Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Bozkır insanına umut olabilmek

foto

Aile arasındaki ismiyle Schummi (Dr. Albert Eckstein), genç cumhuriyetin 1933’te yaptığı çağrıya kulak veren bilim insanlarından… 

Milli Eğitim Bakanı Reşit GALİP o çağrıda: “Daveti kabul eden herkesin ister özgür ister tutuklu olsun ya da toplama kampında bulunsun Türkiye Cumhuriyet’inin memuru kabul edileceğini ve Türkiye’nin koruması altında olacağını bildiriyordu… 

Almanya’da Nazilerin iktidara gelişiyle faşist baskılar hayatın her alanında kendisini göstermeye başlamıştı. Öyle ki; Prof. Dr Albert Eckstein’in sınavları öğrencileri tarafından protesto ediliyor, yahudi bir hocanın alman öğrencilere ders vermesi ihanet olarak algılanıyordu. 

1938deki Viyana seyahatinden, oradaki durumun vahametini görüp depresif bir şekilde Türkiye’ye dönüşünü eşi şöyle not ediyor: 

“(…) Viyana’dan depresif halde geldi. Nazilerin hayal bile edilemeyecek zulmünün farkına varmıştı(…)Doktorların neden doğru tanı koyamadığını anlamıştı çünkü onların akılları başka yerdeydi(…)” 

Peki, Dr. Eckstein gibi bu faşizmden kaçan yüzlerce bilim insanı, avrupanın onlarca saygın ülkesi dururken neden genç Türkiye Cumhuriyeti’ni seçti? 

Sorunun yanıtını sona bırakıp “bizim Schummi’nin” Türkiye’deki 15 yıllık yaşantısına göz atalım: 

Hayatında yeni bir sayfa açan doktor, Ankara Numune Hastanesi’nde göreve başlar.

Yozgat, çorum, samsun, Amasya, Sivas, Seyhan, İçel, Gaziantep, Niğde, Kayseri, Konya, Afyonkarahisar, Eskişehir, Isparta, Burdur, Antalya, Denizli, Muğla, Aydın, İzmir, Manisa, Balıkesir, Bursa, Kocaeli, Bolu vilayetlerini ziyaret eder. Kendi çalışmaları için istatistikler çıkarır fotoğraflar çeker. Temizlik, aile hayatı, beslenme konularında notlar tutar.

1945’te kuruluşuna karar verilen Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin Çocuk Kliniğine profesör olarak atanır, fakültede derslere girer, çok değerli asistanlar yetiştirir.(Prof. İhsan Doğramacı, Prof. Bahtiyar Demirağ, Prof. Sabiha Özgür)

Ve Dr. Eckstein, bozkırda geçen 15 yılın ardından 1950’de Hamburg Tıp Fakültesinde çalışmak üzere Almanya’ya döner.

Ayrılışını Vatan Gazetesi şöyle duyuruyordu: “Ankara’nın her mahallinde çok sevilen profesör hemen hiçbir ecnebiye nasip olmayan muhteşem bir teşyi(uğurlama) merasimi ile uğurlandı. Profesörler, doktorlar, tıp talebeleri, çocuklar istasyonu doldurmuştu.”

Bu 15 yıllık serüven bize neyi anlatıyor?                                                                                         

O dönemdeki siyasal rejimleri ve liderlerin özelliklerini ideolojileri sorgulamak lazım belki de… Hitler ve Mussolini’nin kurduğu dikta rejimlerinin yanında yine bir “tek adamın” kurduğu “cumhuriyet rejimi” -ki o tek adamın önünde hilafetten dikta rejimine kadar birçok seçenek de vardı- …

Medeniyetin beşiği avrupada faşist eğilimler yükselip bir bir dikta rejimleri kurulurken, Anadolu’daki genç ülkenin lideri, cumhuriyet şıkkını seçmiş, kendi elinde toplayabileceği egemenliği kayıtsız şartsız halkına vermiş, mirası olarak akıl ve bilimi göstermiş ve de cumhuriyeti gençliğine emanet etmişti.

İşte Dr. Eckstein gibi onlarca bilim insanının Türkiye’yi seçmesindeki açık etkenler…

Aslında bu etkenlerin tümünü genç cumhuriyetin kuruluş ideolojisi olan “Kemalizm” başlığı altında toplamak mümkün.

Türk toplumunun evrimini hızlandırıcı etkiler yaptı Kemalizm.

Öyle ki; Fransa’da bile uzun yıllar süren kanlı çatışmalardan sonra kazanılabilen seçme-seçilme hakkı, işçi hakları( 8 saat, Sendika vs) gibi hakları ortada henüz böyle bir talep dahi yokken tanıdı.

Türk kadınının fransız kadınından 9 yıl önce seçme-seçilme hakkı kazanması bu açıdan oldukça anlamlıdır.

Kemalizm bir bakıma toplumumuz için zaman makinesi görevi görüyordu. Dr.Eckstein’dan tüm hekimlerimize Sabiha GÖKÇEN’den, Keriman Halis ECE’ye, Hasan Ali YÜCEL’den Köy Enstitüleri’nde yetişmiş tüm aydınlarımıza kadar o günün kadrolarının hepsi de Kemalizm’in ete kemiğe bürünmüş haliydi.

Devrim bu vücutlara yerleşmiş, onlar aracılığı ile Anadolu’nun her yanına dağılmış, savaştan bıkmış bozkır insanına bir umut olmuştu.

Anadolu köylüsünü de unutmamak lazım…

Dr. Eckstein’in Türk köylüsü hakkında aldığı şu nota göz atalım: “Hekime karşı itimat köylerde fevkalade büyük olduğundan dolayı tetkiklerimiz esnasında hiçbir güçlükle karşılaşmadık(…)Köylüler katiyen mahcup ve çekingen değillerdi. Gayet serbest konuşmakta, vazıh(açık)cevaplar vermekte idiler.”

Düşünün ki köyüne kadar gelmiş bir ecnebiyle bile, ailecek çekinmeden konuşabilen, yersiz ayıp, günah kaygısı taşımayan kısacası hurafelere saplanmamış Anadolu köylüsü

Peki ya bugün?

Bırakın bir ecnebiye güvenip çekinmeden yaklaşmayı, artık kendi insanımızdan korkar ve şüphe duyar olduk. Ve hatta doktorlarımız bile, karşı cinse dokunmanın günah olacağına inanır hale geldi.

Bu noktada asıl sormamız gereken soru “ne yapılmalı?”dır.

Yanıt aslında çok basit: Akıl ve bilim. Üstümüze serpilen ölü toprağını atmanın yolu yine milletimizden geçiyor. Ancak millet bir umut ışığı görmeden hareket edemiyor, silkelenemiyor. Mustafa Kemal ve tüm Kemalist devrim kadroları, tıpkı Dr. Eckstein gibi bozkır insanına bir umut olmuştu. Halkın bu umut ışığını görmesi, aydınlık geleceğe koşmamıza yetti.

O halde: işimiz çok da zor değil. Yapmamız gereken ülkemizin en batısından en doğusuna kadar her yerde ırk, dil, din, mezhep vs. hiçbir ayrım gözetmeksizin, hiçbir ayrılıkçılığa kapılmaksızın yurttaşlarımıza hizmet ederek onlara umut olmaktır.

İnanıyorum ki başaracağız!

14 Mart Tıp Bayramımız kutlu olsun!

Yazımı Mustafa Kemal’in şu sözleriyle bitiriyorum:

“Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir doğma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.

Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur…

Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.”                                                                                                             

Dr. Halil İlhan AYDOĞDU

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

14 Mart Tıp Bayramı, Bugün Gerçekten Bayram mı?

doktorÜzülerek söylüyorum, 14 Mart Tıp Bayramı artık bir bayram değil…

Aslında 14 Martta çok mutlu olmamız ve her günden daha farklı bir pozitiflikte olmamız gerekiyor ama diğer günlerden bir farkı olmadığını çok iyi hissediyorum. Maalesef içimde bir neşe, bir pozitiflik bugüne özel oluşmuyor. Neden oluşmadığını düşündüğümde ise içimi hüzün kaplıyor.

Meslektaşlarım tıp fakültesinden mezun olduktan sonra, doktor oldukları için hak kazandıkları diplomayı alamıyorlar…

Meslektaşlarım ve beraber çalışmaktan mutluluk duyduğum sağlık çalışanları, sürekli şiddete maruz kalıyor…

Bu ülkede meslektaşlarım öldürülüyor… 

Türkiye’nin bilimsel açıdan daha iyi konumda olması için çalışan hekimler, ciddi emekler sarfederken, bilimsel gelişimimiz ve eğitimimiz için çok önemli olan bilimsel araştırmalara, toplantılara, kongrelere acımasız bir şekilde kısıtlama geliyor… Hekimlerin, yurt dışında ülkemizi temsil etmesi, oradaki hekimlerle bilgi alışverişi kısıtlanıyor…

Performans sistemiyle, sağlık çalışanları arasında adaletsiz bir dağılım oluyor, doktoru doktora düşman ediyor…

Meslektaşlarım, 36 saat çalışıp, uykusuz hasta bakmak zorunda kalıyor…

Meslektaşlarım mecburi hizmet denilen adaletsiz bir sistemde eşlerinden, çocuklarından ayrı kalıyor, çocuklarının kokusuna hasret çalışmak zorunda kalıyorlar…

Sağlık sisteminden dolayı bir muayene için gerekli olan zaman hastalarımıza ayrılamıyor…

Kanser hastalarım, tedavisi için çok önemli bazı ilaçlara ulaşmada sıkıntı yaşıyor ve hatta para ödüyor…

Daha bir çok sorunu ben ve meslektaşlarım, sağlık çalışanları yaşıyor…

Biz hekimlerin, sağlık çalışanlarının, vermiş olduğumuz sağlık hizmetinde ve bulunduğumuz birimlerde birçok sorunumuz varken, hastanelerde güvende çalışamıyorken ben maalesef bayramı yaşıyamıyor ve hissedemiyorum…

Mesleğimi yapmaktan büyük onur duyuyorum ve severek yapıyorum. Hastalarımı da çok seviyorum. Umarım bizi yöneten kişiler, biz hekimlerin sorunlarını dinlerler. Şuan hekimlerin büyük bir kısmı mesleklerini yaparken mutsuzlar ve gelecek kaygıları mevcut. İyi bir sağlık hizmeti için artık biz hekimlere söz vermenin zamanı diye düşünüyorum.

Hem bizim hem de hastalarımız için gerçekten pozitif geçecek nice güzel bayramlara…

Uzm.Dr.Erdinç Nayır
http://twitter.com/Dr_Erdinc

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Ah be çocuk

www.twitter.com/drozgurs
www.twitter.com/drozgurs

Berkin vurulduğunda 14 yaşındaydı.

Doğduğunda 1999 yılı Ocak ayıydı.

İlkokula 2005’de gitti.

Gaz atanlar tarafından eğitildi.

Vurulduğunda 175 aylıktı.

Çocuktu.

Hem ceza kanununa göre,

Hem de tıbben çocuktu.

Velev ki

Elinde Molotof vardı

Velev ki

Elinde Kalaşnikof vardı.

Velev ki

Elinde atom bombası vardı

Ya da

Elinde ekmek vardı

Ne fark eder,

Çocuktu.

Bugüne kadar çocukları savaşa sürenler,

ve Milyonlara “gaz(!)” verenler,

Ne kadar “adamsa”

Berkin de o kadar çocuktu.

Hukuken farik ve mümeyyiz* midir bilinmezken,

Bir çocuğu eleştirilerle idama götürmek,

Cinayettir. 

*iyiyi kötüden, eğriyi doğrudan ayırt etme, görme ve seçme yeteneği

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Bu güzel olaydan haberiniz var mı?

mm2015

Biliyorum gündem rezalet,

Moraller bozuk ama,

Arada güzel şeyler oluyor,

Bilmem haberiniz var mı?

Türk Tıp Öğrencileri geçen hafta Tunus’taydı,

Olağanüstü bir başarıya imza attı,

www.twitter.com/drozgurs
www.twitter.com/drozgurs

Uluslararası bir buluşmayı,

Türkiye’ye kazandırdı…

Evet!

MM2015 Türkiye’de…

Yani,

Gelecek yıl yüzlerce ülkeden,

Binlerce tıp öğrencisi,

Türkiye’de olacak!

Bu buluşmaya ev sahipliğini,

Güzel ülkemiz yapacak…

Çok heyecanlılar,

Çok yorgunlar…

Ama çok mutlular…

Şimdi destek zamanı,

Şimdi elimizde olanı ortaya koyma zamanı,

Şimdi geleceğin genç hekimlerini,

Türkiye’de ağırlama zamanı…

Tebrik ederim arkadaşlar…

Bir hayali gerçek kıldınız!

Helal olsun…

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Sen Kadınım

www.twitter.com/drozgurs
www.twitter.com/drozgurs

Kadına en erkekçe yazılan şarkıdır aslında…

Bir hüznü, bir ayrılışı anlatır.

Erkeğin kadına aşkıdır notalar…

Ve onsuz her şeyin ne kadar boş olduğunu,

Karizmatik sesiyle söyler Tanju Okan!

Bugün dünya kadınlar günü!

Bizleri her dakika deli eden,

baştan çıkaran ama sabretmeye öğreten,

Anamızın,

Karımızın,

Bacımızın,

Kızımızın,

Günü bugün!

Ben üç kadını hatırlatacağım.

Nevroz Ünlü, Melike Erdem ve Sibel Arslan…

Üçünün de ayrı hikayesi var.

Üçü de kadın hekim.

Nevroz Ünlü,

Karnındaki bebesiyle darp edildi.

Üç çocuk istenen bir dönemde,

baş tacı edilmesi gerekirken;

Yerlerde sürüklendi.

O, Ağrı’da bir kadın hekimdi.

x x x

Melike Erdem.

Acil servis yükünün hunharca sırtına bindirildiği bir günde,

Saatlerce uykusuz kalmanın yarattığı psikoloji,

Onu intihara sürükledi.

O, İstanbul’da bir kadın hekimdi.

x x x

Daha da kötüsü Sibel Arslan’ın başına geldi.

Kendisi patoloji’de asistan hekimdi!

Tıp fakültesinde sevdiği adam,

Hünerli bir cerrah, eşsiz bir eşti.

Ama iki yıl önce “adice” katledildi.

Sibel Arslan, Ersin’in eşi,

Gaziantep’de bir kadın hekimdi.

x x x

Cennet annenin ayağının altında ise,

Şifa dağıtan kadın hekimler,

O cennetin içindedir.

Kadınlar gününüz kutlu olsun!

Siz en iyisine layıksınız!

 

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Ne Yazayım Abime?

www.twitter.com/drozgurs
www.twitter.com/drozgurs

Türkiye’deki sağlık sistemi,
Taksim’de
Kızılay’da
Konak’ta
Açık büfe yemek dağıtır gibi!
Böyle sistem olur mu tartışılır da,
Olan biten israfın ta dibi;
Sanki meydanlarda hekimler,
Ne yazayım abime der gibi,
Tepeden tırnağa tahlil isteyenler,
Mide koruyucu yazdırmadan gidemeyenler,
Ve sistemi sonuna kadar sömürenler…
Her gereksiz muayene en az iki yüz TL!
ABD bile kalkamadı bu masrafın altından,
Sen nasıl kalkacaksın o halde…
Ey sistemi kuranlar,
Yatacak yeriniz yok!
Popülizm uğruna,
Oy uğruna mahvettiğiniz tababetin,
Ruh hastası ettiğiniz sağlığın,
Şehit edilen Ersin’in,
İntihara sürüklediğiniz Melike’nin,
Hesabını nasıl vereceksiniz,
Artık bunu düşünmeye başlayın.
Çünkü sağlıkta ekonomik kriz artık kapıda…

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Doktor, tavuk ve tilki hikayesi

www.twitter.com/drozgurs
www.twitter.com/drozgurs

“Altın yumurtlayan tavuğun olsa keser misin?”

“Hayır, asla kesmem.”

“Peki, tavuğa yumurtlama der misin?”

“Hayır, asla demem.”

“Ne yaparsın?

“Altını alır, yemini veririm.”

“Yani hem tavuğu hem de kendini memnun edersin?”

“Evet”

“Hekimlerin altın yumurtlayan tavuktan farkı var mı?”

“Yok.”

“Onlar, insanları iyileştiriyorlar ve tedavi ediyorlar öyle değil mi?”

“Evet…”

“O halde onları tavuk gibi oturtmanın anlamı ne?”

“Açıkçası bilmiyorum.”

“Hekim açığının bir sebebi de onların tavuk gibi oturtulması olabilir mi?”

“Haklısın, onların sadece sekiz saat çalışmalarına izin verilmesi ve muayenehanelerinin yasaklanması buna sebep olabilir.”

“O halde tavukçulukta iyi para var desene”

“Evet, tavuklar boş boş oturtularak özel tavukçuluk teşvik edildi bir nevi…”

“Bunu yapanlar “kuş gribi” var diye likit yumurta çıkaranlar değil miydi?”

“Aynen öyle, bizim gibi fukaraların tavuğu tek tek yumurtlar ne de olsa”

“Ne yapılabilir sence?”

“Çözüm var ama az bekle.”

“Neden?”

“Az bekle dedim ya.”

 

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu

Kategoriler
Köşe Yazıları

Her Uzman Hekim Eğitim Araştırma Hastanesinde Çalışabilmeli mi?

Dr. Ercüment Tombalak ofbeabi.com
Dr. Ercüment Tombalak
ofbeabi.com

Her Uzman Hekim Eğitim Araştırma Hastanesinde Çalışabilmeli mi?

Yazıma başlamadan önce İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki asistan hekimlerin “nitelikli eğitim ve insani çalışma şartları” talebiyle yaptıkları iş bırakma eylemini canı gönülden desteklediğimi belirtmek istiyorum. Bu iş bırakma eyleminin nedenleri arasındaki nitelikli eğitim talebini farklı bir boyutuyla irdelemek istiyorum. Malum her asistan hekim iyi bir eğitim almak amacıyla çeşitli eğitim hastanelerini tercih etmektedir. Cerrahi branşlar genelde bol vaka yapmak için Sağlık Bakanlığı hastanelerini tercih etmekteyken, dahili branş asistanları da vaka portföyünün genişliği nedeniyle üniversite hastanelerini tercih etmektedir. Büyük umutlar ile başladıkları asistanlık dönemleri bazen bazı nedenlerle bekledikleri gibi gitmez. Eğitimi zorlaştıran onlarca neden var mutlaka fakat ben bu yazımda sadece ,eğitici konumundaki kişilerin eğitime uygun olup olmadığına değinmek istiyorum. Hem yaşadığımız hem de başka hastanelerde çalışan arkadaşlarımız aracılığıyla sıkça duyduğumuz bir konu bazı uzmanların ve/veya hocaların asistan eğitme yeterliliğinde veya isteğinde olmamasıdır. Yeterlilik kriteri derken hiç kimse benden hem yaşça büyük hem de tecrübe bakımından kat kat üstün olan abilerimize/hocalarımıza ukalalık yaptığımı düşünmesin. Fakat, zaten kendileri yetersiz bir eğitim alıp uzmanlıklarını alan (zaman zaman bu durumu kendileri bizzat ifade etmektedirler.) ,eş durumundan, sağlık durumundan ya da torpille bir şekilde eğitim hastanelerinde çalışmaya başlayan kişilerin asistanlara eğitim verebilmesini nasıl bekleyebiliriz ki? Vaka yapmaktan korkarak yetişen bir kişinin , asistanına zorlu vakaları yapabilmesini öğretmesini nasıl bekleyebiliriz ki? Hatta bazen uzman/hoca konumundaki kişilerin kendilerini eğitmek adına asistanların yapması gereken vakalara göz dikmesi de yine çok büyük bir problemdir. Yine bir başka büyük problem ise bir vakaya birkaç uzmanın girip asistanları sadece dosya dolduran, ameliyat notu yazan, patoloji kağıdı yazan bir sekreter olarak görmesidir. Cerrahi branşlardaki asistan hekimlerin en büyük korkusu ve endişesi mecburi hizmete gittiği yerlerde, alanında uzman doktor ünvanına sahip olmasına rağmen vakadan alnının akıyla çıkamamak hatta en temel ameliyatları bile yapamıyorum demek zorunda kalmaktır. Benim şahsi fikrim : eğitim hastanelerinde çalışacak uzmanların veya hocaların eğitici yeterlilik sınavı adı altında hem teorik hem pratik çok ciddi bir sınavdan geçerek bu hastanelerde çalışabilmelidirler.
Özetleyecek olursak asistan eğitiminde eğiticiye bağlı problemleri şu şekilde sıralayabiliriz
1-Kendi eğitimleri boyunca yeterli pratik ve/veya teorik eğitim alamayan kişiler asistan eğitiminde yeterli olamaz.
2-Çalıştıkları kurumu özel sektöre başvurabilmek amacıyla asistan eğitim hastanesi değil de uzman eğitim hastanesi olarak görenler asistan eğitimi veremezler.
3-Kişisel önyargılar, adam kayırma gibi ilkel yaklaşımları olanlar asistan eğitecek yeterliliğe sahip değillerdir.
Son olarak bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Burada dile getirdiklerim salt benim şahsi görüşüm olmaktan öte tüm cerrahi branş asistanlarının hissettikleri fakat dile getirmekten çekindikleri konulardır. Hiçbir zaman emeklerini inkar edemeyeceğim, edersem taş olacağım uzman abilerimi/hocalarımı tenzih ediyorum.
Saygılarımla

Dr.Ercüment TOMBALAK

İstanbul Medeniyet Üni. Göztepe E.A.H

Genel Cerrahi Kliniği

www.ofbeabi.com kurucusu

http://twitter.com/ercutombalak

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Elinizde Patlayacak

www.twitter.com/drozgurs
www.twitter.com/drozgurs

Her yıl sonunda olduğu gibi,

Bu yıl sonunda da bir anket yaptık,

Sağlık Bakanlığı’na ve icraatlarına teker teker baktık,

Daha sonuçları açıklamadık ama,

Ön değerlendirme hiç iç açmamakta!

x x x

Ciddi hatalar yapılıyor;

Basiretsiz yöneticilere,

Sağlık idaresi bırakılıyor;

Türkçe’den başka dil bilmeyenlere,

Sağlık turizmi emanet ediliyor!!!

İki kelimeyi bir araya getiremeyenler,

Sağlık personelini azarlıyor!

Koyun güdemeyeceklere,

Sürüler teslim ediliyor…

Hani bir laf vardır:

Bir insanı yok etmek istiyorsanız,

Önce umutlarını yok edin der:

Durum sağlık çalışanları ve özellikle Genç hekimler için aynen böyle:

Umutsuzlar, mutsuzlar ve geleceğe güvenle bakamıyorlar!

Kimse de onlara sormuyor;

Ne yapıyorsunuz, ne bekliyorsunuz, nasılsınız diye!

İnanın bana,

Çanakkale Savaşı’ndan bu yana yaşanan,

En büyük insan kıyımını yaşıyoruz,

Türkiye’nin en yetişmiş,

En pırıl pırıl insanlarını,

Bunlara kurban ediyoruz…

İnsan sabun gibidir…

Sıkarsın.

Sıkarsın..

Sıkarsın…

Bir yerden patlar…

Ama bu sefer,

İnanın bana bu sefer;

Birilerinin elinde fena patlayacak!

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Kadrolarımızı İADE edin

seyhan_yıldız

Asistan hekim arkadaşlarımızın İzmir’ de yaptığı grev 7. Gününe girdi.

Ülke toz duman olmuş durumda herkes yolsuzluk operasyonunu konuşurken bu gündem unutulabilir.

Ama unutulmamalı!

Halkbankası genel müdürünün evinde bulunan ve ayakkabı kutularını yolsuzluk simgesi haline getiren o paralar iade edildi.

Yapılan grevin meşruiyetini sorgulayan yönetici ya da değil her meslektaşımız , veya sıradan vatandaşımıza söylüyorum:

Bu ülkede artık bazı şeyler değişecek, değişmek zorunda! 

Yüzsüzce ayakkabı kutularını bile iade alanlara inat hakkımız olan kadrolarımızı istiyoruz!

Kadrolarımızı iade edin!

Hala söyleyecek bir lafı verecek bir cevabı olanlara söylüyorum:

Utanın! 

Ayakkabı kutularına edecek lafı olmayanlar ya da cesareti olmayanlar,

hakkımız olan kadrolarımıza laf edemezler buna cesaret bile etmemelidir. 

Ahlakı ve vicdanı olanlar bugün aşağı iner ve genç hekim meslektaşlarının yanında olur.

Hala korkan varsa , bir zahmet sizler susun. 

Hak hukuk diye gevelemeyin.

O bizim işimiz.

Siz aradan çekilin!

Dr. Seyhan YILDIZ

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Dört kutu meyve suyu

 

meyve_suyu

 

www.twitter.com/drozgurs
www.twitter.com/drozgurs

Fazla çalışamıyor!

Beş parası yok.

Sigortası yok.

Var da yok,

Çünkü sigortayı ödeyecek,

Parası yok.

Yeşilkartlı iken aklını çelmişler,

Tarım bağ-kur’una “parası varmış” gibi bağlamışlar…

On gün çalışıyor,

Sonra çalışamıyor…

Kan hastası işte!

Dağ köyünde yaşıyor…

İşin esası:

Kan nakli olmaya geldi bana,

İnek boku temizleyerek geçiniyor,

Tertemiz bir yüreği,

Altı yaşında bir evladı var.

Hayatında ayakkabı kutusu olmamış,

Çünkü, kimse ona yeni ayakkabı almamış!

Çıkmadan hastaneden,

Uğradı yanıma…

Elindeki torbaya takıldı gözüm kararsızca;

Başladı sonra anlatmaya:

“Dört kutu meyve suyu hocam,

İçmedim biriktirdim,

Hiç param olmadı meyve suyu alacak,

En azından bizim kerata,

Bunlarla mutlu olacak!”

Selam olsun tertemiz yürekli baba sana!

Ben istiyorum bu adama bir şeyler yapalım,

Lütfen bana destek olun,

Bir yardım toplayalım…

Yer Aydın İlçe Çine…

Yüreği olanlara ulaştırmanız dileklerimle…

 

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu

 

doktor@drozgurniflioglu.com

Kategoriler
Köşe Yazıları

Mecburi Hizmette Bir Sabah

Dr. Ercüment Tombalak ofbeabi.com
Dr. Ercüment Tombalak
ofbeabi.com

Mecburi Hizmette Bir Sabah

Bir hayat düşün sevgilim

Dört bir yanı dağlarla çevrilmiş

Küçük bir ilçede yaşanan

Sabahları sisli

Bulutların arasında, güneşi belirsiz

Kapının arkasına saklanmış

Küçücük bir çocuk gibi doğmakta

Soluk benizli insanların üzerine

Bense yarı uykulu bir şekilde uyanmaktayım

Her dönüşümde gıcırdayan,

Rahatsız edici yatağımda

Sen yoksun ki yanımda

Yüzüm gülsün

Penceremde güneş görünsün

Yaprakları sararmış ağaçlardan

Oluşan bir orman gibi

Kahvehanelerde toplanmış insanlar

Yaşadıklarının farkına bile varmadan

Nefes alıp duruyorlar

İçtikleri sigaranın dumanından

Ve ben çıkıyorum bir otel odasından

Yine senin olmadığın havayı soluyorum ciğerlerime

Yine senin olmadığın yollarda yürüyorum sessizce

Ve yine senin olmadığın bilinmezliğe gidiyorum

Bir an önce seni bulabilmek için

Ve sol yanıma yeniden seni koyabilmek için

Sabahları soğuk olduğundan

Sıkıca giyiniyorum üşümemek için

Nefes aldıkça dudaklarımın arasından

Şöminenin dumanını andıran bir duman

Bulutlara karışıyor

Ama şöminenin ateşini benzer bir ateş yok yüreğimde

Çünkü o ateşi yakacak bakışların şimdi çok uzaklarda

Ellerin yok ellerimde

Bir hayalin kalmış gözlerimde

Oda olmasa diyorum

Öksüz bir çocuğun sığınma evine sığındığı gibi

Sığınıyorum öğretmen evine

Ve seni bekliyorum belki gelirsin diye

Dr.Ercüment TOMBALAK

İstanbul Medeniyet Üni. Göztepe E.A.H

Genel Cerrahi Kliniği

www.ofbeabi.com kurucusu

http://twitter.com/ercutombalak