Geç gelen adalet ne kadar adalettir?

Dr. Ercüment Tombalak
Dr. Ercüment Tombalak

Birileri sizi paldır küldür bir yerlere götürse, başınıza abanarak bir arabaya bindirip. Karanlığın içinde, gökyüzünden uzakta, ailenizden habersiz bir şekilde, ne kadar kalacağınız bile belli olmadan, nefes bile almakta zorlandığınız bir yerlerde bekletse ve bu bekletiş masum bir bekletiş olmasa. Zorla bir şeyler kabul ettirilmeye çalışılsa sizlere ve dayanamayıp kabullenseniz yapmadığınız birçok şeyi. Kime sığınıp, kimden yardım dilenebilirsiniz ki içine düştüğünüz bu kızgın ateşten. Fevzi de kimseye sığınamamıştı içine düştüğü ateşte cayır cayır yanarken.

Gözyaşlarını bile silememişti, yanaklarından süzülüp de akmıştı yüreğine. Kırsal bir memleketin, gelişmemiş bir köyünde dünyaya gelmişti. Ezik bir toplumun, ezik bir yurttaşı olmasın diye Fevzi ismini koymuştu babası. Üstün olan demekti, galip gelen demekti, kendisi henüz bilmese de isminin anlamını. Büyüdükçe bir şeylerin değişmesi gerektiğini düşünüyordu. Okumalıydı ve hayalini kurduğu güzel bir geleceği olmalıydı. Gazeteci olmaya karar vermişti. Sorgulayıcı ve kuşkucu bir yapısı vardı.

O tarihlerde Almanya’ ya gidiyordu birçok kişi para kazanabilmek için. Babası da çok düşünmüştü Almanya’ ya gitmeyi. Bir gece kararını vermişti ansızın. Mademki para kazanıp ailesine bakması gerekiyordu. Oda öyle yapmalıydı. Oturtmuştu Fevzi’yi karşısına babası. ‘Bak evladım’ demişti. ‘Anne olmak da zor baba olmak da, zor olsa da bir şeylerin kararını verebilmeli insan bu dünyada yıkılmadan ayakta kalabilmek için. Benim annenle birlikte Almanya’ya gitmem gerekiyor, seni de alabilirdik ama şuan için nerede kalacağımız ve nasıl yaşayacağımız belli olmadığından sen burada anneannenle birlikte kalacaksın. Durumumuzu düzelttiğimiz ilk fırsatta seni yanımıza alacağız üzülme sakın. ‘

Bir masal anlatıyormuş gibi gelmişti Fevzi’ye babası. Vakti zamanı gelince bavullarını toplayıp bir sabah uçup gitmişlerdi annesiyle, babası göçmen kuşları gibi. O zaman yalnız olmanın ne kadar hüzün verici bir şey olduğunu anlamıştı Fevzi. Hoşça kal bile diyememişti annesine, babası apar topar çıkarmıştı annesini otobüse yetişebilmeleri için. Anneannesi ile birlikte yalnız kaldıkları ilk gece annesinin kokusunu hissedebilmek için annesinin başörtüsünü sermişti yastığının üzerine. Koklaya koklaya uyumaya çalışmıştı. Yüreğindeki sızı engel olmuştu uyumasına ve öylece dalgı dalgın bakmıştı evin tavanına uzandığı yatağında. Özlem içinde geçen bir çocukluk dönemini gerilerde bırakmıştı. Hiç değilse mutlu bir gençliği olmalıydı. Üniversite öğrencisi olacaktı ve bir kız arkadaşı olacaktı yüreğini açabileceği. Öylede olmuştu başlangıçta. Her şey o kadar güzel görünüyordu ki her sabah uyandığında, okula gitmek için evin kapısını açıp dışarıya çıktığında önce Allah’ın ismini anıyordu sessizce ve sonrada sevdiği kızın yolunu gözlüyordu köşe başında.

Bazı insanların hayatındaki güzel şeyler çok uzun sürmez derler ya, Fevzi içinde öyle olacaktı belki de. Memleket bir karmaşanın içine sürükleniyordu. Kimse kimseye acımaz olmuştu sokaklarda. An gelir birileri can veriyor olurdu bir köşe başında ve her ölenin bıraktığı üzüntü, istemeden kin ve nefreti körüklüyordu geride kalanların yüreklerinde. Üniversite kampüsleri güvenliğini kaybetmişti. Belaya bulaşmadan okuyabilmek imkansız hale gelmişti neredeyse. Buna rağmen okumayı kafasına koymuştu Fevzi. Bir sabah aynı korkuyla evden çıkmıştı okula gidebilmek için ve dolmuşa bindiğinde annesiyle babasını özlediğini farketmişti. Keşke yanımda olsalardı diye içinden geçirmişti ama kimsesi yoktu yanında ona destek olabileceği. Okula vardığında kampüs çok hareketliydi, o kapıdan dönüp tekrar eve gidebilseydi eğer hayatında o kadar çok şey değişecekti ki, üniversiteyi bitirip hayalini kurduğu bir gazetede bir köşesi olacaktı her sabah yazılarının yayınlandığı. Ama öyle olmadı, o kapıdan içeriye girdi ve dersi dinlemek için sınıfa doğru yöneldi. Ardından bir gürültü kopmuştu bahçedeki kalabalığın arasında. Nihayet askeri bir operasyon yapılmıştı ve asker olaya el koymuştu. Fevzi, sınıftaki arkadaşlarıyla birlikte sıraların altına saklanmıştı. Çünkü sınıftan kaçıp kurtulmak aklına bile gelmemişti. Hiçbir suçu olmadığından öylece askerlerin gelmesini beklemişti Fevzi. Askerler gelecek ve onları içine düştükleri bu sıkıntıdan kurtaracaktı. Askerler her birine birer suçluymuş gibi yaklaşmıştı. Sıraların altından hakaret edercesine söylenen sözlerle çıkartılmıştı bu çocuklar. Sonra da karakola götürülmüşlerdi. Aylarca kapalı kalmışlardı kimseye haber verilmeden. Annesiyle babası Almanya’dan gelmişlerdi ve aylarca nerede olabileceğini araştırmışlardı. Ancak altı ay sonra alabilmişlerdi nerede olduğu bilgisini. Mahkemeye çıkarılmıştı Fevzi. Suçsuz bulunmuştu, hiçbir olaya karışmamıştı. Suçsuz olması onu ceza almaktan kurtaramamıştı. On yılı aşkın süreyle Üniversite sınavlarına girip bir meslek seçemeyecekti. Bütün hayalleri bu kararla birlikte toprağın altına gömülen cansız bedenler gibi unutulup gidecekti.

Yaklaşık otuz yıl sonra bütün hakları geri verilmişti Fevziye. Yaş elliye yaklaşmıştı. Bu yaştan sonra ne yapabilirdi ki. Buna rağmen Üniversiteye gidip okulunu bitirdi ve mezun olduğu gün elindeki diplomasıyla gururlanarak gözyaşları içinde geçmişine rahmet okumuştu bir 12 Eylül sabahı.

Dr.Ercüment TOMBALAK

İstanbul Medeniyet Üni. Göztepe E.A.H

Genel Cerrahi Kliniği

www.ofbeabi.com kurucusu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.