Kategoriler
Köşe Yazıları

Bir Yunanlı doktora sordum: Gelir misin?

20131028-151018.jpg

Efharisto Poli

Selanik göçmeni,
Manastır kırması bir Balkan evladı olarak,
7.000 Yunanlı doktora yapılan çağrı hakkında söz söylemesem olmaz,
Bizzat konuyu Yunanlı meslektaşımla konuştum:
Sansürlemeden aktarıyorum:
Yasas Eleni,
Ti kanati?
Birşey soracağım,
Türkiye’ye gelmeyi düşünür müsün?
Tabi cazip bir teklif,
Türkiye çok güzel bir ülke,
hem de anneannemler İzmirli!
İyi de Eleni seni İzmir’e çağırmıyorlar ki,
Pers sınırında istihdam etmek istiyorlar,
Öyle mi!
E tabi yine de belli olmaz.
x x x
Özgür sizde siesta var mı?
Yok
Nöbet ertesi izin var mı?
Yok
Mesai üçte bitiyor mu?
Hayır
Bir hastaya 20 dakika ayırabiliyor musun?
Şaka mı yapıyorsun? bu konuyu İngiltere’de sana anlatmıştım!
Her ay sabit maaş alıyor musunuz?
Hayır
Peki diyelim hakkımız yendi, hakkımızı arama şansımız var mı?
Yok
İlginç, biz her türlü hoşnutsuz durumda,
hakkımızı aramak için Sintagma Meydanı’na çıkarız,
Yunan demokrasisinin geleneğidir bu!
Valla, biz de çıkacak meydan yok Eleni,
ayrıca meydana çıkmanı da asla tavsiye etmem.
Nasıl yani adaletsizlik olunca,
siz hekimler susuyor musunuz?
Evet.
Ya niye takıldın buraya bu kadar boşversene,
Hem bizde TUS sınavı var,
Uzman olmak için bir uzmanın ölmesi gerekmiyor!
Neyse konuşma böyle uzadı,
Efharisto poli Özgür dedi kapattı gitti…
x x x
Esasında Türkiye komşularımıza oldukça çekici geliyor,
ama eski havamız pek yok nedense;
İlginç bir notla bitireyim:
Eleni’nin yalancısıyım;
Yunanistan’da uzman hekim olmak için sıraya yazılıyorsunuz,
bir uzman hekim ölmedikçe de uzman olamıyorsunuz,
Sözün özü,
Gelirler mi bilmem,
ama eminim haberleri yok!

Uz.Dr.Özgür Niflioğlu
asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Kardiyoloji asistanı olmak için 400 bin TL yatırdı

dr_opt_nifİlgi çekici bir başlık,

Yakın gelecekten bir haber…

İster inanın ister inanmayın ama,

Bundan üç beş yıl sonra,

Asistan hekim olmak için,

Üzerine para verirseniz,

Sakın şaşırmayın!

x x x

En nihayetinde “uzmanlık eğitimi” bir üst ihtisas,

Birileri size altın bilezik veriyor,

Siz ise karşılığında hiçbir şey vermiyorsunuz…

Hatta üzerine maaş bile alıyorsunuz!

Ben bu doğrudur,

Yanlıştır,

Demiyorum.

Ama,

Yakın gelecekte asistan hekim olabilmek için,

Ciddi bütçe gerekecek diyorum.

x x x

Dünyada birçok örneği var.

Bu parayı verenler,

Sadece eğitim alıyor,

Nöbet sonrası izin kullanıyor,

Ve hocanın veli nimeti haline geliyor…

Hal böyle olunca da:

verdiği paranın hesabını soruyor!

x x x

Çok değil,

Üç beş yıl içinde,

Ufukta paralı asistanlık gözüküyor…

Demişti dersiniz…

Hayaldi gerçek oldu!

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Bu hak artık verilmelidir

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU
Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

Geçen sene bu hakkı kaçırdık, önümüzdeki hafta Meclis açılıyor ve lütfen bu sefer bu hakkı kaçırmayalım!

Neyi mi kaçırdık?

İşte bunu kaçırdık:

Hemen hemen her gün,

ne kadar çok çalıştığımızdan ve inanılmaz yorulduğumuzdan bahsediyoruz.

Uykusuz geçen geceler ve bitmek bilmeyen mesai,

hepimizin ağzında!

Bu durum öylesine bir hal aldı ki,

Acıyı dile getirmekten haz alır olduk!

Adeta bununla “gurur” duyuyoruz.

Unutulmaması gereken acı gerçek ise;

her geçen an, yaşlandığımız.

ve emekliliğe, yaklaştığımız…

x x x

Peki, neyi kaçırdık biliyor musunuz?

#yıpranmapayını kaçırdık!

Hem de öyle bir kaçırdık ki!

Geçtiğimiz hafta bir “gece yarısı operasyonu” sonucunda,

Gazetecilere ve Milletvekillerine “yıpranma payı” hakkı tanındı.

Artık onlar, herkesten önce emekli olabilecek!

x x x

Peki, bu hak, sağlıkçılara da tanınsaydı,

fena mı olurdu?

Bu ülkede gece gündüz çalışan,

Ailesinden, çocuğundan ve sevdiklerinden uzak kalan,

Normal bir memurun kırk saatlik mesaisini,

İki günde tamamlayan,

doktorun, hemşirenin, sağlık memurunun, ATT’nin

hakkı değil midir yıpranma payı?

Durun ve düşünün bir kere,

Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim edin,

Sağlıkçılara da böyle bir hak, çok geçmeden verin.

Son söz:

#yıpranmapayı sağlıkçıların hakkıdır!

#yıpranmapayı senin hakkındır!

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

Hekimlerin Sosyal Medya Platformu

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Mecburi Hizmet Değişiyor

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU
Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

Yaklaşık sekiz ay önce yazdığım köşe yazısında mecburi hizmet’in 50. dönemden sonra farklı uygulamalarla gözden geçirilebileceğini ve bazı “mantıklı” adımlar atılabileceğini sizlerle paylaşmıştım.

Mecburi Hizmet’in sona ereceğini düşünmek halihazırda hayal olsa da; önümüzdeki dönemde atılacak bazı adımlar, kısmi rahatlama sağlayacak.

Ayrıca bazı uzmanlık dallarına yüksek ihtimalle mecburi hizmet kaldırılacak.

Bunlardan bir tanesi “uzaktan eğitimli” aile hekimi uzmanlığı olacak.

Mecburi hizmetten muaf tutulacağını düşündüğüm bir diğeri uzmanlık dalı ise, acil tıp uzmanlığı olacak. Süreç içerisinde yüksek oranda açık bulunan uzmanlıklara yönelik “mecburi hizmetin düzenlenmesi” kulislerde konuşulan konulardan.

Temel hedef ise 2023 yılında mecburi hizmeti tamamen kaldırmak.

Tabi o zaman da “işsiz doktorlar” riskiyle karşı karşıya kalacağız.

Altıncı bölgede mecburi hizmet yapanların tekrar aynı bölgede mecburi hizmet yapmayacak olması konunun kamuoyuna yansıyan kısmı.

Kamuoyuna yansımayan kısmı ise, kademeli olarak üçüncü bölge illere doğru “hekimleri ve ailelerini rahatlatıcı atama’ların” yapılmasının planlandığı.

Özellikle iç hastalıkları, pediatri vb. yan dal eğitimi olan bölümlerdeki hekimlerin sıkça karşılaştığı tekrarlayan mecburi hizmete ilişkin şu an yeni bir düzenleme yapılması düşünülmese de; Sağlık Bakanlığı’nın sahadaki hekimlerden bu konuda geri bildirim almaya başlaması hem şaşırtıcı hem de olumlu bir gelişme.

Konuyla ilgili sekiz ay önce yazdığım yazıdan bir kesitle konuyu “şimdilik” noktalamak istiyorum:

Ülkemiz, olağanüstü günler yaşıyor. Bu günleri tarih nasıl anacak, inanın kimse bilmiyor. Bilmesi de mümkün değil zaten.  Önümüzdeki süreçte ise, en ciddi tartışma konularından biri “yeni anayasa” olacak. Yeni bir anayasaya, ihtiyaç var-yok, gerekli-gereksiz; şu an benim tartışma konum değil ama bu çerçevede merak ettiğim birkaç husus var. Bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ülkemiz sağlık eğitim kurumlarından mezun her hekim devlet hizmet yükümlüsü, diğer bir deyişle mecburi hizmet tutsağı. Bu tutsaklığın en dramatik yanı, hekimlerin bu tutukluluğa sebep olacak hiçbir suç işlememiş olmaları. Parçalanan aileler, büyük şehirlerde kalmak için yapılan istenmeyen evlilikler ve anasız babasız büyüyen bebelerin tüm sorumlusu bu kanun.

Biz bunları söylediğimizde şöyle tepkiler alıyoruz; asker de, polis de, hakim de mecburi hizmet yapıyor. İyi de kardeşim; itirazım var!

Ben asker ve polis gibi okurken sigortalı değildim, öğrenci maaşı hiç maaş almadım! Şifa dağıtma yolunda ilerlerken, sağlık güvencem bile olmadı, tıp kitaplarıma ise kimse beş beş para saymadı!

Gelelim hakim ve savcılara. Hukuk fakültesi mezunu olup, diploması olmayan hukukçu bilmiyorum. Diplomalı hukukçulardan; hakim ya da savcı olmak isteyenler, altını çiziyorum “olmak isteyenler” mecburi hizmete tabiler. Yani isteyenler! Ancak durum biz de farklı! Biz herhangi  bir seçenek sunulmadan direk mecburi hizmete tabiyiz. Biz devlet memuru olmak istedik mi? Belki manav açacağım ya da devlette çalışmak istemiyorum? Olamaz mı? Ben devlet memuru olmayı seçmedim ki! Zorla devlet memuru yapıldım. O zaman ortada bir hukuksuzluk yok mu?

x x x

Kısacası mecburi hizmet yükümlüleri seçmedikleri bir yola sokuldular. Hayatları, aileleri ve de gelecekleri ipotek altına alındı. Bu durum hukuksuzdur. Neden?

Mevcut anayasamızdan ilerleyelim;

Madde 48 der ki “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir”

Ben bir hekim olarak dilediğim alanda çalışamıyor ve yapmadığım sözleşmeye tabi tutuluyorum. Özel teşebbüs hakkım ise kısıtlanıyor.

Madde 41 der ki “Aile Türk toplumunun temelidir. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ve uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.”

Peki, istemediğiniz bir mecburi hizmet uğruna aileleri darmaduman edilenlere ne demeli? Bunun neresi demokrasi, adalet ya da hukuk?

Ülkenin bir kısmında doktor açığı olabilir. Kabul ediyorum. Ama bunun yolu, bu insanların boynuna tasma takıp, koyun gibi istediğiniz yere sürmekten geçmemektedir. Gidin Avustralya’yı ya da Kanada’yı inceleyin. Oturmayın Ankara’da. Eğer serbest piyasa ekonomisinden bahsediyorsak, imkansız yerlere imkan götürenlere karşılığını verin.

Yeni Anayasa daha fazla demokrasi, daha fazla hürriyet başlığıyla gündeme gelecek. Peki, herkese hürriyet saçacak anayasadan, genç hekimlerin hesabına ne yansıyacak? Bu bağlamda soruyorum:

Devlet nedir? Devlet bir toplum sözleşmesidir. Devlet neden kurulur? Devlet, bireylerin ortak çıkarlarını korumak, adaleti sağlamak ve o toprağın üzerindekileri kucaklamak için kurulur. Devlet birini kucaklar, diğerini dışlarsa ne olur?

Biri yer biri bakar kıyamet oradan kopar!

Bugün Türkiye’de genç hekimler, devletle olan toplumsal sözleşmeyi fes etmek için akıl oyunları içindeyse, bunun bir sebebi var.

Eğer biz de, bu sözleşmenin bir tarafı isek, hakkımız olan adaleti istiyoruz!

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Mecburi Hizmette Yeni Düzenleme

erdinc_nayir

Mecburi hizmet denilince hemen hekimlerin aklına ne geliyor tahmin ediyorum. Tıp Fakültesi’ni bitirdiğimizde, doktor veya uzman doktor olduğumuzda diplomamızı alamadığımız hayatımızın en önemli dönemi:  ‘Devlet Hizmet Yükümlülüğü’

Senelerdir mecburi hizmette adaletsiz durumlar olduğunu benim gibi birçok hekim dile getiriyor. Dağılan ailelerden tutun,  üçüncü kez doğuda mecburi hizmet yapan yan dal uzman hekimlerine kadar birçok sorun, birçok olumsuz etkilenmiş hayatlar mecburi hizmet nedeniyle oluşmaktadır.

8 Ekim 2012’de ‘Türkiye’de Akademisyenlik Cezalandırılıyor’ başlığını atarak bir köşe yazısı yazmıştım ve birçok hekim bu yazıma destek vermişti. Demiştim ki; Pratisyen hekim oldun mecburi hizmet, uzman hekim oldun mecburi hizmet, spesifik bir dalda ilerlemek istedin yan dal yaptın yine mecburi hizmet. Bu kadar yoldan sonrada akademisyenlik?

Bir kez mecburi hizmet yapmış, devlet hizmet yükümlülüğünü yerine getirmiş bir hekimin ikinci hatta üçüncü kez ailesinden, kurduğu düzenden koparılarak tekrar mecburi hizmete gönderilmemesi gerektiğini dile getirmiştim ve destek almıştım.

Geçen gün sayın sağlık bakanımız, Milliyet’e açıklamalarda bulundu. Bu açıklamalardan biri de mecburi hizmet ile alakalıydı. Açıklaması şöyle:

‘Zorunlu hizmet ile ilgili çalışmaları yapıyoruz. Bir kolaylıktan ziyade bir adalet sistemi üzerinde duruyoruz. Gerek pratisyen gerek uzman gerekse yan dalda her kademede mecburu hizmete tabi oluyor. Biz hangi kademede olursa olsun Güneydoğu’ya ya da belirli il ve ilçelerimize gitmiş olan bir daha o bölgenin kurasına girmesin, niye bir defa gitmiş oraya. İki defa gitmemiş olacak. Böyle bir düzenleme üzerinde çalışıyoruz.’

Bu çalışmaların olduğunu duymak bir hekim olarak meslektaşlarım ve mesleğim adına beni çok mutlu etti. Umarım en kısa zamanda bu düzenleme hayata geçer ve adaletsizlik ortadan kalkar. Şu da unutulmamalıdır ki, adaletsiz olduğu düşünülen sistemde mecburi hizmetini tamamlamış birçok hekim var, onlara da avantaj sağlayacak bir uygulama devreye girmelidir. Ayrıca mecburi hizmet bitene kadar diplomamıza el konulması biz hekimleri çok üzmektedir. Üniversiteyi bitiriyorsun ama eline diploma verilmiyor!

Bu adaletsiz sistemi iyileştirmek için çalışmalar yapan sayın bakanımıza teşekkür ederim. Açıklamasında üzüldüğüm bir nokta oldu. Bunu da söylemeden yazımı bitirmek istemiyorum. Sayın bakan, tam gün yasası için şöyle bir ifade kullandı: ‘Tam Gün’le hocaların yüzde 70’i geri gelecek’

Ben şunu öğrenmek istiyorum. Hocaların üniversiteye dönmeleri mi önemli, yoksa hekimlerin huzurlu ve mutlu olması mı? 

Sevgi ve saygılarımla

Uzm.Dr.Erdinç Nayır 

Twitter: http://twitter.com/Dr_Erdinc

Facebook: https://www.facebook.com/UzmDrErdincNayir

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Bir hekim günde 200 hasta bakabilir mi?

Dr. Ulaş Çamsarı asistanhekim.org ABD Temsilcisi
Dr. Ulaş Çamsarı
asistanhekim.org ABD Temsilcisi

14 Ekim 2013 – AsistanHekim.Org Köşe Yazısı

BİR HEKİM GÜNDE 200 HASTA BAKABİLİR Mİ?

2011 yaz aylarıydı. Memleketimi ziyaret ettiğim, özlem giderdiğim günlerden birinde,  aralarında hekimlerin de olduğu eski dostlarımla sohbet ederken sohbet dönüp dolaşıp hekimlerin çalışma koşullarına geldi.

-Ahmet’in halini duydun mu?

-Ne var?

-Günde 200 tane hasta bakıyormuş, mecburide şu an.

-Dalga mı geçiyorsun?

-Ne dalgası yahu, senin haberin yok herhalde buralardaki durumdan.

-Böyle bir şey mümkün değil.

-Öyle bir mümkün ki…Gel seni götüreyim doktorum, gör halini arkadaşlarının…

 

LIBBY ZION NEDEN ÖLDÜ?

17 yaşında Libby Zion, 4 Mart 1984 tarihinde akşam üzeri grip benzeri belirtiler ile New York Hastanesi Acil Servisine aile hekimi Dr Raymond Sherman’ın önerisi üzerine getirildi. Zion, o sırada acilde bulunan asistan hekimlerden birinci sene dahiliye asistanı Dr Luise Weinstein ve ikinci sene dahiliye asistanı Dr Gregg Stone tarafından muayene edildikten sonra teşhisi konulamadı. Zion’un fizik muayenesinde kaslarda seyirmeler dikkati çekiyordu.  Asistanlar , Zion’u hastaneye refere eden aile hekimi olan Dr Sherman’ı telefonla arayarak danıştılar, ve Meperidin (Demerol) ilacını vermeye karar verdiler. O sırada Dr Stone ve Dr Weinstein, düzinelerce hastadan sorumluydular. Meperidin enjeksiyonundan sonra bir daha Zion’u değerlendirmek için geri dönmediler. Dr Stone, yan binaya uyumak için gitmişti, bir süre sonra Zion’un durumu kötüleşince, kendisine haber verildi. Daha kıdemsiz olan Dr Weinstein, Zion’un ajitasyon belirtileri ile deliryum tablosuna doğru gittiğini düşünerek bir antipsikotik olan Haloperidol enjeksiyonunu uygun gördü. Sabaha karşı 6.30’da Zion’un ateşinin 42 derece olduğu tespit edildi ve  Dr Weinstein yeniden hemşireler tarafından çağrıldı, ancak artık çok geçti. Zion kalp durması nedeniyle 17 yaşında hayata gözlerini yumdu [1]–[5]

Zion’un ölüm nedeninin araştırılması, bu konuda bir sonuca varılması, ve yasal süreçler yıllar sürdü. Sonradan anlaşıldı ki, Zion o sırada Fenelzin isimli (MAO İnhibitorü) bir antidepresan kullanmaktaydı, ve Zion’un kanında dolaşan bu ilaç, Zion’un kanında kokain bulunmasının ölüme neden olduğu gibi iddialar sonradan ortaya atılsa da, gerçek ölüm nedeninin asistan hekimlerin dikkatsizlik sonucu Zion’a Meperidin denilen opiod agonisti vermesi ile Serotonin Sendromu denilen ölümcül bir reaksiyonun ölümün gerçek nedeni olduğu konusunda fikir birliğine varıldı [6], [7].  

Zion’un ailesi, seneler süren bir hukuk savaşına girdiler. New York Eyalet Mahkemesi, açılan kamu davası ilk ayağında, Sayısı 40’lara yaklaşan mahkeme celselerinin ardından,  yüze yakın bilirkişi ifadesi ve kanıtların ışığında, 1987 Zion’u tedavi eden asistan hekimler olan Dr Stone ve Dr Weinstein’in malpraktis uygulama yaptıklarına ve yetersizliklerine  dair 38 adet iddiadan suçlu buldu. Diğer taraftan Zion ailesi eyalet mahkemesinde devam eden davaya ek olarak hastane ve doktorlar aleyhinde bir dava daha açtılar. Bu davanın sonucunda 1995 yılında, mahkeme jürisi, Libby Zion’u tedavi eden doktorları ve onlara telefonla süpervizyon veren doktoru, suçlu buldu. Jüri aynı zamanda birinci sene asistanı olan Dr Weinstein’a o gece acil serviste 40 hastanın sorumluluğunu veren hastaneyi de suçlu buldu [8].

LIBBY ZION DAVASI’NIN SONUÇLARI

Yıllar süren ve Amerika Birleşik Devletleri tarihinde özel bir yere oturan davanın sonlanmasından bir süre sonra New York Eyaleti Sağlık Komisyoneri David Axelrod, asistanlık eğitimindeki sorunlara sistematik olarak yaklaşan bir dizi aktivizm içinde yer aldı. Konunun uzmanlarından oluşan bir komite kuruldu ve Albert Einstein Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Betrand Bell liderliğinde asistanlık eğitiminde süpervizyon ve eğitim standartları mercek altına alındı. Sonradan “Bell Komisyonu” olarak tarihe geçen bu uzman kadrosunun çalışmaları sonucunda, asistanların çalışma saatleri de dahil olmak üzere davanın nedenlerine yönelik biz dizi önlem ve uyarı paketi ilgili kuruluşlara duyuruldu.

1989 yılında, New York Eyaleti, Bell Komisyonunun tavsiyelerini uygulamaya koyarak, asistanhekimlerin bir haftada 80 saatten fazla çalışmalarına ve bir defada 24 saatten fazla çalışmalarına engel olan yasayı çıkardı. Buna ek olarak, süpervizyon veren uzman hekimlerin fiziksel olarak hastanede bulunmaları zorunlu kılındı. Bu yasa üzerine New York Eyaleti’ndeki hastaneler, yeni kurallara uymak için gerekli düzenlemeleri yapmak zorunda kaldılar. Bu kuralı uyarılara rağmen  ihlal eden hastaneler gözetim altında alındı ya da kapatıldı [9], [10].

2003 yılı Temmuz ayında, ABD Mezuniyet Sonrası Uzmanlık Eğitim Akreditasyon Komitesi (ACGME), New York Eyalet yasalarını tüm ABD genelindeki asistanlık eğitim programlarında  uygulamaya koyan düzenlemeleri yürürlüğü koydu. 2011 Yılı Temmuz ayından itibaren geçerli olmak üzere, ACGME kuralları daha da sıkılaştırarak, birinci sene asistanlarının 16 saatten fazla çalışmasına engel olan kuralı yürürlüğe koydu.

ÇIKARILAN DERSLER VE GÜNÜMÜZDE ABD’DE ASİSTAN HEKİM ÇALIŞMA ŞARTLARI

Libby Zion trajedisi ve sonuçlarından kuşkusuz çıkarılacak çok ders vardır. Bu derslerin önemli bir kısmının Amerikan sağlık sistemi tarafından çıkarılmış olması ve bunların 10 yıldan az bir sürede asistanlık eğitimi seviyesinde yürürlüğe konulması çok sevindiricidir, lakin tarihte insanlığın başına gelen trajedilerden pek azı bu kadar hızlı bir şekilde etraflıca işlenmiş ve hukuk tornasından geçirildikten sonra uygulama aşamasında kendini göstermiştir. Halen, ABD’deki herhangi bir asistanlık eğitim programında, asistanların haftada 80 saatten fazla, en az 24 saat boş geçirmeden 7 gün süreyle çalıştırılmalarına, 3 günde birden fazla sıklıkta nöbet tutmalarına izin verilmemektedir [11]. ABD’de tüm asistan hekimler düzenli olarak hastaneye giriş ve çıkış saatlerini  kaydetmektedir ve bu kayıtlar ACGME tarafından incelenmektedir, bahsedilen kurallara uymayan eğitim programları uyarılmakta, gözetim altına alınmakta ya da kapatılmaktadır. Bu konu ACGME’nin aldığı tavır o kadar serttir ki, 2002 yılında Yale Üniversitesi Genel Cerrahi Programı kurallara uymadığı için gözetim altına alınmış, ardından 2004 yılında ABD’nin ilk ve en prestijli dahiliye eğitim programlarından sayılan Dr.William Osler’in kurduğu Johns Hopkins Üniversitesi Osler Genel Dahiliye Programı asistanları çok çalıştırdığı gerekçesiyle sertifikasyonu geçici olara iptal edilerek kapatılma tehditi ile karşı karşıya kalmıştır [12], [13] . ACGME kuruluşu, halen tüm branşlarda ABD genelinde tek akreditasyon  (denklik) sağlayıcı kuruluştur ve belli aralıklarla denetim ziyaretleri yaparak yürürlükte olan kuralların uygulandığını denetlenmektedir. Eğitim içeriğinden de sorumlu olan ACGME kuruluşu, eğitim programları ile ilgili tüm raporlarını ve kararlarını halka açık bir şekilde internet sitesinde duyurmaktadır[11], [14]. 

TÜRKİYE’DE ASİSTAN HEKİM ÇALIŞMA ŞARTLARI : TÜRKİYE KENDİ  “LIBBY ZION” VAKASINI MI BEKLİYOR?

Türkiye’deki asistanların çalışma koşullarının ağırlığı aşikardır. 36 saat kesintisiz çalışmaya zorlanan gün aşırı nöbet tutmaya zorlanan, haftalık çalışma saatleri 110 saatin üzerine çıkan asistan hekimlerin bu durumu, hastaların sağlığının tehlikeye atılmasının ötesinde bazı hekim intiharlarının dahi nedenleri arasında gösterilmiştir [15]. Durumun vehametinin ele alınışı yeni değildir. Hekimlerin çalışma şartlarının ağırlığı uzun zamandır en başta Asistanhekim.Org olmak üzere, Medimagazin,Doktorlar Sitesi.Net, Med-Index gibi Türkiye’nin önde gelen sağlık portallarında değişik şekillerde dile getirilmektedir [16]–[22]. Türk Tabipleri Derneği veTürk Psikiyatri Derneği gibi meslek örgütleri de yıllardır bu konunun iyileştirilmesi için çaba göstermektedir [23], [24].  Akdeniz Üniversitesi Hastanesi hekimleri 2011 yılında bir genelde yayınlarak ilgilileri göreve çağırmıştır [25], [26].  Dr Yankı Yazgan konuyu ABD’deki bazı referanslarıyla 2011 yılında ele alırken,ilk defa ABD’deki durumu Libby Zion olayı çerçevesinde etraflıca Dr Murat Tuzcu ele almış ve Türkiye’deki asistanların çalışma koşullarının ağırlığından ve bunun olası tehlikeli sonuçlarından bahsetmiştir [27], [28]. Konunun asistan hekim kurultayında gündeme getirilmesinin ardından, geçtiğimiz yıl içinde kurulan HekimDER ise, yayınladığı genelgede soruna yeniden kuvvetli bir vurgu yapmıştır [29], [30].  

Türkiye’deki durumun yıllardır gündeme değişik şekillerde getirilmesine rağmen ne yazık ki yapılan girişimler tatmin edici olmaktan çok uzaktır ve karşılaştırılabilecekleri iyi örneklere göre çok geri durumdadır. Yorgun bir hekimin, asistan olsun ya da olmasın, hastasına verebileceği potansiyel zararları somut olarak görmek için Libby Zion gibi trajik vakaları ihtiyaç olmamalıdır, ancak böyle bir somut örneğin önümüzde bir anıt gibi duruyor olması ve bundan ABD’de çıkarılan sayısız yasal ve pratik uygulamaya dönüşen derslerin tüm açıklığı ve seçikliğiyle dikkatli bir yöneticinin hizmetinde olması ne büyük bir şanstır ve tarihteki az rastlanılabilecek bir  insanlık tecrübesinin ve birikiminin son derece rafine bir özütü olarak elimizin altında ve ulaşılabilir bir mesafededir. Üstelik ABD’de Libby Zion sonrası yapılan çalışma saati reformlarının sayısız faydası defalarca gösterilmiştir [31]–[40]. Peki bu birikimden yararlanmak için ille de bir başka trajedinin Türkiye’de yaşanması mı beklenmektedir?

DOKTOR HASTAYA NE KADAR ZAMAN AYIRMALI?

Doktorların  bir hastaya ne kadar zaman ayırması gerektiği konusu tıp literatürüne yeni bir konu değildir. Hastaya ayrılan sürenin 1 dakika dahi artmasının, teşhisteki isabetin artmasından, hata yüzdesinin azalmasına kadar birçok konuda iyileşmeye yol açtığı gösterilmiştir [41]–[44]  . Halen ABD’de bir devlet kuruluşu olan Medicare’in önerdiği ve sigorta şirketleri tarafından yaygın şekilde kabul edilen standartlara göre ilk görülen tüm hastaların fatura edilebilecek en az muayene süresi 30 dakika,takip edilen ziyaretlerde en az 15 dakikadır. Kısaca 15 dakikadan daha kısa süren bir hasta ziyareti gerçekleştirmek yasal olarak mümkün değildir ve fatura edilemez[45].  Ankara Tabip Odası’nın 2013  yılı içinde yayınlanan  araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de  günde 200’e yakın hasta bakan hekimler vardır. Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bazı dahili branşlarda hekimlerin günde 100-150 arasında, Ankara Numune ve Keçiören Hastaneleri’nde günde 80-100 ortalama hasta bakıldığı ortaya çıkmıştır. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde dermatoloji, nöroloji gibi bazı branşlarda bu sayının 200’e vardığı araştırma sonuçlarına yansımıştır [46]–[50]. Günde 200 hasta bakan bir hekimi ele alırsak, sabah 8’de işe gelen ve akşam 6’da işten çıktığını, yemek arası dahi vermeden durmaksızın 10 saat çalıştığını varsayarsak, bir saat başına 20 hasta bakması gerekecektir. Bir hastaya ayırabileceği süre 3 dakikadır. Hiç durmadan çalışan bir hekim bir hastaya sadece 3 dakika ayırarak, hastadan doğru bir anamnez (hastalık hikayesi) alması, hastaya bilinen hiçbir tıbbi muayeneyi tam olarak tatbik etmesi, bunu doğru bir şekilde dokümente etmesi mümkün değildir. Bu koşullarda bakılan hastalarda çok önemli şeylerin atlandığı, bu hastalara çok fazla yanlış teşhisin konulduğu bir olasılık değildir, adeta kaçınılmazdır. Bu temponun sonunda bir trajedinin ortaya çıkacağını öngörmek zor değildir, burada vurgulanmak istenen o trajedi ortaya çıkmadan sorumluların doktorları ve hastaları ne kadar korkunç bir duruma zorladıklarının vakit çok geç olmadan görmelerini sağlamaktır. Yöneticilerin yanlışta ısrar etmesinin sonuçlarını birileri canlarıyla ödemek üzeredir, ve ne acıdır ki, eli kulağındaki büyük trajedilerin bedelini adeta malpraktise zorlanan hekimler de hastalarıyla beraber ödeyecektir.

HAKLARINI ARAMASI GEREKEN DOKTORLAR MI HASTALAR MI?

3 dakikada bir hasta görmeye zorlanan hekimlerimizin kendi haklarını arama çabaları bir yana dursun, burada sağlığıyla oynanan (oynatılan) tarafın aslında hastalar olduğu aşikardır. Yöneticilerin sağlık hizmetlerini düzeltme yönündeki iyi niyetli çabalarını kimse görmezden gelmemektedir ancak bu çabalar arasında hastaların hayatı pahasına onlara hizmet götürmek olmamalıdır. Günde 200 hasta bakmaya zorladıkları hekimler ile yöneticiler aslında iyi niyetle  hastaya hizmet götürdüklerini düşünüyor olabilirler, ancak bunu hastaların canlarını ortaya koyarak yaptıklarını hastaların da bilmeleri çok önemlidir. Lakin, insan sağlığı kaliteden taviz verilebilecek bir kavram değildir. “Halk daha az kalitede alsın, ama daha çoğu alsın” şeklinde bir yaklaşım örneğin bir çok şey için kullanılabilecek bir yaklaşım olsa da, insan sağlığı için geçerli değildir. Bu konuda standartların düşürülmesinin bedeli çok ağırdır, insanlık bunu yaşamıştır, belgeleriyle ortadadır, bu konuda ısrar etmenin, bu çığlıklara oy uğruna kulak tıkamanın bedeli ne yazık ki hepimizin beraber ödeyeceği bir bedeldir. Bu nedenle, hekimlerin ağır çalışma şartlarına aslında ilk tepkiyi göstermesi gereken kesim hastalar olmalıdır. Hastaların sağlığı tehlike altındadır, 3 dakikada konulan teşhisler ile tedavi edilen kişiler onlardır ve bu konuda onların haklarının korunması hekimlerin haklarından çok daha önceliklidir.

ÇÖZÜM İÇİN BİRLİK

Sağlık, dünya üzerinde yaşayan tüm canlıların sahip oldukları en değerli şeydir. Bir milletin, toplumun, ülkenin kümülatif sağlığı da toplumun bir bütün olarak işlevi açısından çok önemlidir. Halk Sağlığı, tıbbın bu yönüyle ilgilenen akademik alandır. Toplumun tüm sosyal tabakaları, gelir düzeyleri ve sağlığı satın alabilme güçleri ne olursa olsun, toplumun genel sağlığından da önemli derecede etkilenirler. Bir toplumda doğru teşhis ve tedavi edilmeyen her hastalığın topluma maddi ve manevi bir maliyeti vardır. Günde 200 sayılarında hasta bakan hekimlerin işlerini layıkıyla yapıyor olmaları biyolojik, psikolojik ve sosyal olarak imkansızdır, ve bu durum sağlık hizmetlerinin tüm basamaklarını sekteye uğratacak, maliyeti artıracak, hastaların sağlığını tehlikeye atacak, sayısız trajedinin olması için en uygun ortamı hazırlayacak bir kaosun yaratılmasına yardım etmektedir. Türkiye’de yöneticiler kendilerine yıllardır değişik şekillerde ifade edilmeye çalışılan bu vahim gerçekleri artık duymalıdırlar, ve önce asistan hekimlerin çalışma koşullarından başlayarak, uzman hekimlerin çalışma saatlerine gelinceye kadar ciddi bir reform içine girmelidirler. Bu reform için gerekli olan tüm şartlar ve birikim hazırdır ; hekimler, meslek örgütleri, akademisyenler, bu konuda yıllardır mücadele vermektedir, ciddi bir birikim sağlanmıştır ve yöneticilerin kullanabileceği uluslararası referanslar, uygulama örnekleri hizmetlerine hazırdır. Doktor olsun olmasın, tüm Türk Vatandaşları, bu uğurda asistan ve uzman hekimlere destek olmalıdır, çünkü söz konusu olan sadece hekimlerin mesleki bir sıkıntısı değildir, bir milletin sağlığıdır.

 

Dr.Ulaş Mehmet Çamsarı

Asistanhekim.org  | ABD Temsilcisi

Psikiyatri Uzmanı ve Bölüm Başkanı, Psikiyatri & Psikoloji Departmanı

Mayo Clinic Sağlık Sistemi, Waycross-Georgia Kampüsü, Amerika Birleşik Devletleri

 

http://twitter.com/ulascamsari

http://www.ulascamsari.com

 

 

KAYNAKLAR

 

[1]         B. Lerner, “A Case That Shook Medicine,” Washington Post, 2006. [Online]. Available: http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2006/11/24/AR2006112400985.html.

[2]         H. B. Institute, “Libby Zion Home Page,” Libby Zion Page. [Online]. Available: http://libbyzion.com/.

[3]         “A Father’s Grief, a Father’s Fight : Litigation: In 1984, Libby Zion was hospitalized with an earache and fever–and died. Her dad blames doctors. They blame cocaine. Her death brought new rules–and a lengthy lawsuit. – Los Angeles Times,” Los Angeles Times, 1995. [Online]. Available: http://articles.latimes.com/1995-02-01/news/ls-26834_1_libby-zion.

[4]         N. Robins, “A girl who died twice — NEJM,” NEJM, 1996. [Online]. Available: http://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJM199601183340323.

[5]         “Meet Libby Zion, Victim Of A Tired Hospital Resident – Chicago Tribune.” [Online]. Available: http://articles.chicagotribune.com/1988-03-24/news/8803030133_1_libby-zion-grand-jury-young-cancer-patient.

[6]         “What Killed Libby Zion.” [Online]. Available: http://www.med-malpractice.com/Zion1.htm.

[7]         “The Most Angry Man.” [Online]. Available: http://www.people.com/people/archive/article/0,,20105122,00.html.

[8]         “405 Law – Libby Zion – Hospitals – Healthcare – Residents.” [Online]. Available: http://nymag.com/nymetro/health/features/n_9426/index2.html.

[9]         “M.D.O.D.: Libby Zion case in the rear view mirror..” [Online]. Available: http://docsontheweb.blogspot.com/2008/06/libby-zion-case-in-rear-view-mirror.html.

[10]      “Notes from Dr. RW: Libby Zion—the rest of the story.” [Online]. Available: http://doctorrw.blogspot.com/2006/11/libby-zion-rest-of-story.html.

[11]      “ACGME Working Hours,” 2013.

[12]      “Hopkins Medical News: Out of Time.” [Online]. Available: http://www.hopkinsmedicine.org/hmn/W04/top.cfm. [Accessed: 22-Sep-2013].

[13]      “Hopkins IM decertification repealed- now on probation | General Residency Issues | Student Doctor Network.” [Online]. Available: http://forums.studentdoctor.net/showthread.php?t=85382. [Accessed: 22-Sep-2013].

[14]      “ACGME,” 2013.

[15]      “‘Rabbim affetsin, dayanamıyorum’ | Medimagazin Sağlık Haber Portalı.”[Online]. Available: http://Kaynak: Medimagazin/hekim/genel/tr-rabbim-affetsin-dayanamiyorum-2-12-47943.html.

[16]      “Asistanların çalışma saatleri ‘ruh ve beden sağlıklarını’ bozuyor | Medimagazin Sağlık Haber Portalı.”[Online]. Available: http://Kaynak: Medimagazin/ana-sayfa/guncel/tr-asistanlarin-calisma-saatleri-ruh-ve-beden-sagliklarini-bozuyor-1-11-31187.html.

[17]      “Asistanların nöbet sorunu çözülüyor (Genelgenin tam metni) | Medimagazin Sağlık Haber Portalı.” [Online]. Available: http://Kaynak: Medimagazin/hekim/tip-egitimi-tus/tr-asistanlarin-nobet-sorunu-cozuluyor-genelgenin-tam-metni-2-22-34407.html.

[18]      “Asistan Doktorların Nöbet İsyanı – DoktorlarSitesi.NET.” [Online]. Available: http://www.youtube.com/watch?v=Gn7kKG3GE-A.

[19]      Ö. Niflioğlu, “Asistan Hekimlerin Mesai Saatleri Değişti !!! ama nerede ? | www.asistanhekim.org,” Asistanhekim, 2012. [Online]. Available: http://162.243.133.185/2011/08/asistan-hekimlerin-calisma-saatlerine-yeni-duzenleme/.

[20]      “Aile Hekimleri 70 Saat Mesaiye ‘Hayır’ Diyor – Med-Index.”[Online]. Available: http://med-index.com/?p=news&id=993.

[21]      “Türkiye’deki asistan hekimler ve çalışma koşulları » USMLE STRATEJi MERKEZi – USMER | blog.” [Online]. Available: http://www.blog.usmer.org/2011/05/turkiyedeki-asistan-hekimler-ve-calisma-kosullari/.

[22]      “Hekimlik nereye gidiyor? | Medimagazin Sağlık Haber Portalı.” [Online]. Available: http://Kaynak: Medimagazin/hekim/genel/tr-hekimlik-nereye-gidiyor-2-12-41011.html.

[23]      “Asistan Hekim Örgütlenmesi, İşleyiş ve Hedefleri.” [Online]. Available: http://78.189.53.61/-/TPD17/36.pdf.

[24]      T. Ekici and Z. Özçelik, “Hekimlerin Çalışma Süresi, Nöbet, Dinlenme ve İzin Hakları,” 2011.

[25]      “Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Asistan Hekim Raporu.” [Online]. Available: http://162.243.133.185/wp-content/uploads/2011/07/rapor.pdf.

[26]      “Akdeniz Tıp Fakültesi Hastanesi Asistan Hekim Raporu » USMLE STRATEJi MERKEZi – USMER | blog.” [Online]. Available: http://www.blog.usmer.org/2011/07/akdeniz-tip-fakultesi-hastanesi-asistan-hekim-raporu/.

[27]      M. Tuzcu, “Asistan doktorlar uykusuz ve yorgun | Prof. Dr. E. Murat Tuzcu | Milliyet.com.tr,” 2012.

[28]      “Doktorlar Az Uyusun .” [Online]. Available: http://www.yankiyazgan.com/admin/anmviewer.asp?a=778&z=10.

[29]      “Hekimlerden mecburi hizmet ve çalışma saatleri konusunda 10 talep | www.asistanhekim.org.” [Online]. Available: http://162.243.133.185/2013/05/hekimlerden-mecburi-hizmet-ve-calisma-saatleri-konusunda-10-talep/.

[30]      “Asistan Hekim Kurultayı Basın Açıklaması | Medical Tribune Türkiye.” [Online]. Available: http://www.medical-tribune.com.tr/content/asistan-hekim-kurultayi-basin-aciklamasi.

[31]      D. Chandler, L. K. Snydman, and J. Rencic, “Feedback based on observation of work rounds improves residents’ self-reported teaching skills.,” J. Grad. Med. Educ., vol. 4, no. 3, pp. 374–7, Sep. 2012.

[32]      L. Block, A. W. Wu, L. Feldman, H.-C. Yeh, and S. V Desai, “Residency schedule, burnout and patient care among first-year residents.,” Postgrad. Med. J., vol. 89, no. 1055, pp. 495–500, Sep. 2013.

[33]      G. S. de Oliveira, R. Chang, P. C. Fitzgerald, M. D. Almeida, L. S. Castro-Alves, S. Ahmad, and R. J. McCarthy, “The prevalence of burnout and depression and their association with adherence to safety and practice standards: a survey of United States anesthesiology trainees.,” Anesth. Analg., vol. 117, no. 1, pp. 182–93, Jul. 2013.

[34]      S. Sen, H. R. Kranzler, A. K. Didwania, A. C. Schwartz, S. Amarnath, J. C. Kolars, G. W. Dalack, B. Nichols, and C. Guille, “Effects of the 2011 duty hour reforms on interns and their patients: a prospective longitudinal cohort study.,” JAMA Intern. Med., vol. 173, no. 8, pp. 657–62; discussion 663, Apr. 2013.

[35]      C. N. Theobald, D. G. Stover, N. N. Choma, J. Hathaway, J. K. Green, N. B. Peterson, K. C. Sponsler, E. E. Vasilevskis, S. Kripalani, J. Sergent, N. J. Brown, and J. C. Denny, “The effect of reducing maximum shift lengths to 16 hours on internal medicine interns’ educational opportunities.,” Acad. Med., vol. 88, no. 4, pp. 512–8, Apr. 2013.

[36]      R. M. Antiel, D. A. Reed, K. J. Van Arendonk, S. C. Wightman, D. E. Hall, J. R. Porterfield, K. D. Horvath, K. P. Terhune, J. L. Tarpley, and D. R. Farley, “Effects of duty hour restrictions on core competencies, education, quality of life, and burnout among general surgery interns.,” JAMA Surg., vol. 148, no. 5, pp. 448–55, May 2013.

[37]      M. P. Mansukhani, B. P. Kolla, S. Surani, J. Varon, and K. Ramar, “Sleep deprivation in resident physicians, work hour limitations, and related outcomes: a systematic review of the literature.,” Postgrad. Med., vol. 124, no. 4, pp. 241–9, Jul. 2012.

[38]      B. Lee, S. Na, and S.-O. Koh, “Restricting resident work hours.,” Crit. Care Med., vol. 40, no. 8, p. 2532; author reply 2532–3, Aug. 2012.

[39]      D. C. Lefebvre, “Perspective: Resident physician wellness: a new hope.,” Acad. Med., vol. 87, no. 5, pp. 598–602, May 2012.

[40]      M. Kramer, “Sleep loss in resident physicians: the cause of medical errors?,” Front. Neurol., vol. 1, p. 128, Jan. 2010.

[41]      D. C. Morrell, M. E. Evans, R. W. Morris, and M. O. Roland, “The ‘five minute’ consultation: effect of time constraint on clinical content and patient satisfaction.,” Br. Med. J. (Clin. Res. Ed)., vol. 292, no. 6524, pp. 870–3, Mar. 1986.

[42]      M. O. Roland, J. Bartholomew, M. J. Courtenay, R. W. Morris, and D. C. Morrell, “The ‘five minute’ consultation: effect of time constraint on verbal communication.,” Br. Med. J. (Clin. Res. Ed)., vol. 292, no. 6524, pp. 874–6, Mar. 1986.

[43]      D.-A. Landau, Y. G. Bachner, K. Elishkewitz, L. Goldstein, and E. Barneboim, “Patients’ views on optimal visit length in primary care.,” J. Med. Pract. Manage., vol. 23, no. 1, pp. 12–5.

[44]      A. Wilson, P. McDonald, L. Hayes, and J. Cooney, “Health promotion in the general practice consultation: a minute makes a difference.,” BMJ, vol. 304, no. 6821, pp. 227–30, Jan. 1992.

[45]      “Mayo Clinic Health System Billing Sheet,” 2013.

[46]      “Bir günde 200 hasta bakılır mı? » Hekim Postası.” [Online]. Available: http://www.hekimpostasi.org.tr/2013/03/13/bir-gunde-200-hasta-bakilir-mi/.

[47]      “Bir Hekim sekiz saate 100 hastaya bakar mı?” [Online]. Available: http://ailehekimleri.net/index.php?option=com_content&view=article&id=4849:bir-hekim-sekiz-saate-100-hastaya-bakar-m&catid=1:son-dakika&Itemid=440.

[48]      “Doktoru ‘halletmişler’! | Medimagazin Sağlık Haber Portalı.”[Online]. Available: http://Kaynak: Medimagazin/ana-sayfa/guncel/tr-doktoru-halletmisler-1-11-51406.html.

[49]      “Doktorları Kızdıran Çalışma – Med-Index.” [Online]. Available: http://med-index.com/?p=news&id=1114.

[50]      “Ankara Tabip Odası Çalışma Raporu,” 2011-2012. [Online]. Available: http://www.ato.org.tr/storage/other/files/calisma_raporu_2012.pdf.

 

 

 

 

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Bu sefer doğumgünümü kutlayanlara yazdım

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU
Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

Türkiye’nin Türkiye tarafından yönetilmediği dönemde Türkiye’de doğdum.

Atalarım bugünlere Altay dağlarını aşarak, Ege Denizini geçerek, Çanakkale’de çarpışarak geldi.

Bizler ne onlar çok diye korktuk,

ne de biz azız diye çekindik!

İnandık, aldatıldık ve belki de zaman zaman kandırıldık, ama hiçbir zaman için pes etmedik!

Güzel Türkiye’mde,

bey olmaya yaraşır erkekler kul,

hanım olmaya yaraşır kızlar köle edildi.

Bin yıl önce doğuda gündoğusuna, güneyde gün ortasına, geride gün batısına,

kuzeyde gece ortasına kadar ilerledik ama içimizdeki fitne ve fesadı hiçbir zaman yenemedik.

Kardeş olamadık, barış edemedik.

Biz bunları çözemedikçe,

milletin karnını doyuramadıkça,

bu vatanı cennete çeviremedikçe ve akan kanı durduramadıkça

ben doğmuşum ne yazar!

Gök çökmedikçe, yer delinmedikçe asla vazgeçmeyeceğiz.

Sizlerin desteği ile ilahi adaleti ve hakkı bu diyarlarda tesis edene kadar koşmaya devam edeceğiz.

Artık yaşadığımız zulme, acıya ve kedere son verme zamanıdır!

Hareket vakti yakındır.

Refah içinde yaşamak, bu toprağın insanın da hakkıdır.

Gelin bu işi hep beraber başaralım…

Allah, yar ve yardımcımız olsun.

 

Uz.Dr.Mehmet Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

 

Neşet Ertaş’dan tekrar dinlemenizi tavsiye ederim:

 

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Bir cerrahi asistanının yaşadığı zorluklar

Dr. Ercüment Tombalak
Dr. Ercüment Tombalak

TUS sınavı bitmiş tercih zamanı gelmişti, sağdan soldan bilgilerle hangi bölümü yazmak istediğimi kararlaştırmaya çalışıyordum. Hep dedikleri gibi cerrahi branş yazacaksam eğitim ve araştırma hastanelerini ,dahili branş yazacaksam mutlaka üniversite hastanelerini tercih etmeliydim. Tabiki eğitim araştırma hastanelerindeki doktorlarının döner sermaye gelirlerinin üniversite hastanesindeki çalışanlara göre daha iyi olduğunu bilmem de ,eğitim araştırma hastanesini tercih etmemde başka bir tercih sebebiydi.Sonunda tercih zamanları bitti ve artık sonuçların açıklanacağı gün geldi çattı.Hedeflediğim gibi İstanbul’daki bir eğitim ve araştırma hastanesinin genel cerrahi bölümünü kazanmıştım. Başlarda herşey tahmin ettiğim ve araştırmalarımdaki gibiydi. Asistanlarla uzmanlar arası ilişkiler abi,kardeş ilşkisi gibiydi, ek ödemeler muhteşem olmasa da idare ederdi.Bunlardan daha önemlisi ki eğitim araştırma hastanesini tercih etmemim yegane nedeni bol vaka yapma durumu tam istediğim gibiydi. Başlangıçta çömez oldugumdan komplex vakalarda gözüm yoktu tabiki ancak biliyordum ki zamanı geldiğinde ben de en komplex vakaları bile gözüm kapalı yapmaya başlayacaktım. Kısacası başlangıçta yaşadığım zorluklar ileriye dönük umudumun olmasından dolayı gözümde büyümüyordu. “Güçlük kolaylıkla beraberdir, kendine gel, ümidi bırakma! Akıllı insan bilir ki, ölümün arkasında bile daha güçlü bir hayat beklemektedir”. felsefesi çömezliğin dayanılmaz zorluğuna rağmen beni ayakta tutuyordu.

Asistanlığa başladıktan 18 ay sonra birgün yapılan bir toplantı sonrası 40 yıllık eğitim araştırma hastanesinin bir gecede üniversite hastanesine dönüştüğü söylendi. Ardından bir sürü uzman ayrıldı.Yerlerine Türkiye’nin dört bir tarafından yardımcı doçent,doçent,profesörler geldi. Dolayısıyla yılların eğitim araştırma hastanesine bir gecede üniversite mentalitesi geldi.Artık her gelen vaka yapmanın önemli olmadığını, önemli olanın teorik eğitim olduğunu söylemeye başladı. İleriye dönük umutlarımız bir bir kaybolmaya başladı. Çünkü her vakaya hocalarımız yanlarına  uzmanları alarak girmeye başladı.Asistanlara ise vakaların ekartörlüğü kaldı.Bu sıkıtıları dile getirdiğimizde ise vaka izlemenin aslında yapmaktan daha önemli oldugu söylendi. Umarım haklılardır zira eğer haksızlarsa son’a yaklaştığımız şu günlerde ileride hiç bir vakayı tek başına yapamayan bir uzman olarak periferde tek başına çalışmak zorunda kalacağız.  Yeri gelmişken teorik eğitimin de gerçekten çok önemli olduğu gerçeğini inkar etmediğimi belirtmek isterim fakat tek başına pratik eğitim ne kadar işe yaramazsa ,tek başına teorik eğitimin de kesinlikle hiç bir şeye yaramayacağı düşüncesindeyim. Üniversite hastanesi olduktan sonra eriyen döner sermaye gelirleri konusuna hiç girmek bile istemiyorum.  İnsanı hayata bağlayan en önemli şey umududur. Bir düşünürün dediği gibi “Umudunu kaybetmiş olanın başka kaybedecek bir şeyi yoktur”

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Onların kıymetini bilin

özgür_metin

Sen uyurken derin uykunda,

Onlar seni bekliyor olacak!

Kalbi krize giren dedeni,

Trafik kazası geçiren yeğenini,

Doğurmak üzere olan kardeşini,

Ruhu daralan anneni,

İlk onlar karşılayacak!

112,

dedenin yanına,

senden önce varacak!

Yenidoğan bebeğin ilk defa,

Kadın doğumcunun eline konacak,

Dört bin kasap elini kesecek,

Binlerce cerrah ustalıkla dikecek…

Hemşireler anne babasından önce,

ilk senin elini öpecek,

Bayram hasretini

ve memleket özlemini,

seninle giderecek.

ve belki de Paramediklerin verdiği nefesle,

Dünyayı bir daha göreceksin…

Mecburideki on binlerce hekim,

Acillerde seni bekleyecek…

Söyledim ya;

Sen uyuyacaksın,

Onlar uyumayacak…

Bu akşam bir daha düşün,

Yaşaman için,

“Yaşamından” katan,

Başka kim var dünyada?

 

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Bu soruları sormayın

özgür_niflioğlu.jpg

Öyle şeyler var ki,

eminim siz de deli oluyorsunuz…

Bizleri pancar motor kıvamında,

otomatik hasta bakma makinesi sanıyorsanız,

unutmayın, tavuk bile o kadar yumurtlamıyor,

Biri giriyor biri çıkıyor,

yeri geliyor nefes bile alamıyoruz…

Olayın aslını çarpıtan “doktorlar dizisine” inat,

Biz gerçekleri söyleyelim!

Doktor ne yapar,

Siz doktora ne yapmamalısınız?

1-      İçeride hasta varken,

Kapıyı açıp içeride hasta var mı diye sormayın!

2-      Şiddetli karın ağrım var diyip,

Sonra da şeker baktıracaktım demeyin!

3-      Korkmadan neye ihtiyacınız varsa dürüstçe onu söyleyin.

İlaçlarınızı e-reçete modunda yazdırıp yolladıktan sonra,

Bir de şu yazılacaktı demeyin.

4-      Hasta yatıracak yatak yok dediğimizde,

Garipsemeyin,

Çünkü burası gecesi bilmem kaç dolar olan Hilton oteli resepsiyonu değil,

Boş yer yoksa, yoktur; amcaya dayıya yer ayırmıyoruz; merak etmeyin,

5-      Hastaneye yattığınız gece,

Yarın çıkar mıyız diye sormayın, bilmiyoruz!

6-      Doktor yemek yerken,

Doktorlar yemek mi yermiş diye garip garip bakmayın!

Onlar da insan…

7-      İzmir’e Van’dan muayene olmaya gelmeyin.

Van’da da pırıl pırıl doktor arkadaşlar var merak etmeyin.

8-      Muayene olma hakkınızı isteyin!

Mevcut sistemde 5 dakikada bir hasta bakmak

Bize değil size zarar verir.

Bunu iyi bilin!

9-      Hasta hakları olduğunu bilin,

Ama hekimin de hakları olduğunu unutmayın…

Kısacası sağlık çalışanlarına sevgi ve saygı duyun!

Gocunmayın.

Onlar sizin için var! Onlar da insan!

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Doktor öyle bir cevap verdi ki! okumazsan pişman olursun!

Op.Dr.Tamer Şakrak
Op.Dr.Tamer Şakrak

Değerli arkadaşlar!

sizinle bir hastamın bana aylar sonra yolladığı bir e postayı ve benim ona yazdığım cevabı paylaşmak istedim. insanların hekimlere karşı ön yargısı her nereden geliyor ise, bu meslek erbabı olan ya da olmayan her kimin bu ön yargının oluşmasında payı var ise lanet olsun…

………

Sevgili Op. Dr. Tamer ŞAKRAK… 

7 sülale Eskişehir’in yerlisi olmakla beraber, 17 yaşımda Eskişehir’den ayrılıp, 20 sene sonra tekrar bu güzel şehre yerleşmiş bir Eskişehir’in yerlisi olarak; sizinle ilk tanışmam bu şehre yeniden ilk geldiğim sene oldu. Namınızı duymuştum ve fakat, size geliş sebebim vücudumla ilgili herhangi bir estetik kaygım değildi. (ki bu arada ben teknolojinin insana sunduğu her faydayı mutlulukla kabul eden biri olsam da)… bir gün acilde, ciddi yanık vakası ile şöyle ki; 4 yaşındaki oğlum 1. derece, ben 2. derece yanık teşhisi ile uzman estetik cerraha yönlendirildiğimizde muhattabım siz olmuştunuz. ne kadar acı ki ben evladımın hayat boyu taşıyacağı bir izi olacak mı kaygısını taşırken ve size gelmişken, siz ne yavrumun ne benim bandajlarımı açıp bakma ihtiyacını bile hissetmeden ‘tıp fakültesine gidin’ diye salık verdiniz bize.. sonra sizi dergilerde, gazetelerde, mottolarda , feyslerde çok gördüm, hatta en son çok samimi bir konserde de gördüm sizi, belki siz de beni görmüşsünüzdür, aslında görmemişsinizdir.. ilk görmediğiniz gibi.. sonra sizin yol verdiğiniz bize ne oldu biliyor musunuz? tıp fakültesi 15 gün sonraya randevu verdi. Özel hastane sizin yaptığınızı yaparsa Tıp fakültesi ne yapmaz ki? Şükür Eskişehirliyim, bölüm başkanı evladımın ve benim yaralarımızı sardı, çok şükür, onda hiç iz yok, bendekinin de zerre kadar önemi yok.. diyeceğim şudur ki: önümüzdeki ay mememdeki solid bir kitle ile ilgili bir operasyon geçireceğim, umarım herşey yolunda gider, ama gitmezse de şunun farkındayım, doktorum benim için en az benim kadar endişelenmeli.. ve o siz değilsiniz.. bu söylediklerimi ister dostça, ister düşmanca algılayın, benim size söyleme amacım genç bir doktora gönül koyarak devamında aslında iyi bişey yapmaya çalışmaktır. fularınızı takmaya devam edin size çok yakışıyor ama lütfen beni de anlamaya çalışın olur mu?? sevgiler ya da saygılar, artık bu yazdıklarımdan ne anlatabildiysem o..

Op. Dr. Tamer Şakrak

Sevgili beyza hanim.

Olaya sizin oldugunuz yerden bakildiginda belki haklisiniz. 

Ben ömrümün büyük kısmını hic tanimadigim insanlarin yanıklarını, yaralarını iyilestirmeye calistigim, gecenin gündüze karıştığı zamanlarda geçirdim. Eşinin, cocuklarının bile midesinin bulanarak odadan çıktığı zamanlarda, hastaların altını degistirdim. Ve hatta tüm bunlarin arasina; acaba yaralari iyilestirirken daha az iz kalmasini nasil saglariz? Nasil ameliyat basarilarini arttiririz? Diye onlarca laboratuvar çalısması yaptim. Oğlum 10 yaşınna geldiğinde ben hic bir gösterisine, okul baslangiclarina, hatta bayramlarin yuzde doksaninda ailenin birlikte yaptigi sabah kahvaltilarinda olmadim. Ben acibadem hastanesinde calisirken de; hic bir cikar gozetmeden ve diger hastanelerdeki doktorlarin ‘keselim’ dedikleri bir cok hastanin kol ve bacagini da kurtardim. 

Sevgili beyza hanim;

Yanik, son derece ozel bir durum olup, bu nedenle ozel olarak dizayn edilen merkezlerde tedavi edilir. O nedenle ki, eskisehir acibadem hastanesi cok modern ve lüks olmasına rağmen asla yanik hastasi alınmaz. çünkü yanık bakmak için dizayn edilmemistir.
Sizin ‘yanık bölgesini açıp bakmadınız bile’ diye ettiginiz sitemin argo olarak cevabı; ‘açıp ta kuş mu konduracaktım?’ şeklinde özetlenebilir. Bilimsel olarak ise; ‘akut yanık yarası kalıcı pansuman ile kapatılmayacak ise açılmaz. Aksi takdirde yanık sonrası hasar bile görmüş olsa, en iyi biyolojik pansuman olarak bilinen derinin üst kısmı, pansumanı acarken yaradan ayrılır ve yara dıs etkenlere ve mikroorganizmalara açık hale gelir. Bu da yanığın enfekte olma fiskini arttirir. özeklikle 2. derece yanıklarda sinir uçlarının acikta olması nedeniyle bu pansuman degisimlerinin hastada yaratacagı muthis acı da cabası….

Beyza hanim

Sizi ve cocugunuzu hatirlamiyorum. Ama emin olun, sizi ve cocuğunuzu görür görmez, yaraya bile bakmadan tıp fakultesine gondermiş isem doğru olanı yapmışım;

1- Çünkü yanığın tek tedavi edildigi yer, benimde yillarca calistigim tıp fakultesidir
2- Çünkü yarayi açip baksam; hem gereksiz yere epitel yara yüzeyinden sökülecektir hem de yaranin enfeksiyon riski artacaktir
3- Çünkü hastaya gereksiz yere acı çektirilecektir.

Siz böyle bir kaza gecirdiğinizde gözünüze acibadem hastanesini kestirip, özel ve yeni hastane diye gelmişsiniz. Oysa bilseniz ki, saglik kurumları yapabildikleri tedavilere göre 3 basamağa ayrilirlar, oysa bilseniz ki, acibadem hastanesi 2. basamak bir hastanedir ve yanık vakaları ancak 3. basamak hastanelerde tam anlamıyla tedavi edilebilir, zaten hastanızı hic vakit kaybetmeden tıp fakültesine götürürdnüz.

Beyza hanim

Size sabahin köründe bu kadar uzun yazmamin nedeni; hikmetini bilmediğiniz ama sonunda bir şekilde sorunsuz iyilestiğiniz bir tavrı ya da davranışı, sadece sahip olduğunuz bilgiler çerçevesinde eleştirmenizin ne kadar yanlıs bir hareket olduğunu size anlatmaktır. Zira yaralarınızın iyilesmesinde, size günlerce pansuman yapan arkadaşlarımın katkisi ne kadar ise, sizi bekletmeden ve pansumanlarinizi açmadan dogru adrese yönlendirmenin katkısı da en az o kadardır. 

Ben, bir insan olarak bir çok seyle itham edilebilirim. Mükemmel bir insan zaten degilim. Ancak hayatim boyunca ve asla bir çocuğun aleyhine olacak bir harekette bilinçli olarak bulunmadım. 

empati yapacak olursanız; ben sizin deyiminizle ‘uzman estetik cerrah’ olarak ne kadar sizi ve çocuğunuzu bilinçli olarak başımdan savma ihtimali ve yanılgısı içerisindeysem, siz de en az o kadar dikkatsizlik ve tedbirsizlik nedeniyle ve bilinçli olarak çocuğunuzun yanmasına sebebiyet vermiş olabilirsiniz. 

Ben yaptigim her harekette, yaşamımın her aşamasında sadece Allahın benden razi olmasi esasina dayandim. Simdi siz de ve gercekten, sadece paraya değer veren bir doktor müsvettesine haddini bildirdiğinizi ve Allahin sizden razı oldugunu dusunuyorsaniz iciniz rahat olsun. Ben sizden özür dilerim. Yok aksi bir fikir olusturabildiysem sizde, hiç zahmet etmeyin, ben sizi zaten affettim.

Iyi gunler…

Op. Dr. Tamer ŞAKRAK

 

Bilgi Notu: Bu yazı Dr.Tamer ŞAKRAK’tan izin alınarak, bilgisi dahilinde yayınlanmıştır.

 

[highlight]okumaya devam et: “DOKTORA BU SORULARI SORMAYIN” [/highlight]

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Bu soru daha önce sorulmadı

özgür_niflioğlu.jpg
Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

Diyelim ki, 100 milyon dolarınız var ve bir hastane satın almak istiyorsunuz. Araştırmalarınız sonucunda bütçenize uygun bir hastane buldunuz. Tesadüf bu ya, satın almak istediğiniz hastane, şu an çalıştığınız hastane! Tabi ki de amacınız kar etmek ve akılcı bir üst yönetimle işi götürmek.

Patron artık sizsiniz!

Şimdi kritik soruya gelelim:

“Mevcut hastane yönetimi ile bu işe devam eder misiniz?”

Çoğunuzun bir patron olarak; çeşitli sebepler öne sürüp, mevcut yönetimle devam etmeyeceğinizi tahmin edebiliyorum. 

Şimdi size bir gerçeği hatırlatmak istiyorum:

“Esasında patron sizsiniz çünkü hizmeti üreten sizsiniz!”

Ancak, bu ne sizin tarafınızdan, ne de idare tarafından çok iyi anlaşılmıyor. Anlaşılmadığı için de sorunlar bitmek bilmiyor.

İş idaresinden “bir haber” yöneticiler “idare-i maslahattan*” öte bir şey yapmıyor ve genellikle taş üstüne taş koyma gayreti göstermiyor. Hal böyle olunca da, sağlık çalışanlarında memnuniyetsizlik tavan yapıyor.

Unutmadan ekleyim: İdare-i maslahat; Osmanlı Devleti’nin son döneminde egemen olan ve “idarecinin günü geçiştirmesi” olarak ifade edilen yönetimsel bir terimdir. Anlaşılacağı üzere de, Osmanlı’yı çöküşe sürüklemiştir.

Bu satırları kuru eleştiri olsun diye değil, bir şey önermek için yazıyorum:

Gelin yönetimde profesyonelleşelim. Profesyonelleşmek iyidir, kalite artar; ücretler dengelenir, sapla saman birbirinden ayrılır, yan gelip yatanlar gönderilir, tutulacak nöbet, dinlenilecek saat bilinir…

Kısacası kurallar bellidir.

Şimdi ki kuralsız gidişat asla profesyonelleşme değildir!

Profesyonelleşme deyince hemen bazıları çıkıp “benim hastane yöneticiliği” sertifikam var diyor. Ancak burada ifade ettiğim haftada iki saat alınan eğitim sonrası; toplu sünnet töreni misali dağıtılan sertifikalar değil. Kimse kimseyi kandırmasın. Her işin bir profesyoneli var ve inanın dünyanın hiçbir yerindeki sağlık çalışanları; hastanelerini kimin idare ettiğini ne biliyor ne de önemsiyor. Çünkü işin rutini bunu gerektiriyor.

Dünya standardı varsa, kalite de var.

Dip not: Eğer varsa, yüz milyon dolarınızı başka sektörde değerlendirin.

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü