Kategoriler
Haberler Manşet Şiddet

İzmirli doktorlardan şiddet spotu

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Stajyer doktorları ve hocaları ‘SAĞLIKTA ŞİDDETE HAYIR’ diyerek bir video hazırladılar, evet hiçbirimiz ŞİDDETİ HAK ETMİYORUZ:

 

Kategoriler
Haberler Manşet Şiddet

Doktora "adice" saldırı

Meslektaşımızdan gelen e-postayı kendi izniyle noktasına virgülüne dokunmadan yayınlıyoruz:

Amasya ili Merzifon İlçesi Kara Mustafa Paşa Devlet hastanesinde acil serviste görev yapmakta iken 19 Mayıs 2016 saat 20:23 civarında M. isimli bir şahıs tarafından aşağıdaki şekilde saldırya uğradım ve 7 gün boyunca iş görmezlik raporu verildi. Testis etrafında kanama ve ödem nedeniyle yatak istirahatı ve tedavim düzenlendi.

Olay hakkında şikayetçi oldum ve sizlerden bu insalıktan nasibini almamış şahıs hakkında tüm hekimlerin bilgi sahibi olması için desteğinizi bekliyorum.

Saygılarımla.

“saat 19.50 sularında acil servise kaş üstünde kanama ile başvuran hastanın kesici delici alet yaralanması şüphesi olduğu için muayenesi yapıldıktan ve ilk müdahalesi yapıldıktan sonra hastane polis memuruna haber verdim. Daha sonra benim gözetimimde hastaya sağlık memurları tarafından kanama kontrolü ve kesi sütürasyanu uygulandı.

Hastaya ilk tedavisi bittikten sonra tomografi çekilmesi gerektiğini söyledim. Hasta haber vermeksizin kesisi dikildikten sonra ayrıldı. Hastane polis memuruna konuyu aktardım ve hastayı telefonla arayarak hem ifade alınması hem de tedavisinin kalan kısmının tamamlanması için hastaneye davet etti. Sonrasında hasta tomografi çekildikten sonra polikiniğe geldi.

Kendisine kaş üzerindeki yarasının yeniden açılması ve şişmesi nedeniyle yeniden pansuman uygulanması için pansuman odasına geçmesini söyledim ve ardından peşinden pansuman odasına gittim. Bu esnada hasta elindeki gazlı bezi göstererek hiçbir diyaloğa girmeksizin yanındaki bayan ve içerideki güvenlik görevlisi varken bana saldırdı ve 2 kere cinsel organım ve testislerimin olduğu yere ve bir kere de karnıma tekme atarak beni yere yıktı. Daha sonrasında güvenlik görevlileri  geldiğinde beni sedyeye alıp ilk müdahalemi yaptılar.

Telefon ile üroloji uzmanı ve hastane başhekimini aradım ve sonrasında uzunca bir süre sedyeden kalkamadım. Gerekli müdahalemi üroloji uzmanı yaptı ve sonrasında nöbetimi tamamlayamadım. Nedensiz yere bana saldıran, küfür eden hastadan şikayetçiyim. Maddi ve manevi dava açacağım.”

Kategoriler
Haberler Manşet Şiddet

Psikomedya – Sağlıkta Şiddet

Sağlıkta şiddet konusunda geldiğimiz nokta hemen herkesin malumu.Gün geçmiyor ki,sağlık çalışanlarına yapılan hakaret,darp,tehdit,öldürmeye teşebbüs ve öldürme gibi haberlere basın yayın organlarında rastlamayalım.Bu gelinen noktanın bir çok sebebi olmakla birlikte, bir ayağınıda sorumsuz medya organları oluşturmakta.Bilerek veya bilmeyerek buna zemin hazırlamaktalar.

Genel anlamda şiddet içerikli yayınlarla, özellikle küçük yaş grubu kişilerin, bilinç altına şiddet propagandası yapmakta ve toplumu şiddete temayül noktasında sürekli olarak kamçılamaktalar.Bizim toplumumuzun özellikle tv izleme oranında ne derece açık ara diğer toplumlara fark attığı ortada.Hal böyle iken sürekli olarak insanlara ne işlerseniz,o yönde bir eğilime sebebiyet verirsiniz.Bir takım külhanbeyli diziler sonrası yaşananları ve küçücük çocukların dizi karakterlerine özenerek,neler yapmaya yeltendikleri haberlerine hepimiz şahitiz.Bırakalım çocukları, bu ülkede dizi karakteri öldü diye mevlit okutmaya kalkışanların olduğunu biliyoruz.Medya, özellikle tv kanallları ve şimdilerde internetide içine almamız gereken yayın ağları,toplum üzerinde, inanılmaz derecede etkili.

Sağlık çalışanlarına uygulanan şiddet noktasında,özellikle tv kanallarının vebali çok.Yapılan haber yayınları veya dizi ,film,komedi programları vs. replikleriyle , gerçeği yansıtmayan ve sorumsuz yayınlarıyla,vatandaşı sürekli olarak sağlık çalışanlarına karşı kışkırtmaktalar ve bu sorumsuzluğun hesabını kimse sormamakta.Hemen hergün “acile sapasağlam gelen kişiye bir iğne yaptılar öldü””yanlış tedaviden sakat kaldı” vs gibi haberlerle vatandaşın sağlık çalışanlarına güvenleri yok edilmekte ve şiddet eğilimine sürüklenmekte. Komplikasyon ,anaflaxi ,yan etki vs …nedir bilmeyenler,bilmediği gibi bir sağlık profesyoneline danışma ihtiyacı hissetmeden,bu tür yalan yanlış haberlerle,dünyada başını çektiğimiz sağlık çalışanına şiddet hukuksuzluğuna katkıda bulunmaktalar.Bir hasta veya hasta yakınının iddası üzerine haber yaparak, çoğu kez iftiralara zemin hazırlamaktalar. Yayınlanan dizilerde yaşanan hastane kareleri bu kadar rezalet ve sorumluluktan uzak olabilir.Çekilen karelerin bir çoğunun tıbbı uygulamalar noktasında gerçekle alakası olmadığı gibi,yaşanan diyaloklar tam bir şiddete eğilimi tetikleme aracına dönüştürülmekte. Geçenlerde bir kanalda dizide aynen şu cümleler geçiyor “hastamızla ilgilenmeniz için illa bağırmamızmı gerek” . Diğer bir çok dizilerde bir çoğunuz rast gelmişsinizdir. “Doktor! Doktor! Hastamız ölürse, sonunu sen düşün…” gibi repliklere.Yine birkaç hafta önce bir komedi programında hasta rolündeki kişiye pilonidal sinüs yani kıl dönmesi operasyonu üzerinden bir skeç yapılmış ve doktor ve hemşire rolünde olan oyuncular son derece lakayt,ameliyat dışında her şeyle ilgilenen bir pozisyonda ve opere olan kişide ağzına gelen her türlü galiz ifadelerle karşılık vermekte.Bütün bunlar toplumun bu konudaki düşüncelerine virüs bulaştırmaktır.Gerçekle ilgisi olmayan hayal ürünü senaryolarınız sayesinde,sağlık çalışanlarına karşı toplumda ne güven duygusu bırakıldı,ne saygı,ne sevgi.

Sağlıkta her türlü şiddetin önüne geçilmek isteniyorsa, caydırıcı bir sağlıkta şiddet yasasıyla birlikte, bir takım kurum ve kuruluşlar,medyanın içinde bulunduğu bu aymazlığa ve sorumsuzluğa son verecek düzenlemeler de yapmalı. Zaman zaman insan hayatına mal olan şiddete teşvik edenlere ve çoğu yalan yanlış yapılarak tahrike neden olan haber ,dizi vb. yapan medya organlarına ve kişilere yaptırım ve cezai işlem uygulamalı.Özellikle sağlık bakanlığı bu konuda çalışma yapmalıdır.Soruşturma süreci tamamlanmamış, sağlık alanındaki haberlerin yapılmasına izin vermemelidir. İnsanın olduğu her yerde hata olabilir.Hiç kimse hatadan münezzeh değildir .Eğer iddia edildiği gibi sağlık skandalı varsa,ilgili birimler soruşturmasını yapar ve olay aydınlanır.Medyaya taşınacaksa bu aşamadan sonra taşınmalıdır. Medya özgürlüğü diyerek bu aymazlık savunulamaz.Yayınladığın bir haber başkalarının hayatına mal oluyorsa,bunun özgürlüğü olamaz.Hergün sağlıkçıya şiddet haberlerini servis ederek vatandaşın algısında normalleştirenler,ne hikmetse bu şiddetlere açılan dava sonuçlarını ve cezaları ekranlara getirme konusunda pek duyarsızlar.Sağlık bakanlığı bu cezaları servis etmeli ve cezalar medya organlarında zorunlu yayınlatılmalıdır.Gerekirse kamu spotları yapılmalıdır.RTÜK vb. kuruluşlar dizilerde veya başka programlarda yapılan bu olumsuzluklara bir denetim getirmeli ve ciddi çalışma yapılmalıdır.

Dr.Ali YILMAZ

Kategoriler
Duyurular Haberler Manşet

Dr. Ersin Arslan kimdir? *YENİ

Hekim Hareketi Derneği Dr. Ersin Arslan’ı çalışma arkadaşlarının gözünden anlatan bir kısa film çekti. Gaziantep’te gerçekleştirilen çekimlerde Osman Fakıoğlu, Uzm. Dr. Müslüm Polat, Hem. Sebahat Korkmaz, Hem. Sonay Cengiz, Prof. Dr. Levent Elbeyli, Uzm. Dr. Ferdi Doğanay ve Uzm. Dr. Gökalp Güzel Dr. Arslan’a ilişkin duygu ve düşüncelerini anlattı.

Asistanhekim.org olarak Dr. Ersin Arslan’ı saygı ve rahmetle anıyoruz.

 

Kategoriler
Haberler Manşet

Tıbbi Mümessiller Günü Kutlanıyor

Ülkemizdeki tıbbi mümessiller 2012 yılından beri 14 Nisan tarihini “Tıbbi Mümessiller Günü” olarak kutluyor. Tıbbi mümessiller,, tüm dünyada bir ilk olan bu meslek günü sayesinde seslerini duyurmayı, sorunlarını dile getirmeyi ve mesleklerini topluma daha doğru tanıtabilmeyi hedefliyorlar.

Türkiye’deki tek ulusal tıbbi mümessil örgütü olan Mümessil Dayanışma Derneğinin Başkanı Harun Ökek, “14 Nisan tarihini tıbbi mümessillerin seslerini yükseltebilmesi için bir fırsat olarak gördüklerini, 20.000’e yakın meslek mensubunun bu tarihi sahiplenmesiyle birlikte ilaç endüstrisine bir çok katma değer sunabilmeyi hedeflediklerini belirtti.

Şu anki en büyük sorunlarının, bin bir güçlükle almaya hak kazandıkları Ürün Tanıtım Temsilcisi sertifikalarını 2019 yılına kadar kullanamamak olduğunu dile getiren Ökek, tıbbi mümessil camiasının “Beşeri tıbbi ürünlerin tanıtım faaliyetleri hakkında yönetmeliğin” kendileriyle ilgili bölümünün bir an önce işlerliğe geçirilmesini beklediğini belirtti. 2019 yılına ertelenen uygulamanın kendilerine karşı yapılan bir haksızlık olduğunu ifade eden Ökek, bu ertelemenin meslek mensuplarında sektörel aidiyet seviyesini düşürdüğünü, motivasyonu bozduğunu ve karar merciine karşı duyulan inancı erozyona uğrattığını belirtti.

İlaç endüstrisinde toplam kalitenin hayata geçirilebilmesi için endüstrisinin tıbbi mümessillere mutlaka kulak vermesi gerektiğinin altını çizen Ökek, işverenlerden bu ilgiyi görmelerine rağmen meslek mensuplarından buna aynı oranda ilgi göstermemesinin üzüntüsünü yaşadıklarını söyledi. Meslektaşlarının genel olarak bir umursamazlık içinde olduğunu, kendilerini sorunların çözümüne katkı verebilecek durumda bile görmediğini gözlemlediklerini belirten Harun Ökek, bunun sebeplerinin cesurca araştırılması gerektiğini ve gösterilecek samimi çabalarla bu durumun tersine çevirilebileceğine inandığını söyledi.

Son olarak, tüm meslektaşlarının 14 Nisan Tıbbi Mümessiller Gününü kutlayan Harun Ökek, ekmeğini bu meslek sayesinde kazanan herkesi Mümessil Dayanışma Derneğinin düzenlediği Sahanın Sesi-2015 Anketini doldurmaya ve görüşlerini derneğe iletmeye davet etti. Ankete şu linkten ulaşılabilmektedir.

https://docs.google.com/a/mudad.org/forms/d/1lAwDTaE-FEqgengXeOeY1Cx9XDRM-VfvnlzasVadIcA/viewform

Kategoriler
Duyurular Haberler Kültür Manşet

Bu hikaye sizi çok etkileyecek!

Engelli çocuğu olmasından korkmayan

Annelere

Tüm engelli çocukların annelerine;

Anneme…

****

Bu kitapta hayatımdan birkaç günlük kesitin içinde ailem var … Böyle bir şey yazmayı düşündüğümü yakınlarımla paylaştığımda,  gelen tepkiler “aile hayatını anlatma sonra üzülürsün” şeklinde oldu. Sadece eşim, annem ve babam bu konuda olumsuz görüş belirtmediler. Düşündükçe, kendimizi anlatmaktan pişman olmayacağımı ve böyle yorum yapanların  korumak istediklerinin ben değil de kendileri olduğunu fark ettim. Duymayarak, görmeyerek dışlamak en kolay yol çünkü. İçeride, otistik bir bireyin ve   onunla  ilgilenen üç kuşak ailenin,  ağabeyin  gözünden öyküsü var.

****

Yedi-sekiz yaşlarına gelene kadar Volkan’ın en büyük eğlencesi, oturdukları sitenin çocuk parkında, gün içinde sallanmasıydı.  Gece yarılarına kadar oturmuş (kardeşinin kullandığı ilaçlara rağmen normal bir uyku düzeni hiç olmamıştı) oldukları için, annesi her gün öğlen bire doğru uyanmış olur, ikisi de bir şeyler yedikten sonra Volkan’la parka giderlerdi.

Oğlunun engelli olduğunu fark eden diğer çocuklar, tedirgin oluyordu. Volkan aldığı onca ilaca rağmen, her duygusu için bağırarak tepki veriyordu. Ne bir oyun arkadaşı, ne bir konuşacağı insanı vardı.Salıncaktan saatlerce inmek istemiyor, hipnotize olmuş gibi sallanıyordu.

Çok zaman geçmedi. Şükran Hanımın kulağına, komşularından laflar gelmeye başladı. Herkesin çocuğu korkuyordu Volkan’dan. Üstelik salıncağı sürekli işgal ediyordu. Hele bağırmaya başladı mıydı daha da kötüydü. Böyle giderse diğer çocukların ruh hali de Volkan gibi olacaktı. Şükran hanım gündüzleri salıncakta oğlunu sallamayı bu nedenle bıraktı.

Bir dönem geceleri babaları Hasan’la beraber parka gittilerse de, karanlıkta parka gitmek ve sallanmak Volkan için pek cazip değildi. İletişime kapalı da olsa, Volkan etrafında insanlar olsun istiyordu. Salıncak eğlencelerinin bu şekilde sekteye uğraması Hasan babanın içinde büyük bir yara açmıştı. Bu yüzden ertesi kış,  yazlıklarına, bahçenin ortasına, kocaman bir salıncak yaptırdı. Hem de öyle yazlık işi gibi falan değil, bildiğiniz park tipi iki kişinin yan yana sallanabileceği bir salıncaktı bu…

Yıllar geçmiş Akın liseye başlamıştı. Kardeşliği ve arkadaşlığı paylaşamadığı, toplumun görmek istemediği bir çocukla sürekli beraber büyüyordu. Açıkçası toplumun istediği oluyor, herkes sorununu kendi evinde yaşıyordu.

Volkan on iki yaşına girmiş, yaşıtları hoplayıp zıplayıp bütün gün oyun oynarken, o enerjisini atabileceği hiçbir aktiviteyi dışarıda yapamıyordu. 3 yaşından beri gittiği özel eğitimler haftanın 5 tam günü devam ediyordu ama enerjisini oyunlardan çok bağırarak ve kendini döverek atmaya çalışıyordu.  Öfke nöbetleri geçiriyor, bu esnada kafasını yumrukluyordu. Kendine vurdukça daha çok bağırıyor, daha sinirli bir hal alıyordu. Dahası bıyıkları terlemeye başlamıştı. Sanki bıyıkları olan birisinin hasta olmaması gerekli gibi geliyordu Akın’a. Bıyıkları olan birisi büyük adamdı.

Küçüklüğünde bazı doktorlar otistik tanısı koymuşlardı kardeşine. Volkan’ın düzgün bir tedavisinin olmayacağını, ilaçlardan çok eğitimden fayda göreceğini söylemişlerdi. Ama eğitimler de pek işe yaramıyor, Volkan büyüdükçe iletişimi bozuluyordu… Büyüyen çocukla beraber problemler de büyüyordu….

Kategoriler
Duyurular Haberler Manşet

Bu mağduriyete son verin! *PAYLAŞ

13 Aralık 2015 tarihinde ÖSYM tarafından yapılan Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (YDUS) sonuçları aradan 4 ay geçmiş olmasına rağmen bazı branşlar için (Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Genel Cerrahi) hala açıklanmamıştır. Sonuçları açıklanan branşlar için ise tercih süreci hala başlatılamamıştır. ÖSYM’nin bu yıl uygulamaya koyduğu ”Yasal süreç sonlanmadan sonuçların açıklanmayacağı” ve ”Tercihlerin bütün branşlar için aynı anda açılacağı” kuralı nedeniyle sonuçların açıklanması çok gecikmiş, tercihler bir türlü başlatılamamış, bu kural mağduriyetleri önlenmeye çalışırken yeni mağduriyetler doğurmuştur. Tercih sürecinin, sonuçları belli olan branşlar için başlatılması hiçbir branşı olumsuz yönde etkilememektedir. Çünkü her branşın kendine ait kadrosu bulunmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin dört bir yanında zor şartlarda çalışmakta olan sınav adayı uzman hekimler bu sürecin çok fazla uzaması nedeniyle zor günler geçirmektedir. Ailesinden ve çocuklarından ayrı başka şehirlerde her gün ÖSYM’den gelecek duyuruları beklemekte, çökkün bir ruh hali ile mesleklerini icra etmeye devam etmektedirler. Yasal yollara başvurmak tabi ki en doğal hakkımızdır, bu yönden şikayetimiz yok.Fakat özensiz hazırlanmış sorular nedeniyle bu sürece maruz bırakılmak hiçbirimizin suçu değildir.

Acilen bu mağduriyetlerin giderilmesi için;

1)Sonuçları açıklanan branşlar için tercih süreci başlatılmalı,
2)Sonuçları hala açıklanmayan branşların sonuçları da bir an önce açıklanmalıdır.

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları Manşet

Baştan sona yanlışlar

İdealist bir lise öğrencisi olarak tıp fakültesine girdim. İşte o gün başlamıştı yanlışlar. Sırf birileri bu üniversite akredite diyebilmek için İngilizce hazırlık sınıfı getirilmişti girdiğim üniversitenin tıp fakültesine. Halihazırda 6 yıl eğitimi olan tıp fakültesi daha başlamadan 7 yıl olmuştu, muafiyet sınavını geçen çok az kişi dışındakiler için. Hazırlık hariç 6 yıl dedim ya; o kadar gereksiz derslerle boğulmuş ki ,bu gereksiz dersleri atsanız  5 yıla rahat iner eğitim süreci. Mesala organik kimya diye bir ders vardı biz temel bilimler alırken, kredili sistemde” baba ders” denir ya, o kadar kredisi vardı. Az buçuk bildiğimiz organik kimyayı da unutturdu bize ve neyse ki bizden sonra bu ders kaldırıldı. Bu örnek ders gibi işimize yaramayacak dersler yüzünden zaman kaybı. Dördüncü sınıfta klinik eğitime başladık fakat beklediğimiz cinsten değil hiçbirşey. Eğer sen bir şeyler öğrenmek için koşturursan birilerinin peşinde öğreniyorsun, eğer koşturmazsan bir çok hoca kendi işinde gücünde, canına minnet öğrenciyi soran kim. Kendi bölümlerinde krallık kurmuşlar ve altındakilere çektiriyorlar her konuda. Çok saygı değer bu tür şeylere tevessül etmeyen hocalarımızda var tabi. Onlara yok sözümüz yanlış anlaşılmasın. Bu ülkenin  en zor sınavı olan TUS sınavında başarı elde etmiş asistan hekimlere yapılanlar insanı bu işten soğutmak için yetiyor aslında. Diğer her şeyi geçin,bazı bölümlerde yeni asistanlığa başlamış  Dr. Gün aşırı nöbet tutuyor.Yani bu sabah 8:00 de mesaiye başlıyor, ertesi gün işler uzamazsa  17:00 da işten çıkıyor, gece evinde kalıp ertesi sabah tekrar aynı çalışma. Şu çalışma şeklinin insana yakışır bir yanı var mı? Allah aşkına. İnsan bedeninin bu tempoyu kaldırması mümkün mü? Bir tek bu olsa sıkıntı, her türlü angaryalar asistan hekimin başına, bu da yetmez kendini bilmezler, en az 25 yaşına gelmiş adama hakaretler, küfürler vs. savurur. Bazı profesörler krallık kurmuş dedik ya, ne denetleyeni var bunların ne de  “dur” diyeni. Astığım astık, kestiğim kestik cinsinden. Şikayette edemezsin bunları elin mahkum. Edersen hayatta bitiremezsin ihtisası. Tek yolun istifa. Gider onca emek, uğraş,zaman, planların…

Fakülte bitti mezun olduk. Hem idealist bir hekimiz hastaya aç, hem de yaş kemale erdi  maddi ihtiyaç var diye sağlık ocağı yerine acilleri yazdık tercihlere ve yazdığım tercihlerden birine atandık, başladık mesleğe. Acile başladık fakat acil servis yol geçen hanı. Nerdeyse acil hasta dışında her şeye bakıyorsun. Sistem öyle. Her  100 hastanın ancak 5 i acillik. Gerisi kullanılan kronik hastalık ilaçlarını repete etmekten tutun da, saç dökülmesi şikayetine, gecenin 2’sinde akne (sivilce) için geleninden, sabahın 5 ‘inde il dışına polikiniğe aldığı randevuya sevk edilmek için gelenine, akşamın 23’de gebeliği aklına düşmüş gebelik testi baktırmaya gelenine kadar… Hasta acil olduğuna kendi karar veriyor. Pratisyen hekimi de beğenmiyor acil olmayan bu durumu için uzman hekim istiyor. Bu nasıl bir acil servis anlayışı anlayamadım gitti. Kimsede bir çözüm bulma derdinde değil. Başhekimle görüşüyoruz zaman zaman. En basit çözümleri bile uygulamaktan aciz. Yöneticinin tek derdi var, işler yürüsün de nasıl yürürse yürüsün. Hele birde entegre (sağlık ocağı,acil,112 hizmeti veren) hastanede isen işler iyice sarpa sarıyor. Hasta bakmak değil, hastayı kabul ettirmek ve sevk etmek mesele olan. Neredeyse hiç uzman hekim yok buralarda. Tetkik birkaç bir şeyden ibaret. Arada kaldığın her hasta için sevkten başka yolun yok. Ama  ah bi kabul ettirebilsen. Habersizde  gönderemezsin kural bu.

Duyduk ki aile hekimliği diye bir sistem başlayacak. Ya sabır dedik, bekledik. Ümidimiz çok yok sisteme dahil olmaya, hizmet puanı ile alıyorlar sıralamada bize gelmiyor. Yine de bir ümit katıldık kuraya. Bizden önce birileri hakkından feragat edince bize bir entegrede aile hekimliği kaldı ve başladık. Başladık  aile hekimliğine fakat şahit olduklarım beni benden aldı. Bu aile hekimliği olayında hekim diye bir olgu yok. Hasta kendi kendine tanı koyup, ilaç talep ediyor ve aile hekimi de yazıp imzalıyor. Kabaca sistem bu. Vatandaş isterse sağlık raporu, isterse sahte istirahat raporu,isterse şu, isterse bu… iş çığırından çıkmış vaziyette. Hekim yok dedim ya, ASM (sağlık ocağının) nin aynı zamanda işletmecisi. Her türlü gider ona ait. Malzeme vs giderleri hepsi. Hasta kaybetmek istemeyenler ve birtakım hekimlik onuru kalmayanlar. bu işi tam bir bakkal işletmesine çevirmiş vaziyette ve bundan dolayı birçok  mesleki sorun çözülememekte. Bu sistemde mutlu olanda bakkala çevirenler. Her türlü yasal yada yada yasal olmayan evrağın altına gözü kapalı imza atanlar. Mesela eczanenin reçetesiz vererek suç işlediği ilacı reçete edenler. Kişiyi görmeden sağlık raporu düzenleyen, hasta olmayan kişiye sahte istirahat raporu düzenleyenler vs. Tam bir kaşe sekreterliği, her türlü angarya, itibarsızlık vs. Her gün birilerinin isteğinde hukuki bir hata yapmayalım diye kanun, mevzuat vb. okumaktan usandık. Tıbbı çalışmaları takip etmek yerine.

Vatandaşın durumu, istekleri, tavrı, davranışı. Tabi bu bahsettiğimiz bunu yapanlara, bu toplumda eli öpülesi insanların varlığını biliyoruz fakat toplumun  bir kısmı insani değerlerini yok etmiş, haddini bilmez,ukala bir vaziyet almış. Neredeyse bu kişilerin hepsi tıp fakültesi bitirmiş de başka işle uğraşıyor sanki o vaziyette. İnternetten öğrendikleri birkaç bilgi ile özellikle aile hekimine ukalalık yapmakta yarışıyorlar.Sanki biz hekimler anlama probleminden dolayı 6 yıl eğitimle ancak doktor olabildik yoksa birkaç internet karıştırmakla bu iş öğreniliyor aslında. Bu bahsedilen kişiler laf falan anlamaz olmuş.İstekleri yapılmadığında çözümü şiddette,hakarette arayacak kalitede “kişiler”. Senin maaşın benim vergimden veriliyor” diyen zeka yoksunları. Acaba benim maaşımdan ortalama maaş alandan kesilenin kaç katı kesilen vergi nereye gidiyor”. Ben başka bir ülkeye mi çalışıyorum benden kesilen vergi Yunanistana mı gidiyor” sormadan edemiyorum…          

Daha bahsedilecek çok konu olmakla birlikte, hangi sağlıkçıya özellikle doktorlara dokunsanız bin ah işitiyorsunuz. Bu meslek bu şekilde devam edemez. Sağlıkçı mutlu değil ki, hasta mutlu olsun. Bu ülkenin en zor sınavlarında en kötüsü %5’lere girmiş bu beyinleri (bunu enaniyet olarak söylemiyorum) “memnuniyet” ve kendini bilmez vatandaş karşısında yıldırıp bezdirmeyelim. Yoksa gereksiz ilaç kullanımından tutunda, gereksiz tetkik vs. gibi birçok konuda liste başı olmaya mahkum oluruz. Şunuda belirtmek isterim ki, derdim siyasi bir eleştiri değil,bu mesleğin içinde yaşadığım yanlışlardır ve mesleki bir problemlerdir.

Dr.Ali YILMAZ

Kategoriler
Duyurular Haberler Manşet

İstanbul Tabip Odası seçimlerine terör saldırısı uyarısı *ÖNEMLİ

24 Nisan’da yapılacak İstanbul Tabip Odası seçimleri yaklaşırken, İTO seçimlerine katılacak olan Özgür Hekimler Platformu olası terör saldırısı açısından İstanbul Tabip Odası yönetimini uyardı. ÖHP’nin yayınladığı bilgi notu şu şekilde:

ÖZGÜR HEKİMLER PLATFORMU’NDAN HEKİM CAMİASI VE KAMUOYUNA DUYURU VE UYARIMIZDIR

Özgür Hekimler Platformu (ÖHP) kurulduğu günden beri her zaman hekim yararı ve insan sağlığını öncelemiştir.

Hiçbir şey insanların yaşam hakkından daha önemli olamaz !

İstanbul Tabip Odası (İTO) Yönetim Kurulu 24 Nisan 2016 Pazar günü Sultanahmet Meydanı’nda seçim yapılması kararını ilan etmiştir.
Aynı tarihte, seçimin yapılacağı Sultanahmet bölgesinde Vodafone İstanbul Yarı Maratonu organizasyonu vardır.

ÖHP olarak İTO, TTB, İstanbul Valiliği, Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Seçim Kurulu’na seçim tarihi, yeri ve bunlara bağlı olarak öngördüğümüz ulaşım sorunu, seçim ve can güvenliği konularında yazılı uyarılarımızı ve itirazımızı gerçekleştirdiğimizi duyuruyoruz.

Artan terör eylemleri nedeniyle ülkemizde büyük kentlerin büyük meydanları ve büyük kalabalıklar şu an itibarıyla ciddi güvenlik riskleri içermektedir. Maratona katılımcı sayısının çokluğu, Sultanahmet’e Maraton nedeniyle erişimin güçlüğü, seçim bölgesinin turistik bir alan olması, geçmiş saldırılarda hem Sultanahmet’in hem de Türk Tabipleri Birliği etkinliğinin hedef alınmış olması, seçim için seçilen tarih ve yerin güvenlik ve trafik açısından uygun olmadığını göstermektedir.

Sultanahmet bölgesi henüz 3 ay önce bir turist gurubunun toplu bir terör eylemine hedef olduğu bir alandır. Devamında Beyoğlu İstiklal caddesinde yine benzer bir bombalı terör saldırısı bir yabancı turist gurup hedef alınarak gerçekleşmiştir. Ayrıca yakın bir zamanda İstanbul’da önemli bir sportif karşılaşma terör ihbarı nedeniyle ertelenmiş, Türkiye’nin en büyük kulüplerinin maçlarında çevre yolların saatler öncesinden kapanması gibi olağanüstü tedbirler söz konusu olmuştur.

Ankara’da geçtiğimiz aylarda yapılan terör saldırısının hedefi olan organizasyonun düzenleyicilerinden birisi Türk Tabipleri Birliği’dir. Saldırının Türk Tabipleri Birliği üyelerini hedef almış olabileceği şüphesi kuvvetlidir.

İTO’ya bu konularda yönelttiğimiz tüm talep ve uyarılara karşın, hekimlerin can güvenliği hiçe sayılmış, bağlı bulundukları meslek odasının seçimlerinde oy kullanabilmeleri, özellikle maraton ile aynı tarih ve konumun belirlenmesi ile zorlaştırılmış ve katılımın artmasını engelleme amacı güdülmüştür.

Sonuç olarak, seçimlerin farklı bir tarihte ve konumda yapılmasını veya belirlenen tarihte yapılacaksa da ancak İstanbul Yarı Maratonu Organizasyonu’nun yapıldığı ilçe dışında başka bir ilçede, örneğin Baro seçimlerinin yapıldığı Haliç Kongre Merkezi’nde veya Dişhekimleri Odası seçimlerinin yapıldığı İTÜ Maçka Yerleşkesi’nde yapılmasını bir kez daha kamuoyu önünde Özgür Hekimler Platformu olarak ve tüm İstanbul hekimleri adına talep ediyoruz.

Önerdiğimiz seçim alanları turistik bölge dışında yer alan, spor organizasyonlarından uzak, güvenli giriş ve geçiş sağlanan, kontrol edilebilir, rahat ulaşılabilir konumda alanlardır.

Bu şekilde seçimin çok daha yüksek katılımla gerçekleşmesi ve seçim güvenliğinin gerektiği gibi sağlanması mümkün olabilecektir.

Bu adımın atılmasının, meslektaşlarımızın can güvenliği açısından bir zorunluluk ve hayati bir sorumluluk olduğu konusunda İTO Yönetimini, bununla ilgili tüm kamu görevlilerini, İstanbul Hekimlerini ve kamuoyunu uyarıyoruz.

Saygılarımızla,

ÖZGÜR HEKİMLER PLATFORMU

Kategoriler
Duyurular Haberler Manşet

Eş durumu atama krizi CANLI YAYINI

 

Eş Durumu Atama Krizi Canlı Yayında Tartışılıyor

Kategoriler
Haberler Manşet

Başhekim ve idarecilere büyük şok!

Sağlık çalışanlarının il içi atama kurallarının yönetmelikte belirlenmemesi ile bir yıl idarecilik yapan hekimlerin talepleri doğrultusunda durumlarına uygun bir kadroya atanabilmelerine ilişkin Yönetmelik kurallarının yürütmesi durduruldu.

Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin bir kısım hükümlerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Türk Tabipleri Birliği tarafından açılan davada Danıştay 16. Daire, sadece Yönetmeliğin 20. maddesinin son fıkrasındaki “Stratejik personelin yer değiştirme taleplerinde bu maddenin ikinci fıkrasının (c) bendi ile beşinci fıkrası uygulanmaz” hükmünün yürütmesinin durdurulmasına karar vermişti.

Türk Tabipleri Birliği, yürütmenin durdurulmasına karar verilmeyen hükümler bakımından Karara itiraz etmesi üzerine dava İdari Dava Daireleri Kurulunda görüşüldü.

Danıştay İDDK, “Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının taşra teşkilatlarında görev yapan sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personelinin il içi atamaları ile ilgili genel esasların, bu konudaki asli düzenleme yetkisinin kullanıldığı dava konusu Yönetmelikle belirlenmesi, bunun dışında kalan ve oluşacak yeni koşullara göre sürekli değiştirilmesi gereken niteliği nedeniyle yönetmelikle düzenlenmesi mümkün görülmeyen diğer hususların alt düzenlemelere bırakılması gerektiği” gerekçesiyle, sağlık çalışanlarının il içi atamalarıyla ilgili usul ve esasların yönetmelikte belirlenmemesine ilişkin işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verdi.

Diğer yandan, Yönetmelik’te hekimlerin atama ve nakillerinde katı kurallar tanımlanırken bir yıl idarecilik yapanların talep ettikleri durumlarına uygun kadrolara atanabilmelerine ilişkin adaletsiz kuralın da yürütmesi durduruldu. Kurul kararında, idarecilere tanınan ayrıcalığın nesnel bir temeli bulunmadığı belirtildi: “Maddede sayma yoluyla belirtilen görevlerde bulunan personele, Yönetmeliğin 5. maddesinde öngörülen ve Yönetmeliğin kapsamına giren tüm atama ve yer değiştirmelerde uyulması gereken hizmet puanı gibi temel ilkeler ve nesnel ölçütler gözetilmeksizin, talepleri doğrultusunda atanmaları konusunda ayrıcalık tanınması sonucunu doğurduğu anlaşıldığından anılan düzenlemede bu yönüyle hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

Danıştay İDDK Kararı’na karşı itiraz söz konusu olmadığından davanın esasına ilişkin olarak Danıştay 16. Dairesi tarafından bir karar verilene kadar yürütmenin durdurulması kararı geçerliliğini koruyacaktır.

Danıştay İDDK kararı için tıklayınız.

Kategoriler
Duyurular Haberler Manşet

Eş durumu atama krizi CANLI YAYINI

Danıştay’ın verdiği nihai karar sonrasında ortaya çıkan krizi Hekim Hareketi Derneği Avukatı Sami Günsen yorumluyor.

Hekim Hareketi Derneği Başkanı Uzm. Dr. Özgür Niflioğlu moderatörlüğünde gerçekleştirilecek canlı yayında izleyicilerin soru sorması da mümkün olacak.

Eş durumu atamalarına ilişkin canlı yayın 30 Mart 2016 Çarşamba günü saat 21.45’de Hekim Hareketi Derneği Resmi Web Sitesi www.hekimhareketi.org.tr ‘den yayınlanacak.