Kategoriler
seo

“Sık yalan söyleme (Mitomani), endişe ve korkunun sonucudur”

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Abalı, ‘Mitomani’ olarak bilinen yalan söyleme hastalığının iç dünyadaki karmaşanın, endişenin, korkunun hatta kaosun bir sonucu olduğuna dikkat çekti. Abalı, “Bu kişiler son derece güvensiz, iç dünyalarında ciddi korkular taşıyan kişilerdir. Tedavisi de çok zor. Yıllar süren psikoterapiler ve ilaç tedavileri söz konusu oluyor. Ama bazen de tedavi edilemeyebiliyor. Hiçbir yalan kişiyi huzurlu hale getirmez.” dedi.

Psikiyatrist Osman Abalı, ‘Mitomani’ ve ‘Hubris’ hastalıklarıyla ilgili Cihan Haber Ajansı’na (Cihan) bilgi verdi. Mitomani’yi ‘tekrarlayan yalanlar silsilesi’ olarak tanımlayan Abalı, “Bu yalanlar diğer yalanları takip ederek yalanlar dünyası oluşturulur. Kişi artık öyle bir hale gelmiştir ki söylediği yalanlara inanır hale gelmiştir. Bunun en önemli özelliği; dürtüsel bir şekilde yeri ve zamanı değilken kişinin ortaya çıkardığı bazı yalanlardır. Bu, iftiralara kadar gidebilir. Ve birçok kişinin hakkını hukukunu çiğneyebilir. Bu yalanı idare konumundaki ve iyi bir pozisyonu olan bir kişi söylerse, bu yalanlardan birçok kişi etkilenir. Birçok masumun canı yanabilir. Mitomani’de temel özellik; tekrarlayan yalanlar, bir yalanın diğerlerini takip etmesi, bu yalanın sürekli gündemde tutulması ve yalanlar silsilesinin devam etmesidir.” diye konuştu.

‘YALANLA KAZANÇ ELDE EDER’

Mitamani rahatsızlığına kişinin durup dururken neden yakalandığını açıklayan Abalı, durumu şöyle özetledi: “Çünkü yalan söyleyerek birilerinin itibarını yerle bir etme, birilerini toplum nezdinde küçük düşürme, istemediği kişilere yalanlarla saldırı. Bunlar sık karşılaştığımız ikincil kazançlardır. Kişi yalan söyler, sonuçta da bazı kazançlar elde eder. Bu da yalanların bir biri ardına devam etmesine sebebiyet verir. Özellikle kişinin günlük hayatta alakası olmayan yalanları bile gündeme getirmesi, iç dünyadaki karmaşanın, endişenin, korkunun hatta kaosun bir sonucudur. Bu kişiler son derece güvensiz, iç dünyalarında ciddi korkular taşıyan kişilerdir. Yalanlarla bunu telafi etme sürecindedirler. Bu bir yere kadar telafi edilir. Hiçbir yalan kişiyi huzurlu hale getirmez. Huzursuzluk daha da artar. Başka bir yalan gelir. Bu şekilde bir kısır döngü devam eder gider. Bu da maalesef kişinin en başta kendisine zarar verir. Sonra en yakınındakiler, toplu ve bu şekilde dalgalar büyüyebilir. Mitomani, psikiyatrik açıdan son derece riskli bir hastalıktır. Bu rahatsızlığın tespit edilip uygun bir şekilde tedavi edilmesi lazım. Tedavisi de çok zor. Yıllar süren psikoterapiler ve ilaç tedavileri söz konusu oluyor. Ama bazen de tedavi edilemeyebiliyor.”

‘ORTAYA ÇIKIŞ SEBEBİ; DÜRTÜLERİNİ DENETLEYEMEMESİ’

Hastalığın ortaya çıkış sebebini dürtü bozukluğu olarak tanımlayan Doç. Dr. Abalı, şöyle devam etti: “Kişinin içten gelen dürtülerini denetleyememesi ve bunun patolojik bazı davranışlara yol açması. Örneğin kumar alışkanlığı gibi, Kleptomani dediğimiz çalma rahatsızlığı gibi Mitomani de kişinin iç dünyasından gelen yalan dürtüsünü denetleyememesi, bununla ilgili kazançlarını denetleyememesidir. Sebebi daha çok iç dünyadaki kaos, karmaşa, özgüven eksikliği, kişilik bozukluğu süreçleri. Kişinin içinde bulunduğu konum burada çok önemli. Konum belli bir yerdeyse bu mitomanik tablodan birçok kişi zarar görür. Buna bağlı olarak da toplumsal bir zarar görebiliriz. Mitomanik kişilerin yalanlarına kendilerinin de inanırcasına duygularını katarak ifade etmeleri başkalarına da tesir alanı oluşturur. Maalesef bu yalanlara birçok masum insan inanabilir. Dolaylı olarak toplum adına handikaplara yol açabilir. Mitomanik kişiler eğer yüzleştirilirse apaçık yalanları ortaya çıktığında belki biraz yüzleri kızarır, belki biraz utanırlar ama kaldıkları yerden devam ederler. O yüzden tedavisi çok zor ve rehabilitasyonu çok zor bir rahatsızlıktır.”

‘HUBRİS, GÜÇ ZEHİRLENMESİDİR’

Hubris hastalığında özellikle ‘Tanrısal ego’ tanımının önemine dikkat çeken Abalı, “Kişinin artık kendi gücünü, iktidarı, yeterliliğini ve tüm güçlülüğünü o kadar fazla benimsemesi söz konusudur ki bunu artık sıra dışı bir güç olarak kullanmaya başlar. Kendini bir otorite olarak görür. Dolaylı olarak bir güç zehirlenmesidir. Hubris, kelime anlamıyla kibir, gurur, kasılma rahatsızlığıdır. Bu kibir hastalığı maalesef özellikle otorite konumunda olan kişilerde, siyasetçilerde, herhangi bir şirketin yöneticisinde hatta bir kurumun başındaki insanda bile kolaylıkla gelişebilmekte. Bu rahatsızlıkta kişi alt yapısı müsaitse tekrarlayan zaferler sonrası, tekrarlayan teşvikler sonrası bir güç algısına ulaşıyor. Bugüç algısı patolojik bir algı. Kendini bazı değer ve temsillerin uç sembolü olarak görüyor. Bu durumda arkasına aldığı güçle birlikte kendini farklı bir yere getiriyor. Bunla ilgili 14 tane belirti sıralanmıştır. Bu belirtilerden 3 ve daha fazlası varsa tanıyı söyleyebiliyoruz. Kişi dünyayı, kendi gücünü yüceltmek için bir alan olarak görür. Dünya onun için kendi gücünün temsil edildiği, kendini yüceltme alanıdır. Dolaylı olarak bir güç mücadelesine girer. Bu kişide aşırı özgüven oluşur. Gerçeklikten kopma ve uzaklaşma söz konusu olur. Pervasızca ve hiç düşünmeden dürtüsel politikalar ve kararlar alır. Bundan birçok kişi zarar görür. Oluşan maliyetler kişi için çok önemli değildir. Çünkü kendisi çok üstün bir konuda hizmet etmektedir.”

‘BİZ’ İFADESİNİ ARKASINDAKİ GÜCÜ İFADE ETMEK İÇİN KULLANIR’

Hubris hastalığına yakalanan kişinin kendinden başkalarına kıymet vermediğini ifade eden Psikiyatrist Abalı, “Ötekileştirme söz konusudur. Kendinden olmayanı, kendisi gibi düşünmeyenleri hor görür. Maalesef son aylarda ülkemizde mezhep ve dünya görüşleri üzerinden bir takım insanların ötekileştirilmesi, hor görülmesi, insani değer bile verilmemesi bunun en tipik göstergesi. Bu kişi konuştuğu zaman Mesihi bir hava içerisinde kutsal bir yer atfeder. ‘Biz’ tabirini çok fazla kullanır. Burada kendinin gerisinde bir gücü ifade etmek ve kendisini dinleyenleri tesir altına almak için bu ifade söz konusudur. Bu kişinin bir süre sonra içinde bulunduğu psikolojik problemler başkaları tarafından normalleştiriliyorsa, kabul görüyorsa, insanlar bu güç karşısında eğiliyorsa o zaman bu güç daha patolojik hale geliyor ve diktatörleşme söz konusu oluyor.” ifadelerini kullandı.

Hubris hastalığında özellikle dürtüsel, pervasız ve küstahça davranışların çok fazla görüldüğünü kaydeden Abalı, “Bu başka otoriteleri tanımama, kendinden başka insanları kabul etmeme, saygı göstermeme, onlara empati yapamamanın bir sonucudur. Buna bağlı olarak da kolaylıkla diğerlerini hakir görme ve eleştirme söz konusudur. Demokratik ülkelerde bile tekrarlayan seçim zaferleriyle Margaret Thatcher ve Tony Blair’ın bile bu rahatsızlığa kapıldığıyla ilgili ciddi yayınlar yapılmıştır. Onlar bile böyle bir güç zehirlenmesine girmiş. Ortadoğu’da, gelişmemiş ülkelerde maalesef böyle bir güç zehirlenmesi karşısında zarar çok daha büyük. Ortadoğu’da kısa zamanda çok fazla diktatör türemiş ve halklarına çok fazla zarar vermiştir. Halkımız bu türlü kişileri öyle bir yere oturtuyor ki dokunmanın ibadet olduğu, onunla bir arada olmanın çok kutsal bir vazife olduğu gibi argümanlarla davranış kalıbını destekliyorlar. Davranış kalıbı desteklendikçe güç zehirlenmesi artıyor, kibirlenme artıyor. Empati kayboluyor. Farklı realiteden milyonlarca insan zarar görüyor.” şeklinde konuştu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.