr. Behzat Özkan “Haftanın Akademisyeni”

Prof. Dr. Behzat Özkan

“İyi bir akademisyen, bilimsel olarak kabiliyetli olduğuna inandığı ve daha aktif olabilecek bilim insanlarına gerektiğinde makamını devretme cesaretini kendinde bulmalıdır.”

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Atatürk Üniversitesi Yakutiye Araştırma Hastanesi Pediatrik Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Behzat Özkan. 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1964 yılında Trabzon-Sürmene’de doğdum. İlkokulu 1970-1975 yılları arasında Trabzon Sürmene’de Aşağı Ovalı İlkokulunda okudum. Lise tahsilimi, 1976-1981 yılları arasında yine Sürmene’de Sürmene Lisesinde tamamladım. 1983 yılında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesine girerek tıp eğitimime başladım. 1989 yılında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldum. 1989-1990 yılları arasında Adıyaman ili Çelikhan ilçesi Kalecik Sağlık Ocağında mecburi hizmetimi yaptım. 1990-1994 yılları arasında Atatürk Üniversitesi Pediatri Ana Bilim Dalında araştırma görevlisi, 1994-1995 yılları arasında 9 ay süreyle pediatri uzmanlığı görevlerinde bulundum. Eylül 1995 tarihinde yardımcı doçent oldum. Ocak 1996-1998 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Ana Bilim Dalında Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalında yan dal ihtisası yaptım. Kasım 1998 tarihinde Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Ana Bilim Dalı Endokrinoloji ve Metabolik Hastalıklar Bilim Dalının kurulması görevinde bulundum. Aralık 2000 tarihinde doçentlik kadrosuna, Ocak 2006 tarihinde de profesörlük kadrosuna atandım. 2000-2004 yılları arasında Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastaneleri Başhekim Yardımcılığı görevinde bulundum.

Milli Pediatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu Üyeliği, Çocuk ve Adolesan Diyabetikler Derneği Erzurum Şube Başkanlığı, “European Pediatric Endocrinology Society”, Amerikan Endokrinoloji Cemiyeti “The Endocrine Society“, Pediatrik Endokrinoloji Diabet Derneği üyeliklerim bulunmaktadır.

Bunların haricinde Sağlık Bakanlığı Vitamin D Eksikliğini Önleme Bilimsel Kurul Üyeliği, Sağlık Bakanlığı Doğumsal Hipotirodizm Tarama Programı Uygulama Geliştirme Bilimsel Kurul Üyeliği, Türkiye İyot Eksikliğini Önleme Programı Uygulama ve Geliştirme Bilimsel Kurul üyeliğim bulunmaktadır.

Yurt dışı üniversitelerdeki çalışmalarım ise şöyle; “Joslin Diabet Center/University of Maryland, Baltimore/Maryland/USA. 2002.(İnsulin pump therapy in children with diabetes)”

“Division of Endocrinology, Departments of Pediatrics, John’s Hopkins University, Baltimore/ Maryland/USA. 2002.(Metabolic bone diseases)”

Halen Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Endokrinoloji ve Metabolizma Ünitesinde iki profesör, bir doçent ve bir yan dal asistanı ile birlikte çalışmalarıma devam etmekteyim. Evli ve bir çocuk babasıyım.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Annemin kronik hasta olması ve hastanelerde tedavisi sırasında o yıllarda çeşitli sıkıntılar yaşamamız hekimlik mesleğini seçmemde temel neden oldu. Bu mesleği seçtiğim için hâlâ çok memnunum. Yaklaşık 21 yıldır Erzurum’da çalışıyorum. Allah ömür verdikçe keyifle hastalarıma hizmet etmeye devam edeceğim.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Elinizdeki tüm imkânları hastanızın tedavisi için kullanmanıza rağmen tedavi edilebilir bir hastalıktan dolayı hastanızın durumunun kötüye gitmesi ve sizin çaresiz kalmanız.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

İyi bir akademisyen; dürüst, çalışkan, yenilikçi, hoşgörülü olmalıdır ve akademisyenin bir duruşu olmalıdır. Mahkeme kadıya mülk olmadığı gibi, ana bilim dalları da başkanlarına mülk değildir. Akademisyenler arasında tercih yaparken liyakatı ön planda tutmalıdır. İyi bir akademisyen bilimsel olarak kabiliyetli olduğuna inandığı ve daha aktif olabilecek bilim insanlarına gerektiğinde makamını devretme cesaretini kendinde bulmalıdır.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Prof. Dr. Nihat Bilginturan, Prof. Dr. Selim Kurtoğlu.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Sağlık, memnuniyet çıtası çok yukarıya ayarlanmış bir hizmet alanı. Herkesi kendi isteği ölçüsünde sisteme özel olarak katkı yapmadan memnun edebilecek bir sağlık hizmeti henüz dünyada mevcut değil. Eski ile kıyaslandığında sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, hastanecilik hizmetleri, bireylerin sağlık hizmetlerine ulaşması, koruyucu sağlık hizmetleri vs. bakımından ülkemizde son yıllarda devrim niteliğinde işler yapıldı. Bununla birlikte, özellikle üniversite hastanelerinde çalışan öğretim üyelerinin çalışma koşullarının yeni sisteme adaptasyonu için yeni stratejilerin geliştirilmesine ihtiyaç vardır.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Evet. “Tip 1 Diyabetli Çocuklarda İnsulin Pompa Tedavisi” konusunda 3 ay süre ile Maryland Üniversitesi Çocuk Endokrinoloji Bölümünde, “Metabolik Kemik Hastalıkları” konusunda John Hopkin’s Üniversitesi Çocuk Endokrinoloji Bölümünde 1 ay süre ile tecrübelerimi arttırmaya çalıştım.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Hayır.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

150.

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Ülkemizde yurt dışında İngilizce yayımlanan makaleler çok değerli, yurt içinde Türkçe yayımlanan yazılar ise fazla önemsenmiyor algısı var. SCI veya PubMed’e giren dergilerde yayımlanan makaleler kadar, Türkçe yayımlanan dergilerdeki makalelerin de akademik yükseltmelerde dikkate alınması gerekir. Bence ülkemizde Türkçe yayımlanan dergiler behemehal toparlanmalı, “editorial board”larının oluşması daha objektif kriterlere göre geliştirilmelidir ve buna göre derecelendirilmeleri yapılmalıdır. Buna TÜBİTAK önderlik yapabilir. Diğer yandan Türkçe yayımlanan dergilerdeki danışmanların değerlendirmelerini daha ciddiye almaları için özendirici yaklaşımlar gerekmektedir.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

İngilizce tıp fakültelerini kaldırırdım. Buna mukabil ülkemiz gerçeklerini dikkate alarak mevcut fakültelerin kontenjanlarını arttırırdım. Bunu yaparken nüfusu düşük illerde yeni üniversitelere tıp fakültesi monte etmek yerine, yerleşmiş üniversitelerin tıp fakültelerinin yanına ikinci bir tıp fakültesi kurardım. Çünkü, yerleşmiş bir fakültedeki bir öğretim üyesinin aynı ildeki yeni kurulan diğer tıp fakültesinde ders vermesini sağlayabilirsiniz. Ancak, bir öğretim üyesini değil o ile nakletmek, sadece ders vermek için de olsa başka ildeki tıp fakültesine göndermeniz kolay olmamaktadır. Bu durum yeni kurulan tıp fakülteleri için öğretim üyesi sıkıntısına da çözüm olacaktır. Nüfusu düşük illerde Sağlık Bakanlığı ile iş birliği yaparak eğitim ve araştırma hastanelerinin daha aktif ve dinamik çalışmalarına katkı sağlardım.

Akademik yükseltmelerde özellikle doçentlik ve profesörlük için alan çalışması olarak tez sistemine geçerdim. Bu çalışmaların bağımsız bir jüriye sunularak değerlendirilmesinden sonra yükseltme yapılmasını önerirdim. Yapılan tüm çalışmaların sonuçları itibariyle ulusal ortak bir data merkezinde toplanmasını sağlar, böylece duplikasyonun önüne geçmeye çalışırdım. Bir akademisyenin kendi üniversitesinde profesörlüğe atanmadan önce bir başka üniversitede aktif olarak en az 6 ay süre ile eğitim ve öğretim yapmasını sağlardım. Ana bilim dalı ve bilim dalı başkanlık görevlerinin aynı kariyerde bulunanlar arasından münavebeli olarak yapılmasını sağlardım. Tek kişinin ömür boyu ana bilim dalı başkanlığı yapmasının getireceği statükonun önüne geçmeye çalışırdım. Üniversite hastanelerinde hasta muayenesinde performans sistemini kaldırırdım. Öğretim üyesi-hasta ilişkisini üniversitelerin iç hizmet yönetmelikleri ile yürütmelerini sağlardım. Sabit maaş sistemine geçerdim. Performans sistemini ise araştırma, eğitim ve öğretimde tüm üniversiteler için geliştirir, aktive eder ve uygulardım. Profesörlerin özellikle kendi alanlarında her iki yılda bir 1. isim prospektif bir araştırma çıkarmalarını, en az bir ulusal kongrede konuşma yapmalarını teşvik ederdim.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Kısmen. Bu durum her zaman sizin isteğinize bağlı değil. Sizin isteğinizin yanı sıra çevrenizdeki koşulların da buna uygun olması gerekiyor.

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Yıllar öncesi idi. Pratisyen hekim olarak bir köy sağlık ocağında mecburi hizmetimi icra ediyordum. Yağmurlu bir gece yarısı lojmanın kapısı çaldı. Kapıdaki vatandaş, hanımının köydeki evinde doğum yapmak üzere olduğunu ve bunun için yardım etmemi istiyordu. O sırada sağlık ocağında görevli ebe hanım bir eğitim amacı ile il merkezinde idi. Sağlık ocağındaki hemşire hanım ile birlikte at sırtında ve yağmur altında yaklaşık 1.5 saatlik yolculuk sonrasında sabaha karşı bir yamacın eteğindeki evine ulaştık. Eve vardığımızda sancıdan kıvranan ve doğum yapmak üzere olan bir hanımefendi ile karşılaştık. Ben hemen hemşire hanımla birlikte gerekli hazırlığı yapıp doğumun ne zaman gerçekleşebileceğini anlamak için gerekli muayeneyi yapmak istedim. Hemşire hanım ise yeni göreve başlamış ve hiç doğum vakası muayene etmemiş idi. Anlaşılan iş başa düşmüştü. Ne var ki baba da benim hastayı muayene etmeme asla musaade etmiyordu. Bana “Doktor sen bebeğin baş tarafından mı, yoksa kıç tarafından mı geldiğini söyle, gerisi bundan önceki 7 tanesi gibi kendiliğinden olur” dedi ve beni evin dışına davet etti. Ben de bebeğin baş tarafından çıkıma doğru ilerlediğini söyledim. Ama ne çare; tüm ısrarlarımıza rağmen vakaya daha fazla müdahil olmamız baba tarafından istenmedi. Sabah ezanı okunurken ben ve hemşire hanım at sırtında, yağmur altında tekrar lojmanımıza geri dönmüştük. Birkaç saat sonra, çiçeği burnundaki baba sağlık ocağında bizi ziyarete gelmişti ve nur topu gibi oğlu olduğunu, yardımımız için bize teşekkür etmek için geldiğini söylüyordu. Yurdum insanının bu ifadesi karşısında bize de derin bir nefes almak düşmüş idi.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Maalesef, hekim olmamıza rağmen beklenildiği ölçüde sağlımıza dikkat edemiyoruz. Hiçbir hastalık olmasa da, hipertansiyon hekimlerin çoğunun arkadaşı oluyor.

Tıp dışında uğraşılarınız ya da hobileriniz var mı?

Karadeniz yaylalarında “trecking” yapmak, kayak yapmak, açık havada uzun yürüyüş yapmak, Trabzonspor futbol takımının durumunu takip etmek.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Vefa, benim için İstanbulda bir semt değildir. Önemli kararlar alırken mutlaka yakın çevremdeki arkadaşlarıma danışırım. Çok zor karar veririm, ama bir kere karar verdiğimde de artık pişman olmam, “Takdiri ilahi” derim ve yoluma devam ederim.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Bu soruyu doktorların eş ve çocuklarına sorarsanız daha iyi olur. Bu meslek özünde fedakârlık gerektiren, ancak ve ancak ulvi amaçlar için yapılan bir meslektir. Eğer hakkı ile yapılıyorsa; bir hekim aileme yeterince vakit ayırıyorum diyorsa, mesleğine yeterince zaman ayırmıyor demektir. Bence hekim ve ailesi bunu baştan kabullenmeli. Bununla birlikte, zor koşullara rağmen hekimler de bir ailelerinin olduğunu unutmamalı ve onlara gereken zamanı ayırmaya çalışmalıdır.

Kaynak: Medimagazin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.