Kategoriler
Bilim Haberler Manşet

Dünyada bir ilk: "penis nakli başarıyla yapıldı!" Nasıl mı?

Fotoğraflarını bizimle paylaşan cerrahi ekibe teşekkür ederiz.

Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde bulunan Tygerberg Hastanesi’nde dünyanın ilk başarılı penis nakli hastanenin cerrahi ekibi tarafından gerçekleştirildi.

 

Süreç nasıl işledi?

11 Aralık 2014’de kadavradan (öldükten sonra) alınan penisi 21 yaşındaki erkeğe nakledildi.

Operasyonun üzerinden 3 ay geçtikten sonra penisin seksüel ve ürolojik olarak tam fonksiyon gösterdiği yapılan muayeneler neticesinde tespit edildi.

Dünyanın ilk başarılı “tam fonksiyonel” penis nakli yapıldığı bilgisi kamuoyu ile paylaşıldı.

21 yaşındaki penis alıcısı hasta transplantasyon sonrasında organın tam fonksiyonel olarak çalıştığını ifade ederken, cinsel birleşmeye ilişkin hissiyatın yavaş yavaş yerine oturduğunun altını çizdi. Nakli yapan cerrahi ekibin başkanı Dr. Andre van der Merve (Stellenbosch Üniversitesi) tam fonksiyonel kapasitenin kazanılmasının iki yılı bulabileceğini beklerken üç ayda böyle bir başarıya ulaşmanın kendilerini oldukça mutlu ettiğinin altını çizdi.

Üç yıl önce geçirdiği sünnet operasyonu sırasında tüm penisini komplikasyonlar sonucu kaybeden 21 yaşındaki cinsel aktif alıcı artık isterse çocuk sahibi olabilecek. Güney Afrika’da her yıl 250 penil ampütasyon olayının gerçekleştiğinin altını çizen Dr. Van der Merwe, dünya çapında penis naklinin bu başarıdan sonra katlanarak artacağını belirtti.

Stellenbosch Üniversitesi’nden Dr. Frank Graewe ise yaptığı açıklamada penis naklinin yapılabileceğini dünyaya gösterdiklerini belirterek bu çalışma kapsamında 9 hastaya daha penis nakli yapılacağını belirtti.

Not: Dünyada ilk penis nakli Çin’de gerçekleştirildi, fizyolojik olarak başarılı olan operasyon, nakil gerçekleştiren hastanın yeni organı kabul edememesi üzerine on gün sonra penisin hastadan geri alınması sonucu sonlandırıldı.

Üçüncü taraf web siteleri tarafından aktif link verilmeden ve www.asistanhekim.org şeklinde kaynak gösterilmeden yapılan tüm alıntılarda İzmir Mahkemeleri tarafından dava açılmaktadır. Telif haklarına saygı duyduğunuz için teşekkür ederiz.

 

Kategoriler
Bilim Haberler Manşet

Ebola'da umutlar yeni aşamada

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Ebola’ya karşı geliştirilen VSV-EBOV adlı aşının testlerinde üçüncü safhaya yarın Gine’de geçecek.

Kanada Kamu Sağlığı Kurumu tarafından geliştirilen aşı, Gine’de en çok Ebola vakasının görüldüğü Basse Guinée bölgesinde denenecek.

Hastalığın yayılmasını önlemek amacını güden üçüncü safhada, Ebola’ya yakalandığı yeni tespit edilen hastaların temas kurduğu kişilerin aşılanması hedefleniyor. Ebola ile mücadele eden görevliler de aşılanacak.

Daha önce hayvanlar üzerinde denenen aşıdan olumlu sonuçlar alınmıştı.

Kategoriler
Bilim Haberler

Bu hastalığın tedavisi b.k yemek olabilir mi?

10696199_10152402753878341_4204054174895542142_n
Tedavide kullanılan taze donmuş feçes kapsülleri

 

JAMA’da dün yayınlanan bu makale bilim dünyasına bomba gibi düştü. ABD’deki  Massachusetts ve İsrail’deki Tel Aviv Üniversitesi’ndeki bilim adamlarının yaptığı çalışmada oral taze donmuş feçesin clostridium difficile enfeksiyonu tedavisinde kullanılabileceği gösterildi.

Çalışmanın devamını okumak için tıklayın:

Oral, Capsulized, Frozen Fecal Microbiota Transplantation for Relapsing Clostridium difficile Infection

Kategoriler
Bilim Haberler

50 milyon yıllık karınca bulundu

Amber içinde 50 milyon yıllık karınca bulundu

Bilim insanları, amber içerisinde günümüze kadar bozulmadan kalmış 50 milyon yıllık bir karınca ve onun başında parazit olarak yaşamış mayt (akar) buldu.

İngiltere merkezli bilim dergisi Biology Letters’ın haberine göre, Berlin’deki Leibniz Enstitüsü’nde yer alan Doğa Tarihi Müzesi eklembacaklılar uzmanı Jason Dunlop önderliğindeki araştırma ekibi, gelişmiş tarayıcı ve kimyasallar ile amber içinde bozulmadan bulunan canlıların tam 50 milyon yıl yaşında olduğunu belirledi.

Rusya’nın Kaliningrad bölgesinde, bir ağaç reçinesinin içine gömülmüş halde bulunan iki fosilin, karınca ve akarlar arasındaki en eski ortak yaşam örneklerinden birisini gösterdiği belirtildi.

Araştırmaya göre, 54-38 milyon yıl önceki zaman aralığı Eosen’de yaşamış bu iki canlı, günümüzdeki benzer organizmalarla aynı özelikleri gösteriyor. Dergiye konuşan Jason Dunlop, “Keşif önemli çünkü bu parazit akarlar ile karıncalar arasındaki ortak yaşam, günümüzde hala sürüyor. Amberin içindeki görüntü, iki canlının bundan 50 milyon yıl önce de aynı ortaklığı sürdürdüğünü gösteriyor. Karıncanın başındaki akar, mesostigmatids adı verilen ve fosillerde hayli nadir rastlanan bir tür” dedi.

Akarlar, kalbi ve ciğerleri olmayan karıncaların ‘hemolymph’ adı verilen renksiz kanlarından beslenerek parazit bir yaşam sürdürebiliyor. Bitkilerden salınan reçine veya çeşitli sıvıların katılaşmış hali olan amberlerin içinde milyonlarca yıl öncesine ait canlılar mükemmel bir şekilde korunabiliyor. Eosen döneminde yaşanan iklim değişiklikleri, donan kutuplar, akıntılardaki yön değişiklikleri ve zorlu hava olayları sebebiyle dünya üzerinde yaşayan canlı türlerinin yüzde 20’sinin yok olduğu sanılıyor.

Kategoriler
Bilim Haberler

Uydudan canlı yayınla dünyayı izleyin

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’nın Uluslararası Uzay İstasyonu (UUİ)’ye yerleştirdiği 4 yüksek çözünürlüklü (HD) kamera ile Dünya’nın eşsiz güzellikteki görüntülerinin canlı yayını sürüyor.

Yüksek Çözünürlüklü Yeryüzü Görüntüleme (HDEV) olarak adlandırılan deney kapsamında, Mart ayından bu yana uzay istasyonunun HD yayınını http://eol.jsc.nasa.gov/HDEV/ adresinden milyonlarca kişi izledi.

Değişik ısı ve zorlu radyasyon koşullarına rağmen 720p çözünürlükte yayın yapılırken, UUİ ekibinin radyo bağlantısı üzerinden gerçekleştirdiği telsiz görüşmeleri de yayınla birlikte izleyicilere ulaştırılıyor. Canlı yayın sırasındaki karanlık görüntü, UUİ’nin gece döngüsü içinde olduğunu gösteriyor. Bu, her 90 dakikada bir tekrarlanıyor ve 40 dakika sürüyor. Eğer görüntü gri ise bu kameralar arasında geçiş yapıldığı anlamına geliyor.

İki yıl devam edecek bu test süresince kamera donanımının uzayın zorlu şartlarına ne kadar dayandığı ve nasıl işlediği tespit edilecek. Görüntü kalitesini inceleyen NASA’daki bilim insanları, gelecekteki görevlerde hangi kameraların etkin bir şekilde kullanılabileceğine karar verecek.

Yerden ortalama 350 kilometre yükseklikteki rotasında ilerlemeye devam eden ve halen boşluktaki tek faaliyet alanı olan UUİ, 16 ülkenin desteğiyle ayakta duruyor. Rusya’ya ait olan Mir İstasyonu’nun görevine 2001 yılında son verilmişti.

Uzay İstasyonu ile olan bağlantı durumuna göre görüntü kesilebilmektedir.


Broadcast live streaming video on Ustream

Kategoriler
Bilim Haberler Kültür

Brezilya’da 125 milyon yıllık kaplumbağa fosili bulundu

Brezilya’nın Alagoas bölgesinde araştırma yapan bir grup bilim insanı, 125 milyon yıllık bir kaplumbağa fosili buldu. Yapılan keşif, Amazon havzasında ürediği tahmin edilen su kaplumbağaları hakkında ortaya atılan teorilerin değişmesine neden oldu.

“Atolchelys lepida” adı verilen kaplumbağa türünün Afrika ve Avustralya kıtalarından sonra Güney Amerika kıtasında görülmesi bilim insanlarını şaşırttı. Araştırmacılar, bu durumun ancak ana kıta Pangea’nın parçalanması ve türlerin kıta değişikliği yapması ile açıklanabileceğini savunuyor.

125 milyon yıl öncesine ait fosilin kafatası, çene ve kaburga kemiklerinin iyi durumda olduğu, ayrıca iskelet yapısının bütünlüğünü koruduğu ifade ediliyor. Yaklaşık 20 cm boyutundaki kaplumbağanın, omurgaları sayesinde oksijen oranı düşük bir gölde yaşadığı ifade ediliyor.

Kaplumbağa Güney Amerika kıtasında bulunan en eski fosil olarak kayıtlara geçerken, aynı türe ait 215 yaşındaki son örnek Polonya’da bulunmuştu.

İngiliz bilim dergisi Biology Letters, 125 milyon yıllık kaplumbağa fosiline büyük bir yer ayırırken; bu keşfin bilim dünyasını heyecanlandırdığı ve bölgede yapılan araştırmaların devam ettiğini ifade etti.

Kategoriler
Bilim Haberler

Dünyanın en güçlü lazeri ile sınırları zorlayan deney

ABD’deki bilim insanları, dünyanın en büyük lazer sistemini kullanarak milimetrik bir elmas parçasına yeryüzündeki atmosfer basıncının 50 milyon katı güç uyguladı. ‘Temiz ve sınırsız enerji’ araştırmaları kapsamındaki deney ile Jüpiter ve Neptün gibi dev gezegenlerin aşırı sıcak çekirdeklerindeki olağanüstü koşullar laboratuar ortamında canlandırıldı.

Amerikan Enerji Bakanlığı’nın California eyaletindeki Lawrence Livermore Ulusal Laboratuarı’nda kurulan National Ignition Facility (Ulusal Ateşleme Tesisi), geçtiğimiz günlerde sıradışı bir deneye sahne oldu.

Aynı anda ateşlenebilen 192 lazer topundan 176’sı, 1 milimetre büyüklüğündeki sentetik bir elmas parçasının üst ve alt bölümlerine dünyadaki atmosfer basıncının 50 milyon katı gücünde füzyon lazer ışını uyguladı. Fizikçiler, inanılmaz boyutlardaki sıcaklığa maruz kalan elmasta meydana gelen reaksiyonları ölçtü.

Dünya üzerinde hiç denenmemiş boyutta sıkıştırılan silindirik şekildeki elmas, saatte 175 bin kilometre hızındaki lazer ışınları ile büküldü. Elmas üzerinde toplam 5 trilyon pascal (5 terapascal) gücünde basınç uygulandı. Elmasın yoğunluğu 3 kat artarken kütlesi ise yüzde 25’ine kadar azaldı.

Tesisteki bilim insanları, deney ile Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün veya Güneş sistemi dışındaki devasa boyutlarda süper-dünyaların çekirdeklerindeki olağanüstü basıncı canlandırdıklarını belirtti.

Bir sonraki aşamada ise basınca dayanabilen elmas örneklerine Jüpiter’in çekirdeğindeki basıncın miktarı olduğu düşünülen 7 terapascal gücünde laser ateşlemesi yapılacak. Elde edilen veriler, bilim insanlarına dev gezegenlerin ekstrem koşullarını daha iyi anlamak için eşsiz bilgiler sunacak. Araştırma sonuçları bilim dergisi Nature’da yayınlandı.

2010 yılında faaliyete geçen Ulusal Ateşleme Tesisi’nde, temiz ve sınırsız enerji elde etmek için daha önce hiç yapılmamış deneyler gerçekleştiriliyor.

Kategoriler
Bilim Haberler Kültür

‘Minderini al, gökyüzünü incelemeye gel’

02185584431

İzmir’in Bornova Belediyesi, Popüler Bilim Kulübü adı altında başlattığı “Yaz Bilim Sohbetleri ve Teleskoplarla Gökyüzü Gösterimi” etkinliğiyle yaz akşamlarına renk katıyor. “Minderini al gel” sloganıyla başlatılan etkinlik, Âşık Veysel Rekreasyon Alanı’nda 14 Ağustos 2014’e kadar her perşembe yapılıyor. Sohbet havasındaki seminerlerin yanısıra teleskoplarla gökyüzü inceleniyor.

Başta çocuklar olmak üzere kadın erkek, genç yaşlı bütün Bornovalılar, saat 21.30’da başlayan ve 24.00’e kadar devam eden bu etkinliğe ilgi gösteriyor. Ay’ı, gezegenleri, yıldız kümelerini ve galaksileri daha yakından görmek ve tanımak isteyenler, teleskopların arkasında uzun kuyruklar oluşturuyor. Her teleskobun başında duran bir yetkili, vatandaşlara gözlemini yaptıkları gezegenlerle ilgili bilgiler veriyor. Bornova Belediye Başkanı Olgun Atila, “Minderinizi alın ve bilim sohbetlerinin tadını çıkarmaya gelin.” diyerek, Bornovalıları davet etti. 10 Temmuz’da başlayan Yaz Bilim Sohbetleri, Ramazan Bayramı haftası hariç 14 Ağustos’a kadar her perşembe akşamı yapılacak.

Kategoriler
Bilim Haberler

2 anne 1 baba 1 bebek yapabilecek

bebek

Hukuken olanak sağlanması halinde, bilim insanlarının yaklaşık iki yıl içinde bu tekniği uygulamaya koyabileceği ifade edildi.
İki kadının yumurtaları ve bir erkeğin spermlerinin kullanılacağı tekniğin asıl amacı, ölümcül mitokondriyal hastalıkların önüne geçmek.

İngiliz doğum kontrol yetkilileri, bu tekniğin zararlı olduğuna dair herhangi bir bulguya rastlamadıklarını ancak başka testlerden de geçirilmesi gerektiğini söylüyor.

ANNEDEN ÇOCUĞA GEÇİYOR

Her 6,500 bebekten biri, ciddi bir mitokondriyal hastalıkla doğuyor. Mitokondriyal hastalıkla doğanlarda enerji eksikliği nedeniyle vücut fonksiyonlarını yerine getiremiyor. Bu da kas güçsüzlüğü, körlük, kalp yetmezliği ve hatta ölüme yol açabiliyor.

Hastalık, hücrelerde hareketi ileten kısımların zarar görmesi nedeniyle ortaya çıkıyor. Mitokondriya, yalnızca annelerden çocuklara geçiyor.

İnsan Üreme ve Embriyoloji Kurumu’nun (HFEA) düzenlediği bir bilimsel panelde, tekniğin nasıl uygulanacağı anlatıldı. Buna göre gelişmiş bir tüp bebek yöntemi kullanılacak ve bir erkekten, bir mitokondriya taşıyan kadından ve bir sağlıklı kadından örneklerle ilerlenmesi planlanıyor.

Tıbbi Araştırma Konseyi’nden Profesör Robin Lovell-Badge de panele katılanlar arasındaydı. Lovell-Badge, “Şu ana kadar yaptıklarımız uygulamanın güvenli olacağına işaret ediyor. Ancak köşeyi dönünce neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz, bu nedenle daha da dikkatli davranıyoruz” dedi.

YUMURTAYLA MI EMBRİYOYLA MI?

HFEA’nın yayımladığı rapora göre, tekniğin uygulamaya konabilmesi için son bir dizi testten daha geçirilmesi gerekiyor.

Böylece söz konusu tekniğin insan embriyosuyla mı yoksa insan yumurtasıyla mı daha iyi sonuç verdiği de değerlendirilebilecek.

Testlerden sonra uygulamanın çocuğa zarar verip vermeyeceği ve değiştirilen mitokondriyanın ileriki nesillerde yeniden gelişip gelişemeyeceğine dair daha fazla bilgi sahibi olunacak.

Tüm bu testlerin tamamlanması yaklaşık iki yıl sürecek.

3 KİŞİNİN DNA’SI BEBEKTE BULUŞUYOR

Panelin başkanı Prof. Andy Greenfield, güvenliğin basit ve anlaşılır bir konu olmadığını söyledi. Greenfield “Bu teknikler insanlar için güvenli mi? Tekniği bir insanda deneyene kadar, bu sorunun cevabını bilemeyeceğiz” dedi.

Sağlıklı bir bebek dünyaya gelene kadar yüzde yüz emin olamayacaklarını belirten Prof. Greenfield, “Tüp bebek uygulaması yeni çıktığı zaman da tüm bu sorular sorulmuştu” dedi.

Mitokondriyanın kendine özgü bir DNA’sı bulunuyor. Bu nedenle söz konusu teknikle dünyaya gelen bir bebek, her üç kişinin de DNA’sını taşıyor olacak.

Bazı gruplar söz konusu uygulamaya dair etik endişelerini dile getirdi. Tepki gösterenlerden bir kısmı, bu uygulamanın insanlarda yarattığı genetik değişimlerin istenmeyen sonuçlara yol açabileceğini söylüyor.

HÜKÜMET OLUMLU BAKIYOR

İngiliz hükümeti prensipte bu uygulamayı destekliyor. Kamu Sağlığı İdaresi Başkanı Prof. Sally Davies, konuyla ilgili olarak geçen sene şöyle konuşmuştu:

“Bu hayat kurtaran uygulamayı bir an önce tanıtıma sokmak istiyoruz.”

Hükümetten bir yetkili de konuyla ilgili açıklama yaparak “Mitokondriyal bağış, bu hastalıktan muzdarip olan kadınlara, hastalığını bulaştırmadan çocuk sahibi olma imkanı tanıyor. Ayrıca uygulamayla, İngiltere bu alandaki teknolojik gelişmelere öncülük edebilir” dedi.

Söz konusu bilimsel panel, hükümet tarafından düzenlenen geniş bir sağlık önerileri projesinin parçası olarak yapılmıştı. sağlık bakanlığı’nın, söz konusu önerilere dair önümüzdeki aylarda bir cevap yayımlaması bekleniyor.

Olumlu yaklaşılan önerilerle ilgili hukuki düzenlemelere dair detaylar da, bu cevapta yer alacak.

Kaynak: BBC-Türkçe

Kategoriler
Bilim Haberler

Sessiz katil karbonmonoksit, oksijenden 200 kat daha hızlı

karbonmonoksitManisa Soma’daki maden faciasında işçilerin hayatlarını kaybetmelerine neden olan ve ‘sessiz katil’ olarak adlandırılan karbonmonoksit gazına dikkat çeken uzmanlar, gaza maruz kalan kişiyi kurtarmaya çalışanların da son derece dikkatli olması gerektiğini söyledi. Uzman Dr. Mustafa Nazif Karagözoğlu, “Karbonmonoksit gazı solunmaya başlandığında özellikle üst solunum yollarından alınarak akciğerlere taşınır. Akciğerlerde karbonmonoksit oksijene oranla kandaki hemoglobin hücresine 200 kat daha hızlı bağlanır. Hücreye hızlı bağlanan karbonmonoksit nedeniyle oksijen bedene giremez ve organlar çalışamaz hale gelir.” dedi.

Dr. Karagözoğlu, karbonmonoksit gazını ve etkilerini Cihan Haber Ajansı’na (Cihan) anlattı. Gazın, içinde karbon bulunan yakıtların yanması sonucu ortaya çıktığı belirten Karagözoğlu, nitelik olarak gazın renksiz, kokusuz ve insanı zehirleyici bir özelliği olduğunu söyledi. ‘Sessiz katil’ olarak da bilinen gazın zehirleme yapması için bir şekilde maddelerin yanması ya da yanmaması sonucu oluşması gerektiğini belirten Karagözoğlu, “Benzin, doğalgaz, kömür gibi yakıtlar… Bunlar tam bir yanma işlemi yaşamazsa ya da yanarsa karbonmonoksit gazı oluşur. Karbonmonoksit gazı solunmaya başladığında özellikle üst solunum yollarından alınarak akciğerlere taşınır. Akciğerlerde oksijen ve karbondioksit değişimi yapan akciğer ve kan damarları değişimi sırasında karbonmonoksit oksijene oranla kandaki hemoglobin hücresine 200 kat daha hızlı bağlanır. Bu sırada gaza maruz kalan kişi ortamdaki oksijeni alsa bile bedenimiz bütün oksijeni yakıt olarak kullanır. Hücreye hızlı bağlanan karbonmonoksit nedeniyle oksijen bedene giremez ve organlar çalışamaz hale gelir. Bunun ardından da karbonmonoksit zehirlenmesi ortaya çıkar.” ifadesini kullandı.

Gazdan zehirlenme başladığında etkilerin vücutta yavaş yavaş hissedilmeye başlandığını kaydeden Karagözoğlu, “Halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, baş ağrısı gibi belirtileri var. Karbonmonoksit zehirlenmesi aynı zamanda meslek hastalığı olarak da geçer. İki tipi vardır. Akut ve kronik olarak tanımlanan zehirlenmelerden kronik olanları aslında meslek hastalığıdır. Ortamda karbonmonoksit gazı bulunan meslekler bu kapsamdadır. Örneğin egzoz dumanına maruz kalınan meslekler, trafik polisliği, kapalı garaj görevliliği gibi. Sigara içimi de aslında karbonmonoksit zehirlenmesi yapar. Yapılacak şey bu gaza maruz kalınıp kalınmadığını bilmektir. Bunun için tedbir almamız gerekir. Meslek olarak bu gazın var olma ihtimali olan meslekler… İlgili havalandırmaların, ilgili güvensel ve sistemsel güvenlik tedbirlerinin alınması sağlanmalıdır. Bunlar kronik olarak gaza maruz kalma durumunda etkiyi azaltan faktörlerdir.” değerlendirmesinde bulundu.

ÖNCE KENDİNİZİ KORUYUN

Günlük hayatta en fazla şofben zehirlenmelerinde karbonmonoksit gazı ile zehirleme vakaları yaşandığını hatırlatan Karogözoğlu, öncelik olarak kurbana müdahale eden kişinin kendini korumaya yönelik tedbirler almasının gerekliliğine işaret etti. Karagözoğlu, “Renksiz, kokusuzdur. İçeri girip müdahale etmek isteyeni de hemen etkileyebilir. Yangınlarda filmlerde bile gördüğümüz sahneler vardır. Islak bez ile ağız kapatılarak soluk alıp vermek… Ortamın öncelikle havalandırılması lazım. Cereyan dediğimiz hava akımının orada sağlanması önemlidir. Çünkü ortamdaki karbonmonoksit gazı mutlaka uzaklaştırılmalıdır. Doğalgaz sistemlerinin olduğu yerlerde açık hava sistemlerinde menfez denen yerler vardır. Yukarılarda menfezler vardır. Çünkü gazlar yukarıdan tahliye edilir. Buna maruz kalanlar hemen yan yatırılmalı, dil içeri kaçmışsa dışarı çıkarılmalı, soluk alıp verdiği bilinen bir hastaya ek masajlar yapılmamalı. Mutlaka kişi o ortamdan uzaklaştırılmalıdır. Her şeyden önce oksijen verilmelidir hastaya.” şeklinde konuştu.

GAZIN MİKTARI VE BASINÇ ÇOK ÖNEMLİ

Gazın insan üzerinde etkisinin maruz kalınan gazın yoğunluğuna göre değiştiğini belirten Karagözoğlu, “Yoğunlukla beraber oradaki ortamın basıncı da çok önemlidir. Çünkü akciğerlerimize giren o basıncın miktarı, zehirlenme ile ortaya çıkacak etkilerin hızını belirler. Karbonmonoksit zehirlenmelerinde uzun vadede bilinç kaybı yaşamış kişilerde daha çok hissedilir. Zehirlenmeye maruz kalanların yüzde 40 uzun süreli etki altında kalır. Özellikle santral sinir sisteminin etkilenmesine bağlı sorunlardır. Hareket güçlüğü, kas kullanım farklılıkları, bilinç bozuklukları, kişilik değişikleri gibi etkiler ortaya çıkabilir. Bir yıla kadar bu durumlar devam edebilir.” dedi.

Gazdan kurtulmuş hastaların sonraki dönemlerine dikkat çeken Karagözoğlu, “En önemli faktör o an yaşanan etkiden kurtulmaktır. Uzun vadede psikolog ve psikiyatrist desteği önemlidir. Bedensel olarak da fizik tedavi, ilaç tedavileri vardır. Bununla beraber kişi elinde olmadan geçmişi, korkularını hatırlamaya yatkındır. Bu nedenle ilaç desteği mutlaka veriyoruz. Bu gibi durumlarda ortaya çıkan kas, üst solumu, mide bağırsak, kalp damar sistemi hastalıkları ortaya çıkabilir. Multidisipliner bir yaklaşımla birden fazla hekimin kontrolü ile süreç devam eder.” şeklinde konuştu

Kategoriler
Bilim Haberler

Satürn, Dünya’nın yanından böyle geçip gitseydi

satürnUzay araçları Cassini ve Voyager’ın verilerini kullanan bir astronomi meraklısı, dev Satürn gezegeninin Dünya’nın yanından geçip gitmesi durumunda gökyüzünde nasıl görüneceğine dair büyüleyici bir animasyon hazırladı.

Yaptığı gerçekçi animasyonlarla sosyal medyada tanınan ‘Yeti Dynamics’ adlı kullanıcı, son videosu için NASA bilgi arşivi, Cassini ile Voyager uzay araçlarının çektiği fotoğraflar ve Uluslararası Astronomi Birliği’nin veri tabanından faydalandı.

Buz parçacıklarından oluşan halkaları ile beraber Dünya’dan 9 kat daha büyük olan ve 1,3 milyar kilometre uzaklığına rağmen yeryüzünden çıplak gözle de görülebilen gaz devi Satürn’ün Ay mesafesinden saatte 130 bin kilometre hızla geçişi eşsiz bir görüntü oluşturuyor.

Animasyondaki verilere göre Satürn, olası bir geçiş sırasında tam bir dolunaydan 150 kat daha fazla ışığı Dünya’ya yansıtabiliyor. Ancak görüntüler sadece “görsel” bir olasılığa vurgu yapıyor. Çünkü yoğunluğu Dünya’dan 100 kat daha fazla olan Satürn’ün yerçekimi ve yakın bir geçiş sırasında sebep olabileceği fiziksel felaketler es geçilmiş. Satürn gerçekten bu mesafeden geçiyor olsaydı, Ay’ın Dünya üzerindeki fiziksel etkisinden 200 bin kat daha fazlasını gösterecekti. Animasyonu değerlendiren bilim insanlarına göre, normal şartlar altında dev gezegen asla Dünya’ya bu kadar yakınlaşmayacak.

Kategoriler
Bilim Haberler

Türkiye bölgelere göre doğum haritası

Bölgelere göre doğum oranları haritası
Lacivert: hızla azalıyor
Mavi: azalıyor
Sarı: sabit
Kırmızı: artıyor

20140508-082410.jpg