Hak ve batıl din üzerine

Dr.Uzala
Dr.Uzala

Aksi düşünüldüğünde yani Hz Muhammed hadislerin yazımına izin verse ve bunları kısmi veya bütün dinin evrensel hükmü olarak kabul etse o zaman dinin kaynağını tam olarak öğrenilmesini isteyen peygamber bunu tam olarak kayda geçirtmez miydi? Üstelik Kuran’ da açıkça yazı yazma, okuma ve aklı kullanmaya dair bu kadar ayet varken, ve o dönemde Kuran’ın emri ile borç ve vasiyetler kaydettirilirken buna rağmen hadis savunucularını bu tür yaklaşıma iten nedir?

2-Resul’ a itaat etmek ile ilgili ayetlerin yanlış algılanması;

Araf Suresi 158.AYET:
‘’ De ki: “Ey insanlar! Ben sizin üstünüze Allah’ın resulüyüm. Göklerin ve yerin mülkü o Allah’ındır. İlah yoktur O’ndan başka. O diriltir, O ölüdürür. O halde Allah’a ve resulüne iman edin; Allah’a ve onun sözlerine inanan o ümmi peygambere iman edip uyun ki, doğruya ve güzele ulaşabilesiniz.”

Nisa Suresi 79-80.AYETLER
‘’ İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah’tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.
Resule itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Yan çizen çizsin, biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik.’’

Nur Suresi 51-52.AYETLER:
‘’Allah’a ve aralarında hüküm vermek üzere O’nun resulüne çağrıldıklarında, müminlerin sözleri sadece şunu söylemeleridir: “İşittik, itaat ettik.” İşte bunlardır kurtuluşa erenler.
Allah’a ve O’nun resulüne itaat eden, Allah’a saygı duyan ve O’ndan korkan kişiler, zafere ulaşanların ta kendileridir.’’

Bugün hadisleri ve sünneti bir dini hüküm gibi kabul edenlerin dayandığı ayetlerden bazıları bunlar olarak gösterilmektedir.Ayetlere bakıldığında altı çizili cümlelerden, onlara göre anlaşılan aslında Nisa Suresi’nin 80. Ayetinde özetlenmiş olarak kabul edilebilir. Gayet tabi bu ayetlere dayanarak sünnet ve hadislerin büyük bir kısmı sorgulanmadan dine davet edilip bir hükümmüş gibi de kabul edilir. Fakat böyle bir durumda Kuran’ın en önemli ilkelerinden biri ihlal edilmektedir. O da Kuran’a bütüncül bir şekilde yaklaşılmasıdır.(18) Kuran’ da dikkat edilirse sureler parça parça indirilmiş olup bir suredeki sorunun cevabı bazen başka surede bulunmaktadır. Bu nedenle sadece bağlantılı ayetlere ulaşmadan ‘Ayet cımbızlama’ *metodu ile seçilmiş ayet yanlış yorumlara neden olabilmektedir. Bu ayrıca Kuran’ın ‘ aklı doğru kullanma’ ilkesine de ters düşmektedir. Keza şu iki ayet neden bütüncül yaklaşımda bulunulmasını da destekler niteliktedir:

*dipnot:Bu metod ile akla uymayan ve Kuran’ da yer almayan bir çok hüküm koyucu ayetin bağlantılı ayetleri incelenip akıl ile desteklenmeden irdelenmesi yöntemidir, yani düşünceyi bir şekilde Kuran ayetine doğrulatma şeklidir.(haşa)

Zumer Suresi 23.AYET:
‘’Allah, sözün/hadisin en güzelini, bibirine benzer iç içe ikili manalar ifade eden bir kitap halinde indirmiştir…’’
Ve Kuran’ın kafirlere ve hadis uydurucularına karşı en büyük meydan okumalarından biri olan bu ayet de bu durumu destekler durumdadır:

Bakara Suresi 2.AYET
‘’İşte sana o Kitap! Kuşku,çelişme, tutarsızlık yok onda. Bir kılavuzdur o, korunup sakınanlar için’’

‘Resul’e itaat’ konusunda diğer değinilecek nokta mevcut kavramlara bu bütüncül yaklaşım altında açıklık getirmektir. Alt başlık altında belirtildiği üzere olan ayetler ilk planda peygamberin din adına hüküm sahibi olduğunu gösterir gibidir. Fakat bu durumda şu ayetlerle çelişki meydana gelmesi söz konusudur:

Maide suresi 49. AYET:
‘’Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor. Zaten insanların birçokları doğru yoldan iyice sapmış bulunuyorlar.’’

Yunus Suresi 15.AYET:
‘’Ayetlerimiz onlara açık seçik parçalar halinde okunduğu zaman, bize ulaşmayı ummayanlar şöyle dediler: “Bundan başka bir Kur’an getir yahut bunu değiştir.” De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkuya düşerim.”

Görüldüğü üzere peygamber vahyedilene uyuyor, ve kendisine vahyedilen bizlerin de sorumlu olduğu kaynak KurAn buna gore yaşamını şekillendiriyor. Ayrıca elçi kelimesinin anlamına da değinmemiz şart. Elçi, kelimesinin tam karşılığı ‘resul’ kelimesidir. Peygamber kelimesi ise Farsça kökenli bir kelime olduğu için Kuran’ da geçmez. Bu yüzden Kuran çevirilerinde arapça resul manasına gelen kelime hem Allah’ın elçisi hem de peygamber diye çevirilir. Nebi ise;
Kendisine içinde Allah’ ın vahyi olan yani sözleri emir ve tavsiyeleri bulunan kitap indirilmiş olan kişi demektir. Aynı zamanda ‘değeri Allah tarafından yükseltilmiş kişi’ demektir.(19)Hz Muhammed hem nebi hem resuldür. Buradaki ayrım, mana bakımından Peygamber üzerinden yapılırsa şöyle ifade edilebilir; Hz Muhammed peygamberlik görevi verildiği günden itibaren her gün nebidir. Yani nebilik bir makamdır. Yine Hz Muhammed Yüce Allah’ tan vahiylerini aldığı zaman ve bunları iletmekle yükümlü olduğu sure içerisinde Resul’dür. Yani Nebilik bir makam, Resulluk ise bir görevdir. Keza, sadece Nebi kelimesinin geçtiği ayetler incelendiğinde Hz Muhammed’ in bizzat şahsına yönelik ifadeler vardır. (20) Oysa resülün görevi Kuran’ da netleştirilmiştir.

“Resullere apaçık tebliğden başka ne düşer?” (Nahl 16/35)
“Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, bunu yapmazsan onun resullüğünü yapmamış olursun.” (Maide 5/67)
Bu ayetlerde geçen tebliğ etmek kelimesinin anlamı çözülürse resulun görevinin ne olduğu ve ‘resule uymak’ kavramının ne manaya geldiği daha net anlaşılacaktır. Tebliğ kelimesi sözlük anlamı olarak; Arapça’da “ulaştı, yetişti, yeterli oldu ve maksada kavuştu” gibi anlamlara gelen “be-le-ğa” fiil kökünden tef’îl kalıbına sokularak türetilmiş bir mastardır.(21) Terim anlamı olarak ise; “Peygamberlere Allah’tan vahiy mahsulü olarak gelen ilâhî hükümlerin hiçbirini gizlemeden ve ilavede bulunmadan aynısını insanlara bildirmek” şeklinde tarif edilmektedir(22) Bu iki ayet ve benzeri mesajı ileten ayetler düşünüldüğünde(23) Tebliğ vazifesini yapan peygamberler, zorlayıcı yola başvurmadan sadece tebliğ vazifelerini yerine getirmişler ve sonucu Allah’a bırakmışlardır. Zira peygambere düşen, sadece tebliğ yapmaktır(24) Ulaştığımız bilgilere bakarak buradan resullerin sadece tebliğ ile yükümlü olduğu görülebilir. Doğru tebliğ etmekle yükümlü oldukları ise Yüce Allah’ ın vahiyleri yani KURAN’ dır. Buradan anlaşılan din hükmünü koyan sadece Allah’ tır; peygamber değil. Ama Peygamber’in sözleri ve davranışları –bugüne ulaşıp kesinliği akıl ile sorgulanıp- elbette uygulanabilir; ama yine de bu din hükmü yerine geçemez. Çünkü Yüce Allah peygamberi bu konuda uyarmaktadır:

“Eğer o (Muhammed), bize karşı, bazı sözler uydursaydı, onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık. Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız.” (Hâkka 69/44–47)

Buna rağmen ‘Resule uyun’ ayetleri dışında hadis savunucularının dayandığı ayetler vardır. Fakat bunların da anlamları yanlış anlaşılmıştır. İlgili ayetleri vermek gerekirse;

Nisa Suresi 113.AYET:
‘’Eğer Allah`ın senin üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni şaşırtmaya mutlaka yeltenecekti. Ama onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah sana Kitap`ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah`ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.’’

Bakara Suresi 151.AYET:
‘’Nitekim size aranızdan bir resul göndermişiz; size ayetlerimizi okuyor, sizi temizleyip arıtıyor, size Kitap`ı ve hikmeti öğretiyor, size daha önce bilmediklerinizi belletiyor.’’

Kasas Suresi 14.AYET:
‘’Mûsa, yiğitlik çağına ulaşıp olgunlaşınca ona hikmet ve ilim verdik. Biz, güzel düşünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz.’’

Cumua Suresi 2.AYET:
‘’O Allah`tır ki, ümmîlere içlerinden bir resul göndermiştir de o, onlara Allah`ın ayetlerini okur, onları arıtıp temizler, onlara Kitap`ı ve hikmeti öğretir. Onlar bundan önce tam bir sapıklık içine gömülmüşlerdi.’’

Buraya kadar olan ayetlere dikkatle bakıldığında; Kitap ve hikmet ayrı iki isim geçmesine rağmen ayetlerin berisi okunup düşünüldüğünde ve bütün olarak yaklaşıldığında anlaşılan şu; kitap ve hikmet inmeden önce Nisa 113 te Hz Muhammed’ i hak yoldan çıkarmaya yeltenenler var. Fakat Yüce Allah uyarıyor ki- ‘ Allah sana kitap ve hikmeti öğretmiştir. Allah’ ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.’ Hz Muhammed Kuran ve hikmet ile aydınlanıyor ve onu şaşırtmaya çalışan grubun ancak kendilerini kandırabileceği ifade ediliyor. Diğer ayete; Bakara 151’ e geçildiğinde Resul’ün ilettiği Kuran ile daha önce sapıklıkta olan toplumun temizlendiği ifade ediliyor, burada yine ayetine hemen devamında eş zamanlı olay var sadece Hz Muhammed’ e değil onun ilettiği vahiyler ile Kuran ve hikmeti öğretiyor. Kasas 14’ te ise Hz Musa’ nın belli bir olgunlaşma seviyesine ulaşınca ona Hikmet ve ilim verdik deniyor. Cumua 2 de ise sapıklık içinde bulunan topluma gönderilen bir Resül’ ün Yüce Allah’ tan aldığı Kuran ve hikmet ile doğru yola ulaştırıldığı ve bu yolla toplumun arındırıldığı ifade ediliyor. Kuran Bakara suresi 2. ayette ifade edildiği gibi ihtilafsız ve apaçık bir kitap. Üstelik bütünlük içinde yaklaşılması ilkesi var. Ayrıca şu ayetler ilk 4 ayete dair akıllardaki soru işaretini de net olarak silecektir.

Lokman Suresi 2.AYET:

‘’İşte sana, o hikmetlere dolu Kitap`ın ayetleri.’’

Yunus Suresi 1.AYET:

‘’Elif, Lâm, Râ. İşte sana hikmetlerle dolu Kitap`ın ayetleri.’’

Yasin Suresi 2.AYET:

‘’Yemin olsun o hikmetlerle dolu Kur`an`a ki…’’

Ali imran Suresi 58.AYET:

‘’ İşte bu sana ayetlerden ve hikmetlerle dolu Zikir’den okuduğumuzdur.’’

İlk 4 ayette kullanılan ‘Kuran ve Hikmet’ kelimeleri birbirini pekiştirme manasında kullanılmıştır. Yani o hikmeti, aydınlatıcıyı,ilmi detayları ile yine Kuran’ dan öğreniyoruz. Bu da başından beri tekrarladığımız hükmü tekrar ortaya koyuyor:

’ Allah’ tan başka hüküm koyucu yok’

Yazımızı şu iki ayetle bitirelim:
Yasin suresi 69.AYET
‘’ Biz o peygambere şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmaz/layık olamaz da. Ona vahyedilen, bir öğütten ve apaçık bir Kur’an’dan başka şey değildir.’’

İSRA SURESİ 9.AYET
‘’ Şüpheniz olmasın ki bu Kur’an en kalıcı, en doğru olana kılavuzlar ve müminlere şu yolda müjde verir: Hayra ve barışa yönelik işler yapanlar için büyük bir ödül vardır.’’

REFERANSLAR:

18- http://antispiritualist.blogspot.com/2011/09/kuran-nasl-okunmal.html
19-http://www.suleymaniyevakfi.org/kutsanan-gelenek-ve-kuran/kur%E2%80%99an%E2%80%99a-ve-gelenege-gore-nebi-ve-resul.html
Nebi = النبيُّ  kelimesi فَعيلٌ veznindedir. Ya nebe’ = نبأ kökünden, “haber veren” anlamında ismi-i fail, ya da nebve = النَّبْوةُ kökünden, “değeri yükseltilmiş” anlamında ism-i mef’ul olur. Birincisinde نبيء’de hemze, ikincisinde de vav  ya harfine dönüştürülmüştür. Kelimenin nebe’ = نبأ ‘den türetildiğini söyleyenler ona; “Allah’tan haber veren kişi” anlamı vermişlerdir (Es-Sıhah ve lisan’ul-Arab نبأ maddesi).
Ragıb el-İsfahânî hemzesiz olanını yani “değeri yükseltilmiş” anlamını tercih etmiştir ve Muhammed aleyhisselamın kendine “يا نبيء الله  = Ey Allah’ın nebii” diye hitap eden birine söylediği şu söze dayanmıştır: “لست بنبيء الله، ولكن نبي الله = Ben Allah’ın nebii değilim ama Allah’ın nebisiyim (Müfredat).” Bize göre doğrusu budur. Çünkü Allah’ın nebisi, Allah’tan haber veren kişi değildir. Haber veren, bir yerden edindiği bilgiyi bir başka yere aktarır. Allah’ın nebileri öyle yapmazlar; Allah’ın kendilerine indirdiği kitabı hem Allah’ın kullarına tebliğ eder, hem de uygularlar.
Kur’an’da, nebe’ = نبأ kökünden türemiş أنبأ kelimesi sadece şu âyetlerde kullanılmıştır.
“Allah Âdem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterdi. ‘Doğruysanız, bana şunların isimlerini haber verin” dedi.  Melekler: “Biz sana içten boyun eğeriz. Bizde bir bilgi olmaz; sen ne öğretmişsen odur. Bilen sen, doğru karar veren sensin’ dediler.
Bunun üzerine Allah, “Âdem! Meleklere şunların isimlerini haber ver =  أَنبِئْهُم بِأَسْمَآئِهِم” dedi. Âdem onlara o isimleri haber verince Allah: “Size dememiş miydim, ben göklerin ve yerin gaybını bilirim. Neyi açığa vurur, neyi gizlerseniz onu da bilirim” dedi.” (Bakara 2/31-33)
Burada Allah’ın indirdiği kitaptan ve kitabın tebliğinden söz edilmemektedir. Zaten أنبأ kökünden ism-i fail nebi’ = نبيء değil münbi’= منبئ olur. Allah Nebîsine, önceki toplumların haberlerini bildirdiği zaman “… onlara haberini oku! (Bkz. Maide 5/27, Araf 6/175, Yunus 10/71, Şuarâ 26/69)” diye emreder. Bu, Allah’ın verdiği haberdir; onu okuyanın verdiği haber değildir.
20- 66:1—-8:67-68—–3:81-82—7:157—-33:6
21-İbn Manzur, Ebu’l-Fadl Cemalüddin Muhammed İbn Mükerrem, Lisanu’l-Arabi’l-Muhît, Beyrut trs, I,
22-Komisyon, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat, TÜRDAV, İstanbul 1981, II, 2114; es-Sabûnî, Muhammed Ali, en-Nübüvvetü ve’l-Enbiya, Dâru’l-Hadis, Kahire 1984, s. 43
23-Mâide, 5/99; Ayrıca bu konu ile ilgili olarak bkz., Al-i İmran, 3/20; Mâide, 5/92; Ra’d, 13/40; Nahl, 16/35, 82; Nur, 24/54; Ankebut, 29/18; Yasin, 36/17; Şuarâ, 42/48; Teğâbün, 64/12.
24-http://web.firat.edu.tr/msoysaldi/Tebligyontemi.pdf

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.