Hastaneler neden satılmalı?

ameliyat_opt

mypatoloji.com ‘dan

Mecburi Günlükleri-31 (bir deli bir kuyuya taşı atar)

Hayatımda her zaman sosyal devlet anlayışını ve iş güvencesini savunmuş biri olarak, şimdi o devlet sistemi içinde çalışmaya başlayınca “dibine kadar özelleştirme”yi ve “sözleşmeli personel” kavramını desteklemekteyim sanırım. Bütün bu düşüncelerim nedeniyle, özellikle birlikte eylemlere katıldığım, yürüyüşler, grevler vb kitlesel hareketlerde birlikte yer almdığım insanlar beni taşlayacaktır diye düşünüyorum. Yazı içinde çok kapitalist firma örnekleri filan geçecek ama tüm eleştirilere hazır olarak içimdeki duyguları yazacağım. Bahsedeceğim şeyler elbetteki umutlarımdaki idealize sistem olmayacak ama bu sistemle de olmuyor be arkadaş işte.

mypatoloji_opt
www.mypatoloji.com

Neresinden tutsan elinde kalıyor bizdeki devlet anlayışı, bürokrasisi ve memur zihniyeti. Ortada sürekli dönen bir takım evraklar, yönetmelikler, yönergeler, yasalar, tüzükler ve bir de büzükler. Ben hekim olarak hatta patoloji uzmanı olarak eğitimmiş, güvenlikmiş vb sosyal devlet mevzuları üzerine ahkam kesecek değilim; sadece kendi yaşadığım deneyimler üzerine laf edeceğim.

Sistemi bir bütün olarak incelerseniz, teoride size çok sıkıntılı gelmeyebilir. Aslında sistemsizliğin başladığı nokta da belki burası; mesela sayfalarca algoritma, görev tanımı, çalışma prensibi vb yazıp en son maddeyi “…. amirin yetkisindedir” anlamına gelecek şekilde bağlıyoruz mesela. Öyle ifadeler kullanıyoruz ki aynı cümleyi okuyan 2 kişi aynı anlamı çakartamıyor mesela. Böylece “işine ve kişiye göre” dediğimiz o muhteşem sistem kucağımızda kalıyor. Diyeceksiniz ki “haksızlıklaaa, hukuksuzluklaaa mücadele et, böyle ıvır zıvır yazacağına”; iyi de arkadaşım bu mevzunun sonu yok, dedim ya nereyi tutsan elinde kalıyor. Hatta kimi zaman balı tutan, değil parmağını kolunu yalıyor; bize ancak afiyet olsun demek kalıyor.

Garip bir “ihale sistemi” dünyasında boğuluyoruz… Sözde “kamu çıkarı korunacak”; aslında bir anlamda herkes nasiplendiği için kamu çıkarı korunmuş oluyor tabi ki. Ucuz etin yahnisi misali alınan tüm sarf/demirbaşlar; eldiven yırtılır, trucut iğnesi kırılır, bistürü kesmez… Bitmez tükenmez sorular dünyasıdır;satın alma sistemimiz ve her şey işine gelene ve kişiye göre işler. Nasıl olur da x hastanesi “goy goy” cihazını/sarfını 5 liraya alırken öbürü 15 liraya alır? Ya da nasıl olur da bir bölüm için kritik olan “ıvır zıvır” cihazına 3 lira para bulamayan hastane, öbür taraftaki kıytırık şey için 13 lirayı gözden çıkartır? gibi gibi uzatırım…

Personelin ki buna hekimi, uzman hekimi vb herkes dahil, çalışma bilincinden yoksun olması durumu; işte bu konu en çok yaş ortalamasının yüksek olduğu, göbeğimi kaşırım paramı alırım mantığı ile iş götüren, hep oturayım ama çok kazanayım psikolojisini hala sürdüren garip topluluklarda yaşanan ve “iş güvencesi” koruması altında hiçbir halt yapmadan iş yapıyor görünmesine olanak veren garip bir sistem sorunu. Bu cümleyle taşın en büyüğünü yiyeceğim ama dünyayı da verseniz çalışmayacak bir garip toplam var ki; diğer tüm emekçilerin hakkını yiyen ve yaftalanmasına sebep olanlar da bunlar aslında. Bunun dışında idari ve diğer kısımlardaki memur arkadaşlar var; bu grubun psikolojisi “dayı”nın varlığına göre değişmekte. Kimi yerde “sayın doktorum, ben hallederim, siz zahmet etmeyin” derler, kimi yerlerde ise en basit iş için “yüzünüze bile bakmazlar”. Tarihte nasıl hep güçlü ve ezici olan kazanmışsa, bu 2. grup karşısında da hep sesini en çok yükselten, dişini en çok gösteren kazanır. Kibarlık ve çalışana saygılı olma, bir zayıflık göstergesidir. Tıptı kamu çıkarını korumak ve dürüstlüğün enayilik sayıldığı gibi. Biz de çalışanı/dürüst olanı ödüllendirme sistemi olmadığı gibi, çalışmayanı/düzenbaz olanı da cezalandırma durumu yok. Nedense yapılan cezalandırmalar hep “adamına göre” oluyor memlekette.

Bu mevzudan destan yazarım da siz okuyamayabilirsiniz sıkılıp; işte bu nedenle, fast food zinciri gibi olsun istiyorum hastaneler … tabi ki eşit rekabet koşullarında 😛 (ki bu bile memlekette yok) Kabul edelim ki bu ülke bir zaman çok kızdığımız laf gibi “ara eleman” ülkesi, nerden nasıl kolay para kazanırım, bu işi kime şutlarım, yeni bir şey üretmeden nasıl yan sanayi yaparım, çalışmadan nasıl zengin olurum…. İşte bu ülkede eğitimlisinden eğitimsizine, pek çok kişi bu sığ kültür ile çalışıyor kamuda. Ağır konuştum ama bu ülkede “iş bilinci”nin gelişmesi, “iş güvencesi” varken bence mümkün değildir; çünkü olay eğitim değil, kültür meselesidir. Kamuda her dönem birilerinin zengin olduğu holdingvari yapılanma kırılmadıkça, vergilerimiz bireysel zenginler oluşturmaktan öteye gidemeyecektir.

One comment

  1. ülkede denetim yoksa ister özelleştir ister devletleştir. Değişen bir şey olmaz………………….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.