Kategoriler
Basın Açıklaması Basından Haberler Manşet

Tabip Odamızdan Kirli Ellerinizi Çekin! #TTB #HHD

İstanbul Tabip Odası Başkanı Dr. Selçuk Erez’in gaflet, delalet ve hatta hıyanet dolu terör destekçisi açıklamasını esefle kınıyoruz.

İTO Başkanı Dr. Selçuk Erez’in “barış” kılıfıyla, terörist başını Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcisi ilan ederek; devletin siyasetinde kendince bir taraf imajı vermesi biz hekimleri derinden üzmüştür. Türk Tabipleri Birliği, ilgili kanunda belirtildiği üzere tabipler arasındaki mesleki deontolojiyi ve dayanışmayı sağlamak, meslek mensuplarının hak ve yararlarını korumak amacıyla kurulmuş kamu kurumu niteliğinde mesleki bir kuruluştur.

Mevcut Türk Tabipleri Birliği yönetiminin hekimlerin hak ve hukukunu korumak, gözetmek, sağlık politikalarına hekim gözüyle yön vermek, devlet politikalarının gelişmesine ve kalkınmasına ön ayak olmak yerine bölücü terör örgütü ya da örgütleri lehine bir tutum sergilediği gözlenmektedir.

Türkiye’nin dört bir yanındaki vatansever doktorlar, insan hayatı kurtarmak ve yaşama değer katmak için canla başla çalışırken bir Tabip Odası Başkanı’nın “barış kılıfıyla” bebek katilini yere göğe sığdıramaması; İstanbul Tabip Odası’nın ve ona yandaş zihniyetin terör örgütü seviciliğini bir kez daha ortaya koymuştur.

Kutsal hekimlik mesleğinin anayasal kurumu olan tabip odaları, terör yandaşı alçak zihniyetlerin demokrasi ve barış kılıflarıyla teröre destek vereceği yerlerTabip Odamızdan Kirli Ellerinizi Çekin! #TTB #HHD değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin birliği ve bütünlüğüne kastedenlerin anayasal kurumlarımızı işgal etmelerine seyirci kalınamaz. Bu zihniyet Atatürk’ün kendini emanet ettiği biz Türk hekimlerinin temsilcisi olamaz.

Ülkemizin birlik ve bütünlüğüne kast eden bu düşünce yapısının tabip odalarından derhal arındırılması her vatansever hekimin boynunun borcudur. Hain darbe girişimi sonrası oluşan milli birlik ve bütünlük anlayışı çerçevesinde bu hastalıklı zihniyete karşı tüm hekim arkadaşlarımızı birleşmeye ve odalarına sahip çıkmaya çağırıyoruz.

HEKİM HAREKETİ DERNEĞİ

Kategoriler
Basın Açıklaması Hekim Hareketi Derneği Manşet

Ya Herru Ya Merru Sayın Recep Akdağ

Türkiye’de hekim dağılımına ve hekimlerin mecburi hizmet atamalarına ilişkin pek çok adaletsiz uygulama olduğu ortadadır. Bu bağlamda kimi hekimler çeşitli mazeretlerle büyükşehirlere atanabilirken, kimi hekimler de ulaşılması güç bölgelerde mecburi hizmet görevini ifa etmektedir.

Sayın Sağlık Bakanı Recep Akdağ dün yaptığı açıklamada eşi özel sektörde çalışan hekimlere ilişkin mazerete atamalarına son vereceklerini ifade etmiştir. Bu durumda eşi milletvekili, vali, kaymakam, öğretim görevlisi, eğitim alan asistan vb. görevlerde olanlar eşlerinin yanına atanabilecekken, eşi özel sektörde çalışanlar bu mazeret atamasından yararlanamayacaktır.

Sayın Sağlık Bakanı Recep Akdağ bu duruma gerekçe olarak da hekim açığını göstermekte ve hekim açığını bu şekilde kapatabileceklerini ifade ederek eşi özel sektörde çalışan hekimlerin kusura bakmamasını istemektedir.

Hekim Hareketi Derneği olarak Sayın Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın hekim açığını kapatma ve yedi yüz yetmiş bin kilometrekarede yetmiş beş milyon vatandaşımıza sağlık hizmeti verme gayreti ve isteğini çok iyi anlıyoruz. Zaten hali hazırda bu hizmeti veren sıhhiye sırça sarayda oturan saygıdeğer bürokratlar değil biz genç hekimleriz. Ancak ortada adaletsizlik söz konusu olduğu zaman vicdani rahatlığa erişemiyor ve rahat duramıyoruz, özür dileriz!

Eski Mezopotamya’da şehrin varoş mahallelerinde doğmuş ikiz kız kardeş varmış. Birinin adı Herru ötekisinin adı Merru’ymuş. Geçim sıkıntısı içindeki baba bir çocuğun gelişini bile kara kara düşünürken ikiz çocuk olduğunu görünce bu işin altından kalkamayacağını düşünmüş ve anneye “birini seç ötekisini tapınağa bırakacağım” demiş. Annenin gözlerine acıklı acıklı bakmış ve ya Herru ya Merru demiş…

Hekim Hareketi Derneği olarak;

Sayın Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a sesleniyoruz:

Ya Herru Ya Merru Sayın Akdağ!

Yani eş durumu ataması yapılamayacaksa bu milletvekiline de valiye de eşi asistan olana da yapılmasın herkes ülkemizin bu zor günlerinde ihtiyacı olan yerlerde adam akıllı mecburi hizmet yapsın ve mecburi hizmet süreleri bu kapsamda kısaltılsın. Adaletsizlik giderilsin ve bir kısım hekim herru olurken bir kısım hekim merru olmasın ve hekim ihtiyacı sürekli olarak karşılansın.  Ya da sadece eşi özel sektörde çalışanlara bu haksızlık yapılıp, adalete, demokrasiye ve birlikteliğe bu denli alıştığımız şu günlerde bir gruba adaletsizlik yapılmasın,

Aile olmak bir mazeretse, bu mazeret herkese uygulansın!

HEKİM HAREKETİ DERNEĞİ

Kategoriler
Basın Açıklaması Haberler Manşet Son Dakika

Hekim Hareketi Demokrasinin Yanındadır

Aziz milletimiz ve devletimiz dün gece menfur, adi ve alçak bir saldırıya uğramıştır. Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere masum vatandaşlarımıza ateş açılmış, savaş zamanında bile görülmeyen bir şekilde sivil halk hedefe konularak demokrasimiz askıya alınmaya çalışılmıştır.

Bu hain başkaldırıda yaralanan vatandaşlarımız ve güvenlik güçlerimiz, saatlerce gerek ameliyathanelerde gerekse acil servislerde canını dişine takarak çalışan hekimlerimiz ve sağlık personelimiz tarafından tedavi altına alınmıştır.

Sivil toplum kuruluşları demokrasilerin vazgeçilmez timsalleridir. Hekim Hareketi Derneği olarak iktidarıyla, muhalefetiyle ve aziz ülkemizin tüm renkleriyle demokrasimize sahip çıkarak, halkımızın sağlığı adına görev başında olmaya devam edeceğimizin altını çiziyoruz.

Hekim Hareketi Derneği

Kategoriler
Basın Açıklaması Haberler

Acil Derneği'nden "Sınavsız Uzmanlık" açıklaması

Değerli meslektaşlarım,

Acil servislerde çalışan pratisyen hekimleri kısa yoldan acil tıp uzmanı gibi yetkilendirme düşünceleri maalesef yeni bir girişim değildir. Bu konu, Acil Tıp Uzmanlığının henüz emekleme aşamalarında olduğu 2004 yılında ilk defa gündeme gelmiştir. Sağlık Bakanlığı 2004 yılında 4 modül belirlemiş (travma resüsitasyon kursu, ileri kalp yaşam desteği kursu, pediatrik yaşam desteği kursu ve temel modül) ve bu eğitimleri alan pratisyen hekimleri sertifikalandırma yolu ile acil tıp uzmanı benzeri yetkiler ile donatmayı düşünmüştür. Bazı acil tıp uzmanları bu eğitimler içerisinde aktif rol almalarına rağmen, bir çoğunun ve uzmanlık derneğimizin karşı çıkması ve bakanlığın adı geçen modülleri tamamlayan hekim sayısında hedeflediğinin çok gerisinde kalması gibi nedenlerle sertifikasyon programı yürütülememiş ve hayata geçirilememiştir. 

Konuyu tekrar gündeme getiren sayın acil tıp uzmanı arkadaşımıza teşekkür ederim. Kendisi ile de biraz önce konuştum. Geçtiğimiz hafta sonu yapılan toplantıda bir Sağlık Bakanlığı yetkilisi, Sağlık Bakanlığının gelecek perspektif ve planlarını anlatırken tekrar acil hekimlik sertifikasyonundan bahsetmiş ve Tıpta Uzmanlık Kurulu ile de konuyu görüştüklerini belirtmiş. Bunun üzerine biraz önce TUK üyesi Sayın Prof. Dr. Raşit Tükel ile de görüştüm. Kendisi bu konunun TUK gündemine gelmediğini ve gelse bile TUK’un bu şekilde bir onay vermesinin olanaklı olmadığını söyledi.
Buna rağmen, anlaşılan odur ki, ister TUK yoluyla isterse de başka bir yolla Bakanlık hızlı yoldan acil tıp uzmanı yetiştirme düşüncesinden vaz geçmemiştir. 

Uzmanlık eğitimi sadece bir alanda geçirilen süre ile ilgili değildir. Bir formasyon eğitimidir. Tüm dünyada belli bir müfredat çerçevesinde verilen, ölçme ve değerlendirme basamakları olan bir yüksek lisans eğitimidir. Eğer aksi bir durum söz konusu olsaydı yani uzmanlık dediğimiz unvan, ilgili alanda çalışma süresi ile ölçülen bir durum olarak kabul edilseydi, bu durumda on yıllardır genel hasta bakımında oldukça deneyim kazanmış pratisyen hekim arkadaşlarımızın “Dahiliye Uzmanı” ya da “Pediatri Uzmanı” olmalarında da bir sakınca olmasa gerekti. 

Sonuç olarak kısa yoldan uzman yetiştirme yaklaşımını bir acil tıp uzmanı olarak kabul etmeyeceğimiz ortadadır. Hep birlikte, gücümüzü birleştirerek ve sonuna kadar mücadele etmemiz gereken bir gelişmedir. Bu gelişmenin hayat geçmemesi için yasal yollar da dahil olmak üzere gereken tepkinin her ortamda dile getirileceğinden şüphenizin olmamasını isterim. 

Iyi çalışmalar dilerim,

Prof. Dr. Yıldıray ÇETE
Türkiye Acil Tıp Derneği
Yönetim Kurulu Başkanı

Kategoriler
Basın Açıklaması Haberler Manşet

Hekimler hasta yararını gözetir biçimde mesleklerini icra etmeye devam edecekler!

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, Anayasa Mahkemesi’nin Sağlık Torba Yasası olarak bilinen 6514 Sayılı Yasa’nın (Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun) bazı maddelerinin iptali için yapılan başvuruyu reddetmesiyle ilgili basın toplantısı düzenledi.

TTB Merkez Konseyi binasında bugün (8 Kasım 2014) gerçekleştirilen basın toplantısına, TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Bayazıt İlhan, TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Özden Şener, TTB Merkez Konseyi Üyesi Dr. İsmail Bulca ve TTB Hukuk Bürosu’ndan Av. Ziynet Özçelik katıldılar.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Bayazıt İlhan, 6514 Sayılı Yasa’nın sadece sağlık sermayesini memnun eden bir düzenleme olduğunu, hekimlerin insanlık yararına yaptığı her türlü gönüllü hekimlik faaliyetinin ise suç sayılacağını belirterek, “Bu bir utanç yasasıdır” dedi. Anayasa Mahkemesi’nden Türkiye’yi bu utançtan kurtarmasını istediklerini/beklediklerini ifade eden İlhan, “Ne yazık ki Anayasa Mahkemesi bunu yapmadı” diye konuştu.

TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Özden Şener, 6514 Sayılı Yasa’nın Anayasa’ya aykırı olduğunu yinelerken, Türkiye’de Anayasa’nın rafa kaldırıldığını, en çok uyması gerekenlerin Anayasa’yı ihlal ettiklerini söyledi. Yaralıya acil müdahale etmenin yasayla suç haline getirildiği tek ülkenin Türkiye olduğuna işaret eden Şener, Anayasa Mahkemesi’ne güvendiklerini, Türkiye’yi bu büyük bu yanlıştan döndüreceğini umduklarını ancak güvendikleri dağlara kar yağdığını söyledi.

TTB Merkez Konseyi Üyesi Dr. İsmail Bulca, Türkiye’de arka arkaya yaşanan iş kazalarında yaşanan işçi ölümlerine dikkat çekerek, bu düzenleme ile işçi sağlığı konusunda zaten sicili bozuk olan Türkiye’de işçilerinin yaşamlarının daha fazla tehlikeye atılacağını kaydetti.

TTB Hukuk Bürosu’ndan Av. Ziynet Özçelik de, 6514 Sayılı Yasa’nın hekimler için; “iktidara yakın olursanız size ayrıcalık tanınır”, “hekimlik toplum için verilen bir hizmet değil, tacirler için uluslararası şirketlerin çıkarları için verilen bir hizmettir”, “vatandaşlar, ancak -bugün artık 10 kaleme ulaşan- katkı paylarını ödedikleri müddetçe sağlık hizmeti alabilirler” anlamlarına geldiğini belirtti. Özçelik, “Anayasa Mahkemesi bu çerçeveyi Anayasa’ya uygun buldu ama bizce hukuka uygun değildir. Bizler evrensel hukuk kurallarına inanan hukukçular olarak hekimlerin yanında olacağız. İnsanlık değerlerinin işlemeye devam etmesi ve Anayasa Mahkemesi’nin bir gün Anayasa’ya uygun karar vermesi için çalışcağız. Bu çok üzücü. Umuyorum bir ara dönemdir. Bunları hep birlikte aşacağız” diye konuştu.

08.11.2014

BASIN AÇIKLAMASI

Türkiye’nin Sağlığı İçin Ses Verdik, Kulaklarını Tıkadılar

Sadece Türkiye’den değil tüm dünyadan hekimler ve sağlık çalışanları çok didindik sesimizi duyurmak için.

Önce Sağlık Bakanı, Sonra TBMM komisyonları, sonra Cumhurbaşkanı ve en nihayet Anayasa Mahkemesi.

Mektuplar, yayınlar, basın açıklamaları, toplantılar, sokak eylemleri, sunumlar, ziyaretler…

Yurttaşlarımızın sağlık hakkı için, hastalarımız, hekimlerimiz, hemşirelerimiz için, kısacası sağlığımız için ses verdik. “Bu yasa Türkiye sağlık ortamının dertlerine derman olmaz” dedik, dinletemedik.

Duymak, görmek istemediler, hissetmediler.

“Tam gün” sonunda öğretim üyesi kiralamaya dönüştü

“Vatandaşı muayenehane çilesinden kurtaracağız” diye diye vatandaşı özel hastanelere yönlendirdiler, şimdi de öğretim üyelerini buralara kiralayıp para kazanmanın derdine düştüler. Her durumda vatandaşın daha çok zarar göreceği, öğretim üyesine ulaşabilmek için gerek üniversite hastanesinde gerekse özel hastanede gittikçe daha çok para ödemek zorunda kalacağı düzeni getirdiler. Üniversite hastanelerini darboğaza sürüklediler, hekimi de, hocayı da, öğrenciyi de, hastayı da içinde bulundukları zor durumdan kurtaracak bir adım yerine sorunları daha da derinleştirecek düzenlemelere imza attılar.

Hekimlerin elini kolunu bağlayıp emeğini ucuzlatmak için etmediklerini bırakmadılar.

Ne yazık, hasta için, yurttaş için, hekim için değil, sadece sağlık sermayesi için iyilik düşündüler.

Kamu üniversitelerine sözleşmeli öğretim üyeliğini sokarak başka bir ayrımcılık ve huzursuzluk kanalını daha açtılar.

İnsanlık yararına hekimliği suç ilan ettiler

Tüm dünyanın tepkisine rağmen hiçbir çıkar gözetmeden insanlık yararına yapılan gönüllü hekimlik faaliyetini suç haline getiren yasa yaptılar. Depremlerde verilen, Gezi’de verilen, sığınmacılara verilen sağlık hizmetleri suç ilan edildi. Sağlık Bakanlığı’ndan “ruhsat” almadan yapılan hekimlik faaliyetleri 3 yıla kadar hapis ve 2 milyon TL’ye kadar para cezasıyla cezalandırılabilecek.

Komşunun hasta çocuğunu muayene etmek, akrabanın sırtını dinleyip ilaç yazmak suç sayılabilir! Yeni hekimlik dönemi belli oldu: Ne yaparsan yap, önce işletme ruhsatına bak!

Evrensel hekimlik ilkelerine, insan hakları ve hasta haklarına açık tehdit olan bu maddeyi bile Anayasa Mahkemesi’nin iptal etmemesi içinde bulunduğumuz ülke ortamı açısından düşündürücüdür.

Tüm bu yasalara rağmen, hekimliğin evrensel yasaları belli. Türkiye’de hekimler hasta yararını gözetir biçimde mesleklerini icra etmeye devam edecekler.

Aile hekimleri, kurum hekimleri, işçi sağlığı

Aile hekimlerini görev tanımları dışında acil servislerde görevlendiren düzenlemeye gittiler. Kurum hekimlerinin zaten var olan ekonomik mağduriyetlerini derinleştirdiler, işçi sağlığı hizmetlerinde sertifika ve eğitim gerekliliğinde gedik açtılar. İşçi ölümleriyle sicili bozuk ülkenin işçi sağlığını daha da fazla tehlikeye attılar.

Eşitsizlikler, ayrımcılık diz boyu, daha önce Anayasa’ya aykırı olanlar şimdi Anayasa’ya uygun

Sadece tıp ve diş hekimliği fakülteleri öğretim üyelerine kendi hesaplarına çalışma yasaklanırken diğerlerine serbest. Bazı alanlarda çalışma süreleri kısıtlanırken aile hekimlerine acil nöbetlerinde hiç bir üst sınır yok, dinlenme yok. Aile hekimlerini istediğiniz her yerde ölesiye çalıştırmak belli ki Anayasa’ya uygun.

Yurt dışında tıp fakültesi okusanız ya da 3 gün bile yurt dışında çalışsanız mecburi hizmet yapmanıza gerek yok, Türkiye’de tıp okuyup bu ülkenin insanlarına hizmet ederseniz mecburi hizmet var. İkamet mecburiyeti 2 yıl önce Anayasa’ya aykırıydı şimdi uygun.

Hekimlere mesleğini icra ederken ruhsat soranlar, askere polise tıbbi müdahalede bulunma yetkisi verebiliyor.

Bürokrasiden profesörlük

Akademik unvanların anlamını bozdular, değersizleştirdiler. Sağlık Bakanlığı bünyesinde sözleşmeli olarak yöneticilik yapanların burada geçen sürelerini üniversitede geçmiş sayacak düzenleme yaptılar. Ders vermeden, araştırma yapmadan, öğrenci yetiştirmeden geçen süreleri üniversitede geçen süre saydılar.

Bir grup yandaş bürokrata özel kayırmacı yasa çıkardılar, bunu da Anayasa’ya uygun buldular!

Hemşire yardımcısı, ebe yardımcısı

Çorbaya çevirdikleri sağlık sistemine özel yeni meslekler türettiler: Hemşire ve ebe yardımcıları. Dünyada kabul edilenin tersine çocuk yaşta hasta sorumluluğu yüklediler. Alıp başını giden taşeronlaşmadan sonra, aynı işi “yardımcı sınıf” diye, “ara eleman” diye daha ucuza yaptırmanın bir yolunu daha buldular.

Hekimler olarak üzgünüz, kırgınız, öfkeliyiz. Hastalarımız için endişeliyiz. Ülkemizin durumunu ortaya seren bir hazin tabloyla daha karşı karşıyayız.

Umutsuz değiliz, kararlıyız. Doğrunun yanındayız. Sağlık hakkı, mesleğimiz ve emeğimizin karşılığı için hep birlikte mücadeleye devam edeceğiz.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Kategoriler
Basın Açıklaması Haberler

Genelkurmay Başkanlığı asker sayılarını açıkladı

Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK), 346’sı general/amiral, 38 bin 856’sı subay olmak üzere, 671 bin 275 personelin görev yaptığı bildirildi.

Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinden yapılan açıklamada, kara, deniz ve hava kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının personel mevcutlarına ilişkin bilgi verildi.

Buna göre, kuvvet komutanlıklarında 313, Jandarma Genel Komutanlığında 32 ve Sahil Güvenlik Komutanlığında 1 olmak üzere 346 general/amiral bulunuyor. Subayların 32 bin 417’si kuvvet komutanlıklarında görev yaparken Jandarma Genel Komutanlığında 5 bin 836, Sahil Güvenlik Komutanlığında ise 603 subay çalışıyor.

Kara, Deniz ve Hava kuvvetlerinde 70 bin 289, Jandarma Genel Komutanlığında 23 bin 304, Sahil Güvenlik Komutanlığında ise bin 389 astsubay bulunuyor.

Kuvvet komutanlıklarında 279 bin 674, Jandarma Genel Komutanlığında 119 bin 230, Sahil Güvenlik Komutanlığında ise bin 474 olmak üzere, 400 bin 378 erbaş/er silah altında bulunuyor. Kuvvet komutanlıklarında, ayrıca 3 bin 462 sözleşmeli erbaş/er görev yapıyor.

Yedek subay, sivil memur/işçi, uzman, yükümlü personelle Türk Silahlı Kuvvetlerinin toplam mevcudu 671 bin 275 kişi oluyor. Askeri personel içinde uzman oranı yüzde 35’i buluyor.

tsk-w640-h480

Kategoriler
Basın Açıklaması Haberler Son Dakika

Bedelli Askerlik Platformu Basın Açıklaması SON DAKİKA

bedelli askerlik sıcak gelişme

Basına ve Kamuoyuna,

803 bin genci ve onların dört milyonu bulan ailesini ilgilendiren askerlik sorunu gün geçtikçe içinden çıkılmaz bir hal almaktadır.

BEDELLİ ASKERLİK BEKLENTİSİNİ NUMAN KURTULMUŞ VE İSMET YILMAZ OLUŞTURDU

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un bedelli askerliği destekleyen söylemleri ile gündemde sağlam yer bulan bedelli askerlik beklentisi, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın; Milli Savunma Komisyonu toplantısında sarf ettiği “torba yasada yeni bir bedelli askerlik planlanabilir” sözleri ile doruğa ulaşmıştır.

BEDELLİ BEKLEYEN GENÇLER AÇIK HAVA HAPİSHANESİNDE YAŞAMAYA ZORLANIYOR

Bu süreç içerisinde defalarca “bir var bir yok” denilerek, bedelli askerlik bekleyen yüz binlerce genç, “dönme dolaba” çevrilerek siyaset malzemesi haline getirilmiş, GBT (Genel Bilgi Tarama) uygulamasının da devreye sokulması ile açık hapishanede yaşayan prangasız mahkumlar ordusu başarıyla oluşturulmuştur.

HERŞEYİN FARKINDAYIZ

Buradan Sayın Hükümetimize ve değerli üyelerine açıkça yazıyoruz:

Yaptığınız siyasete ve icraatlarınıza saygımız sonsuz. Ancak bizleri her seçim döneminde benzer taktiklerle siyasi söylem malzemesi yaptığınızın da farkındayız. Çoğu yirmi beş yaşının üzerinde olan ve işiyle gücüyle Türkiye’ye değer katan yüz binlerce gencin de bunun gerçekten farkında olduğunu bilmenizi isteriz.

HÜKÜMETİMİZİ ALLAH’A HAVALE EDİYORUZ

İster bedelli askerlik çıkarın, isterseniz çıkarmayın sizleri Allah’a havale ettiğimizi ve mutlak olanın Allah’ın adaleti olduğunu bu mübarek Ramazan ayında özellikle unutmamanızı arz ederiz.

Bedelli Askerlik Platformu

www.bedelliaskerlik.biz