Bu senin baban da olabilirdi…

beş kişilik koğuşun, beşinci yatağına yatırıyorlar babamı..

ömerbezgin ve bitik dört refakatçi, ifadesiz bakışlara sahip dört hastanın üst üste istiflendiği ufacık bir odaya, henüz ameliyathaneden yeni çıkan babam da misafir oluyor..

apandisit patlaması olarak türkçeleştirebileceğimiz acil bir problem nedeniyle, emeğine bir ömür minnettar kalacağım cesur bir hekim arkadaşım tarafından başarılı bir operasyon geçiren babamın sıhhatine tekrar kavuşması için sığındığımız h tipi hücre odasında üç gün ve üç gece geçireceğimiz yeni bir deneyime “vira bismillah!” diyoruz (annemle beraberim.. yani beş hasta altı refakatçi ufacık bir odadayız.. acun’u çağırıp yeni bir konsept buldum, survivor’dan daha fazla reyting getirir desem mi acaba diye düşünmedim değil!!!)..

2015 Türkiye’sindeki bir devlet hastanesinde; 24 saat boyunca omuz omuza, kıç kıça şifa bulma adına aynı koğuşa mahkum edilen suçlular gibiyiz ve her birimiz tahliye (yani taburcu) olacağımız zamanı sabırsızlıkla beklemeye başlıyoruz.. anlamsız ve zaman geçirme adına yapılan yüzeysel bir yığın soru cevap şeklindeki muhabbetten sonra yavaş yavaş uyku çöküyor koğuşa.. saat 03 filan.. hastalar yatağında, refakatçiler ise plastik sandalye üzerlerinde uyuma seremonisine hazırlık yapıyor.. odadan; onlarca farklı enstrümanla prova yapan konservatuvar öğrencilerinin çıkardığı karmaşık ses cümbüşünü andıran gürültüler yükselmeye başlıyor.. bir erkek horluyor önce, sonra refakatçisi olan kadın dişlerini gıcırdatıyor; diğer amca uzun süren bir osuruk sesiyle orkestrayı coşturuyor, geri planda kalmak istemeyen genç hasta da ağız şapırtısı sesiyle gruba renk katıyor..

ben ne mi yapıyorum o esnada; yıllardır hekim olarak yaşadığım keskin kokulu, hüzünlü, kasvetli hastane ortamında ilk kez tecrübe ettiğim “refakatçi” kimliğini irdelemek için tüm algı reseptörlerimin anten ayarlarını full hd formatına ayarlayıp sabaha dek gözlem yapıyorum..

tavşan uykusuna dalan on kişi; saat 06 gibi, aniden kapıyı açıp ışığı açan hemşire hanımın “günaydın” diyen sesiyle irkilip cenin pozisyonuna geçiyor.. tansiyon, nabız, ateş, şeker ölçümü yapılınca ışık yine kapanıyor ve asık suratlı on kişi birbirine anlamsızca bakıp tekrar uyumaya çalışıyor.. neredeyse yarım saat geçiyor ve bu seferde temizlikçi yoldaş kapıyı hışımla açıp lambayı yakıyor; ışıktan kaçan hamam böcekleri misali herkes bir kenara tünüyor, bir piyes sahnesi seyrediliyormuş gibi paspas hareketleri seyrediliyor.. ağaran günün aydınlığına bakıyor refakatçigiller.. ve hasta yakınları ordusu; aç karnına sigara içmek için eksi dört derecedeki bahçeye iniyor.. titreyerek içilen sigaradan gram zevk almayan topluluk; tek sıra halinde kliniğe geri dönüp, tahliye edilip özgürlüklerine kavuşacakları (pardon, taburcu edilip evlerine şifa bulmuş olarak gönderilecekleri!!!) haberini verecek olan hakimlerini (pardon, hekimlerini!!!) beklemeye başlıyor.. onbir kişilik grubun gece boyunca yaşadığı maceradan bi haber olan iyi niyetli doktor, vizite başlıyor.. taburcu olmasına karar verdiği hasta ve refakatçisi sessizce zılgıt çekip halay çekerken; yatışına devam etme kararı verdiği hasta ve refakatçisi “boncuktan kuş nasıl yapılır, nasıl volta atılır” diye tecrübeli mahkumlardan (pardon, hastalardan) hızlandırılmış dersler alıyor.. tahliye (taburcu) olanlara “Allah bi daha düşürmesin!” temennisinde bulunuluyor, onlar tarafından da halen yatmakta olanlara “Allah kurtarsın!” dilekleri sunuluyor..

ve ilk refaktçi deneyimimin ilk sabahı da böylelikle bitiyor.. devamı?.. illa ki anlatıcam!.. babam mı?.. yarın sabah tahliye (taburcu)!!..

Uzm.Dr.Ömer ÖZÜMER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.