Kategoriler
Eğlence Sizden Gelenler

Ağızdan anüse kadar tetkik;))

20140206-214801.jpg

Kategoriler
Köşe Yazıları Sizden Gelenler

İstifa eden bir aile hekiminin kaleminden: ”24 Saat Açık Aile Hekimliği mi ?!”

images

 

 

 

 

İstifa ettiğim ASM ile ayni mahallede oturduğumdan, bugün eve dönerken bindiğim otobüsün neredeyse yarısı hastalarımla, daha doğrusu eski hastalarımla doluydu. beni iyi tanıyan iki bayana neden istifa ettiğimi, şikayetleri, doktor eksiğini, fazlasıyla çalıştığımız halde bunu anlamayıp, zaman zaman üstümüze dahi yürüyen hastaların olduğunu, ASM’nin kirası, elektriği, suyu, çalışan ücretlerini, stopajı hatta tuvalet kâğıtlarını bizim ödediğimizi, pahalı bir muhitte olduğumuz için devletin tarafımıza ödediği masraf bedelini aştığımızı, ekstra ve zamansız masraf çıkabildiğini, laboratuvar sistemindeki mantıksız negatif performansı, ve en sonunda da nöbet getirilmesini anlattım.

Öyle bir kaptırmışım ki, bir baktım otobüs beni dinliyor. ne güzel bir kerede kendimi ifade etmiştim o kadar insana. Bayanlardan özel labaratuvar çalışanı olan o sırada bir laf etti ki, sağlık Bakanına ettiğim ah nasıl iflah eder bilemem. Bayan : ” televizyonda söyledi 24 saat olacakmış bir de” dediğinde şok geçirdim. Sağlık Bakanının açıklamasındaki, sağlık çalışanlığı “24 saat esasına dayanır”, “en az 8 saat nöbet”, “Cumartesi-pazar açılacak” ifadeleri, sağlık çalışanı bir insanın bilinçaltında bile böyle yankı buluyordu demek, “24 saat açık olacak…” ne desem, zaten yapılmak istenen bu galiba, ya da en azından nabız yoklama..

Sen vatandaşa acili nasıl kullanacağının eğitimini verme, oy toplamak için mantıksızca her saat aile hekimine ulaşacağı mesajları vermeye çalış, doktorun insan olduğunu unuttur, hasta bir sağlık kurumuna önyargıyla, her an kavga modunda gelsin, şikayet hattı kur, en mantıksız veya isimsiz ihbarlar için bile hasta bakılması gereken zamanda savunma al, e-devlet serverları yüzünden muayene zamanı uzasın, enflasyon artışı kadar bile maaş artışı olmasın, emekliliğe yansıtmadığın ve her fırsatta kesmeye çalıştığın maaşa hergün yeni negatif performanslar getir, üstüne o raporu bu raporu verdir, hastaneden poliklinik randevusu aldır, hem randevulu hem randevusuz hasta bakacaksın de bunun nasıl olacağı hakkında bir bilgi veya eğitim verme, randevu ve randevusuz hasta sırası bitti diye ricacılar kapı vurmadan, kavgayla, bağırışla odaya dalsın, muayene yapabileceğin dakikalarda hastayla tartış, gene anlamasın üstüne yürüsün, şikayet etsin. Siyasi intikam amaçlı, Doktor kendi görev yeri dışında acil dahi olsa hastaya müdahale edemesin diye uluslararası tıp etiğine aykırı yasalar çıkar, aile Hekimleri haklı olarak nöbet tutmak istemediklerinde onları duyarsızlık, eğitimsizlik ve tembellikle suçla, panikle doktor sayısını artırmak için niteliksiz tıp fakülteleri aç yada halihazırdakilerin kadrolarını mantıksızca artırıp eğitim kalitesini düşür, bu kalitenin düşeceğini öngörüp, sezeryan, anjiyo ve antibiyotik yazımına getirilen denetimlerle başlayacak olan ceza sistemi getir, bir taraftan sürekli özel hastane aç, aile hekimliğini giderek özelleştir, kamu hastaneleri birliği ile hastaneleri de satılmaya hazır hale getir…

Bunlar yapılsa bile, sadece aile hekimliğinde değil, bütün sağlık sisteminde doktor açığıyla acı acı yüzleseceğimiz gün geldiğinde, tek suçu kutsal bir meslek yapmak istemek, onu da doğru düzgün yapmak istemek olan doktorlarımızı, bugün algı yönetimi amaçlı kullanılan ve başarıya ulaşan ifadelerdeki gibi, 7/24 çalıştırmaktan gocunmayacak siyasetcilerimizi nereye sevkedeceğiz acaba?

Bugün aynı ASM ye komşu bakkala uğradım, hastalarımdan bir teyze, nerelerdesin dedi, durumu, istifa ettiğimi anlattım, teyze aynen “iyi yapmışsın kızım, valla kendini kurtarmışsın,bu sistemde ne buradaki insanlara, ne de bu devlete yaranilmaz,yaparsın yaparsın, bir kere yapamayinca kötü olursun.. anca kendine zarar verirsin hizmet edicem diye, karşılığında da, teşekkür yerine hakaret görürsün, aferin, iyi yapmışsın” dedi. Kaç gündür Aklımdaki bütün bulutlar, teyzenin sözleriyle dağıldı. Teyzem bile uyanmış, başımızdakiler kaçıncı rüyalarında acaba?

Dr. Selenga Satık

Kategoriler
Köşe Yazıları Sizden Gelenler

“Doktor yine de sizin için uğraşıyor”

dr

Yazacağım yazacağım ama nereden başlayacağımı bilemiyorum.

Çok sevdiğim mesleğimden nasıl yorulduğumdan bahsedecektim. Yoruldum dedim diye bazı aile büyüklerimden uyarı aldım. Beni yanlış anladılar diyemeyeceğim çünkü gerçekten yoruldum. Yorgunluğum sadece fiziksel değil ki.

Doktorluk çok kutsal bir meslek. Tartışmaya bile gerek yok. Bütün gece uyumayıp ertesi gün mesaiye devam etmek hangi insanın yapabileceği bir iş ki. Burada unutulmaması gereken bir konu biz doktorlar ” insan” hayatı ile uğraşıyoruz. Hataya yer yok.

Uyumadan işe başlayan doktor bunun için zaten özel eğitilmiştir. Bu eğitim tıp fakültesinden başlar. Komite zamanları başlayan uykusuz geceleri, diğer bölümlerdeki gençler tiyatro, sinema diye keyifle gezerken arkadaşlarını camdan seyretmek ve onlara el sallamakla geçer. Daha ileri zamanlarda intern doktorluk başlar. Bazı hemşire arkadaşlar tarafından hor görülen bu intern doktor arkadaşların , tam bir yıl sonra hekim olacağını da hatırlatmam gerekir. Bu arkadaşlar ara eleman olarak (ne doktor ne değil) bir oraya bir buraya savrulur. Tabi ki intern doktor arkadaşımızın başka sıkıntıları mevcuttur. Çünkü kendi liseden dönem arkadaşları okulu bitirmiş, düzenini kurmuş ya da kurmaya başlamıştır. Tıp eğitimi pahallı ve uzun bir süreç olduğu için ailesinin sırtında kendini bir yük olarak hisseder, malum kaç yaşına gelmiştir.

Ve o gün gelir ”yemin töreni”…

Yemin edilir ve intern doktor ,artık doktor olmuştur. İşte o muhteşem anda annelerin, babaların, hocaların, herkesin tüyleri diken diken olmuştur. Sözünden dönemeyeceği bir yola girmiştir. Derken bitmez.

Öyle kolay değil, mecburi hizmet yapmadan diplomanı alamazsın. Artık nereye atanırsan. O da yetmez. TUS var daha çalışacaksın. Yetmez dershaneye gideceksin ve sınavı kazanmak için aylarca odaya kapanacaksın. Ve tebrikler kazandın, bitti mi? Hayır asıl yeni başladık.

Asistanlık ve nöbetler, eğitim süreci derken (ki ben halen bu evredeyim) uzmanlık, yan dal uzmanlığı, mecburi hizmet derken böyle profesörlüğe kadar yol var.

Ve ben idealist başladığım bu işte, neden yoruldum?

İnanın bana mesleğimle alıp veremediğim yok. Doktor olmaktan gurur duyuyorum. Ama yıpranıyorum, bunu da inkar etmiyorum.

Çünkü içer i 3-4 yaşında minik kızı ile giren yaklaşık 35 yaşlarında kadına sana daha kemoterapivermeyeceğiz dediğimdeki sevinci ama benim içimdeki hüznü yaşadım. Daha kötüsü eşini yanıma çağırıp kemoterapi vermemize rağmen hastalığın ilerlediğini, son ilaçları dahi kullandığımızı daha ilaç veremeyeceğimizi söylememdi. O küçük kız annesinin elini tutup doktor abladan korkuyordu oysaki hayattan korkması gerektiğini bilmiyor.

Yada 24 yaşındaki bayan hastamın gün be gün eridiğini görmem.ve ölmeden önceki gün 1.5 yaşındaki kızını sayıkladığını” bana kızımı getirin” dediğini duydum.

Çok fazla kişinin öldüğünü görüyordum, belli bir süre sonra ölüm sıradanlaşmıştı. Fakat bir gün bir adam bize yaptıklarımızın için teşekkür ettikten sonra “Doktor hanım, ben babamı kaybettim. Onun için elimden geleni yaptım, uğraştım ama buraya kadarmış” dediğinde karşımdakinin hasta yakını, içerdekinin bir “ex”den ziyade insan olduğunu hatırladım. Buydu belki de ayılma noktam.

Yıprandım, yoruldum, bu meslek çok kutsal evet ama ben hayatı hafife alamıyorum.

Kapının önünde oturup, ” ‘Akşam ne yiyeceğiz’ diye konuşuyorduk. Şimdi o öldü mü?!” diyen kadını duyduğumda ben hayatıma olduğu yerden devam edemiyorum.

Mesleğime saygım sonsuz. Siz uyurken birileri orda sizin yakınlarınız için uyumuyor. Kafasını yastığa koyup gözlerini kapadığı anlarda bile hastasını düşünüyor. Ki o nöbetteki doktorun bir evi, yatağında onun adını sayıklayan bir bebeği, eşi varken o hastasıyla uğraşıyor.

Ne kadar şiddet görse de, yine de uğraşıyor.

Onunla ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, doktor yine de sizin için uğraşıyor.

Kaynak: Radikal.blog Hayattan kareler

Kategoriler
Köşe Yazıları Sizden Gelenler

“DOKTOR OLMAK?”

dr

Kalemimi elime alıp yazma zamanı geldi..

Küçüklüğümden beri hayalimdi yazmak ama daha öncesinde doktor olmak vardı galiba.Neden o kadar çok doktor olmak istedim ki? Çocukken herkes söyler zaten doktor olmak istiyorum diye. Kim söyletir ki böyle bir şeyi çocuğuna?

İnanın ki doktor anne baba bunu söylemez.  Oysa benim annem babam doktor da değildi yine de bana doktor olma dediler.

Neyin inadıydı bu?  Tükürdüğünü yutmamak için miydi ya da bak ben bunu başardım demek için mi?

Daha iyi düşününce babamın ve annemin doktor olan enişteme duyduğu saygıydı sebeplerinden biri galiba o gelecek diye yemekler hazırlanır, sofralar kurulurdu. Toplumda herkesin saygı duyduğu, dinlediği babam bile eniştemi saygıyla, başka bir özenle beklerdi sanki..

Biraz daha büyüyünce, ölümle yüzyüze gelince daha da belirginleşti kararım. Annemin İstanbul da geçirdiği ameliyattan yanlış hatırlamıyorsam  yaklaşık 20 gün sonra dönüşü,ve ” ben iyileşemedim Servet” diyişi.

Ve bir gece..

O dönemlerde annem zaten hep hastaydı, Hep yüzünde acı çeken bir ifade vardı ve belli etmemeye çalışırdı. Gülümsemeye çalışırdı fakat kafasını ayakta tutamazdı. O zamanlda çekilmiş fotoğraflara bakıyorum da hep koltukta kafasının altında bir yastık ,uzanıyor.. Annemin yine karın ağrısı ve kusması vardı , vardı da annem hiç iyi değildi. ağzından kan geldiğini gördüm. Salonda yere uzandı. Sarı koltukta kardeşim endişeli gözlerle bana bakıyordu. Annem ellerimi tuttu,” kızım sen mi çok  sıcaksın yoksa ben mi çok soğuğum dedi. Dokundum.. Annem buz gibi , yüzü kireç gibi.. Kardeşimin kömür gözleri üzerimde , ”Ben sıcağım anne sen de bir şey yok dedim”. Babamı bekliyorduk annemin ellerini tutarak.Sonunda  babam geldi .Eminim ki çok sürmemiştİr gelmesi ama bana o vakitler geçmiyor gibi geldi. Annemi kapıdan çıkarırken  kardeşim ayaklarını yere vurdu. ” Off yaaaa anne yine mi gidiyorsun..”  Babamın kolunda ayakta durmaya çalışarak asansöre binen annemin gözündeki o hüzünlü bakış ve gözünden akan yaş…

Annem o gece acil ameliyata alındı.Kolon kanseri teşhisi kondu.Bağırsakları geç kalınsa perfore olacakmış.Ben 13 kardeşim 8 yaşındaydı.  O gün annemin hayatı önce Allah’ıma sonra Prof. Dr. Mustafa Öncü ye borçluyuz. Prof. Dr. Mustafa Öncü önce doktorumuz,  aile dostumuz , sonra da  tıp fakültesini kazanınca benim hocam oldu. Benim doktor olmak isteme sebeplerimden biri  oldu.

Peki bu kadar idialist başladığım , severek yaptığım işten niye bu kadar yoruldum.

Onun da sebepleri var tabi, zamanı gelince yazılacak yazılar..

Ama bugün çok sevdiğim,insanı seven, öğrencilerine  değer veren ,değerli  canım hocam, Prof. Dr. Mustafa Öncü yaklaşık 3 aydır yoğun bakımda.  işte ilk yazımda ona ve bu güne kadar insanlar için uğraşan ve kıymeti bilinmeyen meslektaşlarıma , hocalarıma teşekkür etmek isiyorum

Ben kağıdımı kalemimi elime aldım. Kendim yazar, kendim okurum. okursanız ne ala mutlu olurum.

Herkese sağlıklı, mutlu günler diliyorum

Kaynak: Radikal.blog Hayatten Kareler

Kategoriler
Haberler Sizden Gelenler

Buna dayanamıyorum

yazı

Ben küçük bir ilçede mecburi hizmet yapmakta olan bir pratisyen hekimim. Çalıştığım ilçede, davet edildiğim bir sohbet ortamında, henüz tanıştığım insanlarla olan sohbetimden kısaca bahsetmek isterim.

4-5 senelik meslek geçmişi olan bir veteriner hekim, başına gelenleri, hayvanların canlarını kurtarmaktaki kutsallığı anlattı uzun uzun. “Küçükbaşlar için 150 tl, büyükbaşlar için 250 tl alıyorum” dedi laf arasında, hakediyordu çünkü o parayı, can kurtarmakla kalmayıp çiftçinin ekmek teknesini de kurtarıyordu. Gecesi gündüzü yoktu onun mesleğinin, gecenin köründe doğuma çağırıyorlardı mesela, köylünün saygısı sonsuzdu…

Bir sure sonra veteriner beyin eşiyle sohbet etmeye başladık. Gebeliğinde, takibini yapan kadın doğum uzmanı herşey yolunda dediği halde, hem içleri daha rahat olsun, hem de gitmişken gezsinler diye İzmir’e benim de tanıdığım bir hocamızın özel muayenehanesine gitmişler. Amaçları gezmekmiş aslında ama duymuşlar ki bu profesorun elinde çok iyi bir ultrason var, e bir de biz gidelim bari demişler. Aman efendim ne çok para istemiş öyle, 20 dklık muayene için tam tamına 250 tl istemiş. Vay efendim, ne gerek varmış o kadar para istemesine, zaten doğum bile yaptırmıyormuş ki!

Merak ediyorum, büyükbaş hayvanın ederi kadar etmiyor mu insan hayatı?

O gecenin devamında hiçbir sohbete katılmadım. Emeklerimi, mecburi hizmetimi, alamadığım diplomamı, uzmanlık sınavını ve sonrasını, çocuklarını büyürken izleyemeyen meslektaşlarımı, uykusuz kaldığımız geceleri düşündüm uzun uzun… Hala da düşünmekteyim…

ismimi lütfen yayınlamayın

Kategoriler
Haberler Sizden Gelenler

Sağlıkta devlet nasıl soyuluyor?

ameliyatAçıkça vatandaşın ve devletin nasıl soyulduğunun kısa ve çarpıcı hikayesi..

Genel bir kontrol için evimizin yakınındaki özel hastaneye gittim.

Hastane bankosunda Bağkur’lu olduğumu, SGK anlaşmaları olup olmadığını sordum.

TC kimlik no’mu sistemlerine girdiler, evet sizin bilgilerinizi görüyoruz, SGK’dan yararlanabilirsiniz dediler.

Genel kontrol için dahiliye gittim. Muayene ücreti olarak 30 TL nakit ödeme yaptım.

Bana her ne fiş, ne fatura vermediler.

Doktor muayenesini yaptı, yapılması gereken tahlilleri çıkarttı, tekrar bankoya gittim.

Bu sefer tahliller için DİKKAT… SGK’nın ödemesi dışında benim payım olarak 595 TL ödemem gerektiği söylendi, kredi kartımla ödememi yaptım.

Küçük bir kasa fişi ile kredi kartı pos fişini aldım.

Tahliller iki gün sonra çıktı, doktora gösterdim.

Her şey normal çıktı sevindik.

Bir an aklıma takıldı…

BEN 595 TL ÖDEDİM, BANA YAPILANLARIN BEDELLERİNİ GÖREBİLDİĞİM BİR FATURA-İŞLEM DÖKÜMÜ BANA VERİLMEDİ dedim.

Muhasebeye gittim.

Bana yapılan işlerin detaylarını gösteren fatura vermelerini talep ettim.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu.

Normalde hiç istemeden zaten yasal olarak verilmesi gereken faturayı vermemek için ilginç sorular ve sorgulamalar başladı.
Niçin istiyorsunuz, size fatura veremeyiz, isterseniz yapılanları bedellerini elle yazalım verelim, bu fiş fatura demek zaten uygulama böyle fatura veremiyoruz…

Sergilenen bu tavır bende talebimde daha çok ısrarcı olmama neden oldu…

Sonunda sizi müdürümüzle görüştürelimle başka bir sürece geçildi.

Müdür de benzer şekilde neden, niçin fatura istiyorsunuz, biz detaylı faturayı size veremeyiz, biz bu tip faturayı kuruma-SGK’ya veriyoruz, dedi.

Bu tavır karşısında ısrarım ve beraberinde gerilim arttı.

Sonunda tamam biz bir mali müşavirimize danışalım dediler…

Bir gün sonra tekrar aradım,

Fatura talebimi yeniledim.

Buyrun gelin yardımcı olacağız dediler, gittim.

Ve…olana bakın !!!

”Sizden fazla ödeme alınmış dediler, normalde 30 TL olan muayene ücreti içinde bu tahlillerin yapılması gerekiyormuş.

30 TL muayene ücretinin 12 TL’si SGK tarafından, 18 TL si benim tarafımdan ödeniyormuş. ( BANA 30 TL ödetmişlerdi).

595 TL’lik tahlilinin 551’sini fazladan almışlar,

meğersem sadece 44 TL’sini SGK değil ben karşılıyor muşum.

SONUÇ OLARAK; 595+30 = 625 TL olan masrafım meğersem 74 TL imiş!

Hastane özür dileyerek, 551 TL’yi kredi kartıma iade işlemini başlattılar.

Araştırdığımda gördüm ki; bu durum yaygın olarak uygulanmakta ve vatandaş ve devlet zarara uğratılmaktaymış.

http://aliozturkekonomist.blogspot.com/2012/02/ozel-hastanelerdeki-yenidogan-yogun.html
http://www.sgmder.org.tr/tr/Haberler/127-yasak-ama-ozel-hastanelerin-yuzde-66si-vatandastan-fazla-fark-ucreti-aliyor.html

Lütfen bu mesajı ulaşabildiğiniz herkese göndererek hem kendinizi hem de devletimizi zarardan koruyunuz.

Yazan: Ayhan ÇIKIN

Kategoriler
Haberler Sizden Gelenler

İlla Milletvekili mi aranmalı?

yazı not

Türkiye’nin doğu sınırından mecburi hizmet notları:

Yoğun kar nedeniyle köy yolları kapanınca kötünün kötüsü hastalar düşünebileceğiniz en kötü şartlarda hastaneye getirilir. Hasta için en ilkel şartlarda tedavi düzenlenir, sevk için 6 saat uğraşılır ama ‘hoca kabul etmedi’cevabı gelir…

Yüksekova’dan Ankara’ya kadar her yer aranır ama yapacak bir şey yoktur…

Aileye çocuğunuz burada ölebilir ‘elimden geleni’ yapacağım denir! Elimde perfalgan prednol vancomisin ve daha nicesi yoktur…

Elimden gelen oturup aileye göstermeden ağlamak ve gözyaşımı silip yapabildiğim kadarını yapmaktır!

Bir baba “hocam devlet bizi unutmuş”deyince hıçkırıklara boğuldum. Tüm kalbimle söylüyorum yaşayarak öğrendim ki burda insanca yaşamak olanaksız…

Hasta yakını Hakkari Milletvekilini,o da ilgili üniversitenin başhekimini arar ve hasta kabul edilir…

İşte sağlıkta çözüm bu!!!

Susmam gerekli,

Burdaki tüm yaşaması ve ölmesi insanca olmayan halk gibi susarsam iyiyim…

Kategoriler
Haberler Sizden Gelenler

Sahibi hastanede o bahçede yatıyor

20140201-164608.jpg

20140201-164416.jpg

20140201-164450.jpg

Fotoğraflar: Ratıp Nadir Kırlıkovalı

Aydın Çine Devlet Hastanesi önündeki cooker cinsi köpek görenleri hayrete düşürüyor.

Sahibi Çine Devlet Hastanesi’nde tedavi gören ve bir an olsun hastane kapısından ayrılmayan sevimli köpeğin hareketleri, ölen sahibini her gün Tokyo’daki Shibuya metro istasyonu’nun önünde bekleyen Hachiko’ya çok benziyor.

Sevimli köpek hastane kapısının açık olduğu anlarda içeri girip yukarı çıkmaya çalışsa da, güvenlik görevlilerini gördüğü anda hiç sesini çıkarmadan uslu uslu bahçedeki köşesine çekiliyor. Yüzünden kederi hiç gitmeyen sevimli köpek hastane çalışanlarının da ilgi odağı haline gelmiş durumda.

Japon Köpek Hachiko’nun hikayesi neydi?

Haçiko (10 Kasim 1923 – 8 Mart 1935) Odate’de doğdu. 1924 yılında Tokyo Üniversitesi’nde görev yapan Japon profesör Dr. Hidesabura Ueno, küçük bir köpek yavrusu edindi. Profesör Ueno, köpeğine Japoncada “sekiz tane” anlamına gelen Haçiko adını koydu. Safkan akita cinsi beyaz bir erkek olan Haçiko, her sabah üniversiteye gitmek için evden metroya yürüyen sahibine eşlik etti. Metronun dış kapısına kadar getirdiği sahibini uğurladıktan sonra da eve döndü. Çok geçmeden bir akşam üniversite dönüşünde metronunn çıkışında Haçiko’yu kendisini beklerken gördü profesör ve çok şaşırdı. Bu akıllı köpek sahibinin eve dönüş saatlerini hesaplayarak ve aynı yolu kullanacağını düşünerek metronun önüne gitmişti.

Ondan sonraki bir yıl boyunca, Haçiko her sabah sahibini metroya kadar götürdü, her akşam iş çıkışında da metronun önünde karşıladı. Hiç saatini şaşırmadı.

Ama bir akşam metrodan çıkmadı profesör. Haçiko gözleri metronun kapısında gece boyunca bekledi. Bir sonraki akşam yine yoktu profesör. Üçüncü akşam metrodan yine çıkmadı. Üniversite’de kalp krizi geçirip ölmüştü profesör…

Haçiko her akşam sahibim metrodan çıkar diye inatla bekledi. Haftalar, aylar boyunca her akşam Tokyo metrosunun Shibuya istasyonu’nun kapısına gitti. Haçiko tam 9 yıl boyunca sahibinin gelmesini bekledi. 11 yaşındayken metronun kapısında öldü.

(1935)

Bugün Tokyo’ya gidenlerin Shibuya istasyonunun kapısında karşılaştığı köpek heykeli Haçiko’dur. Japonlar, sadakat ve insan hayvan ilişkisinin sembolü olarak ölümünden hemen sonra 9 yıl boyunca sahibini beklediği yere Haçiko’nun heykelini diktiler.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra da unutmadılar ve savaş sırasında tahrip olan heykelin yerine 1948’de yenisini diktiler. Bugün Shibuya istasyonu’nun o kapısı Haçiko çıkışı olarak biliniyor ve Tokyo’nun en önemli buluşma merkezlerinden biridir. Her yıl Haçiko’nun ölüm yıldönümü olan 8 Mart’da da birçok hayvansever heykelin önünde buluşurlar. Haçiko’nun hikayesi 1987 yılında bir Japon filmine de konu oldu. Ülkemizde de Japon filmleri festivali’nde gösterilmişti. 70 yıl önce yaşanmış bu köpek hikayesinin şimdi de Hollywood versiyonu çekildi ve Haçiko’nun sahibi Profesörü Richard Gere canlandırdı.

Kategoriler
Haberler Sizden Gelenler

Doktor babasından dokunaklı mektup!

Kızım doğduğunda henüz 26 yaşında genç bir delikanlıydım. Hayata umutla bakan, geleceğe dair toz pembe hayalleri olan, üniversite mezunu bir gençtim. Ama o doğduğu zaman her şey başka olmuştu. Tek gayem onun vatanına milletine hayırlı bir evlat olarak yetişmesiydi. Bu inançla gece gündüz çalıştım. Esasında o da gece gündüz çalıştı. Anadolu lisesi sınavları, fen lisesi sınavları derken, zaten binlerce lirayı onun yoluna, bir anlamda da Türkiye’nin yoluna dökmüştük.

Derken üniversite sınavı geldi çattı. Kızım: “ben doktor olmak istiyorum baba” dedi bana. Kıramazdım ki o benim dünyadaki bir tanemdi. Nasıl okutabiliriz diye düşünmedim bile. Canım ona feda olsa ne yazardı ki. Tıp fakültesine girdiği sene Türkiye’de ekonomik kriz patladı. İşsiz kaldım. Sırf o okusun diye sokaklarda çöp toplamaya başladım. Bunu ona söylemeden gizli gizli yaptım. O öğle arası aç kalmasın diye yeri geldi aç kaldık. O üşümesin diye yeri geldi biz montlarla yorganın altında soğuk geceler geçirdik. Derslerinden geri kalmasın diye, annesinin anneannesinden kalan birkaç takısını yok pahasına sattık. Her şey helali hoş olsun. Memlekete, insanlığa hayırlı evlat yetiştirmekti çünkü gayemiz.

Yıllar yılları kovaladı, bitmez denen altı yıl geçti gitti, kızım doktor oldu. Hiçbir şeyi ölçmediğine inandığım dünyanın en saçma sınavı olan Tıpta Uzmanlık Sınavı’na girdi, öyle dershaneye filan da gitmedi kazandı. Hem de Türkiye derecesi yaptı. Canım kızım, sonuçlar açıklandığında ne de mutluydu. Çünkü umutluydu; bize söylemiyordu ama, ben anlıyordum: “üzerimize yük olmaktan kurtulup eve para getirecekti”

Türkiye’nin en iyi tıp fakültesinden birinde uzmanlık eğitimine başladı. Sonra ayın on beşi geldi çattı ,parasını çekti; o onun anasının “ak sütü” gibi helaldi. Eve geldi. Ne kadar da mutluydu. Sonunda başarmıştı, sonunda başarmıştık. Annesiyle yüz yüze geldik, gülümsedik ve içimizden ağladık.

Ertesi gün mahalledeki bakkalımıza gittim. Kendisi sayısal loto, tekel bayiliği filan yapıyordu. Laf lafı açtı. “Senin kız uzmanlığı kazanmış, tebrik ederim amca” dedi bana. “Teşekkür ederim” dedim. “Artık paraya para demezsiniz” diye de ekledi. “Nasıl yani dedim”, doktorların halen daha paraya para demediğini sanıyordu. “Ne kadar kazanıyor” diye sordu bana, cevabım sonrası duraksadı, elindeki bezi fırlattı, attı ve dedi ki: “Bu parayı ben on günde kazanıyorum be amcam, hem de ilkokul mezunuyum, kafam rahat, senin kız gibi geceleri nöbete de kalmıyorum, hatta tutup kimse silah da çekmiyor bana”.

Başımı öne eğdim, çıktım ve gittim. Gerçekten haklıydı. Yıllarca verdiğimiz emek, gecesini gündüzüne katarak çalışması bir tekel bayisi kadar etmiyordu. Üstelik diploması da ipotek altındaydı. Öyle bu adamlar gibi, serbest ticaret de yapamıyordu.

Ben bir baba olarak “hakkımı helal etmiyorum”, yıllarımı gençliğimi, saçlarımdaki beyazların hepsini “haram ediyorum”. Yeter artık. Şiddeti çözemeyen, akan kanı durduramayan, hekimliği baskı altına alan, fırsat eşitsizliği yaratan ve gençlerimizi üç kuruşa talim edenlere yazıklar olsun. Sizleri Allah’a havale ediyorum.

Bir Doktor Babası

(Lütfen ismimi yazmayın)

 

Kategoriler
Haberler Sizden Gelenler

Doktor annesi: “ölmeyi hak ediyorsunuz”

anne_ve_cocuk

Bu mektup Anneler Gününe Özel Olarak Bir Okuyucumuz Tarafından Gönderilmiştir…

“ölmeyi hak ediyorsunuz!”

Bugün doktor olan oğlum, yoğun bakımda durumu ağır olan hastası fenalaşınca, poliklinikteki hastasını bırakıp aciliyeti olana koştu. Saatler süren operasyon geçiren hastasını kurtarabilmek için bir kez daha canla başla çalıştı. Poliklinikteki sırasını bekleyen (durumu acil olmayan) hasta ortalığı birbirine kattı “ölmeyi hak ediyorsunuz!” diye.

“Bir kez olsun arkadaşlarıyla doyasıya gezemedi”

Evet! Benim oğlum ölmeyi hakediyor. Çünkü daha ilkokulda cumartesi, pazar, kar, soğuk, yağmur demeden uykulu gözlerle dersaneye gitti, daha başarılı olabilmek için. Aynı tempo ortaokul ve lisede devam etti. Bir kez olsun arkadaşlarıyla doyasıya gezemedi. Kış boyunca gösterimdeki filmlere gidemeyip, “yaz sezonu tekrar gelir o zaman seyrederim” diye umut etti. Benim doktor oğlum gençliğini yaşayamadı. Üniversite sınavında başka bir şehrin tıp fakültesini kazandı. Bir gün bile ayrı kalmadığım, daha bebekken ağlamasın diye sırtıma çarşafla bağlayıp, bulaşık yıkadığım oğlumu gurbete yolladım. Sırf ağabeyi ve babası gibi doktor olsun, insanlara şifa dağıtsın, hayır duası alsın diye. Ama yokluğuna bir türlü alışamadım, arkasından her gün ağladım.

“yıllarca gidip geldik oğlumuza destek olalım diye”

Bir öğrenci evinde kaldı oğlum. Başlangıçta zor günlerdi. Elini sıcak sudan soğuk suya sokmadığım oğlum yemek yaptı arkadaşlarına, bulaşık yıkadı, tuvalet temizledi. Bir gün dahi olsa gurura kapılmadı kolej mezunuyum, varlıklıyım diye. Zordur tıp fakültesi, bir okuyan bilir, bir de ailesi. Hiç boş saati, boş günü yoktur. Anfi dersi, laboratuar, stajerlik, intörnlük derken gecesi gündüzü kalmaz. İki şehir arasında yıllarca gidip geldik oğlumuza destek olalım diye.

“doktor oldu…”

Benim oğlum gurbette sabahları kahvaltı yerine simit yedi yıllarca, karnını doyuracak annesi yanında olmadığı için. Çok zor yıllardı hepimiz için, onu ilk kez bırakıp geldiğim gün daha dün gibi aklımda. Özlem yıllarca sürdü ve nihayet oğlum babası ve ağabeyi gibi doktor oldu.

“kurşun geçirmez yelek giyip operasyonlara katıldı”

Sonra zorlu süreç tekrar başladı. Pratisyen iken bir yıl askerlik yaptı Güneydoğu’da, kurşun geçirmez yelek giyip operasyonlara katıldı. Mehmetçiğe şifa dağıttı. Daha sonra TUS denilen ihtisas sınavını kazanabilmek için iki yıl dersane-kütüphane arasında koşturup beyin cerrahi bölümünü kazandı.

“aralıksız 36 saat çalıştığı gün”

Asıl maraton şimdi başlamıştı oğlum için. Uzun süren ameliyatlar, aralıksız 36 saat çalıştığı gün aşırı nöbetler derken ayakta durmaktan toplar damar yetmezliği gelişti ve bacaklarında yaralar oluştu. O kadar yoğun çalışıyordu ki kendisi gibi doktor olan eşini ve yeni doğmuş bebeğini nadiren görüyordu.

 ”Türkiye’nin bir ucuna mecburi hizmete…”

Evet benim oğlum bütün bunlardan dolayı ölmeyi haketti! Asistanlık bittikten sonra oğlum ve eşi uzman oldular ve Türkiye’nin bir ucuna mebcuri hizmete, düzenlerini bırakıp gittiler, hem de seve seve. Bizim için hasret tekrar başladı. Anne-baba olup da çocukları yanlarında olmayanlar evlat hasretini iyi bilirler. Her gün dua ettim yuvalarına, ait oldukları yere geri dönebilmeleri için. Boş evlerinde yanlarında götüremedikleri çiçekleri solmasın diye sularken ağladım günlerce.

“ gişedeki memuru da öldürmeyi düşünüyor musunuz ?”

Sen ey oğlum başka birinin hayatını kurtarıyor olduğu için muayenesi 15 dakika geciken hasta! Oğlumun ölümü haketmesinin sebebi iyi bir insan, iyi bir doktor, iyi bir evlat, iyi bir eş ve iyi bir baba olması mı? Devlet dairelerinde, bankalarda ve daha başka nice yerde, lüzumsuz yere kuyrukta bekletilirken, gişedeki memuru da öldürmeyi düşünüyor musunuz? Vicdanınız hastaneye gelince mi köreliyor yoksa zaten vicdansız mısınız?

“vicdansızlara hakkımı helal etmiyorum!”

Ben, eşi ve üç oğlu doktor bir anne olarak doktora şiddet uygulayan veya aklından şiddet uygulamayı tasarlayan vicdansızlara hakkımı helal etmiyorum! Doktorları üç-beş oy uğruna topluma hedef gösterenler, hasta hakkı deyip, doktorun hakkını elinden alanlar, kendinizden utanın! Kırkbeş yıllık bir hekim eşi olarak doktorların böyle bir muameleye layık görülmesini esefle kınıyorum. Eğer Allah bana ömür verirse torunlarımın doktor olmaması için elimden geleni yapacağım.

Bir doktor annesi .

SİZ DE GELİN ARAMIZA KATILIN, KENDİ SOSYAL MEDYA PLATFORMUMUZDA DERTLERİMİZİ PAYLAŞALIM!

Kategoriler
Haberler Sizden Gelenler

Günün Yorumu

Sağlık Bakanı Mehmet MÜEZZİNOĞLU’nun “o doktorları mecburi hizmetten muaf tutuyoruz” açıklamasına tepkiler büyüyor. açıklamayı okumak için tıkla http://bit.ly/L3IgAI 

günün yorumu

Kategoriler
Haberler Sizden Gelenler

Sağlıkta reformun bedelini ödemeye başladık

20140124-123847.jpg

Öyle bir reform düşünün ki o sektörde hizmet sunanlar sunduğu hizmetten memnun değilken, hizmeti alanların memnuniyeti artmış olsun. Yani ahçı yaptığı yemeği beğenmezken, karnını doyuranlar memnun. Henüz hesap söylenmedi, o yüzden vatandaşın yediği kazıktan haberi yok.

Canım kardeşim, yıllarca eğitim almış, sana daha uygun bir tedavi sunma becerisine sahip doktor, hedef olmaktan korktuğu için komplike hastalıklara bakmak istemez hale gelmiş. Çünkü artık kalifiye doktor olmak cezalandırılmaya başlanmış. Şöyle söyleyeyim, sen karpuz, peynir, ekmekle karnını doyuruyorsun ama canın şöyle lezzetli bir kavurma istediğinde yapmaya gelecek ahçın yok, farkında değilsin.

İşin özü şu; gribe, nezleye, tansiyona ilaç başlamak kolay, asıl kalp yetmezliği sebebiyle bir takibin gereksin de gör bakalım doktor bulabilecek misin? Hastalığın komplike, tedavisi meşakkatli, sonuçları bazen tatsız ise tedavini üstlenecek doktor bulamamaya “sağlıkta reform” diyoruz.

Torbanın içine aynı hafta içinde çekilmiş 5 film, 8 kan tahlili ve birbirinin muadili 24 ilacı alıp ,ücretsiz binmeye çalıştığın otobüslerle doktor doktor geziyorsun. Yani reform sana hangi doktorun hangi hastanede çalıştığını ve oraya nasıl gideceğini öğretiyor. Ne mutlu sana, artık telefonunda kayıtli birçok cankuş doktorun da var. Herkes seni 6 dakikayı geçmemek şartıyla dinliyor ancak sen hala hastasın, farkında değilsin. Üstelik artık ruhun da hastalandı da haberin yok.

Hakkını yemeyelim, reform sana sağlık çalışanlarına dilediğin gibi hakaret etme ve şiddet uygulama imkanı sağladı. Onların da dövülebildiğini fark ettin. Bu alanda büyük bir açığı kapattı!

İşte bu sebeplerden dolayı hizmeti sunanlar kendilerinin nasıl köreldiğini gördükçe mutsuz olurken, hizmeti alanlar telefon rehberleri kalabalıklaştıkca mutlu oluyor.

Sen gezdikçe paran azalıyor, doktor yoruluyor. Ülkenin yetkili ağızları da “tabiki tek doktorla kalmayın, gezin kardeşim” diyor. Çünkü sen her kapı çaldığında maaşından para kesiliyor. Biri elden istese o parayı kıyıp veremezsin, doktor istese “üçkağıtçı, paracı” dersin de gittiğin yerlerde aynı kan tahlili yapılıp durunca hoşuna gidiyor, “padişahım sen çok yaşa” diyor ve parayı veriyorsun. İçinde “hizmeti aldığın kişiye güvenme, bir diğerine de mutlaka başvur” nasihatının bulunduğu reformun kıymetini bilmek, nankörlük yapmamak lazım, değil mi?

Size yürekten söylüyorum; sağlıkta reformun bedelini ağır ağır ödemeye başladık. Hesabın kapatılması da pek mümkün durmuyor. “Herkes özel hastanelerden dilediği gibi faydalanabilecek, ceplerinizden doktorun elini çekeceğiz” sözleriyle başlayan reform, cebimizde kime ait olduğunu bilmediğimiz elleri bulmakla sonlanacak. Konunun ciddiyetinin anlaşılması için her aileden bir kurbanın hekim olması gerekiyor. Ancak bu şekilde bir doktorun nasıl bir hayatı olduğunu ve bu reformun nasıl değerlendirilmesi gerektiğini anlayacaksınız. Siz doktorunuzu evladınız gibi görüp ona güvenmediğiniz sürece de ailenizden birinin doktor olmasına ihtiyacınız olacak.

Uz. Dr. Serdar BİÇEROĞLU
Kaynak: 6n1k