Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Baştan sona yanlışlar

İdealist bir lise öğrencisi olarak tıp fakültesine girdim. İşte o gün başlamıştı yanlışlar. Sırf birileri bu üniversite akredite diyebilmek için İngilizce hazırlık sınıfı getirilmişti girdiğim üniversitenin tıp fakültesine. Halihazırda 6 yıl eğitimi olan tıp fakültesi daha başlamadan 7 yıl olmuştu, muafiyet sınavını geçen çok az kişi dışındakiler için. Hazırlık hariç 6 yıl dedim ya; o kadar gereksiz derslerle boğulmuş ki ,bu gereksiz dersleri atsanız  5 yıla rahat iner eğitim süreci. Mesala organik kimya diye bir ders vardı biz temel bilimler alırken, kredili sistemde” baba ders” denir ya, o kadar kredisi vardı. Az buçuk bildiğimiz organik kimyayı da unutturdu bize ve neyse ki bizden sonra bu ders kaldırıldı. Bu örnek ders gibi işimize yaramayacak dersler yüzünden zaman kaybı. Dördüncü sınıfta klinik eğitime başladık fakat beklediğimiz cinsten değil hiçbirşey. Eğer sen bir şeyler öğrenmek için koşturursan birilerinin peşinde öğreniyorsun, eğer koşturmazsan bir çok hoca kendi işinde gücünde, canına minnet öğrenciyi soran kim. Kendi bölümlerinde krallık kurmuşlar ve altındakilere çektiriyorlar her konuda. Çok saygı değer bu tür şeylere tevessül etmeyen hocalarımızda var tabi. Onlara yok sözümüz yanlış anlaşılmasın. Bu ülkenin  en zor sınavı olan TUS sınavında başarı elde etmiş asistan hekimlere yapılanlar insanı bu işten soğutmak için yetiyor aslında. Diğer her şeyi geçin,bazı bölümlerde yeni asistanlığa başlamış  Dr. Gün aşırı nöbet tutuyor.Yani bu sabah 8:00 de mesaiye başlıyor, ertesi gün işler uzamazsa  17:00 da işten çıkıyor, gece evinde kalıp ertesi sabah tekrar aynı çalışma. Şu çalışma şeklinin insana yakışır bir yanı var mı? Allah aşkına. İnsan bedeninin bu tempoyu kaldırması mümkün mü? Bir tek bu olsa sıkıntı, her türlü angaryalar asistan hekimin başına, bu da yetmez kendini bilmezler, en az 25 yaşına gelmiş adama hakaretler, küfürler vs. savurur. Bazı profesörler krallık kurmuş dedik ya, ne denetleyeni var bunların ne de  “dur” diyeni. Astığım astık, kestiğim kestik cinsinden. Şikayette edemezsin bunları elin mahkum. Edersen hayatta bitiremezsin ihtisası. Tek yolun istifa. Gider onca emek, uğraş,zaman, planların…

Fakülte bitti mezun olduk. Hem idealist bir hekimiz hastaya aç, hem de yaş kemale erdi  maddi ihtiyaç var diye sağlık ocağı yerine acilleri yazdık tercihlere ve yazdığım tercihlerden birine atandık, başladık mesleğe. Acile başladık fakat acil servis yol geçen hanı. Nerdeyse acil hasta dışında her şeye bakıyorsun. Sistem öyle. Her  100 hastanın ancak 5 i acillik. Gerisi kullanılan kronik hastalık ilaçlarını repete etmekten tutun da, saç dökülmesi şikayetine, gecenin 2’sinde akne (sivilce) için geleninden, sabahın 5 ‘inde il dışına polikiniğe aldığı randevuya sevk edilmek için gelenine, akşamın 23’de gebeliği aklına düşmüş gebelik testi baktırmaya gelenine kadar… Hasta acil olduğuna kendi karar veriyor. Pratisyen hekimi de beğenmiyor acil olmayan bu durumu için uzman hekim istiyor. Bu nasıl bir acil servis anlayışı anlayamadım gitti. Kimsede bir çözüm bulma derdinde değil. Başhekimle görüşüyoruz zaman zaman. En basit çözümleri bile uygulamaktan aciz. Yöneticinin tek derdi var, işler yürüsün de nasıl yürürse yürüsün. Hele birde entegre (sağlık ocağı,acil,112 hizmeti veren) hastanede isen işler iyice sarpa sarıyor. Hasta bakmak değil, hastayı kabul ettirmek ve sevk etmek mesele olan. Neredeyse hiç uzman hekim yok buralarda. Tetkik birkaç bir şeyden ibaret. Arada kaldığın her hasta için sevkten başka yolun yok. Ama  ah bi kabul ettirebilsen. Habersizde  gönderemezsin kural bu.

Duyduk ki aile hekimliği diye bir sistem başlayacak. Ya sabır dedik, bekledik. Ümidimiz çok yok sisteme dahil olmaya, hizmet puanı ile alıyorlar sıralamada bize gelmiyor. Yine de bir ümit katıldık kuraya. Bizden önce birileri hakkından feragat edince bize bir entegrede aile hekimliği kaldı ve başladık. Başladık  aile hekimliğine fakat şahit olduklarım beni benden aldı. Bu aile hekimliği olayında hekim diye bir olgu yok. Hasta kendi kendine tanı koyup, ilaç talep ediyor ve aile hekimi de yazıp imzalıyor. Kabaca sistem bu. Vatandaş isterse sağlık raporu, isterse sahte istirahat raporu,isterse şu, isterse bu… iş çığırından çıkmış vaziyette. Hekim yok dedim ya, ASM (sağlık ocağının) nin aynı zamanda işletmecisi. Her türlü gider ona ait. Malzeme vs giderleri hepsi. Hasta kaybetmek istemeyenler ve birtakım hekimlik onuru kalmayanlar. bu işi tam bir bakkal işletmesine çevirmiş vaziyette ve bundan dolayı birçok  mesleki sorun çözülememekte. Bu sistemde mutlu olanda bakkala çevirenler. Her türlü yasal yada yada yasal olmayan evrağın altına gözü kapalı imza atanlar. Mesela eczanenin reçetesiz vererek suç işlediği ilacı reçete edenler. Kişiyi görmeden sağlık raporu düzenleyen, hasta olmayan kişiye sahte istirahat raporu düzenleyenler vs. Tam bir kaşe sekreterliği, her türlü angarya, itibarsızlık vs. Her gün birilerinin isteğinde hukuki bir hata yapmayalım diye kanun, mevzuat vb. okumaktan usandık. Tıbbı çalışmaları takip etmek yerine.

Vatandaşın durumu, istekleri, tavrı, davranışı. Tabi bu bahsettiğimiz bunu yapanlara, bu toplumda eli öpülesi insanların varlığını biliyoruz fakat toplumun  bir kısmı insani değerlerini yok etmiş, haddini bilmez,ukala bir vaziyet almış. Neredeyse bu kişilerin hepsi tıp fakültesi bitirmiş de başka işle uğraşıyor sanki o vaziyette. İnternetten öğrendikleri birkaç bilgi ile özellikle aile hekimine ukalalık yapmakta yarışıyorlar.Sanki biz hekimler anlama probleminden dolayı 6 yıl eğitimle ancak doktor olabildik yoksa birkaç internet karıştırmakla bu iş öğreniliyor aslında. Bu bahsedilen kişiler laf falan anlamaz olmuş.İstekleri yapılmadığında çözümü şiddette,hakarette arayacak kalitede “kişiler”. Senin maaşın benim vergimden veriliyor” diyen zeka yoksunları. Acaba benim maaşımdan ortalama maaş alandan kesilenin kaç katı kesilen vergi nereye gidiyor”. Ben başka bir ülkeye mi çalışıyorum benden kesilen vergi Yunanistana mı gidiyor” sormadan edemiyorum…          

Daha bahsedilecek çok konu olmakla birlikte, hangi sağlıkçıya özellikle doktorlara dokunsanız bin ah işitiyorsunuz. Bu meslek bu şekilde devam edemez. Sağlıkçı mutlu değil ki, hasta mutlu olsun. Bu ülkenin en zor sınavlarında en kötüsü %5’lere girmiş bu beyinleri (bunu enaniyet olarak söylemiyorum) “memnuniyet” ve kendini bilmez vatandaş karşısında yıldırıp bezdirmeyelim. Yoksa gereksiz ilaç kullanımından tutunda, gereksiz tetkik vs. gibi birçok konuda liste başı olmaya mahkum oluruz. Şunuda belirtmek isterim ki, derdim siyasi bir eleştiri değil,bu mesleğin içinde yaşadığım yanlışlardır ve mesleki bir problemlerdir.

Dr.Ali YILMAZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.