Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Bilmeden neler olmuşum

soru işareti

Karalama defteri’nden…

Fark etmeden senin olmuşum diyor Fikret Kızılok şarkısında Demet Evgar, birkaç kere izledim ellerini mimiklerini birkaç kere dinledim

sözlerini ve birkaç kere daha daldım kelimelerin derinliklerine.( Aynı zamanda Demet’i buradan dinleyebilirsiniz)

Ya arada çalan çello daldığın rüyada süzülmeni  sağlayan rüzgar gibi…
Yaşarken fark etmeden olduğumuz kalıplar sıfatlar suratlar…
Anne olmuşum, birey olmuşum, doktor olmuşum…
Fark etmeden kötü olmuşum zalim olmuşum canım yandı diye yakar olmuşum.
Derin olmuşum düze çıkmışım boş ver demişim dibe düşmüşüm.
Çabalamışım çok yorulmuşum, kaçmak isterken zincirlere vurulmuşum.
Yaşarken, gün olmuş  tüm dallarım kurumuş ölümü özler olmuşum.
Yolun sonuna geldiğimi düşünürken fark etmeden çiçeğe durmuşum.
Kahkaha gözyaşı derken, bilmeden birilerine umut olmuşum.
Ait olmuşum, sınıf olmuşum, ismimin önünde arkasında takılar bulmuşum.
Kimse kimsenin olamazken sonunda ben kendime yabancı olmuşum.
Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Yine yapraklar düşecek

20130914-005507.jpg

Yine yapraklar düşecek,
Yine mevsimler geçecek,
Giden gençliğimiz,
Geri gelmeyecek…
Tesadüfen dinlediğimiz 84 yaşındaki bir Türk Sanat Müziği ustasının seslendirdiği bir güfteydi bu dörtlük:
İsmet Yazar.
Az önce beyin kanaması sebebiyle 84 yaşında vefat ettiğini öğrendim…
Kısa ama öz yazacağım:
Canınız ne istiyorsa onu yapın,
Fani dünya işlerinde umutsuzluğa kapılmayın,
Baskılara ve yıldırmalara boyun eğmeyin,
Dilediğiniz gibi yaşayın,
ve yaşam için savaşmaktan asla vazgeçmeyin!
Çünkü giden gençliğiniz,
asla geri gelmeyecek,
Şimdi harekete geçin!
Korkmayın,
Kazanacaksınız!

Şarkıyı dinlemek için:
http://youtu.be/WlfmQRcZA9I

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Sen hiç Pluton’a gittin mi?

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU
Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

Radyo dinliyorum,

bir yandan da yürüyorum;

Güzel bir haber kulağıma değiyor:

“Amerikan Uzay Ajansı NASA’nın 36 yıl önce fırlattığı Voyager 1 isimli uzay aracı tarihi bir başarıya imza atıyor, 19 milyar kilometrelik yolculuğun ardından Voyager, Güneş Sistemi dışına çıkan insan yapımı ilk cisim oluyor.”

Bir an duruyorum,

Ve sanki sistemin dışına ben çıkmışım gibi seviniyorum…

Süper bir haber derken,

Bakın o anda neler oluyor:

Hastanenin cam silicisi,

çömezliğimin tek gözlemcisi,

fahri ağabey ile her sabah rutine binen,

cam silme sektörü muhabbetimizi yapıyoruz.

Cam deyip geçmeyin silmek o kadar değil!

Cam sildiği kapı otomatik,

Doğal olarak da kapalı,

Giriş çıkışlar acil çıkış kapısına yönlendiriliyor:

Ne mi olsun isterseniz?

Acil çıkış kapısı yerinden çıkıyor,

ve devriliyor!

Allah’tan sağda solda vatandaş yok!

Acil bir durum ise söz konusu değil…

Ya çocuğunuz olsa oradaki?

Ya yaşlı anne babanız?

Allah korusun!

Tam o sırada,

ABD’nin 36 yıl önce fırlattığı uzay aracı,

sorunsuz bir şekilde uzayda ilerlemeye devam ediyor.

E ne demişler?

Millet gider aya,

Biz yine yaya…

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Bu sefer kaçırmayın!

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU
Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

KAMUOYU OLUŞMASI İÇİN LÜTFEN DESTEK VERİN!

Ekim’de Meclis açılıyor ve,

Hemen hemen her gün,

ne kadar çok çalıştığımızdan ve inanılmaz yorulduğumuzdan bahsediyoruz.

Uykusuz geçen geceler ve bitmek bilmeyen mesai,

hepimizin ağzında!

Bu durum öylesine bir hal aldı ki,

Acıyı dile getirmekten haz alır olduk!

Adeta bununla “gurur” duyuyoruz.

Unutulmaması gereken acı gerçek ise;

her geçen an, yaşlandığımız.

ve emekliliğe, yaklaştığımız…

x x x

Peki, neyi kaçırdık biliyor musunuz?

#yıpranmapayını kaçırdık!

Hem de öyle bir kaçırdık ki!

Geçtiğimiz dönem “gece yarısı operasyonu” sonucunda,

Gazetecilere ve Milletvekillerine “yıpranma payı” hakkı tanındı.

Artık onlar, herkesten önce emekli olabilecek!

x x x

Peki, bu hak, sağlıkçılara da tanınsaydı,

fena mı olurdu?

Bu ülkede gece gündüz çalışan,

Ailesinden, çocuğundan ve sevdiklerinden uzak kalan,

Normal bir memurun kırk saatlik mesaisini,

İki günde tamamlayan,

doktorun, hemşirenin, sağlık memurunun, ATT’nin

hakkı değil midir yıpranma payı?

Durun ve düşünün bir kere,

Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim edin,

Sağlıkçılara da böyle bir hak, çok geçmeden verin.

Son söz:

#yıpranmapayı sağlıkçıların hakkıdır!

#yıpranmapayı senin hakkındır!

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Somali’de 1 hafta

Dr. Ercüment Tombalak
Dr. Ercüment Tombalak

Somali, Afrika Boynuzu olarak adlandırdığımız bölgede bulunmaktadır.  Afrika Boynuzu’nu, doğu ucu Hint Okyanusu’nda, kuzey kısmı doğu-batı doğrultusunda Aden Körfezi kıyıları ve kuzey-güney tarafını ise kuzeyde Tacura Körfezi’nden güneyde Tana nehrinde olacak şekilde bir üçgen olarak düşünmek mümkündür. Bu ülke Afrika’nın en büyük kıyı şeridine ve paha biçilemez  balık çeşitliliğine sahip ülkesidir.

20130215_120147

9 Şubat-17 Şubat 2013 tarihleri arasında Yeryüzü Doktorları Derneği aracılığıyla Somali’nin başkenti Mogadişu’da gönüllü genel cerrahi asistan hekimi olarak bulundum. Gitmeden önce daha önce buraya gelen meslektaşlarım tarafından yeterince bilgilendirildiğimden beni nelerin beklediğini az çok tahmin ediyordum . Somali denildiğinde çoğu insanın aklına gazetelerde görmeye alıştığı felaket ve sefalet haberleri gelir.  Geçirdiğim 1 haftalık süre içerisinde bu duruma canlı tanıklık etme fırsatım oldu. Somali’ye adımımı attığım ilk andan itibaren baktığım her yerde yardıma muhtaç, hayatlarının her anında sefaleti sonuna kadar yaşayan insanları gördüm.  Öncelikli gidiş amacımız açlık, kuraklık ve ekonomik sıkıntılarla boğuşan Somali’de tedavi ve acil cerrahi müdahale ihtiyacı olan halka yönelik sağlık yardımlarında bulunmaktı. Ayrıca  Somali’de ilk kez tıpta uzmanlık eğitimini başlatmak amaçlı çalışmalarda da bulunacaktık. 1 hafta boyunca Mogadişu Al- Shifa Hospital’de yüzlerce hastaya poliklinik hizmeti verdik ,acil cerrahi müdahale ihtiyacı olan 21 hastanın ameliyatını gerçekleştirdik. Bazen içinden çıkamadığımız ,branşımız ile  ilgili olmayan  hastaları  çektiğimiz fotoğraflarla internet aracılığıyla Türkiye’deki meslektaşlarıma ya da hocalarıma danıştım. Genelde aldığım cevap daha ileri görüntüleme yöntemi  ile  tekrar danışmam yönündeydi. Fakat çoğu meslektaşımın ya da hocam’ın bilmediği şey Somalide en ileri görüntüleme yönteminin Direkt Grafi ve 2-3 hastanede bulunan USG olduğuydu.  Çalıştığım Al- Shifa Hospital Somali’de iç savaş ve dış müdahaleler sonucu çöken sağlık sistemine destek amacıyla Yeryüzü Doktorları Derneği’nin girişimleriyle kurulan bir hastane. Burada bölge insanına ileri düzeyde sağlık hizmetleri ücretsiz olarak sunuluyor. Orada bulunduğum 1 haftalık süre içerisinde görme fırsatı olduğum bir diğer hastane ise Benadir Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi. Bir oda da 15-20’den fazla yatan  hasta ,yaraların üzerinde uçuşan sinekler , burunları yakan ağır bir koku… Burayı görünce Sifa Hastanesinin ülkedeki en ileri sağlık merkezlerinden biri olduğunu anladım.  Ameliyat etmeden önce ameliyatının çok riskli olduğu, ölebileceği konusunda  bilgi verdiğim bir hastanın şu sözü hiç aklımdan çıkmayacak gibi duruyor. “Hocam, Somali’de  hergün yüzlerce insan hiçbir sebep olmadan ölüyor. Varsın ameliyat sırasında öleyim en azından bir sebebim olur.” Bu konuşma, insanların ne kadar çaresiz durumda olduğunu gösterir nitelikteydi.

20130214_155646

Orada bulunduğum süre içerisinde gerçekleştirdiğimiz bir önemli olay ise  Benadir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde  hocamın önderliğinde  Somali’nin en büyük problemi olan uzman hekim eksikliğini gidermek amacıyla Tıpta Uzmanlık Sınavını gerçekleştirerek Genel Cerrahi ve Acil Travma Cerrahisi alanlarında ihtisas yapmak amaçlı toplam on adet asistan hekim alımı gerçekleştirdik.

    DSCN6633

Bu bir haftalık süre içerisinde Somali’de ki tüm açlık ve sefalete rağmen insanlardaki  umut ve iradeyi görmek bizi çok mutlu etti. İnsanların gözlerindeki umut ışığı ve minnet duygusu beni bir sonraki gidişim için cesaretlendirdi.

DSCN6646

Dr.Ercüment TOMBALAK

İstanbul Medeniyet Üni. Göztepe E.A.H

Genel Cerrahi Kliniği

www.ofbeabi.com kurucusu

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Yan Gelip Yatmışlar

fatih_bati
Uz. Dr. Fatih BATI

12 Eylül 2013 sabahı,
hafızaları rahatsız eden
bir günün sabahı.

Gün güneşli de başlasa
darbeyle anılan ülkemin karanlık sabahı…

Günün haberleri güne dair yazılanlara bakarken
birşey dikkatimi çekiyor, yine kanı beynime sıçratan!
İki sağlık çalışanı yan gelmiş yatıyor!

İsteseler doğrulacaklar ama yapamıyorlar,
çünkü onlar sağlık sunarken sağlığından olanlar!

Ne kadar tandık dimi artık
bu sahneler
Ve ne kadar içimizi parçalıyor
İnanılır gibi değil,hala haber değeri de taşıyor!

Meclisimizden çıkamayan sağlıkta şiddet yasası,
bir sonbahara kalmışken,
sağlık çalışanlarının “son”u geliyor belki de.
Hatta bazılarımıza “son” olmadı mı zaten.
Nur içinde yat Dr. Ersin Arslan …

Bildiğim ve emin olduğum tek şey var artık; Allah’a emanetiz.

Van’da saldırıya uğrayan sürücüme, acil tıp teknisyenime, paramediğime acil şifalar.

Halen vicdanında eser kalanlara da saygılar…

“Eskiden sağlık çalışanları el üstündeydi, şimdi sedye üstündeler”

Uzm.Dr. Fatih BATI
www.twitter.com/drfatihbati

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Maaşlar azalacak

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

Bilinen bir sözle başlayalım…

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet-i cihanda bir nefes sıhhat gibi”

Dünyanın sultanı bile olsanız, sağlık olmayınca hiçbir anlamı olmuyor. Yaklaşık beş yüz yıl önce Kanuni Sultan Süleyman tarafından kaleme alınan bu satırlar; bu durumun en “özlü” kanıtı.

Ancak modern dünyada, artık sağlığın da bir bedeli var.

Diğer bir deyişle, yaşayan her insan, her devlet için bir maliyet; ve dünya devletleri artık bu maliyetin altından kalkamıyor. Kısacası gelir gideri karşılamıyor.

ABD’de zenginler, fakirlerin sağlığı bizim “sorunumuz” değil diyor. Avrupa’da pek çok ülke sağlık harcamalarında kısıntıya gidiyor.

Bir yandan iyi gelire sahip olup daha fazla sağlık hizmeti isteyenler, diğer tarafta parası olmayıp “sadece yaşamak” için sağlık isteyenler.

Ortada ciddi bir tezat ve ciddi bir “etikonomik” tartışma var.

Bu “etikonomik” tartışma, Türkiye’de yeni yeni başlıyor ve ilerleyen dönemde daha da çok tartışılacağa benziyor.

Sosyal Güvenlik Kurumu doktorlara seslenmeye az tetkik yapın demeye başladı bile.

Sağlık Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu, ödemeler dengesi sebebiyle daha fazla karşı karşıya gelecek gibi duruyor.

Performans sisteminin masrafa yol açtığı konusunda üst düzey yetkililerin yaptığı açıklamalar ise, zamanlaması açısından oldukça manidar.

Akla gelen soru ise şu:

“Parayı yöneten mi sağlık politikasını oluşturmalı, sağlık politikasını oluşturan mı parayı yönetmeli?”

Biz hekimlerin ise esas merak ettiği soru şu:

Bu masraflar hekim gelirlerinde kesintiye yol açacak mı, açmayacak mı?

ABD’de hekim maaşlarında kesintilerin “azar azar” başladığını göz önüne alırsak; bu ihtimal ekonomik gerçekler çerçevesinde çok da uzak olmasa gerek.

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

Sesli Dinlemek İçin  Barkod Okuyucunuzu Tutun

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Genç Hekimler ne istiyor?

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU
Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

Ülkemiz tıp fakültelerinden mezun her hekim devlet hizmet yükümlüsü; diğer bir deyişle mecburi hizmet tutsağı. Bu tutsaklığın en dramatik yanı, onların bu tutukluluğa sebep olacak hiçbir suç işlememiş olmaları. Parçalanan aileler, büyük şehirlerde kalmak için yapılan “istenmeyen” evlilikler ve ana-babasız büyüyen bebelerin tüm sorumlusu bu kanun.

Biz bunları söylediğimizde şöyle tepkiler alıyoruz; asker de, polis de, hakim de mecburi hizmet yapıyor.

İyi de güzel kardeşim; itirazım var!

Ben okurken asker ya da polis gibi  sigortalı değildim; hiç öğrenci maaşı almadım! Sağlık güvencem bile olmadı; tıp kitaplarıma ise kimse beş beş para saymadı!

Gelelim hakim ve savcılara. Hukuk fakültesi mezunu olup, diploması olmayan hukukçu var mı? Sıkıysa olmasın. Sonuna kadar üstüne giderler!!!

Diplomalı hukukçulardan; hakim ya da savcı olmak isteyenler, altını çiziyorum “olmak isteyenler” mecburi hizmete tabiler. Yani isteyenler!

Ancak durum biz de farklı! Biz herhangi bir seçenek sunulmadan direk mecburi hizmete tabiyiz. Biz devlet memuru olmak istedik mi? Belki manav açacağım ya da devlette çalışmak istemiyorum? Olamaz mı? Ben devlet memuru olmayı seçmedim ki! Zorla devlet memuru yapıldım. O zaman ortada bir hukuksuzluk yok mu?

x x x

Kısacası mecburi hizmet yükümlüleri seçmedikleri bir yola sokuldular…

Hayatları, aileleri ve de gelecekleri ipotek altına alındı. Bu durum hukuksuzdur. Neden?

Mevcut anayasamızdan ilerleyelim;

Madde 48 der ki “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir”

Ben bir hekim olarak dilediğim alanda çalışamıyor ve yapmadığım sözleşmeye tabi tutuluyorum. Özel teşebbüs hakkım ise kısıtlanıyor.

Madde 41 der ki “Aile Türk toplumunun temelidir. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ve uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.”

Peki; istenmeyen mecburi hizmet uğruna, ailesi parçalananlara ne demeli? Bunun neresi demokrasi, adalet ya da hukuk?

x x x

Ülkenin bir kısmında doktor açığı olabilir. Kabul ediyorum. Ancak bunun yolu, bu insanların boynuna tasma takıp, koyun gibi istediğiniz yere sürmekten geçmemektedir. Gidin Avustralya’yı ya da Kanada’yı inceleyin. Her sorunun bir çözümü var!

Eğer serbest piyasa ekonomisinden bahsediyorsak, imkansız yerlere imkan götürenlere madden ve manen karşılığını verin.

Genç hekimler daha fazla demokrasi, daha fazla hürriyet istiyor. Devletin kendilerine sahip çıkmasını arzu ediyor.

Peki devlet nedir?

Devlet bir toplum sözleşmesidir.

Devlet neden kurulur?

Devlet, bireylerin ortak çıkarlarını korumak, adaleti sağlamak ve o toprağın üzerindekileri kucaklamak için kurulur.

Devlet birini kucaklar, diğerini dışlarsa ne olur?

Anarşi olur, kaos olur…

Bugün Türkiye’de yaşayan genç hekimler, devletle olan toplumsal sözleşmenin bir tarafı ise, hakkı olan adaleti istemek de, analarının ak sütü gibi helal! 

Desteğin önemli!

 Takip et: @drozgurs

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

bugün günlerden izmir

izmir

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU
Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLUi

 

Bir başkadır İzmir,

değildir dışarıdan göründüğü gibi.

Harbiden de sokakları hem kız hem deniz kokar İzmir’in…

Selanik’tir İzmir,

Balkan’dır İzmir,

Oradan bir parçadır İzmir!

İşgal nedir,

İşgalci nedir çok iyi bilir İzmir.

Türkiye’nin güzel kızıdır İzmir,

Seversin, kızarsın, bağlanırsın

ama kopamazsın!

Muhalefettir İzmir!

İktidar olmaya üşenir.

Çünkü iktidarı devrimdir İzmirlinin,

ama önce buna değmesi gerekir…

Sevap niyetine dökülen bedava lokmadır İzmir,

Kordon’dur İzmir!

Boğazına değil, yüreğine dolanır…

Efe torunu olmaktır İzmir,

Öyle haksızlığa, zulme, adaletsizliğe geçit vermemektir.

Gaza gelen efeleri gazla durduramamak demektir…

Bağımsızlıktır,

özgürlüktür ve çağdaş Türkiye’nin geleceğidir İzmir,

9 Eylüldür,

Çünkü Kurtuluştur…

 

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Hak ve batıl din ayrımı üzerine – 1

Dr.Uzala
Dr.Uzala

Tarihin en büyük mücadeleleri ekonomik kökende yapıldığı kadar bir o kadar da din kökenli olmuştur. Hatta çoğu ekonomik nedenli savaşın da din ile körüklendiği düşünülürse insanoğlunun varoluşundan beri dinin insan hayatında etki bakımından çok kuvvetli olduğu söylenebilir.

Bugün yapılan kapsamlı bir araştırmaya göre dünya nüfusunun %84 ünün bir dine mensup olduğu tespit edilmiş. Bu büyük payın içerisinde yaklaşık %32 sini hristiyan, %23 ünü müslümanlar, % 15 ini hindular, %7 sini budistler , %6 lık kısmını ise yerel inançlara sahip kişiler oluşturmaktadır. İlginç bir şekilde dünyada her alanda etkin olan yahudilik mensupları ise mevcut paydanın %0,2 olarak gözükmektedir. Geriye kalan %16 lık kısmının ise inanç sahibi olmadığı bildirilmiştir.(1) 

Bu linkteki tabloyu mutlaka incelemenizi öneririm

Bu açıdan bakıldığında dünya nüfusunun yaklaşık %80 inin hayatında dinin yer aldığını görebiliyoruz. Bugün dünyada yer alan başlıca 5 dinin ortak amacının insanoğlunu iyiye ve güzele kılavuzlamak, bu dünyada da ölüm sonrası dünyada da mutlu olmasını sağlamak olduğunu söyleyebiliriz. Buna kendi kutsal kitap veya öğretilerinden de sayısız örnek gösterilebilinir. Dinler sadece bu yönü ile değerlendirildiğinde insanoğluna daha sağlam bir ahlak çatısı sunmaya çalışırken bu yöntemle güzel bir dünya oluşturmayı da hedeflemektedir. Fakat tarih boyunca bir çok ‘kötü ‘ kavramı altında sınıfladığımız hırsızlık, gasp, kasten adam öldürme, tecavüz gibi suçların dünyada yaygınlığının sürmesi ve bunun dine mensup toplumlar içinde de sık olarak görülmesi bilimin ve felsefenin tarih boyunca da sürekli ilgisini çekmiştir. Suç dediğimiz ve toplumsal normca da yanlışlığı kabul edilen bu davranışların dışında bireysel olarak günlük hayatımızda da dedikodu yapmak, iftirada bulunmak, yalan söylemek gibi ahlaksal açıdan kötü kabul edilen eylemler de toplumun erdemsel olarak yükselmesine engel oluyor gibi gözükmektedir. Bu durumda şu soru sorulabilir mi? Bugünkü kaotik ortamda dinlerin vadettiği uygun ortam olmadığı düşünülürse dinler ve onları ulaştırdığı öğretiler de mi yetersizlik vardır yoksa mevcut dinlerin ahlaksal açıdan yeterli olduğu düşünülürse, insanoğlu dinine uyum göstermede samimiyetsiz midir? 

Bugün ve daha sonraki yazılarımızda irdeleyeceğimiz konular elbetteki Allah’ ın varlığı veya insanın yaratılışının bilimsel ve felsefi delilleri hakkında olmayacak. Bu konunun uzmanlarından yeterli destek alınırsa elbette bununla ilgili de güzel bir çalışma hazırlanabilir. Bu ve bundan sonraki sayılar daha çok Kuran’ ın neden doğru anlaşılamadığı üzerine olacak ve biz Kuran’ ın üzerinde bin seneden beri kaldırılamayan tozları kaldırmakla uğraşacağız. Umarız Allah’ın izni ile yazılarımız amacına ulaşır da o tozlu raflardan Kuran’ı tekrar ele alıp üzerine düşünmek mümkün olur. 

Bugün İslam dünyasına bakıldığında İslam dünyasının insanoğlu için lider bir konumda yer almadığını görmekteyiz. Gerçekten de bilimsel ve teknolojik ilerlemeler alanında özellikle son bin yıldan beri hristiyanlık dini ve yahudilerin ağırlıklı olmak üzere diğer dinlerin katkısı daha fazla görünmektedir. Francis Ghiles * Nature dergisindeki bir makalesinde bu durumu şöyle özetliyor:

“Bin yıl önce Müslüman bilimi doruk noktasında iken bilime ve özellikle matematik ile tıbba çarpıcı katkılar yaptı. İslâm dünyası görkemli günlerinde Bağdat’ta ve Güney İspanya’da binlerce kişinin akın ettiği üniversiteler kurdu. Yöneticiler çevrelerini bilim adamı ve sanatçılarla doldurdular. Museviler, Hristiyanlar ve Müslümanlar özgürlük ruhu içinde yan yana çalışabildiler. Bu gün tüm bunlar birer anıdan başka bir şey değildir.”

Diğer yandan Kuzey Afrika ülkelerinden Ortadoğu ve Kafkasyaya uzanan İslam ülkelerinin ağırlıkta bulunduğu coğrafyada hem idari hem ekonomik istikrar yüzyıllardan beri yakalanamamaktadır. Peki burada hangi sebeplerle işler düzgün gitmemektedir? Bugün hristiyanlık ve diğer dinler coğrafyasının özellikle bilimde son 500 yıldır kaydettiği ilerleme yadsınabilecek düzeyde değildir. Bugün hristiyan dünyasında sahip olunan eleştirel akıl İslam dünyasında neden aynı şekilde kullanılamamaktadır? Halbuki Kuran aklı kullanma konusunda apaçık ayetleri vermiştir:

Yunus suresi 100. AYET:

Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.

Enfal Suresi 22.AYET:

Şüphesiz, yeryüzündeki hareket eden canlıların Allah katında en kötüsü, aklını işletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.

Bu iki ayet bile akıl konusunda son derece uyarıcı ayetlerdir. Bunun dışında Kuran’ da aklı kullanmaya teşvik eden doğrudan akıl ve düşünmek filinden türeyen kelimelerin geçtiği 60’ ın üzerinde ayet vardır. (3)Buna rağmen İslam dünyası son bin yıldır neden arzu edilen istenilen arzu edilen seviyeye gelememiştir. Halbuki Yüce Allah Kuran’ da şöyle der:

Nur Suresi 55.AYET:

‘’Allah; sizin,iman edip hayra ve barışa yönelik iyilikler yapanlarınıza şu vaatte bulunmuştur: Onlardan öncekileri halef kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka halef kılacak. Onlar için beğenip seçtiği dinlerini yine onlar için güç kaynağı yapacak, onların korkularının arkasından mutlaka güvene ulaştıracak. Bana kulluk/ibadet edecekler, hiçbir şeyi bana ortak koşmayacaklar…’’

Peki böyle bir ayeti söyleyen Yüce Allah’ın sözünün garantisi var mıdır? Elbette vardır Kuran’a tekrar döndüğümüzde 

Nur Suresi 60. AYET: 

‘’O halde, sabret! Kuşkun olmasın ki, Allah’ın vaadi haktır. İmanı kemale ermemişler seni hafifliğe sevk etmesinler/ seni küçümseyemeyeceklerdir.’’

Peki sözünde duracağını vaad eden ve de doğru yol için cesaretlendiren Yüce Allah’ın bu sözüne rağmen bugünkü mevcut sorunun kaynağı nedir?

Nur Suresi 55. ayeti tamamlayalım:

‘’…Bundan sonra nankörlük edenlerse, yoldan sapanların ta kendileridir.’’

Görüldüğü üzere nankörlüğün karşılığı bu dünyada sapkınlık olarak geri dönmektedir. Peki nankörlük denirken kastedilen nedir? ‘Nankör’ ün kelime anlamı Türk Dil Kurumu sözlüğünde ‘Kendisine yapılan iyiliğin değerini bilmeyen, iyilik bilmez’ kelime anlamında kullanılmıştır .(4) Burada yoldan sapanlar ile nankörlük edenler eş tutulmuştur. Ayet iyice incelendiğinde farkedilen şudur: İslamdan önce çeşitli topluluklar dünyada belirli bölgelerde egemen olmuşlar, bu kavimler ayette de geçen ‘öncekinin-birbirinin yerine geçen’(5) anlamına gelen halef kelimesindeki gibi medeniyette birbirlerinin yerine zamanla geçmişlerdir. Allah İslam’ ı beğenip seçtiği din olarak belirtip İslam’ın tekrar egemen olacağı sözünü vermiştir.(*) Fakat buradaki şart son kelimelerde saklıdır; 

‘Bana kulluk/ibadet edecekler,hiçbirşeyi bana ortak koşmayacaklar.’

Bu sıradan bir cümle değildir; bugün İslam Dünyasında’ da yaygın olarak kabul görmüş, namazın temel surelerinden birini oluşturan Fatiha suresinin 5.ayeti içinde de özellikle belirtilmiştir.

‘Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.’ 

Buradaki ibadet kelimesi önemlidir. İbadet Türkçe bir kelime olmayıp, Arapça bir sözcük olan “عبادة – ibâdet”, mastardır. Sözlük anlamı; kulluk yapmak, kölelik etmek, kayıtsız şartsız teslim olmak, itaat etmek ve boyun eğmek demektir.
Bu noktada farkedilen, kelime anlamında da geçtiği üzere şudur; sadece Allah’a itaat etmek. Bu da ancak onun koyduğu hükümlere itaat etmekle olur.Onun verdiği hükümler ise İslam dini için Kuran ile sınırlandırılmıştır
Yine Nur suresi 55. Ayetteki şartlardan birisi ‘hiçbirşeyi bana ortak koşmayacaklar’ ifadesidir. Burada ifade edilen yine Fatiha suresinin 5. Ayetinde ‘yalnız senden yardım dileriz’ ifadesi ile tamamlayıcı olarak desteklenmiştir. Hatta daha dikkatli düşünüldüğünde şirk koşan birisi zaten Allah’a boyun eğmiş de olmaz.

Buraya kadar bağlantılı ayetlere baktığımız zaman bile bugünkü İslam dünyasında dinin yanlış algılanmasındaki ilk hatalarından birinin buradan başladığını düşünebilir miyiz? Yani Allah’ teslim olmamak, boyun eğmemek ve ortak-şirk koşmak. Sonuçta insan hem ahirette hem de dünyada rezil olma ile giden bir sapkınlık ve nankörlük sürecine kendi kendini sevk eder olmuştur. Elbetteki, ortalama olarak normal sosyal ve sayısal IQ ya sahip olduğunu düşündüğümüz İslam dünyasındaki milyonlarca insanın toplumlarının lider konumda olamaması çoğunluğun bunu topyekün bilerek yapmasına bağlanamaz.

Haftaya: “Şirk – affedilmez günah”

Dr.Uzala

uzala85@gmail.com

Kaynaklar

1-http://www.pewforum.org/global-religiou … -exec.aspx A Report on the Size and Distribution of the World’s Major Religious Groups as of 2010

2-http://www.pewforum.org/uploadedImages/ … groups.png

3-2:13 ,2:44 -2:73 -2:75 -2:76 -2:170 -2:171 -2:179 -2:197 -2:242 -2:269 -2:282 -3:7 -3:65 -3:118 -3:190 -4:5 -5:58 -5:100 -5:103 -6:32 -6:140 -6:151 -7:66 -7:67 -7:169 -8:22 -10:16 -10:42 -10:100 -11:51 -11:78 -11:87 -12:2 -12:109 -12:111 -13:4 -13:19 -14:52 -16:12 -16:67 -21:10 -21:67 -22:46 -23:80 -24:61 -25:44 -26:28 -28:60 -29:35 -29:43 -29:63 -30:24 -30:28 -36:62 -36:68 -37:47 -37:138 -38:29 -38:43 -39:9 -39:18 -39:21 -39:43 -40:54 -40:67 -43:3 -45:5 -49:4 -56:19 -57:17 -59:14 -65:10 -67:10 -89:5 –

4 –http://www.tdksozluk.com/s/nankor/

5-Http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.51969ed1913336.85834497

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları Kültür

Baban savaşmanı asla istemezdi

Bu sözler yabancı gelmeyecek:

– “Hipokrat andı içtin bakacaksın!”

– “Bakmak zorundasın!”

– “Hele bir bakma!”

Yok kardeşim böyle bir şey:

Bu, yeni çağın romantik duyguları ile oluşturulmuş hayalci bir bakış açısı…

Gelin biz işin özüne, iki bin beş yüz yıl önceye dönelim:

Yunanlılar ve Persler süreğen bir savaş halindedir.

Bu dönemde Pers Kralı Artaxerxes’in (M.Ö. 465 – M.Ö. 424), ordusunda büyük bir salgın ortaya çıkar.

Artaxerxes bu soruna çözüm bulamaz ve en sonunda ezeli düşmanı Yunanlıların efsanevi hekimi Hipokrat’tan yardım istemek zorunda kalır. Bir heyet hazırlar ve Hipokrat’tan yardım ister. Hipokrat’a bin bir türlü altın ve gümüş hediyeler sunulur.

Hipokrat tüm hediyeleri ve yardım taleplerini kesin bir dille red eder.

Artaxerxes, Hipokrat bu tedaviyi yapmazsa; Yunan şehirlerini yakıp yıkacağını kesin bir dille kendisine iletir…

Hipokrat böyle bir tehditin içinin boş olduğunu; hekimlik mesleğinin gerektirdiği tüm özgürlüğü Yunan Devleti’nin verdiğini söyler ve bir daha böyle bir teklifle kendisine gelinmemesini ister.

Hipokratın vatanseverliği “başkalarının savaşına ve savaşın insanlarına” üstün gelir.

Kısacası Hipokrat “başkalarının savaşında” hekimlik sanatını uygulamayı kesin bir dille red eder.

İşte 18. yüzyılda yapılan bu oryantalist tabloda o hikaye anlatılmaktadır

Fransız oryantalist ressam Anne-Louis Girodet (1767-1824) tarafından 1793 yılında yapılan yukarıdaki tabloda Hipokrat’tan yardım isteyen İran heyetinin getirdiği altın ve gümüşlük gibi hediyeleri büyük tıpçının geri çevirdiği olayı işlenmektedir.

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Bunlar senin cebinden çıkıyor

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU
Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

Bugün kendime reçete yazdım o da ne?

İnsanız ya;

Hasta oluyoruz,

Anamıza, babamıza, karımıza reçete yazıyoruz!

Buraya kadar sorun yok.

Ya Sonra?

Eczaneye gidiyoruz…

Reçete katılım payı, para!

İlaç katılım payı, para!

Muayene ücreti, para!

Para, para, para…

Hadi bunları da geçtim;

Kendi reçeteme neden para ödüyorum?

Muayeneyi ben yapıyorum!

Hizmeti ben üretiyorum!

Parayı yine ben ödüyorum!

Üç beş lira deyip geçmeyin,

Milyarlar ediyor bunlar,

Sistem böyle dönüyor!

Size ekonomik bir sır vereyim mi?

“Bence” bu ülke ilaca beş kuruş harcamıyor!

Çünkü sen ödüyorsun!

Ben ödüyorum…

Maaşından kesilenler mi?

Onun için SABİM’i ara!

 

Uz.Dr.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü