Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Özgürlük ve Serbest Hekimlik

Atilla Yayla (Zaman)
Özgürlük büyülü bir kelime; özellikle başı sıkışanlar için. Bu yüzden olsa gerek, yerli yersiz, doğru yanlış, sık sık kullanılır.

Bireylerin olduğu kadar ülkelerin de özgürlüğünden söz edilir. Meselâ, Amerikan filmlerinde, kahramanlar, her fırsatta, “burası özgür bir ülke” der. Özgürlük teorisinden habersiz olanlar, bu kullanımdaki özgürlüğün bireye atfedilen özgürlükle aynı duruma tekabül ettiğini zanneder. Oysa “özgür bir ülke”nin tam karşılığı “özgürlükçü bir ülke”dir. Daha açık söylemek gerekirse, bireylerin özgür olduğu bir siyasî ünitedir.

Özgürlük gruplara, sınıflara, halklara değil bireylere ait, bireylerin içinde bulunduğu durumla ilgili bir değer. Bundan dolayı, onu bireysel özgürlük olarak adlandırmak daha doğru. Soyut ve genel bir değer olan bireysel özgürlük, bireylerin hayatının değişik alanlarında tezahür eder. Söz gelişi, bir birey, özgürse, hangi dine inanıp inanmayacağını (din ve vicdan özgürlüğü); konular ve sorunlar hakkında ne söyleyip söylemeyeceğini (ifade özgürlüğü), nereye gidip gitmeyeceğini (seyahat özgürlüğü), nerede yaşayıp yaşamayacağını (yerleşme özgürlüğü), hangi insan birliğine girip girmeyeceğini (örgütlenme özgürlüğü) kendisi seçer. Bu, şüphesiz, bireylerin bu alanlarda sonsuz hareket kabiliyetine sahip olduğunu göstermez. Her bireyin soyut özgürlüğünü nasıl kullanacağı ve kullanabileceği, onun kendisiyle ilgili imkân ve kabiliyetlerine ve içinde bulunduğu ortamların niteliğine bağlı olacaktır. Ama, bir teşhis edilebilir otorite, onu, keyfi olarak, negatif diskriminasyona [ayrımcılığa] tabi tutmak suretiyle engellemediği sürece, kişi özgürdür.

Bireysel özgürlüğün yansıma, kullanılma alanlarından biri meslek seçimi, eğitimi ve icrasıyla ilgilidir. Özgür birey, istediği mesleği seçme ve icra etme hakkına sahip bireydir. Onun meslek seçimi, dışındaki bireyler veya siyasî otorite tarafından keyfî ve kasıtlı olarak yasaklanamaz. Yasaklanırsa özgürlüğü ihlal edilmiş olur. Özgürlük tarihi, meslek seçme ve icra etme özgürlüğü mücadeleleriyle de doludur. Siyasî otoriteler, tarihte, belli insan gruplarına, cinsiyet, sosyal ve dinî köken, etnik aidiyet gibi sebeplerle bazı meslekleri yasaklamayı hep ve her zaman denemiştir. Özgürlük fikri ve ideali yayıldıkça meslek alanlarındaki ayrımcılık ve imtiyazlar, tamamen ortadan kaldırılamasa bile, önemli oranda geriletilmiştir.

Ancak, günümüz dünyasında kamu otoriteleri meslek hayatımıza müdahaleye devam etmekte. Bunu lisanslama -yani mesleklere giriş iznini şarta bağlama- ve regülasyon yani mesleklerin icrasını standartlara bağlama- yoluyla yapmakta. Devletlerin hem lisanslama hem regülasyon yetkilerinin sorgulanması lâzım. Tarih bilgisi kuvvetli biri devlet lisanslama ve regülasyonunun, topluma (tüketicilere) faydadan çok zarar verdiğine dair bol delil getirebilir. Bunu söylerken kastım, regülasyonun hiç yapılmaması değil. Yaygın biçimde icra edilen her meslek doğal olarak regüle edilecektir; ama bunun devlet tarafından yapılması ne tek ne de en iyi yoldur. Devletin regülasyon yetkisinin abartılmasıysa, tüketiciler yanında meslek mensuplarına da zarar verebilir.

Sağlık alanında AKP hükümeti toplumda genelde takdir gören bazı düzenlemeler yaptı. Her sağlık kurumunun her vatandaşa açılması, tedavi ücretlerinde ve ilaç fiyatlarında nispî düşme vs. gerçekten memnuniyet verici oldu. Ancak, bu, AKP hükümetinin sağlıkla ilgili her alt alanda doğruyu yaptığını göstermiyor. Hele bir alan var ki, ağır bir hata, bütün ikazlara rağmen göstere göstere geliyor: Serbest hekimlerin çalışmasını engellemek.

Serbest hekimler, lisanslama şartlarını yerine getirerek hekimlik yapma hakkını elde etmiş sağlıkçılar. Beşerî ve maddî sermaye yatırarak, bunun için yıllarca çabalayarak, muayenehane açmışlar; binlerce hastaya hizmet vererek ayakta kalmışlar. Canla başla çalışıyorlar; ailelerini geçindiriyor, insan istihdam ediyor, vergi veriyorlar. Belki de sağlık sektöründeki en etkin ve en sıkı çalışan grubu teşkil ediyorlar. Vatandaşın tercih yelpazesini genişletiyor ve sağlık hizmetlerine önemli katkılarda bulunuyorlar. Hastalarını memnun etmemeleri hâlinde anında müeyyidelendirilmeleri mümkün. Yani devlet memuru sağlıkçılar gibi bir iş ve kazanç garantisine ve korunma zırhına sahip değiller. Buna rağmen Sağlık Bakanlığı tarafından haksız ve kötü bir muameleye maruz bırakılıyorlar. Bakanlık, 4 Ağustos’ta uygulamaya girecek bir yönetmelikteki yeni ve abartılı şartlarla serbest hekimleri ateş altına almış durumda.

Bakanlık doğrudan kapatma emri vermek yerine dolaylı bir yoldan hekimleri muayenehanelerini kapatmaya mecbur bırakmak istiyor. Oda kapılarının genişliğinin 110 cm olması, jinekologlarda muayene odasında tuvalet bulunması, aynı muayenehanede iki doktorun çalışamaması gibi şartları iyi niyet işareti olarak almak imkânsız. Bir kere bu tür yeni şartlar, anında, yönetmelik çıktığında var olan muayenehanelere değil, yeni açılacaklara uygulanabilir. Bu, hukukun hâkimiyetinin gereğidir. İkincisi, var olan muayenehanelerin bu standartlara uymaya zorlanmak yerine teşvik edilmesi, bunun içinse onlara kolaylıklar sağlanması ve makul bir intibak süresi (mesela 10 yıl) verilmesi gerekir ki müteşebbis hekimler yatırımlarını yenileme imkânına sahip olsun. Başka bir sıkıntı daha var: Kamuya ayrı vatandaşa ayrı standartlar getirme. Bakanlığın serbest hekimlerin muayenehaneleri için talep ettiği standartların kaçı Bakanlığa bağlı hastanelerde uygulamada? Hastanelerin çoğu derme çatma binalarda yerleşik. Türkiye’de devlet zihniyeti bunu hep yapıyor. Herkesin bildiği bir örnek taşıt emisyon pulları. Çevreye en çok zehirli dumanı kamu araçları saçıyor ama çevre pulu alma yükümlülüğü sadece özel araç sahiplerinin sırtında. Burada da aynısı oluyor. Bakanlık hastanelerinin çoğu, hizmet kalitesini bir yana bırakalım, fizikî yapı bakımından perişan ve çoğu özel muayenehanenin çok gerisinde. Ama onlar kamu olduğu için pozitif ayrımcılığa tabi tutuluyor; serbest hekimlere ise üvey evlat muamelesi layık görülüyor.

Sağlık Bakanlığı’nın serbest hekimlerin muayenehaneleriyle ilgili planları meslek seçme ve icra etme özgürlüğüne ve eşitliğe aykırı. Aynı zamanda piyasada rekabeti budayıcı ve vatandaşın tercih yelpazesini daraltıcı. Bakanlık bu anlamsız uygulamayla sağlık sektörüne ve ülkeye ancak uzun vadede farkına varılacak vahim bir zarar daha veriyor. Sağlık sektöründeki hepsi de kıtlık vakıasının sonucu olan ters seçim, ahlâkî tehlike, moral yozlaşma, asimetrik bilgi, tekelleşme, aracı sorunu gibi problemlerin çözümünde yeni modellerin yegâne denenme ve geliştirilme ortamı olan sağlık serbest piyasasını iyice öldürüyor. Bütün bu sebeplerle, ilgili yönetmeliğin ya kaldırılması ya da burada işaret edilen istikamette yenilenmesi gerekiyor.

 

Kategoriler
Köşe Yazıları

Bir Hekimin İçinden Gelenler…

Bir yıl önce başladım ben bu greve. Kendi çapımda, hasta bakmaktan vazgeçtim. Kime ne?

Çok düşündüm yazmaya başlamadan önce. Nasıl anlatmalı, diye. Madde madde sıralamak çok kuru geldi. Çok da uzatmamalıyım, diye düşündüm. Bir taraftan da anlatacak o kadar çok şey var ki….Sonra dedim ki, örnekler vereyim, okuyan kıssadan hisse, anlasın. İlk aklıma gelenle başlayayım.

  • İkinci çocuğa yedi aylık hamileydim. İlkinde asistandım. Bu sefer uzmanım ya, farklı olacak. Ne fark edecekse? İlkinde, bebeğim iki aylıkken sekiz nöbetle dönmüştüm hastaneye, güya süt izni altı aydı o zaman. Nöbet dönmez demişler, başladığımın ikinci günü listeye yazmışlardı. Biliyorum, ben böyle olacağını, anlatması öyle zor ki. Bir şey hemen başka bir şeyi çağrıştırıyor. Evet, yedi aylık hamileydim ve çok kötü bir trafik kazası geçirdik. Arabamız pert oldu, emniyet kemerinin izi vücuduma derin bir morluk olarak çıktı. Erken doğum tehdidi atlattım. Rapor almadım, çünkü çalıştığım birimde tek uzman doktordum. Kazadan iki hafta sonra, bu sefer gece yarısı bir sarhoş sokakta ne kadar araba varsa çarptı. Bir kalp çarpıntısı tuttu beni. Biliyorum ki, anksiyeteden. Durmadı, sabahı sabah ettim. Sabah bir kardiyoloji uzmanına gitmeye karar verdim. Erkenden aradım hastaneyi, polikliniğe gelemeyeceğimi söylemek için. Telefonu birbirine bağlayan bağlayana. Kimse sorumluluk almak istemiyor. Sebep, öğleden sonraya gün önceden verilmiş internet randevuları. Sonunda, dayanamadım “Öldüm ben bugün, tamam mı!” dedim karşımdakine. Beş dakika sonra o bir türlü ulaşamadığım poliklinikten sorumlu başhekim yardımcısı aradı. “Dr hanım, sabah adınıza yazılmış yedi sekiz hasta var, n’olacak?” diye sordu.

BU MESLEĞİ, BEN DE İNSAN OLDUĞUM VE  HASTA OLMA HAKKIMI KULLANMAK İÇİN BIRAKTIM.

  • Anadolu’nun büyücek şehirlerinden birindeyim. Haftada iki gün heyet var. Her heyet gününde en az yüz, yüz yirmi hasta var. Çoğu özürlü  veya bakıma muhtaç raporu almak için gelmiş. Raporu alırsa, devlet para verecek. Diyaloglar:

1)      Hasta yakını: Muayeneye gerek yok doktor!

Dr: Ben muayene etmek için varım.

Hasta yakını: İmzala da şu kağıdı bitirelim işimizi. Daha dolaşacak çok kapı var.

Dr: Bu kadıncağız Parkinson Hastası. Hiç tedavi aldı mı?

Hasta yakını: Neyse ne hastalığı. Bu saatten sonra tedavi mi olur!

Dr: Tedavi edilirse belki de kendi işini görür, bakıma ihtiyacı kalmaz.

Hasta yakını: Sen imzala, biz bakarız.

Dr: Hastanın tedaviyle durumunun düzeleceğini düşünüyorsam özür derecesi veremem. Poliklinikten takip edelim, ilaçlar işe yaramazsa o zaman yeniden değerlendirelim. Olura olmaza verilen bir şey değil bu bakım parası

Hasta yakını: Sana mı kaldı kadın, devletin parasını düşünmek! Allah belanı versin!

      BU MESLEĞİ, DURDUK YERE BELA ALMAMAK İÇİN BIRAKTIM.

2)      Dr: Eee.. sen geçen hafta da iki özürlü çocuk getirmiştin. Onlar da mı senindi?

Hasta yakını: Hee..

Dr: Kaç çocuğun var senin?

Hasta yakını: On iki.

Dr: Kaçı özürlü?

Hasta yakını: Sekiz. Bazısı akıldan, bazısı hem vücuttan, hem akıldan.

Dr: Karın akraban mı?

Hasta yakını: He. Teyze kızıdır. Aklı da kıttır.

Kaba bir hesapla 8×500 TL = 4000 TL. Vergisiz, temiz gelir

BU MESLEĞİ, İNSANLARI EĞİTİLECEĞİ YERDE YANLIŞ YAPMAYA DEVAM EDİYORLAR DİYE HEPİMİZİN KESESİNDEN HOVARDACA ÖDÜLLENDİRİP, İNSANLARIN AĞZINA BAL ÇALARAK KENDİ HANELERİNE YAZILAN SEÇMEN OY’UNA ÇEVİRDİKLERİ   İÇİN BIRAKTIM

3)      Dr: Ne kadarlık bu bebek?

Baba: İki aylık.

Dr: Sorunu nedir?

Baba: Anne sütü almıyor.

Dr: Dudak, damak yarığı filan mı?

Baba: Şükür, yok öyle bir şey. Bir kusuru yok, her şeyi tamam, maşallah.

Dr: Siz niye geldiniz peki?

Baba: Devlet memuruyum. Mama parası almaya geldik.

Dr:??

BU MESLEĞİ, İNSANLARIN AÇ GÖZLÜLÜKLERİNE ARTIK DAYANAMADIĞIM İÇİN BIRAKTIM.

  • Bel ağrısı olan hastanın muayenesi bitmiş, reçete yazacağım, soruyorum, “Yakınlarda ağır kaldırdınız mı?” Hasta, kollarındaki bileziklerini şıngırdatarak cevap veriyor, “Allah kabul ederse, iki kurbanımız vardı. Malum onca et, indir kaldır..Ondan oldu herhalde.” Önümdeki ekrana bakıyor, bakıyorum. Hasta Yeşil Kartlı. Hastanın “Dr hanım en iyi ilaç neyse ondan yaz. Bir de MR çektirsen iyi olur,” demesi ile kendime geliyorum.

BU MESLEĞİ, BENİM CEBİMDEN ÇALANLAR BANA HASTA HAKKINA DAYANARAK İŞİMİ KULAKTAN DUYDUKLARIYLA ÖĞRETMESİNLER DİYE BIRAKTIM.

  • Performans, performans. Kaç kişi biliyor bu “Performans”ın ne anlama geldiğini? Eminim çoğu kişinin anladığı “işini iyi yapmak.” Performans demek, puan demek. Poliklinikte bakılan hasta şu kadar puan, hastaya dikiş atılması bu kadar puan, hastaya muayene testi sırasında x testini yapmak bilmem ne kadar puan. Ay sonunda listeler asılır. Hastane birincisi bilmem kaç bin puan yapmıştır. Puanıyla orantılı olarak, döner sermayeden para alır. Zeki insanlar anlamışlardır, hemen. Bu sistemin nasıl suistimal edilebileceğini. Geçen yıl mesleği bırakmadan bu konuda olanları da iki örnekle anlatayım:

1)      Acil kapıda Aile Hekimliği sisteminden önce pratisyen hekimler duruyordu. Mantıklı olarak önce hastayı onlar değerlendiriyor, sonra ihtiyaç duyarsa icapçı konsültan uzman hekimi çağırıyorlardı. Ne zamanki, konsültan çağırdıklarında onların puanından kesildi, o zamana değin olura olmaza çağırdıkları uzmanlar bir nebze olsun rahat nefes aldı.

BU MESLEĞİ MESLEKTAŞLARIMIN PERFORMANS DENİLEN İLLETLE DAHA FAZLA KİRLENDİKLERİNİ GÖRMEMEK İÇİN BIRAKTIM.

2)      Şehrin eski SSK hastanesinde tek nöroloji uzmanıydım. Poliklinik, acil, servis, EEG, EMG… hepsine tek kişi koşturuyorum. Mutluyum ama, çünkü sekreterler olsun, acil ekibi,  servis hemşireleri, EEG ve EMG hemşiresi olsun, nasıl iyi bir ekip, anlatamam. Canla başla çalışıyoruz. Anadolu’dayız. Hasta İstanbul hastası değil, kimi şehrin diğer ucundan geliyor, çok uzaktan geldim, diyor, kimi de gerçekten 120 km uzaktan, dağın başından geliyor. Biz uğraşıyoruz, EEG ve EMG ile ne kadar hastanın, ne kadar kısa sürede işin hallederiz, diye. Bazen işin içinden çıkamadığım oluyor, arıyorum İstanbul’daki arkadaşlarımı, hocalarımı, hastaları onlara gönderiyorum. Arada sekreterler puanımı söylüyorlar, aklımda bile kalmıyor. Her ay daha ne kadar fazla yapabiliriz, randevuları nasıl yakın zamana verebiliriz, diye uğraşıyoruz. Malu, bakan “İsteyen gece çalışsın, kazansın,” demiş.Ay sonunda diğer hastanede çalışan eşim, oraya asılan her iki hastanenin ortak puan listelerine bakıyor (Şehirde bir Devlet, bir de eski SSK hastanesi vardı. Bir takım sebeplerle iki hastane birleştirilmiş, tek başhekimlik ile idare edilmeye başlanmıştı. Bu da ayrı bir hikaye). Benim puan her ay bizim hesaptan en az 8-10 bin puan eksik. Üç ay böyle gitti. 8-10 bin puan o zaman, yaklaşık 2000 TL döner demek. Sonunda neden kesiliyor puanlarım, diye araştırdığımda, yaptığım EMG’lerden kesildiğini öğrendim. Neden? diye sorduğumda “Etik Komisyon” daki EMG’nin ne olduğunu bile bilmeyen bir başka branşın uzmanı doktor arkadaşın kararı doğrultusunda olduğunu söylediler. Bir ay içinde o sayıda EMG yapamayacağıma kanaat getirmiş kuruldaki arkadaş, puanı yüksek olan işlerin üzeri çizilmiş. Dilekçeler gitti, geldi. Yalan Performans bildirmekle suçlandım, yani yapmadığım işi yapmış göstermekle. Gönlüm o kadar rahat ki, her şeyim arşivli, kayıtlı, raporlarımın hepsi tamam. Israr edince, Bakanlıktan Soruşturmacı talep etmekle tehdit etti başhekimlik, yani hakkımda soruşturma açılması ile. Soruşturmacı istiyorum, diye dilekçe verdim. Sonra da istifa ettim. Dosya da kapandı, gitti. Elimde yazışmaların örnekleri, üstüne gideyim, dedim. Babası bakanlıkta olan eski bir arkadaşım,” Boşver, babama sordum, canın yanarmış,” dedi. Lanet ettim.

BU MESLEĞİ, GERÇEKTEN HİZMET ETMEK İSTEMEME KARŞIN, KARŞISINDAKİNİ DE KENDİ GİBİ BİLEN, HAK YİYEN, NEREDEN GELDİĞİ BELLİ OLAN KUKLA YÖNETİCİLERİN DAHA FAZLA HEM HEKİMLİK, HEM DE İNSANLIK ONURUMLA OYNAMAMALARI İÇİN BIRAKTIM.

Fakülte girişimle beraber, on sekiz yılın sonunda, gerçekten severek yaptığım mesleğimi bıraktım. Kolay bir karar değildi. Doya doya emziremediğim çocuğumdan, binbir zahmet beni okutan ana-babama, hocalarıma kadar o kadar çok kişinin emeği vardı ki o, on sekiz yılda. Benim alternatifim vardı, bırakabildim. Eminim, iki gündür grev yapan, yapmaya çalışan, yapamasa da gönlü yapmaktan yana olan o küçük, marjinal, siyasi görüşlü arkadaşların çoğu benim yerimde olsalardı, onlar da benim gibi yaparlardı.

Şimdi artık, mutlu ve huzurluyum. Performansı düşündürmeyen bir kazancım var. Çalıştığım yerde, insanlar kibar ve nazik. Gün içinde durduk yerde hakarete uğramıyor, tehdit edilmiyorum. Gece yatağa girerken, telefon ne zaman çalacak diye düşünmüyorum. Tamamen silinmeyecek olsa da, yavaş yavaş, insanların çirkin yüzlerine ilişkin anılar berraklığını yitiriyorlar. Çocuklarıma insana inanabilmeyi öğretme konusunda umudum yeşeriyor.

Ama…

Tam bir yıl oluyor, hasta görmedim. Hasta gözünde gördüğüm, o şükran duygusunu,  felçli hastanın ilk kez yeniden ayağa kalkışını görmeyi, hasta bir lokma fazla yedi mi sevinmeyi, kafamda listeler oluşturup, adım adım ilerleyerek sonunda teşhis koymayı, varsa tedavisi, tedavi etmeyi özledim.

Halk başına ne geleceğini bilmiyor, popülist politikaya alet oluyor. Nicelik olarak artan sağlık hizmetinin aslında niteliğinin artık sıfır bile olmadığının farkında değil. Sayın bakan ve başbakan, çuvaldaki bir iki çürük elma için tüm ambarı heba etti. Çürük elmalar duruyor, onlar artık muayenehaneyi değil Performans Sistemi’ni kullanıyor.

DAHA ÇOK ANLATABİLİRDİM. UMARIM BUNLAR SİZE SAĞLIK ÇALIŞANLARININ NEDEN GREV YAPTIĞI KONUSUNDA BİR FİKİR VERMİŞTİR.

Kaynak: http://selgingb.wordpress.com/2011/04/20/bir-doktorun-meslegini-birakisinin-sebepleri/

Kategoriler
Köşe Yazıları

Asistan Hekimler Ne İstiyor???

ASİSTAN HEKİMLER NE İSTİYOR ???
  1. Asistan hekimlere nöbet sonrası izin kullandırılması konusunda acilen genelge yayınlanması.
  2. Asistan Hekim ücretlerinin performanstan bağımsız, eşit, adil, güvenceli ve işbarışını bozmayacak şekilde yeniden düzenlenmesi.
  3. Mesai saatlerinin genelge ile tanımlanması, mesai saatlerine uyulup uyulmadığının denetlenmesi, bu konuya uymayan yetkililerin cezalandırılması.
  4. Asistan hekimlere akademik izin verilmesi ve bu iznin kullandırılması.
  5. Asistan hekimlere ücretsiz kongre ve kitap desteği verilmesi.
  6. Asistan hekimlere bilimsel çalışma ödeneği verilmesi.
  7. Asistan hekimlerin hocalar hakkında geri bildirim yapmasının önünün açılması ve iki yıl olumsuz geri bildirim alan eğitim sorumluların bu görevlerinin sona erdirilmesi.
  8. Yabancı uyruklu asistan hekimlerin özlük haklarında iyileştirilme yapılması.
  9. Kurumlarda resmi asistan hekim temsilcilikleri kurulması ve bu kişilerin seçimle belirlenmesi.