Kategoriler
Basın Açıklaması Basından Haberler Manşet

Tabip Odamızdan Kirli Ellerinizi Çekin! #TTB #HHD

İstanbul Tabip Odası Başkanı Dr. Selçuk Erez’in gaflet, delalet ve hatta hıyanet dolu terör destekçisi açıklamasını esefle kınıyoruz.

İTO Başkanı Dr. Selçuk Erez’in “barış” kılıfıyla, terörist başını Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcisi ilan ederek; devletin siyasetinde kendince bir taraf imajı vermesi biz hekimleri derinden üzmüştür. Türk Tabipleri Birliği, ilgili kanunda belirtildiği üzere tabipler arasındaki mesleki deontolojiyi ve dayanışmayı sağlamak, meslek mensuplarının hak ve yararlarını korumak amacıyla kurulmuş kamu kurumu niteliğinde mesleki bir kuruluştur.

Mevcut Türk Tabipleri Birliği yönetiminin hekimlerin hak ve hukukunu korumak, gözetmek, sağlık politikalarına hekim gözüyle yön vermek, devlet politikalarının gelişmesine ve kalkınmasına ön ayak olmak yerine bölücü terör örgütü ya da örgütleri lehine bir tutum sergilediği gözlenmektedir.

Türkiye’nin dört bir yanındaki vatansever doktorlar, insan hayatı kurtarmak ve yaşama değer katmak için canla başla çalışırken bir Tabip Odası Başkanı’nın “barış kılıfıyla” bebek katilini yere göğe sığdıramaması; İstanbul Tabip Odası’nın ve ona yandaş zihniyetin terör örgütü seviciliğini bir kez daha ortaya koymuştur.

Kutsal hekimlik mesleğinin anayasal kurumu olan tabip odaları, terör yandaşı alçak zihniyetlerin demokrasi ve barış kılıflarıyla teröre destek vereceği yerlerTabip Odamızdan Kirli Ellerinizi Çekin! #TTB #HHD değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin birliği ve bütünlüğüne kastedenlerin anayasal kurumlarımızı işgal etmelerine seyirci kalınamaz. Bu zihniyet Atatürk’ün kendini emanet ettiği biz Türk hekimlerinin temsilcisi olamaz.

Ülkemizin birlik ve bütünlüğüne kast eden bu düşünce yapısının tabip odalarından derhal arındırılması her vatansever hekimin boynunun borcudur. Hain darbe girişimi sonrası oluşan milli birlik ve bütünlük anlayışı çerçevesinde bu hastalıklı zihniyete karşı tüm hekim arkadaşlarımızı birleşmeye ve odalarına sahip çıkmaya çağırıyoruz.

HEKİM HAREKETİ DERNEĞİ

Kategoriler
Basından Duyurular Haberler Manşet

ÖSYM ne yapmaya çalışıyor?

HABERTÜRK Gazetesi’nden Pervin KAPLAN’ın Haberi: 

Sınav sorularının yalnızca yüzde 10’unu açıklayacağını söyleyen ÖSYM itiraz edilecek her soru için ‘bedel’ açıkladı. Sorunun hatalı olduğunu düşünen önce 20 TL ÖSYM’nin hesabına yatıracak, sonra da 3 gün içinde dilekçe verecek

ANAYASA Mahkemesi’nin iptal kararına rağmen ÖSYM Kanunu’na göre soruları açıklama kararını Yönetim Kurulu’nun vereceğini ve sınav sorularının yalnızca yüzde 10’unu açıklayacağını söyleyen ÖSYM, adaylarınsınav ve yerleştirme sonuçları ile soruların bilimsel açıdan doğru olup olmadığının incelenmesi için dilekçe yazabileceklerini açıkladı. Ancak bu itirazların bir “bedeli” var. Buna göre sınav ve yerleştirme inceleme masrafları karşılığı olarak 5 TL; Sınav Sonuç Belgesi için 10 TL,sınav sorularına itirazda incelenmesi istenen her soru için 20 TL ÖSYM’nin hesabına yatırılacak. Eğer soru kitapçığınızı görmek ve cevap kâğıdınızı incelemek istiyorsanız bu kez ÖSYM’ye 50 TL ödemeniz gerekiyor. Tüm bunları yapabilmek için de önce ÖSYM’nin hesabına para yatırdığınızı gösterir dekontu, “itiraz dilekçenize” eklemeniz gerekiyor.

ÖSYM 40 MİLYON TL KAZANACAK

ÖSYM sınav sorularına itiraz için adaylara yalnızca 3 gün süre tanıyor. İtiraz edeceğiniz her soru için ayrı dilekçeyazıp, ücretlerini ayrı ayrı ödeyeceksiniz. Bu durumda 160 soruluk Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) sorularının incelenmesini isteyen bir aday 3 bin 200 TL ödeyecek. Sınava yaklaşık 2 milyon adayın girdiği düşünüldüğünde her aday bir soruya itiraz etse ÖSYM’nin kasasına 40 milyon TL girecek. ÖSYM’nin yaptığı açıklamaya göre adaylar her türlü yazışmada ÖSYS kılavuzu ve ÖSYM’nin internet sitesinde yer alan genel amaçlı dilekçe örneği kullanacak. Dilekçenin işleme konulabilmesi için adayın dilekçesinde talebini açıkça belirtmesi ve dilekçe üzerindeki bütün bilgi alanlarının doldurulması gerekiyor. Bilgi alanları eksik ve ne talep edildiğinin açıkça belirtilmediği dilekçeler, işleme alınmayacak. Adaylar, dilekçelerinin aslını ÖSYM’ye ulaştıracak. Merkeze faks yoluyla ulaştırılan dilekçeler işleme alınmayacak. ÖSYM, “Bilgi güvenliğini artırmak” amacıyla dilekçede evrak referans numarası belirtilmesi uygulamasına geçtiğini de açıkladı. Adaylar, evrak referans numarasını T.C. kimlik numaraları ve şifreleri ile ÖSYM’nin https://ais. osym.gov.tr internet adresinden edinebilecek.

İTİRAZ 3 GÜN İÇİNDE

Yabancı uyruklu adaylar; uyruk bilgilerinde değişiklik isteği, engelli adaylar için engelli olarak sınava girme isteği, sınav ve yerleştirme sonuçlarının incelenmesi isteği, ÖSYM tarafından geçmiş dönemlerde gerçekleştirilen sınavlara ait yeniden sonuç belgesi edinme isteği ve sınav sorularının bilimsel açıdan doğru olup olmadığının incelenmesi konularında dilekçe yazabilecek. Sınav ve yerleştirme inceleme masrafları karşılığı olarak 5 lira ÖSYM’nin hesabına yatırılarak banka dekontu dilekçeye eklenecek. Sınav Sonuç Belgesi ücreti ise 10 TL. 30 Eylül 2010’dan sonra gerçekleştirilen sınavlarda sınav sonuçları ÖSYM’nin sitesinden öğreniliyor.

SORU KİTAPÇIĞI 50 TL

Sınav sorularının bilimsel açıdan doğru olup olmadığının incelenmesini isteyenler taleplerini sınav tarihinden itibaren 3 işgünü içerisinde genel amaçlı dilekçe örneğiyle bildirecek. Her bir dilekçede sadece bir soruya yapılan itiraz belirtilecek ve soru başına 20 lira ÖSYM’nin hesabına yatırılarak banka dekontu dilekçeye eklenecek. Soru kitapçığı ve cevap kâğıdını incelenmek isteyenler için de ÖSYM’nin belirlediği bedel 50 TL.

Kaynak: HABERTÜRK GAZETESİ

Kategoriler
Basından Haberler

Tüp bebekler 1-0 önde

1420325913645

 

Tüp bebekler, hayata 1-0 önde başlıyor. Doğal yolla hayata gelen bebeklere göre bağışıklık sistemleri daha güçlü, bedensel ve zihinsel gelişimleri daha hızlı oluyor. Nedeni ise lerin seçilmiş en kaliteli sperm ve yumurtadan oluşması. Bu iddia, Tüp Bebek, Üreme İmmünolojisi ve Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Halit Fırat Erden’a ait. Erden “Seçilmiş en kaliteli sperm ve en kaliteli yumurtadan elde edilen embriyo hayata 1-0 önde başlıyor” diyor. İşte anlattıkları:

ÇABUK KONUŞUYOR
“Tüp bebek tedavisinde gebelik takibi sık olduğu için hem anne hem de bebek kontrol altında tutuluyor. Bir olumsuzluk varsa anne karnında tespit ediliyor. Bu da bebeğin bağışıklık sistemini, her şeyini olumlu yönde etkiliyor. Normalde 1.5 yaşında konuşması beklenen çocuk, tüp bebek ise 10’uncu ayda konuşabiliyor. Bazı hastalar, bebek sahibi olduktan sonra bana “Hocam bu çocuğun içine ne koydunuz? Öğrenme hızına yetişemiyoruz. Bu acayip bir çocuk.”

 

sabah.com.tr

Kategoriler
Basından Haberler Manşet

Eylem yapan aile hekimlerine bakanlıktan soruşturma!

Sağlık Bakanlığı acillerde ki hasta yoğunluğunu azaltmak için yeni bir uygulamaya gitmişti. Bakanlık artık aile hekimlerinde de Cumartesi nöbeti olacağını açıkladı. Ancak bu uygulamaya aile hekimleri karşı çıkmış ve protesto ederek sağlık ocaklarına gitmemişlerdi. Bunun üzerine bakanlık harekete geçerek eyleme katılan hekimler hakkında soruşturma başlatacak.

Sağlık Bakanlığı’ndan aile hekimlerine kötü haber geldi. Aile Hekimleri Cumartesi günleri nöbet tutmamak için dün eylem yapmış ve Aile Sağlığı Merkezlerine gitmemişti. Fakat Bakanlık bu eyleme katılan hekimlere soruşturma açmaya hazırlanıyor.   Aile hekimlerine cumartesi nöbeti uygulaması başladı. Fakat uygulamaya karşı çıkan hekimler, iş bırakma kararı alarak aile sağlığı merkezlerine gitmedi. Sağlık Bakanlığı, kararı acil servislerdeki hasta yoğunluğunu azaltmak için aldı. Aile hekimlerine de 08.00 -17.00 saatleri arasında nöbete kalma zorunluluğu getirildi. Çalışanlara göre aile hekiminin görevi tedavi edici değil koruyucu hizmet vermek. sağlık Bakanlığı ise uygulamayı hayata geçirmeye kararlı. Bakanlık, izleme ve değerlendirme çalışmalarının sürdüğünü, nöbete gitmeyen hekimlerle ilgili idari işlem yapılacağını açıkladı.

Kategoriler
Basından Haberler Manşet

Müezzinoğlu: “Erkekler için de en büyük kariyer babalık”

images

 

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, anneliğin bir kadın için en büyük kariyer olduğunu belirttiği sözlerinin arkasında durarak, bu kez de babalığın bir erkek için en büyük kariyer olduğunu söyledi.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, çeşitli ziyaretlerde bulunmak üzere seçim bölgesi Edirne’ye geldi. İstanbul’dan karayoluyla geldiği Edirne’de sabah ilk olarak TÜRGEV’in Şükrüpaşa Mahallesi’ndeki kız yurduna giden Bakan Müezzinoğlu’nu Edirne Valisi Dursun Ali Şahin, Edirne Emniyet Müdürü Rahmi Baştuğ, Jandarma Komutanı Albay Kamuran Ersan ve partililer karşıladı.

Kız yurduna giren Bakan Müezzinoğlu, İlim Yayma Cemiyeti, Mimar Sinan Hasan Sezai Vakfı, Anadolu Gençlik Derneği, Fatih Öğrenci yurtlarında kalan öğrencilerle TÜRGEV binasında kahvaltıda buluşarak sohbet etti. Ardından partisinin merkez ilçe teşkilatıyla Devlet Su İşleri 11’inci Bölge Müdürlüğü Sosyal Tesisleri’nde buluşan Bakan Müezzinoğlu, parti üyelerinin yeni yılını kutladı.

Trakya’ya yapılan yatırımları anlatan Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin ‘annelik en büyük kariyerdir’ açıklamasını hatırlatarak bu konuda tepkiler geldiğini sorması üzerine konuşan 2 çocuk babası Bakan Müezzinoğlu, kendisinden örnek vererek babalığın da erkekler için en büyük kariyer olduğunu söyledi. Bakan Müezzinoğlu, “Allah milyarca beyin vermiş, düşünce tarzı vermiş ve hayat felsefesi, dünya görüşü vermiş. Dolayısıyla Elif Şafak ile aynı düşüneceğim diye bir şey yok. Farklı düşünebilir. Zaten zenginlik buradadır. O farklı düşünecek, ben farklı düşüneceğim. Ama ortak bir noktaya geleceğiz. Analığın üzerinde bir güçlü kariyer görmüyorum. Analık bir insan için en önemli kariyer, kadın için. Ha bir erkek için de, ben kendim için de babalığın üzerinde bir kariye görmüyorum. Bakanlık da, vekillik de hikaye ama ben iyi bir babaysam, işte en büyük kariye bu” diye konuştu.

Toplantıyı takip eden bir kadın muhabirin ‘Anne olamamışsa kariye yapmamış mıdır?’ demesi üzerine ise Bakan Mehmet Müezzinoğlu, “Anne olamayana bizim bir şeyimiz yok ki. Yani biz şimdi anne olamayanı suçlamıyoruz. Ama anneyi değerli kılmak, değerli görmek anne olamayanı suçlu görmek anlamı çıkartıyorsanız o da Elif Şafak gibi sizin farklı görüşünüz. Ona söyleyeceğim bir şey yok. O zaman mühendis olamayanı da suçlu görelim. Doktor olamayanı da suçlu görelim. Öyle şey olmaz” ifadelerini kullandı.

http://www.radikal.com.tr/politika/saglik_bakani_erkekler_icin_de_en_buyuk_kariyer_babalik-1264420

Kategoriler
Basından Haberler Manşet

Aile hekimleri cumartesi nöbetine gitmedi!

Birçok ilde sağlık merkezleri kapalı kaldı

Sağlık Bakanlığı’nın, hastanelerin acil servislerindeki yoğunluğu azaltmak adına ‘aile sağlığı merkezlerinde cumartesi günleri de bir aile hekimi ve hemşirenin nöbet tutması’ genelgesine karşı çıkan aile hekimleri, bugün göreve gitmedi. Yeni uygulamanın aile hekimliğini bitirdiği belirtilerek, Türkiye genelinde yüzde 90’ın üzerinde bugün göreve gidilmediği ifade edildi.

AİLE HEKİMLERİ İSTANBUL’DA NÖBETE GİTMEDİ

Sağlık Bakanlığı’nın çıkardığı genelge ile cumartesi günleri nöbet tutması beklenen aile hekimlerinin bugün aile sağlığı merkezlerine gitmediği görüldü. İstanbul’un birçok yerinde merkezlerin kapısının kilitli olduğu ve hizmet vermediği gözlendi.

Birçok aile sağlığı merkezinin kapısının kilitli olduğu görüldü.

Onlardan biri Kasımpaşa Küçük Piyale Aile Sağlığı Merkezi’ydi. Merkezin kapısının gün boyu kapalı olduğu ve kepenklerinin kilitli olduğu gözlendi. Aile sağlığı merkezinin yanında iş yeri bulunan eczacı, “Bu sisteme ayak uydurmaları zor. Doktorlar zaten istemiyorlar. Çok fazla sıcak bakmıyorlar.” dedi.

Konuyla ilgili görüşlerini ifade eden Orhan Egemen isimli vatandaş ise, “Biz de çocuğa iğne yaptıracağız. Bizim de işimizi görür cumartesi günü. Doktorlar bir şekilde kendilerine göre protesto yapıyorlar. Kimse bu durumu sorgulamıyor.” diye konuştu.

BURSA’DA SAĞLIK MERKEZLERİ KAPALI KALDI

Genelgenin bugün (3 Ocak) itibariyle yürürlüğe girmesine rağmen görevi gitmediklerini belirten Bursalı aile hekimleri, bu uygulamanın kendileri için de büyük tehlikeler barındırdığını ifade ediyor.

Bursa Aile Hekimleri Genel Sekreteri Dr. Mehtap Aslan, “Bugünün, aile hekimliğinin bitirildiği bir gün olduğunu düşünüyoruz. Sağlık Bakanlığı’nın son yaptığı nöbet genelgesi ile cumartesi günleri de aile hekimlerine nöbet uygulaması başlatıldı. Bugün aile hekimleri nöbete gitmiyor. Bu sendikalarımızın da odalarımız ve derneğimiz ile federasyonumuzun da desteği ile tüm aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları bugün cumartesi görev yapmıyor, bugüne kadar olduğu gibi.” dedi.

Türk Sağlık Sendikası Bursa Başkanı Mustafa Köse ise Türkiye’de son bir yıldır sağlıkta dönüşüm programının son halkasının, aile hekimliğinde çalışan doktorların aile sağlık merkezlerinde çalışması olduğunu belirtti. Sağlık Bakanlığı’nın bu çalışmalarıyla tabandan kopuk olup, çalışanlarının görüşlerini dikkate almadığını belirten Köse, bu durumda sağlık çalışanlarına büyük zarar verdiğini kaydetti.

GAZİANTEPLİ AİLE HEKİMLERİ’NDEN ‘CUMARTESİ’ AÇIKLAMASI

Gaziantep’te bulunan aile hekimleri bir basın açıklaması yaptı. Emek Aile Sağlık Merkezi önünde toplanan aile hekimleri burada ellerinde dövizler taşıyarak, haklarının iyileştirilmesini istedi. Aile Hekimleri adına açıklama yapan Gaziantep Kilis Tabip Odası Başkanı Mehmet Çetin, aile hekimlerine dayatılan nöbet adı altındaki hukuksuz ve angarya altındaki çalışma şeklini konuşmak ve paylaşmak için burada olduklarını söyledi.

AİLE HEKİMLERİ “HAFTA SONU MESAİYE HAYIR” SLOGANI İLE MEYDANLARDA

Trabzon’da Alile Hekimleri “Hafta sonu mesaiye hayır” sloganıyla meydanlara çıktı. Atatürk Alanı Meydan Parkı’nda düzenlenen basın açıklamasında konuşan Trabzon Tabib Odası Başkanı Dr. Ahmet Rıza Güner, bir süreden beri Sağlık Bakanlığı ile aralarında angarya görevler ve nöbet konusunda devam eden fikir ayrılıklarının bulunduğunu ifade ederek bakanlığın 44 bin aile hekimin yok saydığını iddia etti.

Türk Sağlık Sen Trabzon Şube Başkanı Mustafa Serdar da yaptığı açıklamada Aile Hekimleri’nin mağdur edildiğini belirterek her zaman yanlarında olduklarını dile getirdi.

https://www.haberturk.com/saglik/haber/1026396-aile-hekimleri-cumartesi-nobetine-gitmedi

Kategoriler
Basından Haberler Manşet

Eskişehir Tabip Odası: Ali İsmail’i doktorlar değil, polis öldürdü

Radikal Gazetesi’nden İsmail SAYMAZ’ın Haberi:

Ali İsmail Korkmaz’ın ölümünün, iki doktorun bir eylemi ya da eylemsizliği sonucunda değil, 2 Haziran 2013 gecesinde polisler ve siviller tarafından dövülmesi sonrası “geç dönemde ortaya çıkan beyin kanaması ve öngörülemeyen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği” kaydedildi.

Eskişehir Tabip Odası, Ali İsmail Korkmaz’ın dövülmesi sonrası gittiği hastanede gerekli muayene ve tetkikleri yapmadıkları iddia edilen Dr. Hasan Gülcü ve Dr. Nesrin Topçu Çiçek hakkında yaptığı soruşturma sonunda iki doktoru suçsuz bulurken, ölümün “İki doktorun eylemi ya da eylemsizliği sonucunda değil, polisler ve sivillerce dövülmesi sonrası geç dönemde ortaya çıkan beyin kanaması ve öngörülemeyen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği” ifade edildi. Kararda görüşüne yer verilen Doktor Hasan Gülcü, Korkmaz’ın göğsündeki gözle görülür şekildeki ameliyat izini, “Göğüs dokusunun yağlı ve kıllı olması nedeniyle tespit edilemediğini” savundu.

Eskişehir’deki Gezi Parkı gösterilerine katılan 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, 2 Haziran 2013 gecesi bir grup polis ve sivil tarafından dövülmüştü. Kafasına ağır darbeler alan Korkmaz, ilkin Anadolu Üniversitesi’ne bağlı Mavi Hastane’ye, ardından da Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne başvurmuştu. İddiaya göre Korkmaz, geçmişte kalp kapakçı ameliyatı olduğunu ve ‘‘Coumadin’ adlı kan sulandırıcı ilaç kullandığını söylediği halde buna uygun işlem yapılmamıştı. Doktor Gülcü ve Çiçek ise savunmalarında ne Korkmaz’ın ne de iki arkadaşının bu yönde bir uyarıda bulunduğunu vurguladı. Dr. Gülcü, ifadesinde, diğer meslektaşı tarafından tespit edildiği halde neden Korkmaz’ın göğsündeki gözle görülür ameliyat izlerini fark etmediğine ilişkin, “Hastanın boy-kilo oranına göre kilolu görünmesi, göğüs dokusunun yağlı ve kıllı olması nedeniyle göğüs kafesinde bulunduğu iddia edilen eski ameliyat izinin fiziki muayene sırasında tespit edilemediğini” söyledi.

GÖĞSÜ KILLI DİYE GÖRMEMİŞ!

Acil Tıp Uzmanı Dr. Engin Deniz Arslan ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer tarafından hazırlanan fezleke, Eskişehir Tabip Odası Onur Kurulu’na gönderildi. Onur Kurulu, 12 Kasım tarihli kararda, Korkmaz’ın 3 Haziran sabahı dövülmesine karşın fişlenme ve polisle yeniden karşılaşma korkusuyla başından geçenleri ‘merdivenden düşme’ diye anlattığı, kalp ameliyatı geçirdiğini ve ‘Coumadin’ adlı ilacı kullandığını söylemediği savunuldu. Muayenelerin sonucunda polikliniklere yönlendirildiği fakat Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK), adli vaka kaydının kapatılması için polis ifadesi koşulu gibi “hukuki ve bürokratik uygulamaları gerekçesiyle hastanın poliklinik hizmetine ulaşabilmesinin zorlaştırıldığı” vurgulandı. Dr. Nesrin Topçu Çiçek ve Dr. Hasan Gülcü’nün herhangi bir özen eksikliği veya mesleki uygulama hatasının olmadığı ifade edildi. Kararda, Ali İsmail Korkmaz’ın ölümünün, iki doktorun bir eylemi ya da eylemsizliği sonucunda değil, 2 Haziran 2013 gecesinde polisler ve siviller tarafından dövülmesi sonrası “geç dönemde ortaya çıkan beyin kanaması ve öngörülemeyen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği” kaydedildi.

Korkmaz Ailesi’nin avukatı Özlem Şen Abay, bu karara itiraz etti. Abay, itiraz dilekçesinde, “Daha önce açık kalp ameliyatı olduğunu ve Coumadin kullandığını beyan eden, vücudunun her yerinde darp olan genç bir insanın, sorumlu bir hekim anlayışı ile derhal müşaade altına alınması ve tedavi uygulanması beklenilirdi. Yine Ali ismail’in yanında bulunanların yaptıkları tanıklıklarda, tanıkların özellikle Ali İsmail’in uyuyup uyuyamayacağını sorduklarını hekimlerin ‘Uyuyabileceğini, sınavına kadar hiçbir şeyi kalmaz, iyileşirsin yarın gel, sargılarını alalım’ dediği sabittir” dedi.

Kategoriler
Basından Haberler Manşet

Sağlık Bakanı: “Döner sermaye sistemini değiştiriyoruz”

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “Sağlık çalışanlarının ek ödemelerinin özlük haklarına yansımasıyla ilgili çalışma var ama bunun bu dönem yasalaşıp da icraata geçeceğini söyleyemem” dedi.

“Sağlık alanında yardımcı elemanına ihtiyaç var”

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, sağlık çalışanlarının ek ödemelerinin özlük haklarına yansımasıyla ilgili çalışmalarının olduğunu belirterek, “Ancak bu dönem bunun yasalaşıp da icraata geçeceğini söyleyemem” diye konuştu.

Müezzinoğlu, yardımcı sağlık personelinin önündeki “yardımcı” kelimesini kaldırmayacaklarını çünkü sağlık alanında yardımcı sağlık elemanına ihtiyaç bulunduğunu söyledi.

Şehir hastaneleriyle 2023 vizyonuna göre yatak sayısında bir artışın olacağını kaydeden Müezzinoğlu, “Telefonla randevularda internet ve mobil cihazlardan alınan herhangi bir ücret söz konusu değil ama kendi servis sağlayıcılarına ücret ödediği doğrudur. Bu rakamın da ortalama 0,85 kuruş, en fazla 1,5 lira olduğunu ifade edebilirim” bilgisini verdi.

Kaynak: memurlar.net

Kategoriler
Basından Köşe Yazıları

Nedir bu doktor düşmanlığı?

Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri aydın düşmanlığıdır.

Zaman zaman yatışan, zaman zaman güçlenen bu aydın düşmanlığının temelinde dört faktör olduğu düşünülebilir:

Birinci faktör, yükselen beklentiler ve bu yükselen beklentilere ulaşmak için gerekli çabanın gösterilmeyişidir:

Üniversiteye bile gitmemiş bir vatandaş, hayatının yaklaşık kırk yılını harcayarak profesör olmuş bir beyin cerrahının prestijini, gelirini, hayat standardını ister…

İkinci faktör, din, mezhep, ırk, milliyet, siyaset, yaşam görüşü farklılıklarından kaynaklanan bağnazlıktır:

Bağnaz insan, kendi düşüncelerine, inançlarına aykırı olan ya da aykırı olmasa bile bu düşünceleri, inançları sorgulayan insanları dışlar, onları düşman gibi görür.

Üçüncü faktör, edilgenlik ve çaresizlik duygusudur:

Yaşamından memnun olmayan, hayattaki amaçlarını gerçekleştirmenin, sorunlarını çözmenin yolunu bulamayan, yoksul ve çaresiz insanlar, mevcut koşullardan dolayı “başkalarını”, “sorunlarını çözemeyenleri” sorumlu tutarlar.

Dördüncü faktör, özellikle siyasetten kaynaklanan toplumdaki popülist söylemlerdir.

Bu popülist söylemler hem cepheleşmeleri, düşmanlıkları besler, hem de geniş, yoksul kitleleri, kendilerinden farklı olan aydın kesimlere karşı kışkırtır.

* * *

Türkiye’de askeri darbe yönetimleri de, popülist sivil yönetimler de, aydın düşmanlığını körüklemişlerdir.

Her dönemde iktidarları sorgulayan aydınlar baskı altına alınmış, itip kakılmış, hapse atılmıştır.

Doktor düşmanlığı, aydın düşmanlığının özel bir biçimidir.

En basit örnek, mecburi hizmet konusunda verilebilir:

Türkiye’de özel girişim özgürlüğü vardır, piyasa mekanizması egemendir; herkes zorunlu eğitimi aldıktan ve meslekî standartlara göre gerekiyorsa stajını yaptıktan sonra, mesleğini istediği yerde icra edebilir…

Doktorlar hariç!

Sadece doktorlar, bütün eğitim ve staj gereklerini yerine getirseler bile belli bir süre Sağlık Bakanlığı’na mecburi hizmet yapmadan mesleklerini icra edemez.

* * *

AKP’nin sağlık reformu adı altında uygulamaya koyduğu ilkeler doktorlara da halkımıza da karşıdır:

Üniversite hocalarının sağlık hizmeti vermeleri neredeyse olanaksızlaşmıştır.

Muayenehane doktorluğu, giriş kapılarını bile ölçen bir denetim sistemi ile can çekişir hale getirilmiştir.

Devlette çalışanlar, “performans sistemi” adı altında zorlandıkları koşullarda, hiçbir hastaya doğru dürüst bir tedavi uygulayamayacak kadar yoğun bir iş yükü altına sokulmuştur.

Kamu hastanelerinin yönetici kadroları uzmanlardan temizlenmiş, yandaşlarla doldurulmuştur.

Özel hastanelerin bile kadrolarına el konmuş, isteyenin istediği doktoru istihdam etmesi engellenmiştir.

Hastalar beklenmedik katkı payları ödemeden kaliteli hizmet alamaz hale gelmiştir.

* * *

Aydınlara, doktorlara karşı genel yaklaşım bu olunca, zaten şiddete dönük feodal değerlerden kurtulamamış olan halkımız da bu ortamda, sağlıkla ilgili her türlü sorununu, çaresizliğini, doktorlara saldırarak ifade etmeye başlamıştır.

Son günlerde bütün kamuoyunu isyana sevk eden cinayet ve darp olaylarının arkasında yatan temel yapı budur.

* * *

Türk Tabipler Birliği ve İstanbul Tabip Odası bu sorunlarla başa çıkmak için canla başla uğraşmaktadır.

Medyada, Cumhuriyet ve bir-iki gazete dışında fazla bir yer bulamasalar da, çok ciddi çalışmalar yapmakta, halkımızın ve sağlık personelinin sorunlarını sürekli dile getirmektedirler.

Bu Pazar İstanbul Tabip Odası’nda seçimler vardır.

Bu seçimlerde de elbette her seçimde olduğu gibi yandaşlar, yönetimi ele geçirmek için çalışacaklardır.

Bütün doktorların bu seçimlere katılmaları ve bugüne kadar sorunlarına sahip çıkmış olan mevcut yönetime destek vermeleri, hem kendi meslekleri hem de halkımızın sağlık sorunları açısında hayati bir önem taşımaktadır.

Kendi sorunlarına ve kendi örgütüne sahip çıkmayanlar kimseden de anlayış ve yardım bekleyemez!

Kaynak:

Emre KONGAR

http://www.kongar.org/aydinlanma/2012/1348_Doktor_Dusmanligi.php

Kategoriler
Basından Köşe Yazıları Manşet

Yılmaz Özdil : Aile hekimi – Sözcü Gazetesi

Rahmetli babamı apar topar hastaneye kaldırmıştık, şiddetli mide kanaması geçiriyordu. Anlaşıldı ki, komşumuz Feridanım teyzenin tavsiye ettiği bitkiyi kaynatıp içmiş, bağırsakları çalışsın diye.

*

Bi defasında, az daha belinden ameliyat ettirmek zorunda kalıyorduk. Çünkü, İzmir’in en saygın doktorlarına gösterdik ama, neticede babam gitti, astsubay emeklisi İrfan amcanın korsesini taktı.

*

– Niye taktın bunu?
– İrfan amcan söyledi.
– İrfan amca ortopedist mi?
– Havacı.

*

Mahallenin yarısını toprağa verdik kardeşim, hala birbirlerine tıbbi tavsiyelerde bulunuyorlar.

*

Feride teyze iç hastalıklarına bakıyor, İrfan amca bel fıtığı, Kübra teyze şeker, Mesut amca tansiyon mütehassısı… Babamın uzmanlığı cildiye’ydi. Nedendir bilmem, kahvedeki arkadaşları hep ona sorardı, egzama oldum, ne süreyim? Rahmetli anneciğim, hem romatizma doçentiydi, hem meteoroloji mühendisiydi, dizlerim ağrıyor, yağmur yağacak.

*

İstersen tam teşeküllü özel hastaneye yatır, ilk ziyarete gelen eğilir kulağına anlatır: İki tutam zencefil, üç çay kaşığı bal, biraz kişnişle susam, kaynatıyorsun, sırtına da rakıyla kupa çekeyim, bi şeyciğin kalmaz.

*

Eczacılık desen, hobimizdir.
İlaç koleksiyonu yaparız.
Varsa iddiaya giren, girelim… Herhangi bir mahallede arama yap, buzdolaplarından Afrika’ya yetecek kadar ilaç kutusu çıkar. En az yarısının ambalajı bile açılmamıştır, son kullanma tarihi geçmiştir, asla atılmaz.

*

Yeni modamız da emar… Emar’a sardık. Grip olup ateşi yükselenler bile acil servise gidip emar’ını çektirmek istiyor. İtiraz eden doktor, dövülüyor.

*

Siz hiç dünyada bizden başka, acil servise hasta getirip, doktoru döven hasta yakını duydunuz mu? Bi tek bizde vardır. Çünkü, hastasını doktora getiren hasta yakını, doktorun teşhisini beğenmez.

*

– Niye kafa attın birader?
– Emar çektirmedi.
– Ne emarı?
– Haticanım çektir dedi.
– Haticanım kim?
– Zabıta emeklisi İsmail beyin hanımı, üst katımızda oturuyor.

*

Hal böyleyken… Aile hekimleri iş bıraktı.

*

Bu neyin grevidir, anlaşılır gibi değil… Aile hekimlerinin işi mi vardı?

Kaynak: Yılmaz ÖZDİL / Sözcü Gazetesi

Kategoriler
Basından Haberler Köşe Yazıları Manşet

Gerçek Bir Devrimci: Prof. Dr. Nusret Fişek

Emre Kongar’ın Cumhuriyet Gazetesi’ndeki Köşe Yazısı

Çağdaş Türkiye, Atatürk Devrimleri ve Prof. Dr. Nusret Fişek gibi bu devrimlerin hayata geçirilmesinde büyük emekler veren Demokrat ve Cumhuriyetçi devrimciler tarafından geliştirildi.
***
Ben bu büyük devrimciyi tanımak, onunla birlikte çalışmak şansına ve onuruna sahip olmuş mutlu biriyim.
Prof. Nusret Fişek fiziki olarak da heybetli bir insandı…
Çok dinler, az konuşur, çok çalışırdı…
Tam bir Atatürkçüydü…
Gardırop Atatürkçülerine de çok kızardı…
Harvard mezunuydu…
Çok parlak bir biyokimya kariyeri vardı…
1960’lı yıllarda Sağlık Bakanlığı Müsteşarı olmuş ve bu makamı Türkiye’yi çağdaşlaştırmak yolunda çok iyi kullanmıştı…
Daha sonra Hacettepe Üniversitesi’nin kuruluşunda görev almış, burada da devrimci atılımlar gerçekleştirmişti.
***
Yaptığı devrimci işler saymakla bitmez; bazıları şunlardır:
Tıbbın sosyalizasyonunu başlatmıştır.
Nüfus planlamasını başlatmıştır.
Hacettepe’nin kuruluşunda çalışmıştır.
Tıp eğitimine Sosyal Bilimleri sokmuştur.
Toplum hekimliği dalını kurmuş, geliştirmiş, yüzlerce öğrenci, hekim ve akademisyen yetiştirmiştir.
***
Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı, Prof. Dr. Nusret H. Fişek Bilim Sanat Ortamı, 3 Kasım 2014 Pazartesi günü saat 17.00’de Ankara, Kavaklıdere’de, Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, Prof. Dr. Nusret H. Fişek’in
100. doğum ve 24. ölüm yıldönümünde bir anma toplantısı düzenlemiş.
Yönetim kurulu adına Oya Fişek’in imzaladığı davet mektubu çok anlamlı, aynen aktarıyorum:
“Karanlık koyulaşıyor. Birçok alanda Cumhuriyet’in değerlerine karşı yoğun bir saldırı ile karşı karşıyayız. Ama biz nefes aldığımız sürece yüksek sesle doğruları söylemeye devam edeceğiz. Ve inanıyoruz ki, siz dostlarımızla birlikte, yan yana omuz omuza yürüyeceğiz.
Karanlıklar aydınlığa dönüşene kadar her yıl aynı çağrıyı yineleyeceğiz. Çünkü bizler, yalnız ve güçsüz bırakılıp, sindirilmek isteniyoruz. Korkutulup, mücadeleden uzaklaştırılmak isteniyoruz.
Toplumları yönetmenin en kolay yolu yüreklere korku salmaktır. Onları hiçbir şey yapamayacaklarına, çaresiz ve yalnız bireyler olduklarına inandırmaktır. Karanlığın gittikçe koyulaştığı, insanların korkuyla terbiye edileceğine inanan düşüncenin kol gezdiği günümüzde, yüreğini korkunun karanlığına kapamış yürekli konuşmacılar bu kez ‘özgürlük’ üzerine konuşacaklar. Bu değerli yürekli konuşmacılar, eşlik edecek sizleri bekliyorlar.
Biz orada olacağız. Sizleri de aramızda görmek ve daha da çoğalmak istiyoruz.
Sevgi ve dostlukla.”
***
Prof. Dr. Nusret Fişek’in anısı önünde saygıyla eğiliyor ve çağdaşlık savaşımında yalnız olmadığını görmek isteyenlerin bu toplantıya gitmesini öneriyorum.

Kategoriler
Basından Haberler Manşet

Asistanlar angaryadan bilime vakit ayıramıyor

Umay Aktaş Salman’ın Aljazeera’deki Haberi

Eğitim Sen’in raporuna göre araştırma görevlilerinin yüzde 75’i sınavda gözetmenlik, yüzde 52’si ‘getir-götür’, yüzde 37’si sekreterlik işi yapıyor. Parti düzenlemek, düğün davetiyesi dağıtmak ve çiçek sulamakla görevlendirilenler bile var.

Eğitim Sen araştırma görevlilerinin sorunlarını araştırdı. Bulgulara göre, araştırma görevlilerine verilen idarî işler, iyi bir yüksek lisans ve doktora eğitimi almalarının önündeki en büyük engel. Çalışmaya katılan araştırma görevlilerinin yüzde 75’i sınavda gözetmenlik, yüzde 52’si ‘getir-götür’, yüzde 37’si sekreterlik işi yapıyor.

Çalışma 38 üniversitede 138 araştırma görevlisi ile yapıldı. Katılan araştırma görevlilerinin yüzde 46’sı doktoralılara burslu öğrenci statüsü veren, yani doktorası bittikten sonra üniversiteden çıkaran 50 d kadrosunda çalışıyor. Raporda araştırma görevlilerinin sorununun sadece düşük ücret olmadığı vurgulanarak, araştırma görevlilerinin görev tanımı olmayan ‘her işi’ yaptığı belirtiliyor. Araştırma görevlilerinin güvencesiz çalışma koşullarının iyileştirilmesi isteniyor.

Hem sekreter hem araştırma görevlisi

Araştırmanın çarpıcı sonuçları şöyle:

Araştırmaya katılan araştırma görevlilerinin yüzde 75’i her sınav döneminde 5 veya daha fazla sınav gözetmenliği, yüzde 57’si öğrenci danışmanlığı, yüzde 52’si çeşitli etkinliklerde getir götür işi yapıyor.

Araştırma görevlilerinin yüzde 37’si bir dönemde üç kez veya daha sık gönüllü teklifi dışında sekreterlik yazılarını yazıyor. Yüzde 27’si başkasının dersine girmek zorunda kalıyor.

Araştırma görevlilerinin görevleri arasında sayılamayacak özlük dışı “sekreterlik işleri”, “getir-götür işleri”, “çay/kahve işleri”, “hocaların çocukları ile ilgilenme” gibi işlerin yaptırılması yüzde 13’ten yüzde 52’ye kadar değişiklik gösteriyor. Bu işlerin en az birini yapma durumu ise yüzde 68’leri buluyor.

“Şu andaki tahmininize göre, doktora sonrası da üniversitenizde işe devam edebilecek misiniz?” sorusuna araştırma görevlilerinin  yüzde 51’i “Belirsiz” veya “Sözleşmem bitecek” diye yanıt veriyor.  Sadece yüzde 27’si doktora sonrası kadro bulabileceği kanaati taşıyor.

Araştırma görevlilerinin yüzde 90’ı iş baskısı, sürekli okuma baskısı, aileye, evliliğe, çocuğa zaman ayıramama kaygısı ve stres gibi şikâyetler ifade ediyor.

Araştırma görevlilerinin yüzde 46’sı ya aile ya da evliyse eşinin desteğine, maddi yardımına ve dış desteğe ihtiyaç duyuyor.

Parti düzenlenir, düğün davetiyesi dağıtılır

Raporda araştırma görevlilerine angarya olarak ne tür işler yaptıkları da soruldu. Verilen cevaplar ilginçti. İşte birkaç örnek :

“Hocanın kitabının düzeltmelerini yapma, katıldığı toplantılarda yanında bulunup not tutma, arabasından odaya eşyalarını taşıma, anahtar yaptırma, çiçeğine su verme, saksısını değiştirme, odasını toparlama, yemeğini sipariş  etme…”

“Bölüm Başkanımın oğlunun düğün davetiyelerini dağıttım.”

“Fakülte yayını çıkarmada görevlendirildim, üniversite tanıtım günlerinde hosteslik yaptım.”

“Bir idari görev başlığı altında bölümde herkesin doğum günlerini  kutlamak amacıyla para toplayıp pasta aldım. Yılbaşında herkesten  para toplayıp 50-60 kişilik kokteyl düzenledim.”

“Hademeye taşıtamadıkları yükleri taşıdım.”

Kaynak: Eğitim Sen