Bozkır insanına umut olabilmek

foto

Aile arasındaki ismiyle Schummi (Dr. Albert Eckstein), genç cumhuriyetin 1933’te yaptığı çağrıya kulak veren bilim insanlarından… 

Milli Eğitim Bakanı Reşit GALİP o çağrıda: “Daveti kabul eden herkesin ister özgür ister tutuklu olsun ya da toplama kampında bulunsun Türkiye Cumhuriyet’inin memuru kabul edileceğini ve Türkiye’nin koruması altında olacağını bildiriyordu… 

Almanya’da Nazilerin iktidara gelişiyle faşist baskılar hayatın her alanında kendisini göstermeye başlamıştı. Öyle ki; Prof. Dr Albert Eckstein’in sınavları öğrencileri tarafından protesto ediliyor, yahudi bir hocanın alman öğrencilere ders vermesi ihanet olarak algılanıyordu. 

1938deki Viyana seyahatinden, oradaki durumun vahametini görüp depresif bir şekilde Türkiye’ye dönüşünü eşi şöyle not ediyor: 

“(…) Viyana’dan depresif halde geldi. Nazilerin hayal bile edilemeyecek zulmünün farkına varmıştı(…)Doktorların neden doğru tanı koyamadığını anlamıştı çünkü onların akılları başka yerdeydi(…)” 

Peki, Dr. Eckstein gibi bu faşizmden kaçan yüzlerce bilim insanı, avrupanın onlarca saygın ülkesi dururken neden genç Türkiye Cumhuriyeti’ni seçti? 

Sorunun yanıtını sona bırakıp “bizim Schummi’nin” Türkiye’deki 15 yıllık yaşantısına göz atalım: 

Hayatında yeni bir sayfa açan doktor, Ankara Numune Hastanesi’nde göreve başlar.

Yozgat, çorum, samsun, Amasya, Sivas, Seyhan, İçel, Gaziantep, Niğde, Kayseri, Konya, Afyonkarahisar, Eskişehir, Isparta, Burdur, Antalya, Denizli, Muğla, Aydın, İzmir, Manisa, Balıkesir, Bursa, Kocaeli, Bolu vilayetlerini ziyaret eder. Kendi çalışmaları için istatistikler çıkarır fotoğraflar çeker. Temizlik, aile hayatı, beslenme konularında notlar tutar.

1945’te kuruluşuna karar verilen Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin Çocuk Kliniğine profesör olarak atanır, fakültede derslere girer, çok değerli asistanlar yetiştirir.(Prof. İhsan Doğramacı, Prof. Bahtiyar Demirağ, Prof. Sabiha Özgür)

Ve Dr. Eckstein, bozkırda geçen 15 yılın ardından 1950’de Hamburg Tıp Fakültesinde çalışmak üzere Almanya’ya döner.

Ayrılışını Vatan Gazetesi şöyle duyuruyordu: “Ankara’nın her mahallinde çok sevilen profesör hemen hiçbir ecnebiye nasip olmayan muhteşem bir teşyi(uğurlama) merasimi ile uğurlandı. Profesörler, doktorlar, tıp talebeleri, çocuklar istasyonu doldurmuştu.”

Bu 15 yıllık serüven bize neyi anlatıyor?                                                                                         

O dönemdeki siyasal rejimleri ve liderlerin özelliklerini ideolojileri sorgulamak lazım belki de… Hitler ve Mussolini’nin kurduğu dikta rejimlerinin yanında yine bir “tek adamın” kurduğu “cumhuriyet rejimi” -ki o tek adamın önünde hilafetten dikta rejimine kadar birçok seçenek de vardı- …

Medeniyetin beşiği avrupada faşist eğilimler yükselip bir bir dikta rejimleri kurulurken, Anadolu’daki genç ülkenin lideri, cumhuriyet şıkkını seçmiş, kendi elinde toplayabileceği egemenliği kayıtsız şartsız halkına vermiş, mirası olarak akıl ve bilimi göstermiş ve de cumhuriyeti gençliğine emanet etmişti.

İşte Dr. Eckstein gibi onlarca bilim insanının Türkiye’yi seçmesindeki açık etkenler…

Aslında bu etkenlerin tümünü genç cumhuriyetin kuruluş ideolojisi olan “Kemalizm” başlığı altında toplamak mümkün.

Türk toplumunun evrimini hızlandırıcı etkiler yaptı Kemalizm.

Öyle ki; Fransa’da bile uzun yıllar süren kanlı çatışmalardan sonra kazanılabilen seçme-seçilme hakkı, işçi hakları( 8 saat, Sendika vs) gibi hakları ortada henüz böyle bir talep dahi yokken tanıdı.

Türk kadınının fransız kadınından 9 yıl önce seçme-seçilme hakkı kazanması bu açıdan oldukça anlamlıdır.

Kemalizm bir bakıma toplumumuz için zaman makinesi görevi görüyordu. Dr.Eckstein’dan tüm hekimlerimize Sabiha GÖKÇEN’den, Keriman Halis ECE’ye, Hasan Ali YÜCEL’den Köy Enstitüleri’nde yetişmiş tüm aydınlarımıza kadar o günün kadrolarının hepsi de Kemalizm’in ete kemiğe bürünmüş haliydi.

Devrim bu vücutlara yerleşmiş, onlar aracılığı ile Anadolu’nun her yanına dağılmış, savaştan bıkmış bozkır insanına bir umut olmuştu.

Anadolu köylüsünü de unutmamak lazım…

Dr. Eckstein’in Türk köylüsü hakkında aldığı şu nota göz atalım: “Hekime karşı itimat köylerde fevkalade büyük olduğundan dolayı tetkiklerimiz esnasında hiçbir güçlükle karşılaşmadık(…)Köylüler katiyen mahcup ve çekingen değillerdi. Gayet serbest konuşmakta, vazıh(açık)cevaplar vermekte idiler.”

Düşünün ki köyüne kadar gelmiş bir ecnebiyle bile, ailecek çekinmeden konuşabilen, yersiz ayıp, günah kaygısı taşımayan kısacası hurafelere saplanmamış Anadolu köylüsü

Peki ya bugün?

Bırakın bir ecnebiye güvenip çekinmeden yaklaşmayı, artık kendi insanımızdan korkar ve şüphe duyar olduk. Ve hatta doktorlarımız bile, karşı cinse dokunmanın günah olacağına inanır hale geldi.

Bu noktada asıl sormamız gereken soru “ne yapılmalı?”dır.

Yanıt aslında çok basit: Akıl ve bilim. Üstümüze serpilen ölü toprağını atmanın yolu yine milletimizden geçiyor. Ancak millet bir umut ışığı görmeden hareket edemiyor, silkelenemiyor. Mustafa Kemal ve tüm Kemalist devrim kadroları, tıpkı Dr. Eckstein gibi bozkır insanına bir umut olmuştu. Halkın bu umut ışığını görmesi, aydınlık geleceğe koşmamıza yetti.

O halde: işimiz çok da zor değil. Yapmamız gereken ülkemizin en batısından en doğusuna kadar her yerde ırk, dil, din, mezhep vs. hiçbir ayrım gözetmeksizin, hiçbir ayrılıkçılığa kapılmaksızın yurttaşlarımıza hizmet ederek onlara umut olmaktır.

İnanıyorum ki başaracağız!

14 Mart Tıp Bayramımız kutlu olsun!

Yazımı Mustafa Kemal’in şu sözleriyle bitiriyorum:

“Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir doğma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.

Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur…

Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.”                                                                                                             

Dr. Halil İlhan AYDOĞDU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.