Hasta – Hekim İlişkisi Nasıl Olmalıdır?

Ben dahiliye uzmanıyım. Günlük hekimlik pratiğimde ortalama 80-100 hasta ile münasebetim oluyor. Bana müracaat eden hastalardan edindiğim gözlem neticesinde toplumumuzda Hasta – Hekim ilişkisinin yeterince bilinmediği kanaatine vardım. Bu sebeple olması gereken ilişkiyi betimleyecek bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim.

Hekim – Hasta ilişkisi hastanın günlük hayatının işleyişi sırasında kendinde fark ettiği, bilinç düzeyine çıkmış olan rahatsızlık hissi ile başlar.

Hasta hissettiği rahatsızlığın tanımlanması ve tedavisi için aile hekimlerine müracaat eder.

Hastalar hekimine müracaatı sırasında kendinde fark ettiği rahatsızlık hissini bütün ayrıntıları ile anlatmakla mükelleftir.

Hekim, hastanın rahatsızlık hissine sebep olabilecek hastalıklar açısından fizik muayenesini yapar. İHTİYAÇ DUYARSA kan tetkikleri, idrar tetkikleri, gaita tetkikleri, görüntüleme tetkiklerine müracaat eder. Aile hekimi bu süreç sonunda ileri tetkik ve değerlendirme gerektiği kanaatine vardığı hastalar için ilgili branşı işaret ederek hastası için randevu alır ve ilgili branş uzmanına yönlendirir. Ek işlem ve/veya sevk gerektirmeyen durumlarda tedavisini vererek veya hastaya önerilerde bulunarak hastasını yolcular.

İşlemesi gereken sağlıklı süreç budur. Bu süreç hekim kaynaklarını efektif kullanmak ve ileri değerlendirme gereken hasta gruplarına hekimlerin yeterince zaman ayırılabilmesi için de elzemdir.

Ancak günlük meslek pratiğimde şahit olduğum diyaloglar devletimizin halk sağlığına verdiği önemin göstergesi olan ücretsiz muayene ve tedavi olanaklarının halk tarafından maalesef HUNHARCA suiistimal edildiğini göstermektedir. Bu suiistimalin sağlık harcamaları bağlamında devlete bindirdiği ek yük yıllık SGK harcamalarının neredeyse üçte biri düzeyindedir.

Hekim kendisine başvuran hastayı en iyi şekilde değerlendirmekle yükümlüdür. Çamaşır makinalarının bile kilogram bazında çamaşır yıkama kapasitelerinin olduğu dikkate alınırsa bir hekimin de efektif hizmet verebileceği optimal hasta sayısı olabileceğini öngörebilmek gerekir. Bu optimal hasta sayıları nedir diye dünya standartlarını yoklayacak olursak tek tek, branş branş vermeyeceğim ama ülkemizdeki günlük hekimlik pratiğinde her bir hekimin değerlendirdiği hasta sayısının beşte biri kadar olduğunu söyleyebilirim. Yani dahiliye için ortalama 20 dakikada bir hasta randevusu verilmesi anlamına gelir ki bu da günlük 16 hasta anlamına gelir. Hekimlerin özverileri ve sağlık politikasının da desteği ile bir günde dünya standartlarının 5 katı kadar hastaya hizmet verilmektedir. Hekimlerin hizmet verdiği hasta gruplarını irdeleyecek olursak bir önceki paragrafta büyük karakterlerle yazdığım HUNHARCA zarfının ne anlama geldiğini daha iyi anlayabiliriz.

Günlük poliklinik pratiğimde değerlendirdiğim 80-100 hastanın iyimser bir oran verecek olursam %70’inin dahiliye uzman hekimine ihtiyaç göstermeyen ve aile hekimleri tarafından rahatlıkla tetkik ve tedavi edilebilecek hasta grubu olduğunu söyleyebilirim. Kalan %30 hastayı değerlendirmek ve tedavisini vermekten mutlu olduğumu ifade ederek bu %70’lik kısmı biraz daha irdeleyeyim. Mevsimine göre değişmekle beraber bu %70’lik hasta grubunun en fazla yarısının bir hekime ihtiyaç duyduğunu söyleyebilirim. Geri kalan yarısının Mevlana’nın söylemiyle cahilliğinden bihaber cahiller olduğunu ifade etmek beni üzüyor ancak hastane ortamında en fazla sesi yükselen ve mütemadiyen şiddete başvuran, hekimlere saygısı bir yana kendilerine bile saygıları olmayan popülasyonun sıklıkla bunlar olduğunu söylersem zannediyorum ki bu grubun ıslahının ne kadar önemli olduğunu sizler de anlayabilirsiniz. Bu grup hastaların doktora geliş sebepleri

  • Ben tahlil yaptırmaya geldim.
  • Kardiyolojiye gittim, kalp damar cerrahisine gittim, göğüs hastalıklarına gittim onlarda bir şey çıkmadı bir de dahiliyeye geleyim dedim.
  • Check-up yaptırmak istiyorum.
  • Çoktandır tahlillerime baktırmadım (Kayıtlarda en son 1 ay önceki tetkikleri mevcut).
  • Bana bir MR çektirir misiniz? Yanında bir de gelmişken bütün tahlillerimi yaptırıver oğlum.
  • Ben ilaç yazdırmaya geldim (kronik hasta değil – Devlet eczaneden keyfe keder aldığı ilaçları ödemek zorundaymış gibi)
  • Seni çok övdüler ben de bir görüneyim dedim. Şöyle bir etraflıca bakıver de bir şeyim var mı? (Şikayet YOK)
  • Ailemde kanser var. Beni de bir etraflıca değerlendir, şöyle MR’ımı, tomografimi, ultrasonumu falan çekiver bir de kanser tahlilleri varmış onların hepsini yaptırıver. (Şikayet YOK)
  • Ben geçen hafta çok hastalandım eczaneden şu ilaçları aldım kullandım bunları bana yazıver.
  • Benim hanım evde, ilaçlarının raporu bitmiş eczacı dedi ben de yazdırıvereyim dedim.
  • Anne ve babasını koluna takarak getiren genç üniversite mezunu bayan; ‘Annemle babama şeker tahlilleri, guatr tahlilleri, tümör markerleri, bir de 3 aylık şeker tahlili varmış. Onları yaptırmak istiyorum. – Siz doktor musunuz? -Hayır ama bu tahlilleri yaptırmak istiyorum. – isterseniz ben bir muayene edeyim ihtiyaç duyarsam isteyeyim. – Hayır biz bu tahlilleri yaptırmak istiyoruz.

 

Bu ve benzeri aslında hasta olmayan ancak hasta olmadığına tetkiklerle ikna olmaya çalışan, televizyondan edindikleri yarım yamalak bilgilerle doktorculuk oynamaya çalışan ve gereksiz bir sürü tetkik, görüntüleme ve girişime kendi istekleri sonucu maruz kalan, bu şekilde devletin zarara uğramasına sebep olan ve işin en zor kısmı hasta olmadığına ikna olamayan bir popülasyon tüm hekim grupları için mesleki şevklerini kıran ve güne kötü başlayıp, kötü bitirmesine sebep olan bir gruptur. Dünyada zorlu eğitim süreçleri sonunda yetişen bu hekim kaynağının hasta olmayan bireylerin evhamlarını dindirmek amacı ile kullanılması insan kaynağı israfı anlamına gelmektedir.

 

Normalde gördükleri eğitimin zorluğu, sürecin uzunluğu ve sayılarının azlığı ve nedeni ile ulaşılmalarının zor olması beklenen hekimlerin hasta kotalarının arttırılarak halkın kolaylıkla ulaşabilmesi neticesinde kıymetten düşmesi, özel sağlık hizmeti veren kurumların ticari kaygılar neticesinde kamuoyunu yanlış bilgilendirmesi, mevcut sağlık politikası nedeniyle daha çok kazanmak isteyenlerin sağlıklı bireylerde olmayan hastalıkları ekarte etmek amacı ile yığınla girişimsel tetkikler yapması ve benzeri birçok durum sağlık hizmet kantitesinin artmasına ancak kalitesinin azalmasına neden olmuştur. SGK bununla mücadele etmeye çalışırken müşteri memnuniyetini de engellemeyecek şekilde sadece hekimlere yönelik yaptırımlara gitmekte bunun neticesi hekimlerin hasta ve yakınlarına SGK tarafından nitelikli dolandırıcı olarak nitelenmemek için gösterdiği direnç sağlıkta şiddeti doğurmaktadır.

Kişinin evde rahatsızlığı ile ilgili hangi doktora gitmesi gerektiğine kendisinin karar verdiği ve telefonla randevu alarak istediği uzmanlık dalındaki hekime, aile hekimi süzgecinden geçmeden muayene olabildiği başka bir sosyal güvenlik sistemi var mıdır? bilmiyorum. Ancak tüm dünya zorlukla yetiştirmiş olduğu hekim kaynağını efektif kullanmak adına basamak sistemini uyguluyorken ülkemizin üst solunum yolu enfeksiyonu için bile uzman hekime hatta mümkünse profesöre devlet imkanları ile muayene olmak isteyen doyumsuz bir popülasyonla hekimleri karşı karşıya getiren sağlık politikasında bir düzenlemenin yapılıp yapılmayacağını merak ediyorum.

Hekime daha fazla hasta değerlendirtmek kaliteden ödün vermeden mümkün değildir. Kalitesiz sağlık hizmeti komplikasyonları ve yetersiz değerlendirme sonucu verilen eksik tedavi nedeniyle sirkülasyonu artan hasta anlamına gelir. Sağlık hizmetinin kalitesi en son teknoloji ürünü cihazların varlığıyla değil hekimin kalitesi ile ölçülür. Hekimin kalitesi günlük mesaisinde kendi eğitimi ve hastası için ayırdığı zaman ile yakından ilişkilidir. Okumayan hekim bir zaman sonra gördükleri dışındakileri unutmaya mahkûmdur. Okuyabilmek için dingin bir zihin gerekir ki mevcut hasta yoğunluğunun olduğu bir sistemde ailesine bile vakit ayıramayan hekimin okumaya zaman ayırmasını beklemek ütopya olur. Okumayan hekim ilaç endüstrisinin kuklası durumuna gelir ki bu durum ülke ekonomisine daha fazla zarar verir.

Bu yazdıklarımı sadece vergilerimizle oluşan maddi kaynaklarımızı ve yine vergilerimizle eğitim gören yetişmiş insan kaynaklarımızı nasıl daha efektif olarak kullanabiliriz diye düşünerek kaleme aldım. Bu sebeple yazdıklarımı ilgililerin saha çalışanının geri bildirimi olarak değerlendirerek sağlık politikası üretirken dikkate alacaklarını umuyorum. Halkı bu yazı ile eğitme beklentisinde değilim çünkü halkı sağlık sistemi içerisinde yönlendirecek olan sağlık politikasıdır. Bireysel olarak etik bulmadığım vatandaş isteklerine direnmeye devam ediyorum ancak her gün, güne huzursuz başlamak ve günü huzursuz bitirmek bana da ağır geliyor artık. Lütfen bir an önce bu hususta bir düzenleme yapılsın artık.

 

Uz Dr Nizameddin KOCA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.