Sağlıkta Üç Maymun Kim?

Sağlığın dünyada ilk olarak sistemleştiği Hipokrat’ın doğduğu büyüdüğü bu topraklarda her alanda olduğu gibi sağlık sistemi de hem sağlık hizmeti verenler hem de bu hizmeti alanlar için kan ağlıyor. Her ne kadar reklamasyon ile insanların gözlerinin önünden gerçekler kaçırılmak istense de bu işin içinde olanlar neyin ne olduğunu gayet iyi bilmektedirler.

Yazımı somutlaştırıp herkesin kolayca görebileceği örneklerle devam edeceğim. Dünya kenti, Avrupa Kültür Başkenti, şehri İstanbul, ecdadımızın şehri… İstanbul… Burada yazacaklarım hemen hemen diğer tüm tıp fakülteleri için de geçerli olacaktır.
Bugün dünya başkenti denilen belki Ankara, İzmir gibi illerimizden daha popüler olan bir ilimiz İstanbul’daki Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden örnek vereceğim. Şu an Cerrahpaşa Tıp Fakültesi yıkılıyor, tamirat için ödenek verilmiyor. Bütün binalar çürük içinde ve hijyenden yoksun bir durum söz konusu (http://www.sabah.com.tr/webtv/yasam/cerrahpasa-tip-fakultesindeki-poliklinkler-kapatildi) . Ayrıca Cerrahpaşa’nın Beylikdüzü’ne Çapa Tıp Fakültesi ile birlikte taşınması da söz konusu. Sebebi ise oraya yeni hastane yapılması.

Peki, Cerrahpaşa ile simgeleşmiş bu topraklara kim neler yapacak? Tabi özelleştirme ile ya İstanbul siluetini bozan başka bir gökdelen yapılacak ya da Fethi Paşa korusu gibi bir tanıdığa peşkeş çekilecek. Son çıkan yasalarla birlikte de Türkiye’nin en saygın profesörleri üniversitelerden uzaklaştırıldı. Öyle ki Dünyaca ünlü Klinikleri bulunan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları A.B.D’da bu kliniklerden bazıları Hoca eksikliği nedeni ile kapatıldı.

Başbakanın tek emri ile bütün üniversitelerdeki Kontenjanlar hemen hemen ikiye katlandı. Peki, daha fazla öğrenci almak kâğıt üstünde doktor sayısını arttıracak olsa da asıl olan ne olacak. 2008’den itibaren Tıp fakülteleri zaten fazla olan öğrenci sayılarını Başbakan’dan gelen bir talimat ile neredeyse ikiye katladı. Ancak bu beraberinde sorunlar getirdi. Çünkü Tıp Eğitimi sadece kitapla yapılan bir eğitim değil çok yönlü multipolar bir eğitimdir. Yani laboratuvar eğitimi, anatomi-diseksiyon eğitimi hasta başı eğitim, deneyler vb. Mesela laboratuvarlarda herkes için 1 mikroskop vardır. Bu mikroskoplar ile dokular, bakteriler incelenir, tıp öğrencilerinin insan hayatını etkileyen durumlar hakkında daha ayrıntılı öğrenmeleri, çok yönlü düşünmeleri ve farklı durumlar arasında kolayca bağ kurmaları amaçlanır.

Ancak şu anda sayısal olarak nispeten artmış olan tıp öğrencileri bu durumdan nispeten daha az yararlanabiliyorlar. Materyaller sayısı planlanmış olan öğrencilere göre alınmış bu sayı gözetilerek öğrencinin optimum öğrenme şekline göre planlanmıştır.

Ayrıca neredeyse her özel hastaneye tıp fakültesi açma hakkı tanınmış özel hastaneye gelen hastaları da göz önüne alırsak eğitim neredeyse teorik olarak ağır basmıştır. Bunun getirdiği sonuç belki hiç damar yolu bile açmamış tıp öğrencilerinin hekimlik mesleğine pratik yönü eksik olarak adım atması olacaktır. Bugüne kadar tıp eğitiminde dünyada saygın bir yerimiz varken bu saygınlığımız her geçen gün ne yazık ki azalmakta, Türkiye’nin gururu olan doktorlarımızın uluslararası çevredeki saygınlığı da buna paralel olarak azalmaktadır.

Sadece Tıp Eğitimi özelleşmedi. Aynı zamanda doktorlar ve diğer Sağlık çalışanları sadece politik amaçlar uğruna değil aynı zamanda da taşeronlara satıldı. Bugün Avrupa ortalaması 25€ / saat olan çalışma ücretleri özel hastanelerde çalışma mecburiyetine sürüklenmiş doktorlar için 5€, sağlık teknisyenleri için 2,5€’ya kadar düşmüştür. Bunun sonucu ise mutsuz sağlık çalışanları ve mutsuz sağlık çalışanlarından memnun olmayan sağlık hizmeti alanlar olmuştur.

2013 Haziran’dan bu yana hizmet başında ölen sağlık çalışanları sayısı neredeyse silahlı hizmet veren devlet kolluk sayısından fazladır. Örnek verecek olursak Bir Ambulansta kar yağmur buz demeden sağlık hizmeti götürmeye çalışan sağlık çalışanlarının herhangi bir risk ayrıcalığı bulunmaması da ülkemiz acısından utanç verici bir durumdur.

Zaten bu sağlık çalışanları da taşeronlaştırılmış risk ayrıcalığını bırakın, kıdem tazminatından bile yoksun duruma getirilmiştir. Örnek verecek olursak İstanbul’daki hızır acil doktorları bir taşeron şirkete bağlı olarak çalışmaktadır. Özel Ambulans şirketleri ya da hastanelerde çalışan kişilerin aylık çalısma süreleri Avrupa ve Amerika dünya ortalamasının neredeyse iki katını aşmış ve aylık 320 saat üstünde çalışmaya zorlanmaktadırlar. Örnek verecek olursak, özel sektörde çalışan bir ambulans sürücüsünün 24 saatlik ücreti 100 TL’dir (saati 1,5€) maksimum bu kişi 15 gün çalıştırılabilir. 15×24=360. Bu kişilerin yasal çalışma saatleri 168 saattir. Bu saatin üstünde çalıştıkları her saat fazla mesai olarak değerlendirilmesi gerekilirken ücretleri ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar 1,5€ / saat üzerinden hesaplanmaktadır. Bu kişilere ne fazla mesai ne de yıpranma payı verilmektedir. Talep halinde ise bu kişiler işten çıkarılmaktadır.

Her tarafta bir anda çıkan özel hastaneler tekelleşmekte, insanlar özel sağlık sigortalarına özendirilmektedir. Özel sağlık sigortaları başlangıçta cazip gelse de olacak olan ve su andan itibaren planlanan durum sosyal devlet olayının kaldırılıp sağlık sektörünün kontrolsüz bir bicimde tamamen özel sektöre devri söz konusudur. Muhtemelen bu sistem neo-liberal bir ekonomik sistem olan ABD örnek alınmaktadır ancak bizim ABD’den farkımız kontrol mekanizmamızın ne yazık ki devre dışı kalmış olmasıdır. Yani hangi iktidar olursa olsun kontrol mekanizması tanıdıklar aracılığı ile bir şekilde devre dışı bırakılmaktadır.

Bunun bir örneğini çok uzak değil Soma Maden Faciasında yasadık. Bu durum muhakkak ki dişlinin bir parçası olan sağlık sektörü için de geçerli olacaktır. Sağlık sektörü özelleştirilirmiş ülkelerde sağlık sistemi özel sigorta sistemindeki aksaklıklar nedeni ile çökme ile karsı karşıyadır. Bu ülkelerdeki insanlar bu durumdan hoşnut olmamakla beraber sosyal patlamaların ana sebeplerinden bir tanesi olarak sayılabilir. İspanya gibi ekonomik krizin çok şiddetli etkilendiği ülkelerde bile sağlık hizmeti halen bedavadır ve sağlık hizmetindeki kaliteden ve ücretsiz sağlık politikasından bütün baskılara rağmen ödün vermemektedir. Bugün İspanyadaki bir devlet hastanesi kalitesi çok özenerek gittiğimiz Türkiye’deki özel hastane kalitesinden farksızdır.

Peki, bu durumdan kim karlı çıkmaktadır? Bu durumdan ne doktorlar ne sağlık çalışanları ne de başkası karlı çıkmaktadır. Bu durumdan iktidar ile selamı sabaha olan iş adamları karlı çıkmaktadır. Bu sömürü düzeni içinde hizmet veren ve alanlar sadece oyunun içindeki başkalarına para kazandıran figüranlardır…

Dr. Uygar Can ARICI
Wiesbaden/Almanya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.