Kategoriler
Haberler Manşet

Klon yavru, Anadolu Parsı için umut oldu

Türkiye’nin ilk klon boğası Efe’nin spermalarıyla hamile kalan Uludağ Üniversitesi’nin klon ineği Nilüfer’in ikinci yavrusunu dünyaya getirmesi, nesli tükenme tehlikesi altındaki türler için umut ışığı oldu. Anadolu’nun onlarca kayıp ırkı için bilim insanlarını umutlandıran gelişme ile gen bankasında örnekleri bulunan ırklar için 100 yıllar sonra bile yeniden hayat bulma imkanı ortaya çıktı. Yaşayıp yaşamadığı efsane haline gelen Anadolu Parsı gibi türler için bile heyecan oluşturan olaya, bilim çevreleri tarafından ‘teorik olarak mümkün’ gözüyle bakılıyor.

Dünyadaki klonlama teknolojisinin duraksız ilerlemesine karşın Türkiye’de de son yıllarda bir proje hayata geçirildi. Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı ile TÜBİTAK’ın da dahil olduğu proje kapsamında Ankara’da ve TÜBİTAK MAM Gen Mühendisliği Araştırma Enstitüsü merkezinde iki ayrı gen bankası oluşturuldu. TÜRKHAYGEN-1 isimli proje, bu ırklardaki hayvanların doku ve diğer örneklerini saklayarak gelecek için bir anlamda hayat garantisi sağlayacaktı. Beklenen de oldu. Çok sayıda hayvan ırkının örneklerini barındıran gen bankası için özel bir gelişme daha yaşandı.

Klonlama yöntemiyle doğan ve Türkiye’nin ilk klon boğası olan Efe, ikinci kez baba oldu. 5 yaşındaki hayvandan alınan spermalar, Uludağ Üniversitesi’ndeki yine klon olan Nilüfer isimli ineğe nakledildi. Temmuz ayında yavrusunu dünyaya getiren Nilüfer ve Efe ikinci kez anne ve baba oldu. Klon teknolojisinin başarısı yanında bu gelişme aslında nesli tükenmekte olan türlerin korunması konusunda da umut vericiydi. Çünkü bu doğum ile nesli tükenecek olan ırkın, aynı türün farklı ırktan yumurtaları ile klonlanması sayesinde yeni yavrular doğabilecek. Çalışmalar bu verinin hayata geçirilebileceğini ortaya koyunca bilim adamlarında büyük sevinç oluşturdu.

‘100 YIL SONRA BİLE GERİ GETİRME ŞANSIMIZ VAR’

İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Anabilimdalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Serhat Pabuccuoğlu projenin İstanbul ayağının başındaki isim. Ekibiyle birlikte 5 yaşındaki Efe’yi ‘aileden biri gibi’ yakından takip eden Pabuccuoğlu, dünyada ebeveynleri klon olan yavru örneği sayısının çok düşük olduğunu, araştırmanın bunu başarmaya yönelik olduğunu söyledi.

“Bizim hedefimiz klon anne ve babadan sağlıklı bireylerin olup olamayacağını görmekti.” diyen Pabuccuoğlu, araştırmaların nesli tükenen ırklar hakkında dikkat çeken bilgiler ortaya koyduğunu söyledi. Klonlama teknolojisinin bilim insanları için zaten nesli tükenmekte olan türleri koruma amacı ya da tükenmiş olanları geriye kazandırmak anlamına geldiğini anlatan Pabuccuoğlu, “Gen bankalarında sayıları kritik seviyede olan dokuları saklanmış hayvanlar var. Yarın bir gün bu hayvanlar kaybolduğunda, çünkü yetiştirici bu hayvanları getirisi düşük olduğu için tercih etmiyor; az kazanç sağlıyor; Avrupa ve Amerika kökenli hayvanları yetiştirmek istiyorlar; bu tip hayvanlar girdileri yüksek olmadığı için kayboluyor. Bizim klonlamadaki hedefimiz de bu hayvanları garanti alıp gelecekte yeniden geri getirmek. Genetik çeşitliliklerinin zenginliğinden dolayı. Klonlamayı, onlardan yavru almayı başardık. Bunun yanında gen bankasında da tehlike altında olduğunu düşündüğümüz hayvanların dokularını da saklamış durumdayız. Ülkesel olarak baktığımızda bir grup hayvanımızı koruma altına aldık. Bundan yüz yıl sonra bu hayvanlar kaybolduğunda bile klonlama ile bunları geri getirme şansına sahibiz.” dedi.

Türkiye’de 131 çiftlik hayvanı türü olduğunu belirten Pabuccuoğlu, “Bunlardan alarm durumunda olan ve nesilleri yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalan 9 tane ırk bulunduğunu, bunların tamamı lokal adapte olmuş olduğunu hatırlattı. Pabuccuoğlu, “Bu ırklardan 4’ü kritik durumda, kırmızı çizgi denen noktaya gelmiş, yok olmak üzere. Yani önlem alınmazsa bir daha onların örneklerini göremeyeceğiz demek bu. Melezleme tehdidi var, düşük verimli oldukları için yetiştirilmeme durumu var. Yetiştirici elinden çıkarıyor, kesime gidiyor ya da kültür ırkları ile melezleme yapıp onların genetik havuzlarını yok ediyor. 4 ırkın tehlike altında olduğu tespit edilmiş. Soyu tükenmiş olarak ise 20 ırk bulunuyor. Bunlar çiftlik hayvanları, tavuk tavşan gibi… Durumu belli olmayan hayvanlarımız var; 48 lokal, 3 tane bölgesel, 21 tane de uluslararası ırk ile toplamda 72 hayvan yapıyor. Bu 72 ırkın ne olduğunu bilmiyoruz. Sayılar olarak hangi eşikte olduklarını bilmiyoruz.” diyerek durumun ciddiyetine dikkat çekti.

ANADOLU PARSI, VAŞAK İÇİN UMUT

Klonlama teknolojisindeki gelişmeler akıllara nesli tükenmiş hayvanlar da aynı yöntemle yeniden hayat bulabilir mi? sorusunu getirdi. Özellikle son araştırmalarla ortaya çıkan verilerin uygulama alanı olarak olmasa da teerik olarak buna imkan sağlayabileceğini anlatan Pabuccuoğlu, “Sağlam DNA örneklerine kavuşabilirseniz canlıya gidebilirsiniz. DNA’nın bütünlüğü korunduysa, önemli olan çünkü genetik kodun tam olarak elinizde olması. Bizim de Anadolu’ya özgü Anadolu Parsı yok olduğu söyleniyor, zaman zaman da göründüğüne dair haberler çıkıyor ama hala elimizde canlı olarak bir örnek bulunmuyor. Varsayalım ki yeni ölmüş bir hayvan elimize geçti. Yapılacak en önemli şey, bu hayvanın dokularının hemen koruma altına alınarak dondurulup saklanması. Ölümden bir süre sonraya kadar hücreler canlı kalabiliyor, biz bu süre içinde alıp bankaya koyabilirsek gelecekte evcil kedinin yumurtasını kullanarak geriye kazanma şansına sahibiz. Anadolu Vaşağı için de durum aynı. Önemli olan şu anki teknoloji açısından baktığımızda canlı hücrelerinin elimizde olması. Ama gelecekte yöntem bize o fırsatı sunarsa sağlam bir DNA tespit edebilirsek eğer, onları da belki kullanma fırsatı sunacak” değerlendirmesinde bulundu.

Pabuccuoğlu’nun, “Klonlama çalışmaları ile hayvanlar aleminde de bir ari ırk oluşturulabilir mi?” sorusuna, “Gen bankalarının bu yüzden çok önemli. Genetik kodların ne işe yaradığını öğrendiğimiz ve kontrol altına alabildiğimiz zaman evet olabilir, yapılabilir. Çünkü sonuçta DNA’mızda yazılmış olan bir roman var ve önemli olan bu romandaki cümlelerin ne anlama geldiğini bilmek. O cümleleri çözer ve başka bir yere aktarma imkanına sahip olursak ki transgenik teknolojide bunlar yavaş yavaş yapılıyor. Belki de yakın bir gelecekte ari ırk sahibi olabileceğiz ama bunun insanlarda uygulanması etik olarak uygun değil ve bu tür çalışmaların insanlar üzerinde yapılmasında da hiçbir ülkede izin çıkmış değildir.” cevabını verdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.