Kategoriler
Duyurular Haberler Köşe Yazıları

Sağlık Politikası: “Tabipler Birliği, Hükümet’e destek verdi!”

Sağlık Politikası: “Tabipler Birliği, Hükümet’e destek verdi!”

Bu reform ne getiriyor, ne götürüyor?

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU’nun Köşe Yazısı:

İlk yazı için tıklayın

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

Amerika Birleşik Devletleri’nde, Kasım ayında yapılacak olan Başkanlık seçimleri yaklaşırken, “Obamacare” en ciddi gündem maddesi olmaya devam ediyor. Bizden bu kadar uzakta yaşanan tartışmanın, Türkiye’yi bu kadar yakından ilgilendirmesinin en önemli sebebi ise; Türkiye’de sağlık sigortası ve sosyal güvenlik alanında atılan adımların; “Obamacare’in” düzeltmeye çalıştığı yönlerle ciddi benzerlik göstermesi. Temelde “Obamacare” özel sigorta şirketlerinin toplum üzerinde yarattığı “sağlık hizmeti alamama sıkıntısını” ortadan kaldırmayı hedefliyor.

Neden Sağlık Reformu Obamacare olarak adlandırılıyor?

Demokratların ortaya koyduğu sağlık refomu yani “Health Care”; Cumhuriyetçilerin muhalefet stratejisinin bir parçası olarak “Obamacare” olarak adlandırılmaya başlandı. Kamuoyu da bu terimi tam aksine olumlu yönde benimsedi.  

Obamacare ekonomik anlamda ABD’ye neler getiriyor?

Mevcut sağlık reform paketi, ABD bütçesindeki açığı on yılda 143 milyar dolar azaltacak. Bir on yıl daha geçince, ABD’nin bütçe açığında 1 trilyon dolarlık azalma sağlanmış olacak.

Neler değişecek?

Çocuklar 26 yaşına kadar, anne babalarının sigortalarından faydalanacaklar. (Şu anda sınır 18 yaş)

Obamacare öncesinde kanser hastaları ve kronik hastalığı olanlar sigorta şirketleri tarafından kapsam dahiline alınamayabiliyordu; yeni sistemle bu gibi hastalıkları olanlar da sağlık sigortası şemsiyesi altına alınacak.

Düşük gelir grubunda yer alanların sağlık hizmeti alabilmesi için yılda 250 bin dolardan fazla kazanan Amerikalılara ek vergi gelecek. 2013 yılından itibaren bu gruba yüklenecek ek vergi oranı %3,8 olacak.

250 bin $ geliri olanlar yılda 450 $

500 bin $ geliri olanlar yılda 2.700 $

1 milyon $ geliri olanlar yılda 7.200 $

>5 milyon $ geliri olanlar yılda 43.200 $  ek vergi ödeyecek. Zaten tartışmanın esas noktasını da bu kısım oluşturuyor. Zengin Amerikalılar, fakir Amerikalıların sağlık harcamalarını karşılamak istemiyor.

ABD’de hali hazırda 40 milyon kişinin hiçbir sigortası bulunmuyor. Yeni yasa ile birlikte 32 milyon kişi sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınıyor. Ayrıca sigortası olmayan ABD’lilere federal cezalar geliyor. Reformun bu kısmı Türkiye’deki reform ile benzerlik gösteriyor. Buna göre, sağlık sigortası yaptırmayan Amerikalılar 2014 yılından itibaren ilk yıl 95 dolar ya da gelirlerinin yüzde 1’ini (hangisi büyükse) ceza olarak ödeyecekler.

İşsiz kalan sigortasız kalmayacak.

ABD’de İlaç fiyatlarını arttıran ‘doughnut hole’ sistemine son verilecek.

Sigorta şirketlerinin serbestliği ciddi ölçüde etkilenecek

Yasa yürürlüğe girdikten 6 ay sonradan itibaren, yaşam boyu sigorta şartı koyan sigorta planları geçersiz olacak. Ayrıca, sigorta şirketleri hastalığa yakalanan müşterilerinin sigortalarını iptal edemeyecek.

Peki, bu gelişmelerden en çok yararı hangi grup görecek?

30 milyonun üzerinde Amerikalı’nın sağlık sistemine dahil edilmesi hasta sayısını ve ilaç tüketimini arttıracak. Sonuç olarak ABD vatandaşlarının doktor ziyaret sayısı ve ilaç kullanımı artmış olacak. Dolayısıyla ABD’deki hastanelerin cirolarında ciddi artışlar görülecek.

Amerikan Tabipler Birliği bu konuda ne düşünüyor?

Amerikan Tabipler Birliği ise hekimlerin de Obamacare’den yararlanacak olması dolayısıyla mevcut düzenlemeyi destekliyor.

 

KAYNAKLAR

American Medical Association

The Patient Protection and Affordable Care Act (PPACA) (www.gpo.gov)

Thanksobamacare.org

Amerika Bülteni

americanlivewire.com

upworthy.com

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü


Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Ölmek ya da sürünmek

               Her şey başlarken ölmüş olsaydık; ailemizden başkası hatırlamazdı, mütevazı şekilde cenaze kaldırılırdı. Öyle üzüntülerle dolu bir ömür ya da para peşinde oltaya takılmış balıklar gibi harcamazdık zamanı.

                Ne bir eksik ne bir fazla nasıl başlamışsak öyle bitirirdik. Daha az kirlenirdik. Belki daha az mutlu olurduk ama hiç üzülmezdik. Yaşlanmazdık, aldatılmazdık, sürünmezdik… Ömrümüzü birinin bize yardım etmesini bekleyerek geçirmezdik. Yaşardık hayatı tadı damağımızdayken biterdi. Sıkılmadan hayat sevincimiz bitmeden…

                Her saniyenizin vazgeçilmez olması temennisiyle…

Şeyhzade Bilgin

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları Sizden Gelenler

Kirazlı Pasta

Hipokrat’ın yolundan giderken; vakit geçirmek için Avm’leri tercih ediyorsanız, pizzanın yanında elinizle cips yiyorsanız, ailece yediğimiz akşam yemekleri yerine brunchlar, üzerimizde yabancı kelimeler dolu t-shirtler varsa bize bir şey olmuş demektir.

Her gün iş ev 20 sene geçirmişsek akşam dinlediğimiz masallar bizde bağımlılık yapmış artık gözlerimizi kapatmadan da bir masalın kahramanı olabiliyoruz demektir.

Bu kadar yediklerimizin üzerine bir tatlı tarifi vermezsek olmaz. İsmi kirazlı pastadır. İçindekiler bir kiraz, bir bisküvi…  Sonrasında evli, mutlu, çocuklu bir aile… Ve kirazımızı bisküvinin üzerine koyacak büyük, siyah gözlü bir küçük… Serviste çok önemli Alman usulü olmayacak. Hızlı hızlıda yemeyeceğiz, tadını çıkara çıkara tadacağız. Bir akşam yemeği toplanacağız. Pastamızla dertlerimizi dostluğumuzu paylaşacağız. Pastamızın maddesi hayvan ya da çiçek yağı olmayacak. Samimiyet çocuksuluk gelecek her lokmada ağza…

Amerika’nın köylüsü olmaktansa kendimizin hası olmak iyidir. Hayat gönlümüzün tadını bozmasın, afiyet şeker olsun tatlınız.

Şeyhzade Bilgin 

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları Sizden Gelenler

ABD’deki Sağlık Reformu’nun Türkiye ile Ne İlgisi Var?

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

Obamacare vs. Türkiye

Dünya nüfusunun günden güne yaşlanması ve sağlık harcamalarının artması, tüm dünyadaki ülkelerin ekonomilerini tehdit eder hale gelmiş durumda.

Bu durumun en çarpıcı ve en ilginç örneği ise kuşkusuz Amerika Birleşik Devletleri:

Sağlığa yılda 2,6 trilyon dolar harcayıp, nüfusunun “bize göre” ciddi bir kısmının sağlık güvencesinden yoksun olması ise oldukça ilginç bir durum!

Amerikalılara göre ise bunun en ciddi sebebi “paraya dayalı” sağlık sigorta sistemi. Ortalama bir Amerikan ailesi, sağlık sigortasına yılda 20 bin dolar harcıyor. Tabi bu kadar parayı bulabilirse!

Bu kadar çok para harcamalarına rağmen, sistemin “paraya” ve “çalışmaya” dayalı olması Amerikan vatandaşlarını gördüğüm kadarıyla çok endişelendiriyor. Çünkü işsiz kalmak demek, sağlık sisteminin dışında kalmak demek anlamına geliyor.

Obama gariban babası!

Öncelikle şunu belirtmek isterim; Barack Obama tam bir gariban babası! Özellikle Afriko – Amerikanlar ve göçmenler Obama’yı çok seviyor. Çünkü onlara göre, Obama onlardan biri ve onların hislerinin temsilcisi.

Afriko – Amerikanlar, ABD’nin gelir seviyesi en düşük grubunu oluşturuyor ve işsiz kalma ihtimalleri diğer göçmen gruplarına göre daha yüksek.  Bu garantisizlik onları Obamacare’in doğal destekçileri haline getirmiş durumda.

Peki nedir bu Obamacare ve bu sağlık reformunun amacı nedir?

Partiler üstü Kongre Bütçe Dairesinin önceki gün açıkladığı rapora göre mevcut reform paketi ABD bütçesindeki açığı önümüzdeki 10 yılda 143 milyar dolar azaltacak. Sonraki 10 yılda ise bütçe açığını yaklaşık 1 trilyon dolar kapatacak.  Reformun, Amerikan federal bütçesine yükleyeceği 900 milyar dolardan fazla maliyetin büyük bölümü yıllık geliri 80 bin dolara kadar olanlara sağlık sigortası yaptırmaları için yapılacak sübvansiyonlara gidecek.

Obamacare temelde kimleri hedefliyor?

Obamacare temelde çocuklara, hastalara, sağlık sigortası olmayanlara ve işini kaybedenlere yönelik önlemleri içeriyor.

Çocuklar 26 yaşına kadar anne babalarının sigortalarına dahil olması,

Kanser olunca sağlık sistemi dışına atılmamak,

Sağlık sigortası olmayan 40 milyon! kişinin sağlık sigortası kapsamına alınması sayılabilecek önemli gelişmelerden.

Yazının devamı için tıklayın

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü


Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları Sizden Gelenler

“Hayatımın en soğuk kışı, o şehirde bir yaz gecesiydi”

“Hayatımın en soğuk kışı, San Francisco’da bir yaz gecesiydi”

Mark Twain

Hani bazen bir fotoğraf çekersiniz, bin söze bedel olur. İşte bazen de bir cümle söylersiniz bin kitaba bedel olur.

Bu satırları çok uzaklardan, Pasifik Okyanusunun kıyısı bir kentten San Francisco’dan yazıyorum.

Hani bazılarınızın hafızasına, TRT tarafından “bence zorla” kazınan San Francisco sokakları dizisinin doğal setinden. Yazları soğuk, kışları ılık, garip bir iklime sahip olan o yokuşlu şehirden.

Bir bavul dolusu t-shirt getirip, “öylesine” yanıma aldığım bir kazağı her gün giydiğim enterasan yerden.

Hani yolunuz düşerse gelmeyin demem ama düşmezse de açıkçası boşverin gitsin. Zaten geçerken uğradım diyebileceğiniz bir yer de, değil burası.

Dünyanın taa öteki tarafı.

Cobby, ABD’de ve Avrupa’nın “tescilli” en yaşlı şempanzesi

Herşey bir yana, şu kış mevzusunun vahamiyetini esas San Francisco Hayvanat Bahçesi’nde anladım.

Doğal yaşam alanı ılıman Orta – Afrika kuşağı olan şempanzenin Türkiye’deki sıcaklara inat! “battaniyesine” sarılıp masumca verdiği poz herşeyi anlatmaya yetiyordu.  Üşüyorum diyen bakışları, beni buralara neden getirdiniz isyanına karışıyor gibiydi.

Nihayetinde bir kez daha anladım:

Öyle ilginç bir dünyada yaşıyoruz ki; isteyen ve imkanı olan biri için her türlü aktivite, her türlü şans onun üzerinde var.

Dünya hepimizin kıymetini bilelim ama şempanzeleri üşütmeyelim.

Son Bir Not : ABD ve Avrupa’nın tescilli en yaşlı şempanzesi’nin yıllık check-up ‘larında yapılan Ekokardiyografi, PAAC, Ultrason işlemleri nasıl yapılmış bir göz atmanızı öneririm. tıklayın

 

 

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

twitter.com/drozgurs

Asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

 

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları Sizden Gelenler

Kır zincirlerini

Bu beyaz önlüğün ardına saklanıp sahile zincirlenmiş sandallar gibi bir o tarafa bir bu tarafa sürüklenip duruyoruz. Gelgitlerin arasında balıklarla sahilin gölgesin bir döngü tutturmuş gidiyoruz. Sınavlar, evraklar derken sandalın bütün tahtaları çürüyüp gidiyor; bir depremzede yarasının sarılışındaki mutluluğu görme isteği, dağlar ardında ki hasta teyzeme yardım etme isteği gibi pek çok şey… Günlük uğraşılar bir yandan sistem bir yandan yıpratıyor.

Adımlarımızı atmadan, sahile vurulmuş sandallar başlarından zincirleniyor. Sistem gözlerimizi kör etmeden zincirleri kırmalıyız. Sular çekilmeden gitmemiz gereken denizler, aşmamız gereken dağlar var. Günler gelip geçerken çürüyen sandallarımız kışın bir sobada yanıp gitmeden zincirleri kırmak lazım .

Her saniyenizin vazgeçilmez olması dileğiyle… 

Şeyhzade Bilgin

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

İlber Ortaylı yazdı: Dr.Refik Saydam

Sağlık ordusunun az bilinen komutanlarından Dr. Refik Saydam

Dr. Refik Saydam Türkiye’nin sağlık sorunlarını çözmeye yönelen bir öncüydü. Tifus aşısını I. Cihan Savaşı sırasında hazırlamış ve literatüre geçmiştir. Saydam, Türkiye’nin ilk sağlık bakanı, 1939-1942 yılları arasında da başbakandı.

Türkiye Cumhuriyeti, imparatorluk yıkıldığı ve Mudanya mütarekesi ile savaşı bitirdiği an, inanılmaz sağlık sorunları ile karşı karşıyaydı. Bunu Afrika ve güneydoğu Asya’daki herhangi bir toplumun yapısı açısından değerlendiremeyiz. Savaştan önceki toplumun adeta demografik yapısı büyük bir sarsıntıya uğramıştı. Sağlıklı ve üretken erkek nüfus cephelerde erimişti, yedek subay ve onbaşı savaşları denen Balkan’dan beri süregelen 10 yıllık çatışma Türkiye’deki sağlıklı genç nüfusu okullu veya okulsuz olsun bitirmişti. Sadece verem ve sıtma değil, bütün doğu Avrupa ve Rusya steplerindeki toplumlar gibi müzminleşmiş bulaşıcı hastalıklar da vardı. Aydınlar şok içindeydi. Abdullah Cevdet’in bize bugün çok gülünç gelen “damızlık erkek ithali” teklifi bu kötümserliği gösterir. Arnavutluk’ta olduğu gibi cüzzam, Güneydoğu bölgesinde trahom ve dışarıya açılmış bölgelerde frengi dahi buna dahildi. Şurası bir gerçektir, komutanların önderlik ettiği cumhuriyet askeri masrafları kısmış ve bütçesini eğitim ve sağlığa yönlendirmişti. Sulfamit ve penisilin gibi mucize ilaçların icat ve kullanılmasından çok önce birtakım bulaşıcı hastalıkların azaldığı, sıtma mücadelesinin önemli ölçüde başarıldığı biliniyor. Bunda hekimler ve sağlık personelinin rejimin inanmış taraftarları olmalarının ve fedakârca çalışmalarının payı büyüktür.

Dr. Refik Saydam, bir neslin içinde bu nitelikteki tıp adamlarından biriydi ve siyasi hayatında da bu yönüyle temayuz etmiştir.

Örgütçü bir askeri hekim olan Saydam Türkiye’nin ilk sağlık bakanıydı

Askeri eğitim gördü; Kuleli Askeri Lisesi’nden sonra Askeri Tıbbiye’de okudu; Alman tıbbı ile Berlin ve Danzig’teki askeri akademilerde tanıştı. Balkan Savaşı’nda orduya katıldı, örgütçü bir askeri hekimdi. Bakterioloji Enstitüsü’nü örgütledi. Tifus aşısını I. Cihan Savaşı sırasında hazırlamış ve literatüre geçmiştir. Eski orduların başlıca derdi olan tetanos ve dizanteriye karşı serumların üretilmesini sağladı, Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Samsun’a çıktı. 1920’den beri TBMM üyesi ve Türkiye’nin ilk sağlık bakanıydı. Büyük illerdeki devlet hastaneleri, doğumevleri ve Ankara’daki “Hıfzıssıhha Enstitüsü”, verem savaş dispanserleri onun eseridir. İsmet Paşa’ya sadık bir politikacıydı, Atatürk paşayı azledince Celal Bayar’ın kabinesine bu nedenle girmedi, 1939 ve 1942 yılları arasında başbakandı. O zaman sarfettiği; “Devlet idaresi A’dan Z’ye bozuktur” sözü sadece bazılarının gururunu incitmekle kalmadı, Başbakanın bazı ciddi çatışmalar içine girdiği bile söylendi; 70 yıl önce tam bugün 8 Temmuz 1942’de Pera Palas Oteli’ndeki mütevazı odasında hayatını kaybetti. Dr. Refik Saydam’ın herhangi bir tıp adamı hatta sağlık bakanından daha farklı bir yanı olduğunu şu icraatı gösterir; Nazi Almanyası’nın dışladığı ünlü çocuk doktoru Prof. Dr. Albert Eckstein ve eşi Dr. Erna sığınacakları yer olarak 1935’te Ankara’yı buldular. Sağlık bakanı Refik Saydam kendilerini bekliyordu ve hemen ertesi gün hararetle bakanlıkta kabul etti; Eckstein’in Numune Hastanesi’ndeki görevi dışında kendisinden asıl beklenen ülkenin sağlık envanterinin çıkartılmasıydı. Dr. Eckstein bu ek görevi heyecanla kabul etti. İki yıl süren örneklem yöntemiyle seçilmiş yüzlerce köydeki tarama ve anketleri çok ilginç sonuçlar getirir. Arnold Reissman’ın kaleme aldığı ve İş Bankası tarafından yayınlanan Gül Çağalı Güven’in çevirdiği kitapta bu ilginç araştırmayı ve sonuçlarını görürüz. Karşımızda elbette bir Batı Avrupa ülkesi yoktur; Dr. Eckstein’in buradayken tedavi edip tıp literatürüne kattığı “noma” gibi kangrenli bir çocuk hastalığı da vardır. Lakin üçüncü dünya ülkeleri ile karşılaştırılamayacak bir yapı da görülmektedir. Refik Saydam hayali bir kendini beğenmişlik veya ezbere bir bedbinlikle değil, araştırmaya dayalı politikalarla Türkiye’nin sağlık sorunlarını çözmeye yönelen bir öncü olduğunu göstermiştir.

Türkiye tıp adamlarına karşı gereken şükranı göstermiyor. Hatta hekimlere vaki saldırılar için de sağlık bakanlığı yetkililerinin söylevleri dışında ciddi cezai idari tedbirlerin hala alınmadığını görüyoruz. Bugün hiç değilse bazı kurumların Dr. Refik Saydam’ı andığını duymak isterdik.

Kaynak : Milliyet Gazetesi

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları Sizden Gelenler

Gel

Gel, gel de birbirimizin kadrini, kıymetini bilelim, çünkü, belli olmaz, birbirimizden ansızın ayrılabiliriz.

Büyükler güzel sözler kazandırmış hayat dağarcığımıza, lakin asılı kalmış oracıkta.

Mesleğimizle ilgili kötü şeyler yazmaktan yoruldum sıkıldım. Bu yüzden kalbimin sesini size duyurmak istiyorum.

Bugün bir dostla gezerken bembeyaz bir balıkçıl gördüm, sessiz sakin sadece yaradılışının gereğini yapıyordu. Yaşıyordu, yaşamak için uçuyordu, yapabileceğinin en güzelini gerçekleştiriyordu.

Sonra deniz kıyısına geldik. Masmavi sonsuz güzellik bembeyaz köpüklü dalgalarıyla kumları dövüp duruyordu, sormadan, bıkmadan usanmadan.

Derin derin içimize çektik o anlatmaya kelimelerin bile kifayetsiz kaldığı güzel kokuyu…

Paylaştık bizimmiş gibi, sanki başka kimse anlamazmış gibi.

Oysa biraz önce gördüğümüz balıkçıl, üstümüzde uçtu uçtu uçtu…. Her şey birden onunda oldu..

O an anladık ki, can emanet, canan emanet.

Sadece sevgi baki, sevgi sahibinin….

Selametle, sağlıcakla kalın..

Dr. Abdullah Güvenli

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları Sizden Gelenler

Hayaller 12 taksit peşin fiyatına

İnsan dediğimiz olgu duvarlarını kendisi örüyor. Hayatı boyunca kendisi esir edecek hayaller kurup onların esiri oluyor. Çoğu zaman bunlar yok olup gidiyor. Daha çok maddi hayalleri resmen zincirliyor insanı. Önce eğitim sonrasında ilk aşk ilk ekstre… Sonrasında iş hayatı iş ev derken birde evlilik ardından bir bakmışsın çocuk geliyor randevu bile almadan… Sürpriz gelen bir hasta bile bütün işleri aksatmaya yeterken bir birey güzel ama güzel işte… Erteletiyor bütün hayalleri bu da yan etkisi olsa gerek. İlk kredi kartı ilk kredi borçlanması ve yıllara vurulan borçlar… İnsan gelecekten borçlanması resmen bugününe hücre hayatı yaşatıyor. Sürpriz şeyler çıkıyor karşına hastalık, sağlık, sevmediğin insanlarla aynı yerde bulunmak boynundaki tasma zorluyor seni…

Manevi hayalleriyse daha uçuk olup bir ömrü esir edebiliyor. Hiç olmayacak şeylerin peşinden gitmiyor da değil hani. Hiç görmediği insanları beklemek… Hiç olamayacak konumlarda kendini görmek… Veya hayallerinin onda biri kadarının gerçekle alakalı olduğunu görmek insanı yormuyor da değil galiba.

Sürprizlerle mi yaşasak, yarını düşünmeden bugünü esir etmeden? Pek mantıklı gelmiyor ama bir elektrik kablosu gibi borçlarımızın çizgisinden yürümeye zorlamak; kendimizi, gelecek yerine bir hiç olmak daha kulağa hoş geliyor. İşimiz, ailemiz, sorumluluklarımız, sırtladığımız hayallerimiz olmazsa olmazımız ama bazen istemediğimiz yerlerde olmamızı sağlayan, ömrümüzü; sınırlayan bir kabuk oluyor. Sanırım en makul çözüm işinizin ve eşinizin hayallerinizin kahramanları olması gibi geliyor yoksa hayatımızın çizgisini yağmur damlaları gibi büyük su kanalları belirleyecek. Unutulup giden binlercesi gibi…

Her dakikanızın vazgeçilmez olması dileğiyle…

Şeyhzade Bilgin

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları Sizden Gelenler

Hayırlısı olsun, bir yenisi daha eklendi!

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

Bu yazıyı yazmama sebep olan haberle başlayalım: Mecburi hizmet kurası atamalarında büyük hata!

Tababet çileler yoludur desek, yanılmış olmayız herhalde.

Üniversitede bahar şenlikleri başlar; komite, kurul, finaller o zamana denk gelir “oh” diyemezsiniz…

Tıp fakültesi biter, mecburi hizmet ataması olur “oh” diyemezsiniz…

Uzmanlık biter, yine mecburi hizmet ataması olur “oh” diyemezsiniz…

Tahminimce ölünce de “ayrı muamele” yapacaklar ya pamuğu ya da suyu fazla verecekler yine “oh” diyemeyeceğiz.

“Oh” diyemiyoruz anladık da, “Ah” dediğimiz niye bu kadar çok şey var?

x x x

Alın size bir örnek:

“Mecburi hizmet atamaları”

Mecburi hizmeti, uygulanış biçimini, sebebini sonucunu “artık” geçtim de; şu dün yaşanan olaya anlam veremedim.

Hammurabi bile kanun çıkarırken bu kadar insafsız değildi yahu!

x x x

Şu metni tahminimce hayatınızın değişik dönemlerinde çok kere okumuşsunuzdur:

“Yükümlülerin, en geç 30 Şubat 2052 Pazartesi günü saat 18.00’de Sağlık Bakanlığı Genel Evrak Şube Müdürlüğünde olacak şekilde APS veya özel kargo şirketi ile göndermeleri gerekmektedir. Elden evrak teslim alınmayacaktır. APS veya özel kargo şirketi ile gönderilen belgelerin Sağlık Bakanlığına vaktinde ulaşmaması halinde sorumluluk Sağlık Bakanlığına ait değildir.

x x x

Peki adama sormazlar mı?

1. Beni atayan sensin, sorumluluk neden sana değil bana ait, ben mi istedim atanmak?

2. Hadi beni atamak istedin, ismim sende, herşeyim sende, anamın kızlık soyadına kadar biliyorsun, niye bir daha evrak istiyorsun? E – devlet sistemi şov amaçlı kurulan bir sistem mi?

3. Ben okulu bitirmişim, anam yok, babam yok, param yok, madem devlet için çalışacam niye bir de benden kargo parası vermemi bekliyorsun, onu da sen ödeyiversen ne olur?

x x x

Bir diğer anlamadığım mevzu tercih belgesinin matbu formu ulaşmaması durumunda sizi genel kuraya dahil etmeleri. Tercih yapsanız da oyunda “saylanmaz” durumu.

Bir nevi kavgada yumruk sayılmaz gibi bir şey !

İyi de kardeşim o zaman tercih yaptırmayın bilgisayardan.

Açık söyleyim ve yazayım: Biz de bıktık!

Biz artık devlette “hep haksız olma” durumundan gerçekten bıktık.

Hakkınız yeniyorsa dava açın, önerisini ise artık yemiyoruz çünkü dava sonuçlanana kadar geçen sürede doçent olmayı tercih ediyoruz(!)

x x x

Artık köhne bürokratik zihniyetlerin, teknolojiye vakıf olmayan, kalemle işlerini halletme peşinde koşan atıl beyinlerin, devlet yönetme iddiasından vazgeçmesini talep ediyoruz!

Ya teknolojiyi kullanın, ya da kullanmayın biz de bilelim.

İş doktoru atamaya gelince tebligat beş dakika sonra yayınlanır, ama iş hak aramayı gelince dava beş yıl sonra sonuçlanır.

Yeter artık!

Haksız mıyım?

Uz.Dr.M.Özgür NİFLİOĞLU

asistanhekim.org Kurucusu ve Editörü

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları Sizden Gelenler

Bağırıp Çağıran Sevgili Hasta Daha Sık Gelmelisin Odama

Aile hekimliği sisteminde haftanın bir günü yarım gün ev ziyaretlerimiz var, bunu kapımıza astık hastalarımız bilsin diye. Ben ziyaret günümdeysem, hastalarım öğlenden sonra gelmemeli, geliyorsa da hizmet alamıyorlarsa bundan kimse sorumlu değildir fakat mağdur olmasınlar diye ilk başlarda birbirimizin hastalarına bakalım dedik.
Bir buçuk yıl oldu hala öğrenemediler( Ya da bir hastamın dediği gibi nasıl olsa yazıyorlar diye geliyoruz) yaptığımız iyilik vazifemiz oldu. Bakmasak kavga çıkarıyorlar. Biraz önce bugün ev ziyaretimde olan hekim arkadaşımın hastası geldi( sivilcesine ilaç yazdıracakmış), bende kayıtlı olmadığı için misafir hasta olarak kayıt açmam gerektiğini söyledim ve kimliğini istedim. Kimliği yanında olmadığını ama T.C. kimlik numarasını söyleyebileceğini ifade etti. Bunu yeterli olmadığını kanunen kimlik gerekli olduğunu söyleyince ısrar etti. Kabul etmedim ve isterse şikayet edebileceğini söyledim.

’’ Şikayet etmeye bile değer değilsiniz’’ dedi nefretle.

 Hışımla odadan çıkarken kapıyı öyle bir vurdu ki önce duvar sallandı, ardından duvara tutturulmuş raflar, rafların üstündeki kitaplar. Bir süre kitaplarla bakıştık, onların suçuymuş gibi mahcup olmuşlardı.

-‘’Önemli değil, alıştım ben buna, alıştım üç kuruş değeri olmayan insanlardan hakaret duymaya, bakın en azından dayak yemedim ‘’dedim.

Ters etki yaptı daha bir utandılar sanki. Şiir kitapların kenarları nemlendi, becerseler göz yaşı akıtacaklar sanki,  onlar da pek hassas oluyorlar canım.

 Tutanamayanlardan Olric çıktı;

‘’Yapraklarını birbirine sürterek varlığını duyamazsın. Bir ormanda olmalıydın. Ölünceye kadar yerinden kımıldamayacağını bilen bir ağacın rahatlığını duymalıydın. Bütün ağaçlara bakarak, kimsenin yer değiştiremeyeceğini düşünerek, ferahlamalıydın. Hayır bir su yosunu olmalısın. Suyun serinliği ve ıslaklığını duyarak dalgalanmalısın. Bütün istediğin uçsuz bucaksız sudur ve her zaman bütünlüğüyle saracaktır seni.’’ dedi……şaşırdım haklısın diye geveledim.

‘’Kedi Hikayeleri ‘’ isimli öykü kitabından simsiyah bir kedi çıktı tembel tembel gerindi yalandı tekrar kitabın içinde kayboldu, belli ki benim hikayem onun umurunda değildi ve keyfini bozmaya niyeti yoktu, gülümsedim. Ben kendi görünce her zaman gülümserim zaten.

Onun yanında Sait Faik’in şiir kitabı vardı. Ayıp bir ismi var kitabın.

-‘’ Boş ver’’ dedi. Çapkınca güldü bir de öpücük gönderdi.

Diğer rafta şiir annemiz Gülten Akın bilge bir bakış attı bana ne güzel bir kadındır Gülten Akın.

‘’Kestim Kara Saçlarımı’’ isimli şiiri düştü aklıma. Saçlarıma baktım kıyamadım ama kalkıp kendime bir şiir seçtim, hepsini okudum azını buraya yazdım,

Zaman ikiye bölündü ansızın
Yağlı kurşun canevine girdi
Değmez efendim değmez
Bir karınca, dönek devrana
Başını çevirdi.
Cemal Süreya’nın ‘’Sevda Sözleri’’ şiir kitabından o sarsıntıyla en güzel sevda sözleri  dökülmüş sonradan fark ettim. Gittim tek tek topladım. Şimdi bir avuç dolusu sevda sözlerim var hepsini bağrıma bastım. Yanaklarım al al oldu.

En son Ömer Hayyam fırladı ‘’Semerkant ‘’ isimli kitaptan.

-‘’Beni unutma sakın, tüm şiirlerimi sevgilim Cihan’a söyleyecek değilim ya senin de kısmetine bir şeyler düşer elbet’’ dedi.

 En güzel rubailerinden birini söyledi bana;
Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim
Ceyhun nehri kanlı göz yaşımızdır bizim
Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler
Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim.

Kapıyı vurarak dışarı çıkan kadını düşündüm, iyi ki kimliğini unutmuşsun, ne güzel huysuzluğun üstündeymiş, kapımı hışımla vuracak kadar pervasız olman ne hoş bir rastlantı.

Uzun zaman olmuştu dostlarımla böyle güzel sohbet etmemiştim.
Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları Sizden Gelenler

Başka baharlar

Başka baharlarda yapacağımız o kadar şey var ki… Bugün ”öyle bir geçer zaman ki, dinle sevgili” den vakit bulamıyoruz. Gelecek sezon hangi dizi var bunu bilmeden gelecek baharda yapacağımız geziler, beklediğimiz aşklar,kazanacağımız sınavlar hep gelecek baharlarda…

Ve o kadar eminiz ki gelecek baharda yapacağımızdan bu baharı düşünmüyoruz. Tıpkı şuanı düşünmediğimiz gibi. O ”elin oğlu yapmış, kesin çalmıştır” dediğimiz insanlarda acaba dizilerin sezon finalini bekleyip gelecek bahara mı servetlerini katlamayı planlıyorlar?

Biz ”fatmagül’ün suçuna” çenemizi yoralım. Sonrada ülkemizin neden gelişmediğini, diğer ülkelerin servetlerine yorarız. Ülkelere esir olmadık ama elimizle tutsak edelim bir televizyona kendimizi. Bütün hayatımızı, hayallerimizi hep başka baharlara atalım sonra da başkası yapar zaten… Biz bir sezon daha izleyelim. Biz kendi filmimizin geçip gidecek bir şeymiş gibi beklerken…

Hayatımızın büyük bir kısmını seyrediyoruz. Bazen o kadar kaptırıyoruz ki kendimizi. Kendi filmimiz bir yana ”Ali Kaptan, Polat, Akbaba, Fatmagül” kahramanımız oluyor. Bizim yerimize onlara gülüyor,onlar üzülünce onlara ağlıyoruz. Film bitmeden mısırları atıp halimize gülüp ağlamaya başladığımız zaman işte o bahar gelecek. Filmin sonu gelmeden umarım o baharı görürüz…

Yoksa bu film bir odanın içinde kapalı gişe oynayacak….

Her saniyenizin unutulmaz bir ömür olması dileğiyle….

Şeyhzade Bilgin