İçeri girenler dışarıda bırakın her umudu

Dr. Ercüment Tombalak
Dr. Ercüment Tombalak

Orta direk olmaya çalışan bir ailenin üçüncü çocuğuydum. Annem ev hanımıydı. Anadolu’dan yeni göç etmiş bir adamın kafasındaki kadın çalışamaz psikozu yıkılamamıştı henüz. Tek başına bir işçinin kazandığı parayla altı kişinin geçimi sağlanmaktaydı o günlerde. Babamın kazandığı para azdı ama bize verdiği mutluluk anlatılamayacak kadar fazlaydı. Karadeniz’in bir köyünde doğup büyümüştü. Okumak için ne fırsatı olmuştu ne de imkanı. Çocuk denecek yaşlarda iş hayatına atılmıştı. Sabahları işe gitmek için her uyandığında pencereden içeriye giren soğuk havanın etkisiyle üşümeye başlardı ve gökyüzüne doğru bakarak, çocuk gözlerinden birkaç damla yaş akarak “ben çocuklarımı bu şartlarda büyütmeyeceğim” diye inandığı Tanrı’ya seslenirdi. Evden dışarıya çıkıp köy yollarında yürümeye başladığında ise yalnız bir insanın hayalleriyle baş başa kalırdı. Okuyabilseydi doktor olacaktı belki de. Her baba ulaşamadığı hayallere çocuklarının ulaşmasını istermiş ya! Babamda benim doktor olabilmem için çok çaba sarf etmişti. Tıp Fakültesini kazandığımda sabahın alaca karanlığında köy yollarında işe gitmek için yürüyen o küçücük çocuğun hayallerini gerçekleştirmiştim.

İşte bu hayallerin gerçekleştiğini görmek bir babayı öylesine mutlu etmişti ki, öğrenim hayatım boyunca harcayacağı parayı aklına bile getirmemişti. Ben başka bir şehirde tek başıma evdeki maddi sıkıntılardan habersiz bir şekilde yaşarken, babam her akşam çalıştığı iş yerinde mesaiye kalıyordu, benim kitaplarıma para yetiştirebilmek için. Tam altı sene boyunca yorgun bedeniyle benim mezun olacağım zamanı beklemişti emekli olabilmek için. Sonra bir gece, evde haber programı seyrederken babamın ilk defa yüreğinin derinliklerinden ağladığını hissetmiştim. Sanki bir cani vahşice saplamıştı hançeri o hassas yüreğine. ‘Doktor Ersin’ demişti televizyondaki haber spikeri ‘bir hasta yakını tarafından hunharca bıçaklanarak öldürüldü.’

‘Kadere ve insanlara rağmen nasıl mutlu edebilir ki insan kendisini. İnsanın,  bütün sıkıntılarından kaçıp sığınabileceği bir dünyası olmalıdır evladım’ diye bana doğru dönerek konuşmaya başlamıştı babam. ‘İşte benim sığınağım sen oldun okulunu bitirene kadar.’ Öldürülen doktorun babasının yerine koymuştu kendisini babam. Dolu dolu olmuş gözleriyle bana bakmaya kıyamıyordu sanki. Ne de olsa haklıydı,hastaneler sağlık personeli için güvenli bir yer olmaktan çıkmıştı artık.

Tüm bu yaşananlar olurken bir arkadaşımın söylediği sözler gelmişti aklıma. ‘Biz hekim sorunlarının düzeleceğine dair boşuna umut ediyoruz arkadaşım, Tıp Fakültesinin girişlerine Dante’nin ‘içeri girenler, dışarıda bırakın her umudu’ sözünü asmalılar ki buralardan yetişecek olanlarda ileride onları nelerin beklediğinin farkına varabilsinler. Yol yakınken bu yoldan dönmek isteyenler de dönüp kendi yollarını bu bilinçle bulabilsinler.’Bense her fırsatta Mustafa Kemal’in ‘umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır’ sözünü hatırlatıp duruyordum ona. Oysa o gece başka birinin bu sözü hatırlatması gerekiyordu bana. Çünkü bende umudumu yavaş yavaş yitirmeye başlamıştım. Umudunu yitirenin her şeyini yitireceğini bilerek, umudumu kesmiştim her şeyin düzeleceğine dair.

Dr.Ercüment TOMBALAK

İstanbul Medeniyet Üni. Göztepe E.A.H

Genel Cerrahi Kliniği

www.ofbeabi.com kurucusu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.