Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

TK 1983 : Gökyüzünde Hayat Kurtarmak!

Dr.Şahin Hanalioğlu

‘Uçak gecikecek, zamanında kalkamıyoruz’ diye seslendim sağımdaki amcaya bir yol muhabbeti başlatmak istercesine. ‘Yok daha sadece 10 dk gecikmiş durumdayız’ diye cevap verdi o da, saatin 19:25 olduğunu göstererek. Ben ise iki hafta önceki Lyon maceramın deneyimiyle, gayet kendinden emin bir edayla, ‘uçak 10 dk geciktiyse kalkamaz, kalkış sırasının kendisine tekrar gelmesini beklemek zorunda’ diye duruma açıklık getirdim. Hakikaten de yarım saatten fazla bekledik, daha doğrusu pistte ‘volta attık’ bu sürede. Sonunda havalandık İstanbul semalarından günbatımından önce, bir şahin gibi süzülerek… 

Sağdaki amcayla koyu muhabbete başladık haliyle. 41 yıl önce, Samsun’da bir terziyken iltica etmiş İngiltere’ye. Önce 3-4 yıl çalışıp dönerim diye düşünmüş ama şartlar dönmesine engel olmuş ve artık çocukları ve torunlarıyla oraya yerleşmiş. Yılın yarıya yakınını İstanbul Çekmeköy’deki evinde geçiriyormuş ama, zaten bir kızı da İstanbul’da yaşıyormuş ailesiyle. 41 yılını konfeksiyonlarda çalışarak, yaşam mücadelesi vererek geçirmiş, ilkokulu dışarıdan bitirmiş bir gurbetçi Türk kendisi. Şimdi 72 yaşında ama yaşını hiç göstermiyor. Hal böyleyken memleketin bugünkü halinden başladık, kırk yılda geçirdiği değişimi tartıştık, ekonomiden güncel siyasetten dem vurduk,  iki toplumun zihniyet ve değerlerinin mukayesesini yaptık, sağlık sisteminden ve doktorlardan söz açtık, derken bir saat sonra sohbete THY’nin enfes menüsü ile ara verebildik ancak  Boynum sağa dönmekten tutulduğundan mıdır bilmem, biraz da soldaki delikanlı ile sohbet edeyim dedim. İmigrasyon kartını doldururken başlattık sohbeti. Garanti Bankası’nın kartlarla ilgili biriminde yönetim ve planlama üzerine çalışıyormuş, birkaç günlüğüne VISA’nın bir workshopuna katılmak için gidiyormuş Londra’ya. Onunla da debit karttan başladık kredi kartı aidatlarına, bankaların iş stratejilerine, ve sonra benim işimden bahis açınca da Türkiye’de doktorların çalışma koşullarından sağlık sisteminin sorunlarına enine boyuna konuştuk pek çeşitli meseleleri. 

Yolculuğun yarısı geçmişti. Bu sefer de boynumun solu tutulduğundan bir süre dinlenmek için kestireceğimi söyledim kendisine. Tatlı bir uyku beni bekliyor diye düşündüm o an, kısa da olsa. Ancak gel gör ki işler umduğum gibi gitmedi. Uyku ile uyanıklık arasındaki o çizgide salınıp dururken kulağıma takılan tanıdık bir anons ile irkildim adeta. ‘Uçakta doktor varsa lütfen görevlilere kendini takdim etsin’ diyordu. Sağımdaki amca ‘hadi!’ dedi coşkuyla, ‘göster kendini’ demek istercesine. Atılmak istemedim, önce birazcık bekledim, belki başka birileri çıkar diye. Sağa sola döndüm, gelen giden yoktu. Uçaktan erken çıkabileyim diye seçtiğim en önlerdeki koltuğumdan kalktım. Uçağın kuyruk kısmında birkaç kabin görevlisinin toplandığını gördüğümden oraya ilerledim emin adımlarla. Yolcuların bir kısmı meraklı gözlerle beni süzüyordu. Arkaya vardım. 60’lı yaşlarda esmer tenli, hafif kilolu, ajite bir teyze, ağrısı olduğunu yüzünden belli edercesine oturuyordu oracıkta. Kendimi tanıttım, hemen teyzeye ve kocasından hızlı bir hikaye almaya koyuldum, bir yandan acil çantasını görevlilere açtırırken. Hastanın göğüs ağrısı vardı. Ama başladı –her yurdum teyzesi gibi- başım da ağrıyor, üşüyorum, titriyorum, bacaklarım da kasılıyor vb. uzattıkça uzatmaya.  Hemen durdurarak en çok rahatsız eden şikayetini sordum. Kalbim sıkışıyor, ağrıyor dedi göğsünü göstererek. Hemen aspirin, dil altı izosorbitdinitrat, dil altı nitrogliserin sprey çıkarttırdım çantadan. Bir yandan da hikayeyi derinleştiriyordum. Meğerse teyzenin koroner arter hastalığı varmış bilinen, anjiyosunun normal geldiğini söyledi kocası ama pek güven vermiyordu. Teyze zaten aspirin ve dil altı nitrogliserin sprey kullanıyormuş, ama aspirinini bugün almamış, spreyi ise ağrısı başlayınca sıkmış. O sırada bir yandan da vitallerine baktım hızlıca. TA:110/80, Nb:65, sO2:96, T:36,6C, KŞ:137 idi. Hemen izosorbiti verdim, sonra da spreyi sıktım (daha önce nitrogliserini fark etmemiştim ilaç listesinde). Peşine aspirini de verdim.  10 dk içinde bir miktar rahatladı ancak hala şiddetli ağrı tarifliyordu. Bir yandan da çantada ne var ne yok anlamaya çalışıyordum, vitallerimonitorize ederken. Damar yolu açayım dedim ne olur ne olmaz diye. Mavi ve gri vardı, biri ince diğeriyseçok kalındı. Mavi ile başlayayım dedim, Allah’tan ilk girişte oldu. Hemen serum gönderdim. Bir süre sonra nefes darlığının arttığını söyleyince hemen maske ile oksijen de vermeye başladım. Saturasyonları iyi gidiyordu gerçi. 

Hastanın başında geçirmek durumundaydım belli ki yolculuğun geri kalan 2 saatini. Kabin görevlileri de hemşire gibi çalıştılar, ama bir de söylediklerimi anlayıp doğru şeyleri verebilseler harika olacaktıJ O sırada şunu farkettim, artık gerçekten doktor olmuş gibi hissediyordum. Hayatın garip bir cilvesi herhalde, önceki Londra gelişimde de böyle bir olay olmuştu. O zaman da bir İngiliz genç şiddetli ishal ve ateş ile fenalaşmıştı. O zaman da onun başında geçirmiştim yolculuğu. Ancak böylesi kritik anlarda önceki gibi heyecan yaşamıyorum artık. Daha vakur, daha serinkanlıyım. Hoşuma gitti doğrusu. Sonuçta koca uçaktaki tek doktordum ve o an bana gerçekten ihtiyaç vardı, belki de benim orda olmam iyi bir şanstı o hasta için. Ben de elimden geleni yapmalıydım. Yaptım da. Her ne kadar EKG ve kardiyak enzimler elimizde olmasa da klinik olarak miyokard enfarktüsü (kalp krizi) ile uyumlu, ciddi sonuçları olabilecek bir durumu kritik bir anda ve mekanda yönetme işi bana düşmüştü.

Zannediyorum Kürt kökenli, çok önceden İngiltere’ye yerleşmiş bir aileydiler. Konuşmalarını anlamakta da zorlanıyordum bazen. Ancak bana yetecek kadar iletişim kurabiliyorduk kendisiyle. Ağrısının izlemde biraz daha azaldığını ifade etti. Baş ağrısı da geçmişti. Artık biraz daha güvende sayılırdık. 40-50 dk daha sabretmemiz gerekiyordu sadece. O sırada görevlilere kokpitle temasa geçerek, havaalanında ambulans hazırlatmalarını söyledim. Pilot da kule ile haberleşmiş. Uçak inişe geçerken hastayı arka koltuklardan birine aldık sarsılmadan etkilenmesin diye. Daha da rahatlamıştı. İnişte ben de en arkada görevlilerle oturdum. Kazasız belasız sağ salim indik sonunda. Hızlı bir frenle birkaç saniye için duruverdik hatta. Anons yapıldı hastaya öncelik verin, yerlerinizde oturun diye, ancak önemseyen olmadı başta tabii. Ama pilot da anons yapınca biraz etkili oldu. Sonra da zaten bir baktık paramedik, ambulans ve havaalanı görevlileri bastı uçağı, resmi sarı fosforlu üniformaları ile! Artık ayrılma zamanı gelmişti benim için. Teyze kendisini ‘iyileştirdiğim’ için nasıl teşekkür edeceğini bilemiyordu, ‘Allah razı olsun doktor bey’ diyebildi birkaç kez, hala bitkin bir şekilde arka koltukta ambulansa bindirilmeyi beklerken. ‘Rica ederim, görevim teyzecim’ dedim ben de. Bekleşen kalabalığın ortasında tek başıma arkadan öne doğru ilerlerken bir tebessüm kondurdum yüzüme. Sonunda yere sağ salim inmiştik ve ambulans da uçağın arka kapısına yanaşmıştı ve sağlık görevlileri hastayı almak üzere içerdeydiler artık. Ön kapıya geldiğimde kendimi üniformalı görevlilerden birine takdim ettim. Senden bilgi almak isteyebilir sağlık görevlilerimiz, dedi. Onlar o insan kalabalığında bir daha ön tarafa gelemediler ancak önden arkaya uçağın telefonuyla iletişim kurduk bir tanesiyle. Durumu anlattım, neler yaptığımı açıkladım. İlginç gelen şey, serumu neden taktınız sorusu oldu. Ben de hipotansif olmasın diye ve biraz da prevantif amaçlı dedim. EKG çektirilmesi ve kardiyak markerların gönderilmesinin gerekli olduğunu söyledim,yapacaklarını söyleyip teşekkür ederek bitirdi konuşmayı telefondaki hanımefendi. O sırada camdan baktım, ambulans artık hastayı almış hareket ediyordu. Bense günün kahramanı olarak uçaktan yorgun ama huzurlu bir şekilde, yolcuların gülümsemeleri eşliğinde, biraz da gecikmiş olarak ayrılıyordum koşar adımlarla, zira Edinburgh trenini kaçırmak istemiyordum. 

Dr.Şahin Hanalioğlu (Khaniyev)

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

Beyin Cerrahisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.