on yedimde girdim fakülteye..

ömer özümeron yedimde girdim fakülteye..
hekimin özgürce çalışabildiği, işini yaparken mutlu olabildiği, siyasi duruşundan ötürü fişlenmediği, geleceğine umutla bakabildiği, toplum tarafından saygı görebildiği ve emeklerinden ötürü hastasından dualar alabildiği, halkın neredeyse tamamının sağlık çalışanlarına sevgi beslediği, bugün bizlere ‘masalsı’ gibi görünen yıllarda attım adımımı amfilere.. meraklı, araştırmacı, bilim sevdalısı, hayalperest, çevik, simyacı, duygusal, sanatçı ruhlu yüzlerce arkadaşımla tam altı yıl boyunca şirinler köyündeki smurfs kolonisi gibi mutlu mesut günler yaşadım..
………………………..
72 saat uykusuz kalıp sınava hazırlandığım dönemlerde de, yaşıtlarımın hepsi denizde serinleyip kumsalda güneşlenirken ben izmir’in temmuz sıcağında staj yaparken de, izmir’in tüm gençliği şebnem ferah konserine giderken ben fakültenin kütüphanesinde walkmanda şebnem dinlerken de, lise arkadaşlarım iş sahibi olup arabasını satın alıp evlendiği günlerde ben hala intörn nöbetleri tutup babamdan harçlık isterken de, daha 25 yaşımda saçlarıma aklar düştüğünde ve kelleşmeye başladığımda da, sınav temposu ve staj yoğunluğundan ötürü sevgilime yeterince zaman ayıramadığım için kıçıma tekme yediğimde de asla vazgeçmedim bu sevdamdan.. rüyalarıma giren, hayalini kurduğum ve aşık olduğum bir mesleğe mensup olmak benim için yeterince doyurucu ve tatmin ediciydi.. haliyle abaza kaldığımda da, aç kaldığımda da, uykusuz kaldığımda da hiç mutsuz olmadım hiç umutsuz olmadım.. tökezlediğimde düşmemek, yalnızlaştığımda dibe çökmemek için hekimliğin kutsal zırhına sarıldım; hep dimdik ayakta kaldım.. pratisyenlik de yaptım asistanlık da, uzmanlık da yaptım yayıncılık da!.. mesleğime dair hangi sıfatla işimi yaparsam yapayım hep mutlu hem neşeli oldum.. hekim; binlerce yıldır kutsaldı, savaşlarda ve soykırımlarda bile sağlık çalışanlarına dokunulmazdı, şifa dağıtıcılar asırlardır yaşadıkları koloni tarafından saygı görür sevilirdi..
………………………..
derken gök yarıldı, şimşekler karanlığı yarıp toprağı yaktı, asırlık ağaçlar devrildi, dağlar ortasından ikiye bölündü.. anlayacağın; kızılca kıyamet koptu!.. eski dünya ve eski insanlık yok oldu.. ucube bir dünyada, zombi kılıklı milyonlarca insan yaşamaya başladı.. sevginin olmadığı, kimsenin kahkaha atmadığı, asık suratlı insanların birbirinden nefret ettiği, barbarlığın prim kazandığı, vahşetin ve zalimliğin trend olduğu, bunalım ve cinnetin virus gibi yayıldığı, cinayetlerin sıradanlaştığı, dolandırıcılığın ve yavşaklığın alkışlandığı, bilenin görenin duyanın cezalandırıldığı, susanın görmeyenin duymazdan gelenin zengin edildiği ucube bir dünya.. hal böyle olunca da ne eğitene saygı kaldı ne de şifa dağıtana.. artık saygı gören tek grup; elinde palası, döner bıçağı ya da silahı olanlardı.. kalem tutan, mürekkep yalayan ve steteskop taşıyan değil, kıçları güzel yalayabilen dillere sahip olanlar adam yerine konulur oldu..
………………………..
bu hengameden ve kaostan tıp camiası da nasibini aldı.. hekimlerin; ayakları mayınla kopartılıp kafaları gülleyle un ufak edildi, bedenleri de akbabalara ziyafet sofrasında meze yapıldı.. öldürülemeyen ya da sakat bırakılamayan sağlık çalışanları da itibarsızlaştırılıp köleleştirilip yaşayan ölülere dönüştürüldü.. mesleğe adım attığım günkü şirinler köyümüz yerle bir edildi; artık gargamelin iğrenç kulübesindeki kafeslerde öldürülme sıramızın gelmesini bekliyoruz.. ne hazin!..

Uzm. Dr. Ömer ÖZÜMER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.