Kategoriler
Basından Haberler Köşe Yazıları

Güzel bir doktor hikayesi

20140728-111048-40248247.jpg

Hakemler yaşar iken / Dr.Raci KÖPRÜLÜ

Yiğidin harman olduğu yerde, İzmir Eşrefpaşa’da doğdu.
Bir gramcık olsun kibiri, kendini beğenmişliği yoktur.
Çocukla çocuk, büyükle büyük olur.
Zirvede yaşadı, doktorluğu da hakemliği de.
10 kişiyi koltuğu oturtun hal ve hareketlerine göre burnu Kaf Dağı’nda olanı seçin deyin, 10.gelir.
Ego’larını yıllar önce aldırmış bir kişiliktir.
79′da İzmir Atatürk Lisesi’nden, 85′de de Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu.
52 yaşına geldi.
* * *
Kars’ın Posof İlçesi’nin Binbaşı Eminbey Nahiyesi’nde 4 yıl mecburi hizmet yaptı.
89′da İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, bildiğiniz Yeşilyurt Devlet Hastanesi’ne geldi.
Acil Servis gibi ‘sıkıntılı, stresli, kimseye yaranılamayan’ bir yerde tam 22 yıl görev yaptı.
* * *
Yazımızın başında ego’larını aldırdı demiştik oysa sinirleri’ni de aldırmıştı.
Ego’suz ve sinir’siz daha mutlu ve çok huzurluydu.
Hiç bir hasta veya hasta yakını ile tartışması olmadı, hakkında şikayetçi olan bile çıkmadı.
Bir daha gelip teşekkür eden, gönlünden kopan hediyeleri vermek isteyenler ise çok çıktı.
Hastalarına insanca, şefkatle ve hoşgörü ile yaklaştı, sallamadı, bugün git yarın gel demedi, bir kez bile onur kırıcı olay veya darp, saldırı yaşamadı.
Ne ekersen onu biçersin, hekimlikte de, hakemlikte de bu böyle.
* * *
Herkesin yardımına koştu.
Cep telefonu hiç susmak bilmedi.
Daha dün hakemliğe başlayan bir gencin ayak burkulmasında bile başında bekledi.
Hele hele trafik kazası geçiren hakem abim Bülent Akkaşlı’nın başında, uykusuz günlerce pervane olmasına bizzat şahit oldum.
Hiç bir menfaat beklemeden hem de, umurunda da değildi.
Önce insan, sonra hekim, sonra hakemdi.
Tıp’la Top’u birbirine karıştırmadı.
Birbirine peşkeş çektirmedi.
Hakemliğini hekimlikte, hekimliğini de hakemlikte kullanmadı.
Tıp’ı Top’a vurdurmadı, Top’u Tıp’a sokmadı.
Kısaca adam gibi adam, geçliğin deyimiyle adamı dibi yani.
* * *
2011′de emekli oldu.
Artık özel poliklinik sahibi, ortak olduğu bir de OSGB’si var.
* * *
Üniversite yıllarında Briç’e merak sardı.
Ne de olsa zeka sporu briç.
Ha diyen oynayamaz.
* * *
Her hakemin briç ve satranç oynaması gerektiğini yıllarca savundu.
Eskiden dernekte okey oynanırdı, şimdi de sanal alemde Sugar Crash.
Satranç’ı ve Briç’i yerleştiremedi bir türlü derneğe, yanar yanar ona yanar.
Briç Federasyonu’nun İzmir İl Temsilciliği görevini sürdürüyor şimdilerde.
* * *
‘Tıp Fakültesinden arada sırada doktor çıkar’ sözü sanki onun için söylenmişti.
Briç kesmedi, futbol hakemliğine de merak sardı.
En zor ilk 3 sınıfı geçmişti.
4′de iken sınıf arkadaşı Yılnur Önen’in önerisi ile hakemliğe de el attı.
Fakülte bitince Kars’a gitti.
Orada da rahat durmadı amatör maçlara çıkmaya başladı.
Bilirim, Doğu’nun şartları çok ağırdır.
90 dakikalık bir maç, insanın 3 gününü alır.
Gün kısa hemen akşam olur.
Gidişi de zor, dönüşü de.
Ha deyince otobüs yok, kar, soğuk, tipi de işin cabası.
İki gece mecbur Kars’ta otelde kalıyordu.
Bir gün Vali, ilçe çıkışını yasaklayınca, 3 yıl hakemliğe ara vermek zorunda kaldı.
İzmir’e sakladı hakemliğini.
* * *
90′da İzmir’de klasmana girdi.
Profesyonel liglerde hakemlik yapmaya başladı.
Yardımcı hakemlik yapmayı, yardımcı olmayı, bayrak sallamayı çok sevdi, düdüğe sırtını döndü.
2002′ye kadar elde bayrak il il, kasaba kasaba Türkiye’yi dolaştı.
Bu özelliğinden dolayı sevgili Metin Bademli, Hakem Dünyası Dergisi’nde, ‘Bayrak Profesörü’ lakabını taktı.
Öyle de kaldı.
* * *
Hakemlik bitti, gözlemciliğe başladı.
Klasmanda gözlemcilik, dernek yöneticiliği, 3 yıl da İl Hakem Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu.
25.000′li lisans numaralı hakemlerin kokart takma töreninin ardından evinde ağladığı, çok duygulandığı bile söylenir.
* * *
Hakemlikle ilgili bir anısına kulak verelim.
‘Hakemlikte Tolga Doğantez’le yaşadığım olayı unutamam.Pazar günü maçını (Göztepe genç takımında oynarken) yönettim. Ertesi gün hastaneye geldi. Beyaz önlüklerle beni tanımadı. Ben ise onu tanıştım. 3 gündür belim ağrıyor, ders çalışamadım. O günde sınav varmış. Ona dün garajdan gelirken yan sahada bir maç izledim. Sana çok benzeyen bir oyuncu vardı dedikten sonra, senin ikizin var mı dedim. Yok efendim dedi. Sen futbolcu değilsin değil mi diye sorunca yüzü kıpkırmızı oldu, Ona sürekli sorular soruyorum, yüzü renkten renge girerken, yanımdaki doktor arkadaşım o hakem deyince, tabii ya dünkü maçımızı siz yönetmiştiniz dedi. Daha sonra bir çok kez karşılaştık,en son Ankaragücü-Gençlerbirliği maçında karşılaşınca hocam ne zaman sizi görsem yüzüm kızarıyor’.
* * *
Dedik ya her şey gelir geçer, hayat da.
Dostluk baki, olmalı.
İnsanlar yaşarken kıymetini bilmek gerek.
Hatalar olur, gelir, geçer.
Hata yapılır, yapılacaktır da.
Yeter ki yanlış olmasın, yamuk olmasın.
Maç bitti artık, gelecek maçlara bakalım.
* * *
Çok yaşa emi sen Raci hocam.
Hekimliğe, hakemliğe, briç’e, insanlığa katkılarınızdan dolayı binlerce kez teşekkürler.
Sağol, varol.

Kaynak: Metin Aydınoğlu / Haber Hürriyeti

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Norveçli Doktor Gilbert’in Gazze Mektubu

mads-gilbert-8846-B690-6005

Sevgili dostlarım,

Dün gece korkunçtu. Gazze’deki “kara harekâtı” arabalar dolusu sakat, liğme liğme edilmiş, kan kaybeden, titreyen, ölen – her tipten, her yaştan Filistinli masum insan olarak sonuçlandı. Hepsi sivildi, hepsi masumdu.

Ambulanslardaki ve Gazze’nin tüm hastanelerindeki kahramanlar yorgunluktan yüzleri griye dönmüş ve insanlık dışı iş yükü altında (son 4 aydır Şifa Hastanesi’nde maaşlar ödenmiyor) 12-24 saatlik nöbetlerle çalışıyorlar. Hastalara bakıyorlar, triyaj uyguluyorlar, farklı ebatlardaki bedenlerin, bacakların yaşadığı akıl almaz kaosu anlamaya çalışıyorlar. Yürüyebilen, yürüyemeyen, nefes alabilen, nefes alamayan, kanayan, kanamayan insanlara müdahale etmeye çalışıyorlar. İNSANLARA!

Hala, bir kez daha “Dünya’nın en ahlaklı ordusu” tarafından hayvan muamelesi görüyorlar (Köpekler gibi saldırarak!).

Acının, ızdırabın, şokun ortasında sergiledikleri azim sebebiyle yaralılar için duyduğum saygı sonsuz. Sağlık ekipleri ve gönüllüler için beslediğim takdir duygusu sonsuz. Karşılaştığım sahneler karşısında sadece çığlık atmak istesem de Filistinli “sumud’a” duyduğum yakınlık bana güç veriyor. Bir kişiyi sıkıca tutmak, onunla ağlamak, kan içindeki sıcak bir çocuğun ten ve saç kokusunu içime çekmek istiyorum. Keşke kendimizi koruyabileceğimiz sonsuz bir kucak olsa ? ama bunu sağlayamıyoruz, onlar da sağlayamazlar.

Küle dönmüş gri yüzler – Of HAYIR! Paramparça edilmiş, kan içinde onlarca yaralı kafilesi bir kez daha gelmesin! Acil hala kan gölü içerisinde. Temizlenmeyi bekleyen, üzerinden kan damlayan, kanla sırılsıklam olmuş bandajlarımız var. Of! Temizlikçiler, her yerdeler. Kanı ve kesip atılmış dokuları, saçları, elbiseleri, kanülleri, ölülerden arta kalanları çabucak kürek kürek taşıyorlar. Yeniden hazırlanmak ve aynı şeyi sil baştan yaşamak için. Son 24 saat içerisinde Şifa Hastanesi’ne yüzden fazla yaralı getirildi. Bu miktardaki iş yükünü tam teşekküllü bir hastane ancak karşılayabilir, burada ise neredeyse hiçbir şey yok. Elektrik yok, su yok, tek kullanımlık bezlerden yok, uyuşturucu ilaç yok, hasta yatağı yok, eşya yok, monitör yok ? sahip olduklarımız geçmişin hastanelerine ait, sanki müzeden alınmış, tamamiyle paslanmış edevat. Ama şikâyet etmiyor bu kahramanlar. Bu araçlarla çalışmaya devam ediyorlar, savaşçılar gibi muazzam bir kararlılıkla ilerliyorlar.

Bu kelimeleri sizlere yatağımdan, yalnız başıma yazdığım sırada gözlerimden yaşlar boşalıyor. Sıcak ama işe yaramaz acı, keder, kızgınlık ve korku taşıyan gözyaşları akıtıyorum. Bu gördüklerim yaşanıyor olamaz!

Ve, tam da şimdi, İsrailli savaş makinelerinin çaldığı orkestra dehşet verici senfoni ile tekrar başlıyor. Tam da şimdi; kıyılardaki donanmadan yükselen topçu bölüğünün yaylım ateşi, kükreyen F16 uçakları, mide bulandırıcı insansız hava araçları (Arapçası ‘Zennanis’, vızıldayanlar) ve de ortalığı dağıtan Apaçi helikopterleri. Hepsi ABD tarafından imal edilmiş ve faturası ödenmiş araçlar.

Bay Obama – Senin bir kalbin var mı?

Seni bizimle beraber Şifa’da bir gece geçirmeye davet ediyorum. Sadece bir gece! Belki bir temizlikçi kılığına bürünebilirsin.

%100 inanıyorum ki, Şifa’da geçireceğin bir gece tarihin akışını değiştirirdi.

Kalbi VE gücü olan hiç kimse Şifa’da bir gece geçirdikten sonra Filistin Halkı’nın yaşadığı kıyıma son vermeye gönül vermeden yürüyüp uzaklaşamaz buradan.

Fakat kalpsiz ve merhametsiz olanlar Gazze’deki bir başka “dahyia” kıyımının hesaplamalarını ve planlarını yaptılar bile. Ölüm enstrümanlarının seslerini nasıl ayarladıklarını duyabiliyorum. Lütfen. Elinizden ne geliyorsa yapın. Bu, BU devam edemez.

Mads Gilbert MD PhD

Klinik Bölüm Başkanı Profesör

Acil Servis Kliniği

Kuzey Norveç Üniversite Hastanesi

Kaynak

Çeviren: Sercan LEYLEK / Oslo Postası

Kategoriler
Duyurular Haberler Köşe Yazıları Son Dakika

Bedellide Son Durum

özgür niflioğluJPGOPT

Gene Bedelsiz Bir Gün…

Çoğunuz uyumadınız…

Çoğunuz anlamadınız…

Çoğunuz kararsızsınız…

Birçoğunuz da güne “öylesine” başladınız…

x x x

Esas sıkıntı ne biliyor musunuz arkadaşlar?

803 bin genciz,

Ailelerimizle beraber dört milyonu aşan bir kitleyiz,

Ama bizim için koşturan,

Bizim için çabalayan,

Bir milletvekilimiz bile yok!

Bizlerle dalga geçen milletvekili ararsanız,

İşte ne yazık ki o çok!

x x x

Eğer gerçek anlamda temsil edilebilseydik,

Kabaca 40 milletvekili şu an bu işin peşinden koşuyor,

Sayın Başbakan’ın sürekli önünü kesiyordu…

x x x

Bu vesile ile Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a da sesleniyorum:

Eğer Millletvekili seçilme yaşını 18’e düşürmeyi planlıyorsanız,

Ki bu fikrinizi gerçekten destekliyoruz;

Bu bedelsiz günlerden bizleri kurtarmak,

Hayatın akışındaki bu “çağdışı engelleri” önümüzden kaldırmak zorundasınız!

x x x

Dün de dedim bugün de tekrar ediyorum;

Esas mıntıka temizliği Mecliste yapılmalı,

Yaş ortalaması 29 olan bir ülke,

Yaş ortalaması 45 olan bir toplam tarafından idare olunmamalı…

x x x

Unutmayın Sayın Başbakan, 

Rahmetli Erbakan, siz daha 30 yaşındayken sizin önünüzü açtı… 

Lütfen siz de bu gençliğin önünü açın!

Geç olmadan,

Güç olmadan!

“Zorlaştırmayın kolaylaştırın…”


Uzm. Dr. Özgür NİFLİOĞLU

Bedelli Askerlik Platformu Kurucusu

Kategoriler
Basından Haberler Köşe Yazıları

Bedelli bayrama kadar tamam gibi!

20140715-072930-26970359.jpg

Turgay GÜLER
turgay.guler@aksam.com.tr

Yüz binlerce insan buna inanıyor.

Bunun hayaliyle yanıp tutuşuyor. “İnşallah torbaya girecek, bayrama kadar tamam bu iş” diye bekliyor.
CHP teklifi verdi.
Şimdi umutlar bir kat daha arttı.
Teklifin özeti şu:
Yıl sonu itibarıyla 28 yaşından gün almış olanlar; altı ay içinde askerlik şubelerine başvurup, 15 bin lira ödeyecekler ve böylece askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacaklar.
Yaş 28, bedel 15 bin.
Numan Kurtulmuş’tan da benzer bir öneri duymuştum.
Sanırım MHP’den de bu teklife bir itiraz gelmeyecektir.
Umarım hükümet de bu beklentiye kulak tıkamaz.
Zira mesele askerliğin bedelli yapılmasından çok öte bir şey.
Dağılmak üzere olan aileler, yıkılmak üzere olan yuvalar ve dahası var.
Mail kutum her gün buna benzer yüzlerce hüzünlü hikâyeyle doluyor.
Evet, artık herkes şunu kabul etmeli.
Terörün sona erdirildiği Yeni Türkiye’de bundan böyle zaman zaman bedelli talepleri olacak.
Hükümetler de bu talepleri zaman zaman yerine getirecek.
Mademki ortada böylesi bir mutabakat var, bayrama kadar halledilebilir bu mesele.
Ne dersiniz?

Kaynak: Akşam Gazetesi

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları Sizden Gelenler

Hastaneler neden satılmalı?

ameliyat_opt

mypatoloji.com ‘dan

Mecburi Günlükleri-31 (bir deli bir kuyuya taşı atar)

Hayatımda her zaman sosyal devlet anlayışını ve iş güvencesini savunmuş biri olarak, şimdi o devlet sistemi içinde çalışmaya başlayınca “dibine kadar özelleştirme”yi ve “sözleşmeli personel” kavramını desteklemekteyim sanırım. Bütün bu düşüncelerim nedeniyle, özellikle birlikte eylemlere katıldığım, yürüyüşler, grevler vb kitlesel hareketlerde birlikte yer almdığım insanlar beni taşlayacaktır diye düşünüyorum. Yazı içinde çok kapitalist firma örnekleri filan geçecek ama tüm eleştirilere hazır olarak içimdeki duyguları yazacağım. Bahsedeceğim şeyler elbetteki umutlarımdaki idealize sistem olmayacak ama bu sistemle de olmuyor be arkadaş işte.

mypatoloji_opt
www.mypatoloji.com

Neresinden tutsan elinde kalıyor bizdeki devlet anlayışı, bürokrasisi ve memur zihniyeti. Ortada sürekli dönen bir takım evraklar, yönetmelikler, yönergeler, yasalar, tüzükler ve bir de büzükler. Ben hekim olarak hatta patoloji uzmanı olarak eğitimmiş, güvenlikmiş vb sosyal devlet mevzuları üzerine ahkam kesecek değilim; sadece kendi yaşadığım deneyimler üzerine laf edeceğim.

Sistemi bir bütün olarak incelerseniz, teoride size çok sıkıntılı gelmeyebilir. Aslında sistemsizliğin başladığı nokta da belki burası; mesela sayfalarca algoritma, görev tanımı, çalışma prensibi vb yazıp en son maddeyi “…. amirin yetkisindedir” anlamına gelecek şekilde bağlıyoruz mesela. Öyle ifadeler kullanıyoruz ki aynı cümleyi okuyan 2 kişi aynı anlamı çakartamıyor mesela. Böylece “işine ve kişiye göre” dediğimiz o muhteşem sistem kucağımızda kalıyor. Diyeceksiniz ki “haksızlıklaaa, hukuksuzluklaaa mücadele et, böyle ıvır zıvır yazacağına”; iyi de arkadaşım bu mevzunun sonu yok, dedim ya nereyi tutsan elinde kalıyor. Hatta kimi zaman balı tutan, değil parmağını kolunu yalıyor; bize ancak afiyet olsun demek kalıyor.

Garip bir “ihale sistemi” dünyasında boğuluyoruz… Sözde “kamu çıkarı korunacak”; aslında bir anlamda herkes nasiplendiği için kamu çıkarı korunmuş oluyor tabi ki. Ucuz etin yahnisi misali alınan tüm sarf/demirbaşlar; eldiven yırtılır, trucut iğnesi kırılır, bistürü kesmez… Bitmez tükenmez sorular dünyasıdır;satın alma sistemimiz ve her şey işine gelene ve kişiye göre işler. Nasıl olur da x hastanesi “goy goy” cihazını/sarfını 5 liraya alırken öbürü 15 liraya alır? Ya da nasıl olur da bir bölüm için kritik olan “ıvır zıvır” cihazına 3 lira para bulamayan hastane, öbür taraftaki kıytırık şey için 13 lirayı gözden çıkartır? gibi gibi uzatırım…

Personelin ki buna hekimi, uzman hekimi vb herkes dahil, çalışma bilincinden yoksun olması durumu; işte bu konu en çok yaş ortalamasının yüksek olduğu, göbeğimi kaşırım paramı alırım mantığı ile iş götüren, hep oturayım ama çok kazanayım psikolojisini hala sürdüren garip topluluklarda yaşanan ve “iş güvencesi” koruması altında hiçbir halt yapmadan iş yapıyor görünmesine olanak veren garip bir sistem sorunu. Bu cümleyle taşın en büyüğünü yiyeceğim ama dünyayı da verseniz çalışmayacak bir garip toplam var ki; diğer tüm emekçilerin hakkını yiyen ve yaftalanmasına sebep olanlar da bunlar aslında. Bunun dışında idari ve diğer kısımlardaki memur arkadaşlar var; bu grubun psikolojisi “dayı”nın varlığına göre değişmekte. Kimi yerde “sayın doktorum, ben hallederim, siz zahmet etmeyin” derler, kimi yerlerde ise en basit iş için “yüzünüze bile bakmazlar”. Tarihte nasıl hep güçlü ve ezici olan kazanmışsa, bu 2. grup karşısında da hep sesini en çok yükselten, dişini en çok gösteren kazanır. Kibarlık ve çalışana saygılı olma, bir zayıflık göstergesidir. Tıptı kamu çıkarını korumak ve dürüstlüğün enayilik sayıldığı gibi. Biz de çalışanı/dürüst olanı ödüllendirme sistemi olmadığı gibi, çalışmayanı/düzenbaz olanı da cezalandırma durumu yok. Nedense yapılan cezalandırmalar hep “adamına göre” oluyor memlekette.

Bu mevzudan destan yazarım da siz okuyamayabilirsiniz sıkılıp; işte bu nedenle, fast food zinciri gibi olsun istiyorum hastaneler … tabi ki eşit rekabet koşullarında 😛 (ki bu bile memlekette yok) Kabul edelim ki bu ülke bir zaman çok kızdığımız laf gibi “ara eleman” ülkesi, nerden nasıl kolay para kazanırım, bu işi kime şutlarım, yeni bir şey üretmeden nasıl yan sanayi yaparım, çalışmadan nasıl zengin olurum…. İşte bu ülkede eğitimlisinden eğitimsizine, pek çok kişi bu sığ kültür ile çalışıyor kamuda. Ağır konuştum ama bu ülkede “iş bilinci”nin gelişmesi, “iş güvencesi” varken bence mümkün değildir; çünkü olay eğitim değil, kültür meselesidir. Kamuda her dönem birilerinin zengin olduğu holdingvari yapılanma kırılmadıkça, vergilerimiz bireysel zenginler oluşturmaktan öteye gidemeyecektir.

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Bayramdan önce Bedelli Askerlik bekliyoruz!

20140713-215855-79135490.jpg

Ne istiyoruz?

Bedelli Askerlik Platformu olarak talebimiz net:

Bedelli askerlik istiyoruz!

Ne zaman istiyoruz?

Bayramdan önce kısacası bir an önce!

Nerede istiyoruz?

Heryerde ve herkese…

Nasıl istiyoruz?

25 yaşa ve en fazla 15.000 TL bedele istiyoruz!

Neden istiyoruz?

Herkesin onlarca nedeni ve binlerce hikayesi var.

Bu yüzden bir milyon kişinin hayatını yeniden planlayacak şansa sahip olmasını istiyoruz.

Kimden istiyoruz?

Şu an baş icracı olan Hükümetten ve onu başı olan Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’dan istiyoruz.

Sayın Başbakan’a randevu talebimizi de ilettik ümitle bekliyoruz ama artık lütfen, daha fazla beklemek istemiyoruz.

Yorulduk!

Bayram müjdesi bekliyoruz!

Uzm. Dr. Özgür NİFLİOĞLU

Bedelli Askerlik Platformu Kurucusu


Kategoriler
Basından Haberler Köşe Yazıları

Bedelli Askerlik Vacip Oldu

EYÜPHAN KAYA – Bedelli Askerlik Vacip Oldu

Bedelli Askerlik Vacip Oldu

Birçok dünya ülkelerinde olduğu gibi bizde de vatandaşlığın iki temel sorumluluğu var; vergi vermek ve vatani görevini yerine getirmek. Ancak ne hikmetse vatandaşlarımızın bir kısmı bu iki görevi de yerine getirmekte pek hevesli değil, hatta her fırsatı kullanarak bu sorumluluğu yerine getirmekten kaçıyorlar.

Bu sorunu tek yünlü olarak vatandaşa yüklemek doğru mu acaba? Bak sana, vatan haini vergisini vermiyor, askerliğini yapmıyor diye vatandaşı eleştirmek ne kadar hakkaniyetle ölçülür? Bu konuda devletin de payı yok mu?

Aklı selim çerçevesinde tarafsız bir gözle baktığımız zaman aslında bu ihmalde en büyük pay hantal devlet anlayışının olduğu aşikardır. Nasıl mı? Bir sefer, vatandaş uzun yıllar vergisinin harcanması gereken yere gitmediği kanaatini taşıyordu hâlâ bile tereddüt yaşıyor, hatta vergisiyle beslenen ve “Milletin göz bebeği” dediği ordusu vatandaş üstü bir eda ile terör estiriyor, yerine göre hükümete meclise gözdağı veriyordu. YAŞ toplantılarında Genel Kurmay Başkanının Başbakanla yan yana oturduğunu unutmadık. Hâlâ bile Genel Kurmay Milli savunma bakanlığına bağlanamamış.

Askerlik dediğin; rahat hazır ol, yat kalk, kimisi emir eri, kimisi garson, kimisi ayakkabı boyuyor. Yetmiyormuş gibi vatandaş asker ocağında hakaretle, korkuyla tedip ediliyordu. “Alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete” oyunlarıyla vatandaşı askerden soğuturken, Her Türk asker doğar sloganıyla da Türkleri milliyetçilik oyunuyla aldatıyorlardı. Neyse ki o günler geride kaldı, Askerlik, mantığın durduğu yer olmaktan çıktı. Oğlum şu anda asker ve halinden memnundur. Umarım her askerin keyifle askerlikten bahsettiği günler de gelir.

Şükürler olsun ki bir çok subay içine sindirmediği halde askeri yapılanma baştan aşağı dizayn ediliyor. Vatandaşın kendini orada saygın ve güvende hissettiği bir kurum haline geliyor. Bu yeni zihniyete dayanamayan Genel Kurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları aynı anda istifalarını vermediler mi? Neyse derdimiz büyüktür.

Ne var ki bu süreçte Milli Savunma Bakanımızın ifadesiyle 500 bini aşkın askerlik vazifelerini ertelemiş ya da kaçak durumda olan vatandaşlarımız var. Bu bir sorunu yaşayan vatandaşlarımız, hem yaş itibariyle askerlik çağını aşmış durumdalar, hem de kısa zamanda bunları silah altına almak ordu açısında da mümkün gözükmüyor. Dolayısıyla sıra dışı bir sorun olarak ortada duruyor. Bu sorunun asıl çözümü ödenebilir bir miktarla(12.000-15.000TL gibi) bedelli askerliği bu vatandaşlarımıza yaptırmaktır.Ancak bedellilerin yapmakta olduğu bir aylık askerlik süresinde, bu vatandaşlarımıza İnsan haklarını, Aile kavramı içinde bireyin yeri ve babalık eğitimi, İlk yardım ve Afet eğitimi verilmeli ve böyle önemli bir programın provasını yaptıktan sonra askerlik programının içine alarak askerliği nitelik açısından cazip hale getirilmesini sağlamak gerekir.

Bu münasebetle yarı okul haline gelen askerlik Anadolu insanı için bir cazibe merkezi hali gelir. Askerlik görevini yapan bir vatandaş hem vatandaşlık hak ve ödevleri konusunda daha duyarlı olur hem de “ iyi ki askerliğimi yaptım” diyerek övünebilir.

Eğer bir memlekette vatandaşlar askerlik görevini yerine getirmekten kaçıyorsa kendini ilk etapta sorgulaması gereken kurum ordudur. Askerler üzerinde anketler yaparak askerliğin nasıl daha cazip hale gelebileceğini bilmeli ve ona göre kendine çeki düzen vermelidir. Anlamlı bir ifadeyle yazımı renklendirmek istiyorum; ”Ayakkabının kalitesini ayakkabıyı yapana değil, giyene sormak lazım” demişler. Neden mi? Saraç diyor ki,

– Ben sana çok iyi ayakkabı yaptım.

Giyen de diyor ki,

-Yok arkadaş ayağıma dar geliyor, beni rahatsız ediyor.

Bu durumda kime kulak vermek lazım gerisini siz düşünün.

Durum bu iken askerliği cazibe merkezi haline getirmek için her ne gerekiyorsa yapmak lazım. Askerliğini yapan vatandaşa bedelliden gelen paradan katkı vermek lazım. Ayda 100 Tl askere yansıtıp teskeresini alan her askerimize 500 Tl katkıda bulunulursa fena mı olur? Hele hele bedelli askerliyken gelen paranın nefer başı 5.000TL eğitim-öğretime aktarsak ve bunu deklere etsek tarihin en anlamlı kararını vermiş oluruz.

Bunlar aklı selimin öngörüleri. Artık yetkili etkili insanlarımız gerisini düşünsün. Zaten ben askeri yapılanmayla ilgili 2006 yılında yazdığım bir makaleden dolayı 9 ay ceza aldım, neyse ki cezam şartlı ertelendi, üstelik zaman benim haklılığımı da ortaya koydu. Bir daha bu konuda yargılanmak istemiyorum. Benden bu kadar.

Saygılarımla.

Eyüphan KAYA Haberx’de yazdı20140706-153205-55925395.jpg

Kategoriler
Basından Haberler Köşe Yazıları

Bedelli için daha neyi bekliyorsunuz? *PAYLAŞIN

Sevilay Yükselir
Sevilay Yükselir

Sevilay YÜKSELİR Sabah Gazetesi’nde Yazdı

Kendisine teşekkür etmek için lütfen tıklayalım


800 bin insan umut bağlamış kalemlerden dökülecek iki çift söze… Eminim sadece bana değil, bütün köşe yazarlarına ve televizyon programcılarına oluk oluk akıtıyorlar dert dolu mektuplarını. Bu kaçıncı yazım bilmiyorum ama sanırım bu dertli insanların sesini duyup da dile getiren birkaç gazeteciden biriyim. O nedenle sağolsunlar, “Bedellilerin Ablası” ilan etmişler bendenizi. Bir de Mehmet Akarca var. Bizim ATV’nin Ankara temsilcisi. Onu da “Abileri” sayıyorlar. Unuttuğumdan falan değil tabii… Uzun zamandır performansımın büyük çoğunluğunu Sakalsız ve Çetesi yani Paralel Devlet’le mücadeleye ayırdığımdan pek eğilememiştim bu mevzuya. Geçenlerde Sevgili Akarca arayıp da, “Ya bunlar seni çok seviyor… ‘Abla bizim derdimizle artık ilgilenmez oldu’ deyip senden şikayetçi oluyorlar” deyince tekrar gündemime aldım. Hem 1 milyona yakın vatandaşın kangrene dönüşmüş bu meselesini tekrar gündeme taşımak, hem de bedellilerin sözcülüğünü yapmada tek başına kaldığı için epeyce bi bunalan Akarca’ya destek atmak için:))
Bu arada önemli bir noktayı da belirtmeden geçmeyeyim. Geçen gün aHaber’de katıldığım Medya Dünyası programında Birsu Eren’le yaptığımız sohbetin sonunda söz verdiğim üzere bedelli konusunu gündeme getirince enteresan yorumlar yapıldı sosyal medyada. Art niyet hücrelerini teslim almış bazı ahmaklar bu konudaki çıkışımı ailemden birilerinin hatırına yaptığımı falan yazıp çizmiş. Bir kere şunu herkesin bilmesini istiyorum. Ailemde askerlikle ilgili herhangi bir şekilde derdi olan kimse yok. Bizdeki bütün erkekler paşa paşa gidip askerliklerini yapmışlardır. Yapmayan sadece oğlum. O da daha 16 yaşında. Askerlik yapmasına en az 5 yıl varken herhalde bu haykırışım onun için de değildir. Kaldı ki olsa ne olacak? Yani diyelim ki oğlum da bedelli askerlik bekleyen vatandaşlardan biri. Bir anne olarak oğlumun da talebini seslendirmemin nesi yanlış? Zaten ben bedelli askerlik beklentisinde olan kardeşlerimin onların ailelerinin psikolojilerini doğru anlayabilmek ve onlar adına doğru bir temsil yapabilmek için empati yapıyorum. Mesela düşünüyorum. Oğlum gelmiş 27 yaşına. Daha 1 yıl evvel çok prestijli bir uluslararası şirkette iş başı yapmış ama önünde duvar gibi duran askerlik derdi var. İşi bırakıp gitse, döndüğünde belki bir daha o şansı yakalayamayacak. Yakalasa bile kariyerin basamaklarını tırmanmakta geç kalmış olacak. Tabii benim oğlum için düşündüğüm bu senaryo en iyimser olanı. Gelen mektupların içerisinde öyle hikayeler var ki, insanın yüreği sızlıyor. Geçenlerde bir restorantta garson olarak çalışan 35 yaşlarında bir kardeşim dert yandı. Aldığı maaş bahşişlerle filan 2 bin TL civarındaymış. “Başbakan’ı dinledik çocukları üçledik” diyor. Annesinin bakımını da o üstlenmiş. Küçücük bir evde, 5 nüfusla geçinmeye çalışıyor zavallı. O kadar içim burkuldu ki anlattıklarına. “Ben şimdi kalkıp askere gitsem ne olacak benim bu çoluğumun çocuğumun durumu abla?” şeklinde isyan ederken o kadar haklıydı ki!” Hükümet benim yerimi dolduracak yani aileme ben askerden dönene kadar aynı şekilde bakacak garantiyi versin gitmezsem namerdim” diyor. Yani bu insanlar askerlikten falan kaçmıyor. Evet. Öyle bir kesim de var ama onlar azınlıkta.Bu 800 bin kişinin bedelli beklentisi içerisinde olmasının temel sebebi geçim meselesi. Bunların çoğu askere gitmeleri halinde geride bırakacaklarının ne yapacağını düşünüyor. Gerçekten aile birliklerinin bozulacağı çok vahim olaylara sahne olur ülke. Zaten hadi hepinizi askere götürüyoruz demeye kalkışılsa bile bu imkansız. Nereye götüreceksiniz bu kadar adamı? Hangi kışlaya?
O nedenle bir kez daha sesleniyorum hükümete, yetkililere. Biz bu işi halının altına falan süpürerek çözemeyiz. Bir an evvel yeni bir paketle bedelliyi çıkarıp maaile kimyaları alt üst olan bu insanları rahata kavuşturmalıyız. Yoksa sürekli,’askere götürüleceğim’ korkusuyla yaşayan bu insanlar sonunda paranoyak falan olup bu kez olmadık işlerle başımıza dert olacaklar!

Kategoriler
Basından Haberler Köşe Yazıları

Bedellilerin dinmeyen feryadı *PAYLAŞIN

Mahmut ÖVÜR
Mahmut ÖVÜR

Mahmut ÖVÜR Sabah Gazetesi’nde Yazdı

Lütfen Kendisine aşağıdaki butona tıklayarak teşekkür edelim


Meclis, şu sıralarda başta çözüm süreciyle ilgili olmak üzere çok tarihi yasalara imza atıyor. Önemli bir süreçten geçiyoruz. Belki de bu nedenle aylardır beklenen“bedelli askerlik”le ilgili bir çalışma ortada yok. İş tamamen Milli Savunma Bakanlığı’nın inisiyatifine bırakılmış durumda.

Bu meseleye Bakan İsmet Yılmaz ne zaman el atar bilmiyorum ama durum giderek vahim bir hale geliyor.

Özellikle son günlerde, mail kutum ve twitter hesabım adeta mesaj yağmuruna tutulmuş durumda… Bir değil, binlerce mail geliyor.

“Bedelli askerlik yasası ne zaman çıkacak? Bize yardım edin…”

Dile kolay GBT korkusuyla hayatla bağı kopan neredeyse 800 bin insandan söz ediliyor. Aileleri ile birlikte o sıkıntıyı yaşayanların sayısı milyonlara ulaşıyor.

Siyaset, toplumdan yükselen taleplere çözüm üretmek için var. Daha önce gerekçe olarak “başvuru yetersiz” deniyordu ama şimdi durum farklı… Yaş ve para miktarının aşağı çekilme ihtimali sayının çok daha yüksek olacağını gösteriyor. Ayrıca durum GBT nedeniyle çekilmez hale geldi.

İnanılmaz sıkıntılar yaşanıyor. Bu sorunun bir an önce halledilmesi gerekiyor çünkü bedelli bekleyenlerin büyük çoğunluğu ailenin tek çalışanı…

Binlerce mailde dile getirilen feryatlardan sadece birinden, Van’da 4 yıldır devlet memuru olarak görev yapan bir bakayadan, yani asker kaçağından söz edeceğim…

Şöyle diyor:

“Maaşını devletten alan, sigortasını devlet yatıran, yeri yurdu belli olan bir asker kaçağıyım… Bir asker kaçağı olarak sistem bana oy bile kullandırttı. Ama nedense sadece GBT’ye yakalandığımda asker kaçağı oluyorum. Ailemi memlekete yolladım ama ben gidemedim. Karadan gitsem 60 km ilerde Balaban mevkiinde asker çeviriyor, havadan gitsem polis karşıma çıkıyor. Ee… Van denizi de memlekete kadar gitmiyor! Bu taraflarda acaba Mahmut abinin tavsiye edebileceği bir yol var mıdır:)) Şimdi beni bir şahıs kurumuma asker kaçağı diye şikayet etmiş. Kurum amirlerim bile bu durumda ne yapacağını bilemiyor. Sizden ricam lütfen bu işin üstüne gidin. Ya da bana Van’dan çıkacak bir yol gösterin.”

Onlarca insanın durumu çok daha vahim… Kurdukları veya yaptıkları işi sürdürmek zorundalar ama iş görüşmesi yapamadan, vergi dairesine gitmeden veya bir otelde bile kalamadan…

Bu toplumsal bir sorun değil mi?

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz‘la yerel seçim öncesi konuştuğumda “seçim yatırımı” olarak olaya bakmadıklarını, Genelkurmay’ın ihtiyacına göre hareket edeceklerini söylemişti. Aylar geçti, Genelkurmay’dan hiçbir açıklama gelmedi. Askerlik ve bedelli meselesi ciddi bir sorun olarak karşımızda duruyor.

Doğrusu Eski Türkiye’den Yeni Türkiye’ye geçerken, bu meselenin de aynı ciddiyetle ele alınması gerekiyor. Genelkurmay bu kadar bakaya biriktiren sistemi sorgulamalı ve yeni döneme uygun bir sistem getirmeli… Ortada 800 bin gibi bir rakam dolaşıyor. Bu kadar insan asker olmak için başvursa ne olur? Hepsini askere almak mümkün mü? Olaya“Hele bir başvursunlar bakarız” mantığıyla mı yaklaşacağız yoksa sistemi değiştirip bu sorunu kökten mi çözeceğiz?

Ayrıca Türkiye’yi yakından ilgilendiren Ortadoğu’daki yeni gelişmelerle ilgili bir durum varsa bunun da topluma açıklanmasında yarar var. Milli Savunma Bakanı Yılmaz’dan 800 bin kişi ve aileleri adına acilen bir cevap bekleniyor.

Mahmut ÖVÜR Sabah Gazetesi’nde Yazdı

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Hangi yoldasın?

niflioglu_haber_kose202 - Kopya

Mezun olursun,

Mecburiye yollanırsın,

Uzman olursun,

Mecburiye yollanırsın,

Yan dal uzmanı olursun,

Yine mecburiye yollanırsın,

Mecburi biter,

Askere yollanırsın,

Suriye’de savaş çıkar,

Sınıra yollanırsın,

Mevsim yaza döner,

Yazlık ilçelere yollanırsın,

Mevsim kışa döner,

Kışlık ilçelere yollanırsın,

Deprem olur,

Merkez üssüne,

Salgın olur,

Tam içine yollanırsın…

Seni severler batıya,

Sevmezler doğuya yollanırsın…

Allah korusun,

Hasta sana takar,

Seni öbür tarafa bile yollar,

Ne yollu bir meslek bizim ki azizim,

Her yol var biz de…

Aslında çıkmaz yoldayız,

Durum bu işte!


Uzm. Dr. Özgür NİFLİOĞLU
Hekimlerin Sosyal Medya Platformu
asistanhekim.org Kurucusu

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

Hekimler neden mutsuz?

Uzm. Dr. Serdar Biçeroğlu
Uzm. Dr. Serdar Biçeroğlu

Reform oldu, hastalar çok mutlu. Hizmeti verenleri soran olmadığı için önemli değil sanıyorlar ama ben size söyleyeyim, hekimler mutsuz.

Bakıyoruz devlet hastanesinde çalışan hekimlere. Hepsinde bir gelecek kaygısı. Nedir kaygın peki brader diye sorduğumuzda da cevap aynı; devlete güvenmiyoruz.

Olur mu hiç demeyin. Son 10 yıldır sabah çıkan mevzuat öğlen değiştiği için sağlıklı karar veremez olmuş hekimler, bilen yok. Performans denen şeyin kölesi haline getirilmişler. Anlamadığın için puan yüzünden ameliyat edildiğini sanıyorsunuz ama yanılıyorsun. Unuttuğun bir nokta var. Ticari kafayla yapılan bu reformda, insani değerleri olan hekimleri parayla tarttılar. Bu yanlışı görebildiğin zaman performans temelli bu reformun sana olan zararını da anlayacaksın.

Sen özel oda bulabiliyorsun diye mutlusun ya, anlamadığını ve kandırıldığını görüyor hekimler. O yüzden mutsuzlar. Özel oda bulabildin diye iyileşmiyorsun canım kardeşim, hekim uygun tedavi edebilirse yer yatağında bile şifa buluyorsun. İşte bunları anlama süren uzuyor diye mutsuzluğu artıyor hekimlerin, anlayabiliyor musun?

Dönüyoruz bakıyoruz üniversitelere hekimler yine mutsuz. Anlayabilene helal olsun. Yarı zamanlı, ücretsiz izinli, tam zamanlı prim, performans falan filan derken bakın şimdi üniversiteye. Herkes ayrı telden çalıyor. Kimi muayenede, kimi özelde, kimi içerde ama sistemi anlayabilecek bir babayiğit yok. Bir de verimlilik analizi çıktı. Adam profosör olmuş, senin hayal edemiyeceğin hastalığa derman oluyor. Bu derdin çözümüne devlet olarak sen 5 kuruş paha biçmişsin. Dert 10 liraya ancak çözülüyor. Sonra da sen hocaya üniversite senin çözdüğün dert yüzünden zarar etti diye ceza kesiyorsun. Nasıl ama? Çözer mi bir daha hoca o derdi? Derdin küçük olduğu için mutlusun reformdan. Büyüsün dertler hele, o zaman yine görüşürüz seninle. Bak bakalım bulabilecek misin derdini çözebilecek bir hoca, haber ver.

Ah kurum hekimlerim, sizin varlığınızdan bir millet haberdar bile değil. Hani şimdi sebeplerini yazsam, tanımadıkları için anlamazlar da. Hep yaptıkları gibi boşverelim sizi, yoksayalım yani. Böyle yazarsak belki anlarlar…

Özel hastane hekimleri endişe etmeyin, bizleri haftaya yazacağım. Zira 10 yıldır tam göbeğindeyim. Bir çift lafım var.

Netice mi? Kamu hekimleri, kıskacında kaldıkları bu reformda, verdiği sağlık hizmetini beğenmiyor ve mutsuzlar. Siz reformu alkışlayadurun, sağlığınızı yitirdiğinizde anlaşılmak için sizleri kamu hastanelerinde bekliyorlar.

Kategoriler
Haberler Köşe Yazıları

TTB Fonksiyonel mi?

www.twitter.com/drozgurs
www.twitter.com/drozgurs

Eminim birçoğunuzun haberi yok,

Haberi olanların da umurunda değil,

Neyden mi?

Türk Tabipler Birliği seçimlerinden…

Barolar birliği seçimi olsa yer gök inler,

Falanca sanayi işadamları başkan seçse gündem belirlerdi…

Ama biz de tık yok!

TTB’nin gittiği “radikal siyasi yol”,

Kongreye damga vuran “anadil” tartışması,

Çağırılan ve çağrılmayan milletvekilleri inanın umurumda değil!

Umurumda olan tek bir şey var:

Mesleğim ki o “benim” hekimliğim!

Mesele muhalefet olması da değil TTB’nin,

Bunu garipsemiyor ve eleştirmiyorum.

Eleştirdiğim tek bir şey var:

Kapsayıcı olmaması.

Özellikle “genç hekimler”gün geçtikte kopuyor TTB’den,

Yalnızız diyor,

Seslerini kimse duymuyor…

TTB de onları umursamıyor…

Çünkü merkez ideolojiye sahip olmayan her düşünce “öteki” onlar için.

Ne de olsa ötekilerin ötekileştirildiği bir Türkiye’de yaşıyoruz öyle değil mi?

Neyse boşverin,

Sen Hekimsin,

Değerlisin,

Artık iyi düşün.


Uzm. Dr. Özgür NİFLİOĞLU
Hekimlerin Sosyal Medya Platformu
asistanhekim.org Kurucusu