Sessizliğimiz Bundandır…

Uzm. Dr. Serdar Biçeroğlu
Uzm. Dr. Serdar Biçeroğlu

“Doktor tam 45 dakikadır sıra bana gelsin diye bekliyorum. Bu kadar mı düzensizlik olur. İnsana biraz değer verin kardeşim” diye fırçamızı yedikten sonra işe başlarız bazen.

(Ona değer vermeyen kendisinin seçimi ile başındadır aslında ama bana kızmaktan gözleri görememektedir. )

Yine de gülümseriz içeri gelen hastaya. “Kusura bakmayın, sizi beklettim ama servisde aniden kötüleşen bir hastaya müdahele etmek zorunda kaldım” deseniz de cevap hazırdır. “Sizden başka doktor yok mu kardeşim bu hastanede” der ve devam eder. Fırçanının devamını yersiniz…

Kimse bilmez ama belki aklınız alabilir diye anlatayım…

Evet benden başka doktor yok bu hastanede kardeşim. Hatta belki bundan sonra da senin yüzünden olmayacak…

Sen farkında değilsin ama bak ne söyleyeceğim. Bırak hastaneyi, ilçede bile tek başımayım  Bu ne demek bilir misin? Cesaretin varsa dinlemek ister misin?

Hafta 7, yıl 365, günde 24 saat çalışmaktır.

Acil servisde biraz önce ayağını kırmış ufak haylaza müdahale ederken sekreterin “hocam sizi başhekimlikten çağırıyorlar. Hastanın biri poliklinikte beklediği için şikayet etmiş” demesidir.

Eve gittiğinde tuvalete telefonla gitmektir. Ekmek almaya gittiğinde bile fırıncının şikayetini dinlemektir. Yemek yemeğe çalışırken ilk lokma ağzında hastaneye geri dönmektir. Aç kalmak bir yana geç gittiğin için de fırça yemektir. Uyumaya niyet ettiğinde hep telefonunun çalmasıdır.

İlçe dışına çıkamamaktır.
Ailen yanında değilse evladını okşamadan güne başlamaktır.
Eşine  nasılsın diyememektir.
Cezamdır yani kardeşim…
O ilçe de hapishanemdir.

Suçum mu?

Çalışmaktır.
Doktor olabilmek için gecelerce kitap okumaktır. Nasıl olsa gençliği gitti bundan sonrası gitse de birşey olmaz der alır elimizden acımadan.

Biliyoruz zaten. Çalışanın, ülkesini sevenin cezasız kalmadığı yerdir burası. Bu topraklarda doğmanın bedelidir ödediğimiz de…

Kuralları koyarlar, nerede oturacağımıza, ne zaman uyuyacağımıza, kaç metre uzaklaşabileceğimize karar verirler. ( Kaç çocuk sahibi olacağımıza, dizilerin senaryosuna karar verdiği gibi) Zincir takarlar boynumuza ve o zincirle yaşamayı öğretirler.

Simdi soruyorsun eminim, “madem olay bu boyutta neden sesiniz çıkmıyor?” diye.

Çalışmaktan yaşamaya vaktimiz olmuyor, bundan dolayı hakkımızı arayamıyoruz. Bize her şartta insan hayatının herşeyin üstünde olduğunu öğrettiler ya, senin hayatın söz konusu olduğu için kendimizi önemsemiyoruz işte o kadar. Sessizliğimiz de bundandır…

(Sen şimdi otur düşün. “Biz millet aşkıyla sandıklar kapandığı andan itibaren çalışıyoruz” diyenlerin kutularından çıkanlara bir bak, sonra gerçekte neye aşık olduklarını bir anla. Sonra o fırça attığın doktoru bir düşün. Asıl amaçlarının kutularının rahat rahat dolabilmesi için, seninle beni karşı karşıya getirip kırdırmak olduğunu anla…)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.